Noktayı nereye koyacağız?


Noktayı nereye koyacağız?

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 15 Ağustos 2016 Pazartesi 16:35


Medya, tabiatı gereği her şeyi hem niteliğinden arındıracak bir sıklıkla tekrar ediyor, hem de ilgi çekici hale getirmek uğruna fütursuzca renklendiriyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Gökhan Özcan / Noktayı nereye koyacağız?

Medya, tabiatı gereği her şeyi hem niteliğinden arındıracak bir sıklıkla tekrar ediyor, hem de ilgi çekici hale getirmek uğruna fütursuzca renklendiriyor. Dolayısıyla, yaşadıklarımızı hafızamıza aslî anlam ve derinlikleriyle değil, makyajlanmış ya da seyreltilmiş halleriyle taşımamıza yol açıyor. Bu hal, toplum olarak kısa vadeli duygusal hazlar yaşamamıza imkan veriyor belki ama meseleleri ağırlıklarına eş bir ciddiyetle ele almamızı da neredeyse imkansız hale getiriyor. Gelgeç akılla çözülemeyecek kadar derin ve karmaşık sıkıntılarımız var oysa. Abartılı medya kompozisyonlarından algı denkleştirmeyi bırakıp bir an önce her meseleyi aklıselim dairesinde düşünüp değerlendirmeye, bize mesafe aldıracak hal çareleri aramaya başlamalıyız.

Ortada bir düğüm varsa önce ipi düğümleyenin ne olduğunu bulmamız gerekir. Aksi halde biz buradaki düğümü çözemeden ip şurada yeniden düğümlenir.

Son yıllarda daha sık dillendirilen 'halk irfanı' diye bir kavram var, bu topraklarda yaşayan insanların derin bilincine işaret ediyor. Bu ülke hakkında düşünmeye niyetlenenlerin ömrünün en az yarısını bu kavramın idrakine ayırmaları gerektiğini düşünüyorum. Bunda bir parça da olsa muvaffak olurlarsa, acizane kanaatim, ömürlerinin ikinci yarısında istediklerini yapmakta serbesttirler.

Kemal Tahir sanat ve edebiyata dair 'Notlar'ında Dostoyevski'den şu çarpıcı cümleyi naklediyor: “Anadolu Türkü'nü, çoğu zaman işlediği kötülüklerle değil, ruhunun derinliklerinde acı çeken büyük insanlığıyla ölçmeli... Yolumuzu aydınlatacak şaşmaz ışık bu acı çeken insanlığımızdır.”

Gördük ki, iklimi, tabiatı nasıl olursa olsun, bu toprakların her karışında hâlâ güzel insan yetişebiliyor. Toprağı katkı maddeleriyle zehirlemeyi bırakıp nasibimize razı olursak, bu topraklardaki gönül bereketini bütün dünya da rahatlıkla görebilecek.

Evlerimizde ekmek mayalamayı bıraktığımız günlerden beri insan mayalamakta da zorlanıyoruz.

Elindeki noktayla fırıldak gibi hiç durmadan dönen bir dünyanın ortasında kalakalmıştı, elindeki noktayı nereye koyacağını hiç bilemiyordu.

“Neden her zaman bu kadar güzel olamıyoruz?” diye mırıldandı oturanlardan biri. “Çünkü güzelliği biriktirmek vakit alıyor” dedi yanındaki.

Bir 'insanlık'la karşılaştığımızda gözlerimiz yaşarıyor artık. Buna da şükür ama hakikatimiz bu değil miydi zaten bizim!

“Bir teferrüc eyledim, bakdım cihanın yüzüne/ Her neye baktım ise ibret göründü gözüme/ Âkil isen can gözün aç, nazar kıl sözüme/ Bir değirmendir bu dünya, öğüdür bir gün bizi” buyuruyor Ahmed Câhidî (ks) Hazretleri... Galiba en çok namı Cahid olanlar hatırında tutuyor dünyanın insan öğüten bir değirmen olduğunu.

“Her şey o kadar hızlı yaşanıyor ki” dedi beyaz saçlı adam, “insan hiçbir şeye dikkatli bakamıyor!”

Ne zaman görsek boynu bükük olduğu halde, bir ömür başı dik yaşadığına şahitlik edeceğimiz insanlar da var.

Dursam durmuyor zaman, kalsam almıyor mekan, ölsem ölmüyor hayat, sussam susmuyor ölüm, sönsem sönmüyor ateş, yansam kanmıyor gönül...

“Bir kere insan ol” dedi meczup, “sonra bir kere daha ol, bir kere daha ol, bir kere daha ol!”

Yeni Şafak

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat