NATO Kendi Dünyası İçin Vardır, Türkiye İçin Değil..


NATO Kendi Dünyası İçin Vardır, Türkiye İçin Değil..

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 29 Kasım 2015 Pazar 12:22


Selahaddin E. Çakırgil, bugünkü yazısında Can Dündar ve Erdem Gül'ün tutuklanması ile alâkalı gündemdeki tartışmaları ve Türkiye'nin Rusya savaş uçağını düşürmesi olayı etrafında Türkiye-NATO münasebetini değerlendiriyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Selahaddin E. Çakırgil, bugünkü yazısında Can Dündar ve Erdem Gül'ün tutuklanması ile alâkalı gündemdeki tartışmaları ve Türkiye'nin Rusya savaş uçağını düşürmesi olayı etrafında Türkiye-NATO münasebetini değerlendiriyor.

 Selahaddin E. Çakırgil'in yazısından Türkiye-NATO ilişkisinie değindiği ilgili bölüm:

NATO'yla yüzleşmenin zamanı geçiyor bile..

Dün özetle demiştik ki, Osmanlı Devleti’nin, duraklama ve çöküş döneminde, Avrupa’ya her yaslanmasının, yakınlaşmasının ve hattâ onun vesayetini kabul edecek bir noktaya gelmesinin en büyük etkenlerinden birisi, Rusya’dan üzerine gelen tehdidler ve saldırılardır..

Bu, 1699’daki Karlofça Andlaşması’ndan bu zamana kadar hemen daima hep böyle olmuştur. Ve sonunda, Türkiye NATO vesayetine de Sovyet Rusya’nın 1945’deki tehdidleri yüzünden sebeb olmuştur.

*

Ve amma, asıl mes’ele bugün şu..

Türkiye, Bruksel’deki NATO merkezinden düğmeye basıldığı zaman, hemen ordusunu NATO kumandanlığının emirlerine göre harekete geçirmek durumundadır, ama, Türkiye bir saldırıya maruz kalırsa, aynı hassasiyet, NATO merkezince, Türkiye için de gösterilecek midir?

Bu soruya evet demenin zorluğu son günlerdeki tablodan da anlaşılabilir..

*

Nitekim, NATO dünyası bu konuyu nasıl atlatabileceklerini düşünürken, 'Türkiye için bir bedel ödemeye değer mi?' havasını yansıtmaya çalışıyorlar.. Hâlbuki, onlar kendilerine yönelik bir tehlike olduğunda, NATO içinde, B. Amerika'dan sonraki en büyük askerî güç olarak bilinen Türkiye'nin kendileri için bir sivri mızrak ve bir fedaî fonksiyonu göreceğinden kesinlikle emindirler..

Hatırlayalım..

11 Eylûl 2001 tarihinde Birleşik Amerika'da, ve üstelik ülke dışından değil, kendi ülkesi içinden ve iç güvenlik zaaflarından meydana gelen saldırılar üzerine, zamanın Amerikan Başkanı G. W. Bush,  bütün NATO ülkelerinin, NATO andlaşmasının 4. maddesinde belirtildiği üzere saldırıya uğrayan bir üyenin yardımına koşmaları yolundaki emredici hüküm gereği, kendilerinin yardımına koşmalarını ihtar etmişti. Hâlbuki o saldırılar bir dış ülke saldırısı değil, USA içindeki bir iç güvenlik zaafının eseriydi.

Bu bakımdan biraz tereddüdlü davrananlar, Bush'un, 'Ya bizdensiniz, ya da bize karşı..'  gibi   kategorileştirici mantığı karşısında başka bir yol bulamıyorlar ve Amerika'nın emredici isteği üzerine yardıma koşuyorlardı..

Şimdi ise, Türkiye bir NATO üyesi olarak kendi sınırları dışından bir tehdidle karşı karşıya kalınca.. İpe un sermeye çalışıyorlar, birtakım yarım ağız sahiblenmelerle zevahiri kurtarmaya çalışıyorlarsa, bu, onların Türkiye'nin yarınlarda kendilerinin yardımına koşması ihtimalinden dolayıdır.. Çünkü, Türkiye'nin problemleri kendisine aiddir, ama, NATO'nun problemleri, elbette ki en başta Türkiye'nin problemi olmak zorundadır. Çünkü, Türkiye onlar için, bir jandarma hükmündedir, jandarma kendisini fedâ edebilir, ama, jandarmanın koruması gerekenler bedel ödemezler..

*

Niteklim, kapitalist emperyalizmin etkili sözcülerinden sayılan dergilerden ing. Economist'in 27 Kasım günlü başyazısında Rusya'ya aid bir savaş uçağını düşürülmesi, "kaçınılabilir ve kaza olması zor" bir gelişme olarak değerlendiriliyor ve"Rusya tahrik edici, Türkiye de asabî bir şekilde davrandı. Hâlbuki, herkesin vazifesi, kazananın IŞİD / DAİŞ  olmamasını sağlamak.." diyordu. Yani, 'koyun can derdinde. kasab mal derdinde..' misali bir durum..

Economist ayrıca Rusya'nın Suriye'deki askerî operasyonunun esasında iyi gitmediği yolunda sinyaller olduğunu ve bu savaşta asıl rolün Türkiye'ye düşebileceğini de hatırlatıyor ve şöyle devam ediyordu:

"Türkiye'nin hareketinin olumsuz etkilerini sınırlamak için iki şeye ihtiyaç var. Birincisi, NATO müttefiklerinin Türkiye'yi kamuoyunda desteklemeyi sürdürmesi. (...) Yeni hava sahası ihlallerini önlemek ve birlikte hareket edildiği mesajını vermek, NATO'nun çıkarınadır. Bu noktada Türkiye'ye destek verilmesi gerekir.".

"İkinci ve daha özel olarak ise, NATO üyesi ülkeler Türkiye'ye daha kontrollü davranması ve davranışını değiştirmesi çağrısında bulunmalı. Türkiye IŞİD'e karşı verilen mücadeleyi aksatıyor. Suriye'de cihadçıları yok etmekten çok, kürdleri vurmakla ve Esed'i görevden uzaklaştırmakla ilgileniyor. (...)".

"Gerginliğin büyümesinden kaçınmak işin kolay tarafı. Zor olanı ise hem Türkiye'yi hem Rusya'yı, IŞİD'e daha fazla odaklanmaya ikna etmek. Türkiye'nin, destek aldığı NATO müttefiklerine karşı sorumlulukları olduğunu da anlaması gerek. Bazı türkler, IŞİD'le savaşın sadece kürtlere yardımcı olacağını söylüyor. Bu doğru bile olsa, IŞİD'in Türkiye'de tahribata yol açtığı unutulmamalı. (...) Ayrıca eğer Türkiye gerçekten sayın Esed'den kurtulmak istiyorsa, bunun tek yolu Rusya ile birlikte çalışmaktır. Onunla savaşmak değil.".

*

Evet, bu satırlar bile, Türkiye'ye biçilen vazifeleri ve Türkiye'nin kendi problemlerinin ise, sadece Türkiye'yi ilgilendirdiğini dile getiriyor..

Dahası, Rusya S-300 füzelerini Türkiye'nin güney sınırlarının hemen yanına, Suriye'nin Lazkiye şehri civarına yerleştirdi.. NATO bu gibi durumlarda, ânında ve yerinde savunma değil, elastik savunma stratejisini kabul ettiğinden, bir zıdlaşma olsa bile, askerî karşılaşma olsa bile, NATO, saldırıya nereden ve ne zaman karşılık vereceğini kendisi belirleyecektir.

O zaman da, Türkiye bir başka Irak ve Suriye'ye dönüşebilir, NATO'nun hayıflı bakışları arasında..

Türkiye, NATO'yla irtibatını ciddî olarak gözden geçirmelidir.

*

Diriliş Postası

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat