Myanmar’ın Arakanlılara Sistematik Tecavüz saldırıları


Myanmar’ın Arakanlılara Sistematik Tecavüz saldırıları

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 12 Şubat 2017 Pazar 15:18


Myanmar Devleti'nin ordu eliyle Arakanlı Müslümanlara işkence edip onları yurtlarından kaçırmak adına yürüttüğü tecavüz ve kundaklama operasyonları 13 yaşında Fatıma'nın yaşadıkları ile gözler önüne seriliyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Fatıma henüz 13 yaşında, bir Arakanlı Müslüman ailenin kızı. Malesef ufacık yaşına çok fazla acı sığdıran Fatıma, Arakanlı Müslümanlara hayatı yaşanılmaz hale getirmeye çalışan Myanmar devletinin yaptığı sınır tanımaz, akıl almaz tecavüz ve kundaklama kampanyalarının bir kurbanı.

İşte, Patrick Winn'in bölgede hassaten Fatıma ile yaptığı röportaj odaklı araştırmaları:

***

Myanmar’ın Arakanlılara Sistematik Tecavüz Kampanyası

Patrick Winn I pri.org - Çeviri: Gökhan Ergöçün - Haksöz-Haber


13 yaşında olan bu kız (Fatıma) Myanmarlı çetelerin kendisine tecavüz ettiğini köylerini etnik temizlik baskını sırasında yaktığını söylüyor. (Fotoğraf Kaynağı: Patrick Winn)


Myanmar’ın batısındaki sulak bölgelerden olan 13 yaşındaki Fatıma için yeni yıl zorlu bir kaçış serüveni ile başladı. Fatıma karanlıkta pirinç tarlalarına sızarak 2017’nin ilk günlerini koşturarak geçirdi. Attığı her adımda soğuk ve kirli çamur bilekleri tarafından emildi. Yukarıdaki gökyüzü karanlıktı - sadece loş hilal ayı ve binlerce yıldız ışığı. Ama o gece karanlığı için minnettardı. En azından ufukta silahlı sınır muhafızları belirtisi yoktu. Tarlalarda bulunan davetsiz misafirler için el fenerleri taraması da olabilirdi. Fatıma, dünyanın en çok işkenceye maruz kalan toplumları arasında yer alan Rohingya Müslümanları için adeta bir cennet gibi anılan Bangladeş’teki mülteci kamplarına ulaşana kadar hayatta kalmaya kararlıydı.

Fakat Fatıma toparlandıkça içi yanıyordu. Sadece bir hafta önce, Myanmar ordusu -neredeyse akla gelebilecek her şekilde- onu iğfal etmişti. Noel günü idi. Köyünü basan bir müfreze, evleri talan edip Müslümanları toplamaya başladı. Fatıma kaçmayı denediğinde, üç asker onu takip etti ve hıçkıra hıçkıra ağlayan annesinin gözleri önünde ona defalarca tecavüz ettiler. “Annem her şeyi izledi,” dedi Fatıma, “Ne yapabilirdi ki? Onlar asker ve annem sadece bir kadın.

Fatıma acı sebebiyle kendinden geçti. Uyandığında ise rahatsız edici derecede sessiz olan kömürleşmiş köyünü gördü. Askerler gitti ve -ailesi dâhil- herkes kaçtı. Acılı idi Fatıma, yalnız ve yaralı.

Onu fark eden yabancılar için Allah’a şükrediyor Fatıma. Civar köylerin tamamı da kuşatma altında idi. Bu cehennemden kaçarken Fatıma’yı görenler oldu. "Onlar burada kalamazsın." dediler, “Bizimle gelmelisin. Bangladeş'teki kamplara kaçıyoruz." Fatıma onlarla birlikte sınıra doğru yolculuğa çıktı. Birkaç gün boyunca çeltik tarlaları içerisinden de geçerek Kutupalong Mülteci Kampı’na vardılar.

Burada onu kederli bir topluluk karşılıyor; dert ve hastalık dolu. Fatıma, çeltik gübresiyle yeni tanışmıştı. Bu kampa yeni gelenler, öncelikle kampın dışında yer alan bölgede, kamptaki yerleşimleri korumak adına, sertleşen bu çeltik pisliklerini temizlemeliler.

Kamp oldukça perişan ve nüfusu her gün şişiyor; muhtemelen sırf kuzey kısmı 80 bin kişi. Rohingya’da her gün bir korku hikâyesi çıkıyor. İnsanlar ateşe verilen köylerden bahsediyor. Ancak daha karanlık öyküler kadınlar ve kızlar tarafından söyleniyor. Onların maruz kaldığı zulüm biraz daha farklı oluyor.

Hemen hemen bütün önemli insan hakları örgütleri -Birleşmiş Milletler’den Uluslararası Af Örgütüne ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne Kadar- bu kadınların birçoğuyla röportajlar yaptı. Ve maalesef Fatıma’nın durumu eşsiz değildi. Myanmar birlikleri sistematik bir şekilde Müslüman kadınlara tecavüz ediyor; görünüşte bu nüfusu terörize etmek ve ülkeden kaçırmak için tasarlanmış bir taktik. Ve oldukça etkilidir.

***
Ekim ayından bu yana yaklaşık 70.000 Arakanlı, Myanmar’dan komşu ülke Bangladeş'e göçmek zorunda kaldı. Şimdi bu rakamı onlarca yıldır tasfiyeden kaçan 300.000 ila 500.000 Arakanlı muhacire ekleyin. Vatanından sürülen bu nüfus, yaklaşık olarak Belize ya da Lüksemburg'un nüfusuna tekabül etmektedir. Bu, Myanmar ordusu tarafından 21. Yüzyılda düzenlenen etnik bir temizliktir.

Arakan şu anda hükümet tarafından kuşatılmış durumda. Hükümetse Amerikan desteğiyle iktidara gelmiş ‘Nobel Barış Ödülü’ sahibi Aung San Suu Kyi (Dış İşleri Bakanı) tarafından yönlendiriliyor.

Görünüşe göre ordunun ana hedefi, hayatı Arakanlılar için katlanılamaz hale getirip onların burayı sonsuza dek terk etmesini sağlamak.

Myanmar hükümetinde bulunan Budist sınıf, Arakanlıları istilacı bir tür olarak tanımlıyor. Devlet tarafından işletilen bir gazete ise onlar hakkında “İnsan pireleri… Onların kokusundan ve kan emmesinden tiksiniyoruz.” dedi. Önemli sayılan bir milletvekili de yaptığı açıklamada, Arakanlı kadınların, Myanmarlı askerleri tahrik etmek için “çok kirli” olduğunu söyleyerek tecavüz iddialarını yalanladı.

Keşke bütün mesele bu söylenenler olsaydı. Myanmar Devleti yaklaşık 1 milyon Arakanlıya karmaşık bir ırk ayrımı sistemi uyguluyor. Nüfusun yüzde onluk bir kesimi kamplarda hapis tutulurken geri kalan kısmı militarize bölgelerde karantina altında tutuluyor ve seyahatleri de yasaklanıyor.

Bu zorluklar Arakanlıları ülkeden kaçmak için zorluyor. Bazıları doğuya doğru yıkık-dökük teknelerle Malezya’ya gitmeyi tercih ediyor. Büyük bir çoğunluk ise geniş bir nehir üzerinden geçer Bangladeş’e geçiyor.

Ordu Myanmar’ın kıyılarında dolaştıkça bu akın -mülteci kamplarına doğru- bir sel haline gelecek.

 
Bangladeş'teki bataklıklar, Arakan Müslümanları tarafından Myanmar'daki etnik temizlikten kaçan bir yer altı demiryolu olarak kullanılıyor. (Fotoğraf Kaynağı: Patrick Winn)

Genelde yumuşak değerlendirmeler yapmayı tercih eden BM yetkilileri dahi bu yaşananlar hakkında “etnik temizlik” ve “soykırım” ifadelerini kullanıyor. Diğer önemli gözlemciler ise daha da ileri giden açıklamalarda bulunuyor. Bir düzineden fazla Nobel ödüllü insan olayları Darfur, Bosna ve Ruanda’ya benzetiyor. Bu insanlar tecavüz ve cinayetleri ciddi bir şekilde soruşturma talebinde bulunuyorlar.

Bu Nobel ödülü sahiplerinden biri "Eğer biz harekete geçmekte başarısız olursak, insanlar mermilerle öldürülmedikleri takdirde açlıktan ölebilirler ki bu da bizi bir kez daha ellerimizi gecikmiş bir şekilde sıkmamıza ve yine ‘bir daha asla’ dememize sebep olacak.”

***
Şimdi Fatıma ile röportaj yapmak için, etrafı sıtma havuzları ile çevrili, çıplak çocuklar ve yetersiz beslenen insanlarla dolu olan Kutupalong Mülteci Kampı’na geldik.

Fatıma bizi, röportaj yapmamız için hazırlanmış ve özenle temizlenmiş, tek oda bir barınakta Arakanlı büyüklerin gözetiminde bekliyor. Yaşlılar bize ordu şiddetinin kurbanı bir kadın ile görüşeceğimizi söylediler ama kapı açıldığında karşımızda bir kadın yoktu, hatta ergen bile sayılmazdı.

Fatıma plastik bir paspasın üzerinde oturuyordu ve çiçekli elbiseler ile pembe bir başörtüsü giymişti, bir çocuğun yapmaması gereken ciddi bakışlar atıyordu etrafına. Bu arada Fatıma ailesine bir zarar gelmemesi adına kullanılan sahte bir isimdi. Kendisi bize doğrulaması zor çok şey anlattı. Bir araştırma ekibi burası hakkında “bilgi kara deliği” diyorlar, burada çok fazla bilgi dolaşıyor. Ama yine de Bangladeşli yetkililer ve sağlık çalışanları ve de uydu fotoğrafları üzerinden aldığım bilgilerin çoğunu doğrulamayı başardım.

 
Bu görüntüler, ordunun "tasfiye operasyonları" sırasında yakılan birçok köyden biri olan Myanmar Maungdaw Bölgesi’ndeki bir köyün uydu görüntüleri. (Kaynak: Human Rights Watch)

Bu arada bölgede Fatıma kadar olmasa da benzer hikayelere sahip çok kadın yaşıyor. BM tarafından görüşülen kadınların yaklaşık yarısı, ordu tarafından tecavüze uğradıklarını söylüyor. Bu vakıalar arasında ‘çete tecavüzleri” yaygın. Daha da kötüsü BM, tecavüzün “utanç damgası” yeme korkusuyla saklandığı ve raporlarda bu oranların olduğundan daha az göründüğünü savunuyor.

“Tanıkların şahitlikleri: Kurbanların da dahil olduğu görüşülen 204 kişiden:


  • 134’ü (%65) cinayet,
  • 115’i (%56) kaybolma,
  • 131’i (%64) işkence,
  • 88’i (%43) tecavüz,
  • 63’ü (%31) cinsel şiddet,
  • 131’i (%64) yıkım/imha/ateşe verme,
  • 81’i (%40) hırsızlık/gasp rapor etmiştir.” (Birleşmiş Milletler Raporu)


Bütün karşı konulmaz delillere rağmen Myanmar yetkilileri tecavüz iddialarını yalandan ibaret saymaya devam ediyorlar. Myanmar hükümeti bütün dünyanın kendi hazırladığı raporlara itimat etmesini bekliyor. Peki bu raporları kim hazırladı, Arakanlı kadınlara “kirli” diyen milletvekili Aung Win! Bu arada kliniklerde tecavüz sebepli yaralanma vakıaları her geçen gün artıyor ve bu tek başına hükümetin iddialarının boş olduğunu gösteriyor.

***

Birinci Adım: Köylüler Militanlara Yardım Ediyor

 
Bu fotoğraftakiler iddiaya göre ev yapımı tüfekler ile yakalanan ve militan olan köylüler. (Fotoğraf Kaynağı: Myanmar Hükümeti)

Fatıma askerlerin gece köye geldiklerini ve köylüleri militanlara yardım etmekle suçladıklarını söylüyor. Bu köyleri boşaltmanın klişe bir bahanesidir. Bu mantık bir kırıntı bilgiye dayanmaktadır. Ekim ayında Arakanlı bir grup silahlı bir ayaklanma çağrısı yapmış, üç polis karakoluna saldıran bu grup sapan ve bıçak kullanarak 9 askeri öldürmüştü.

Ordu dahi insanların elinde sopa ve çiftlik araçları ile 18. Yüzyıldan kalmış gibi görülen silahlar bulunduğunu kabul ediyor

İkinci Adım: Evleri Yak Eşyaları İmha Et

 
Rokhina bölgesinde köylere yapılan kundaklama saldırıları. (9 Aralık 2016 itibariyle 1500 ev yıkılmıştır) (Fotoğraf Kaynağı: İnsan Hakları İzleme Örgütü)

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yayınladığı uydu görüntülerine göre Arakan nüfusunun yaşadığı alanlarda en az 1,500 bina tahrip edildi. Gerçek rakam muhtemelen çok daha yüksektir. Tahminlere göre on binlerce mülteci, Kasım ayından bu yana kundaklama saldırılarına maruz kaldığı için kaçtı. Ve BM tarafından görüşülen bütün mültecilerin yarısından çoğu kendi evlerinin yakıldığını söylüyor.

 

Fatıma "Sadece evleri yakıp yıkmadılar." dedi, "Yaşlı adamları yakaladılar ve sakallarını yakmaya çalıştılar. Keçilerimizi bile vurdular!"

Üçüncü Adım: Cinsiyetlere Böl

Bir kuşatma sırasında köylüler genelde iki gruba ayrılır: kadınlar ve erkekler. Bu taktik yüzlerce mülteci tarafından rapor edildi. Ayrıca hükümet tarafından yanlışlıkla yayınlanan bir video da buna kanıt olarak sunulabilir. Videoda kadınlardan ayrılmış yaklaşık 100 Arakanlı erkek pisliğin içinde oturtulmaya zorlanıyor ve ardından yüzlerine tekme atılmaya başlanıyor.

"Bu, belgelediğimiz en az şiddet içeren taciz türüdür, öyle korkunçtur ki bazı durumlarda, askerler Arakan erkeklerinin boğazını kesmişlerdir, "diyen Fortify Right örgütü kurucusu Smith, "Yangına atılan bebeklerin de raporlarını aldık."



Fatıma köydeki diğer kadınlara ne olduğu bilmiyor. Askerler geldiğinde o da ailesinin kulübesinde saklanıyordu.  Üç asker onu keşfettiğinde önce vücudunu soyup altın aradılar ardından da sırasıyla tecavüz ettiler.

Olayın yakınında bulunan bir başka kadın olan 26 yaşında Noor köyde olanları şöyle ifade ediyor: “Askerler genç ve güzel kadınları seçerler, evli olup olmamanız umurlarında değildir, anneniz izliyor olsa bile umursamazlar. Askerler grup içerisinden beni ve üç kadını daha seçti. Hepimize de tecavüz edildi. Ben buna izin vermek istemedim. Ama diğer üç kadından ikisinin boğazının kesilişini izledim. Düşündüm ki, eğer kendimizi bu şekilde feda edersek, en azından cennete gideriz.” Noor ayrıca: “Biliyorsunuz, ben erkek olsam bile, savaşamazdım, hepimiz orduya karşı çaresiziz. Arakanlı iseniz, erkek ya da kadın olmanız önemsizdir.” diyor.

Dördüncü Adım: Nüfusu Kov

Tüm ölüm ve kundaklamaların doğal sonucu budur. Evsiz ve aşağılanmış bütün Arakanlılar sınıra doğru koşuyor. Ordu, tarih boyunca, Budist olmayan nüfusu travmatize etmek için toplu tecavüz yöntemini kullanıyor. Bu hikâyelerin tümüne, Myanmar'ın uzak doğu ormanlarında yaşayan Hıristiyanlar da aşinadır. Ama belki de Myanmar'da hiçbir grup Arakan’a benzemiyor. Myanmar'daki bir siyasi hizip, yıllarca onları yok etmek için "insanlık dışı davranışların haklı olarak uygulanabilir" anlayışını savundu.

Suu Kyi'nin partisinde bile, Arakan, Budist Myanmar'a ait ve yerli olmayan "Bengalis" olarak nitelendi ve alay konusu edildi. Devlet danışmanı ve fiilen lider olan Suu Kyi'ye gelince: O sadece Arakan acılarına kayıtsız kalmıyor. Öte yandan yardım faaliyetlerini de durdurmak için propaganda yapıyor.

***

Oxford eğitimli Suu Kyi, şimdiye kadar Myanmar’da yaşayan en ünlü kişidir. Onun ismi dünyanın en ünlü siyasi mahkûmları arasındadır, ismi Nelson Mandela'nın yanında geçer. On yıllar boyunca, Batı onu aslan gibi gösterdi. 2015 seçimlerinde iktidara gelişi ABD ve İngiltere yaptırımları ile güvence altına alındı.

Rohingya tasfiyesi başlamadan sadece birkaç hafta önce Suu Kyi, ezik ulusunun "ilerlemesini kutlamak" için Beyaz Saray'a davet edildi. Fakat Suu Kyi adına mücadele veren Amerikalı ve Avrupalı ​​diplomatlar, şimdi rahatsız edici bir gerçekle uğraşmalıdır. Karanlık ve ironik bir dönüşe, şiddetsizliğin ve özgürlüğün simgesi etnik temizlik ile derin bir suç ortaklığına dönüştü.

Smith Aang San Suu Kyi’nin problemin bir parçası olduğunu söylüyor.

Bu konuda yapılabilecek en hafif yorum Suu Kyi’nin orduyu durdurmak için güçsüz olmasıdır. Nitekim, Asya'nın en meşhur ordularından olan Myanmar ordusu, Sui Kyi'ye cevap vermiyor. Ordu  güç paylaşımı düzenlemesi altında, Suu Kyi ancak ulus politikasına emir verir, emniyet subaylarına değil.

Ancak bu yorum, hükümetin neden Arakan nüfusunun yoğun olduğu bölgelere yapılan dış yardımları kısıtladığını tam olarak açıklamamaktadır. Ayırca fantastik iddialarda bulunan bürosunun propaganda kampanyası için de bir cevap değil. Suu Kyi’nin ofisi, Arakanlıların kendi evlerini yabancılara acınmak için ateşe verdiğini öne sürüyor. Askerlerin her zaman yasalara itaat etmeleri konusunda ısrarcı olduklarını da söyleyen ofis Arakan kadınlarını tecavüz masalları düzenlemekle suçluyor.

 
Aung San Suu Kyi'nin ofisi, Arakanlı kadınları Facebook’ta sahte tecavüz hesapları açmakla suçluyor. (Fotoğraf Kaynağı: Facebook)

Devlet bile tecavüz iddialarını reddetmek için Trumpvari bir retorik ile “sahte haber”, “sahte tecavüz” ifadelerini kullanıyor.

Bir BM özel raportörü olan Yanghee Lee, "Bu çaresiz insanların, sırf Myanmar hükümetine kötü bir imaj kazandırmak adına, kendi evlerini yakmaya istekli olduklarını iddiasını inanılır bulmadım" diyor ve ekliyor, "Hükümetin tek cevabı inkar gibi görünüyor.

***

Bu resmi ifadeler mantıksız bir görüş ortaya koyuyor; bu çaresiz mültecilerin dezenformasyon ustaları oldukları, yalanlar kampanyasını koordine etmeye muktedir bir zihniyete sahip oldukları gösteriliyor.

Bu iddiaları acil serviste her gün sayısı artan meteliksiz insanların cinsel yaraları ile uğraşırken yorulan Bangladeş’teki doktorlara atfetmek ise çok daha zordur.

Cox's Bazaar İlçe Hastanesi Müdür Yardımcısı Akhtarul İslam, "Bangladeş Arakan ile tükendi" diyor. Bu tıp merkezi, mültecilere gönülsüz şekilde hizmet veren birkaç yerden biri. "Bilirsiniz, biz aşırı nüfuslu bir ülkeyiz. Kendi sorunlarımız var, "diyen İslam, "Fakat onlar da insan. Bu yüzden onlarla da bakmalıyız” diye ekliyor.

Doğu Bangladeş'teki çeşitli hastaneler ve kliniklerle yapılan görüşmeler, Ekim ayında başlayan saldırılardan beri, ciddi tecavüz yaralanmalarında bir artış görüldüğünü göstermektedir.

Bunu ölçmek epey zordur. Mültecilerle çalışan bir sağlık görevlisi bana, Myanmar birliklerinin yol açtığı 100'den fazla tecavüz iddiasının belgelendiğini söylüyor. Cox's Bazar'daki Fouad el-Khateeb Hastanesi'ndeki başka bir tesiste bir yönetici son haftalarda kabaca bir düzine vakıanın görüldüğünü açıkladı.

Syfuddin Khaled, "Yalnızca acil vakaları, kritik alt karın yaralanmalarına sahip Arakanlı hastaları alıyoruz" diyen Syfuddin Khaled ayrıca "Onlara ne olduğunu sormuyoruz. Bazen yine de bize anlatıyorlar." diye ekliyor.

Doktorlar illegal sisteme giren kadınları -özellikle iddia edilen tecavüzcüsü başka bir ülkede olduğunda- tecavüzü rapor etmeye eğilimli değiller. Khaled, "Bir tecavüz olayını biliyorsak polise haber vermemiz gerekiyor ve bu kadınlar yasal olarak burada değiller" diye belirtti.

 
Bir Arakanlı Müslüman kadın, Cox's Bazar Hastanesi’nde, Bangladeş'teki Kutupalang Mülteci Kampı'na girmeyi bekliyor. (Fotoğraf Kaynağı: Mohammad Ponir Hossain / Reuters)

Utançtan yoksulluğa, korkuya, bir dizi faktörlerden oluşan liste, Arakanlı tecavüze uğramış kişilere sessiz kalmaları için baskı yapabilir -özellikle ağır yaralanmamış olanlar-. Sırf bu davaları haritalandıran merkezi bir kurum olsaydı bile, pek çok tecavüz rapor edilirdi.

Fatıma ile konuştuktan saatler sonra, Kutupalong Mülteci Kampı’nda çalışan 45 yaşındaki bir sağlık görevlisiyle iletişime geçiyorum. Sağlık görevlisinin adı Boktoo. Sakallı, bej cübbe giymiş ve tamamen tükenmiş. Boktoo, mülteciler için çalışan bir mobil klinik işletiyor. Bu gayret isteyen, korkunç maliyetli bir iş ve tasfiye başladığından beri yoğunluğun hiç azalmadığını söyledi.

"Gördüğüm şey korkunç" diyor Boktoo ve "Yaşlı kadınları bile tecavüz sebebiyle tedavi ettim. Bir sürü genç kız gördüm. Genellikle -özellikle evli değillerse- neler olduğunu anlatmak istemiyorlar. Geleceklerini korumak istiyorlar." diye kaydediyor.

Ordu baskınlarının başladığı Ekim ayından bu yana Boktoo, gelen her mülteci tarafından bildirilen bütün cinsel şiddet olaylarını değerlendirmeye çalıştı. Şimdiye kadar yaptığı hesaba göre "100'den fazla" diyor. Bu şaşırtıcı bir tablo ve muhtemelen de doğrulayamayacağım.

"Birkaç kanıtım var" dedi. Boktoo bir telefon çıkardı ve "Bu videolara bak" dedi. Aşağıdakiler, her biri diğerinden daha kanlı olan klişeler dizisidir. Boktoo'ya göre Myanmar birliklerinin tecavüzleri için acil tedavi talep eden hastalar var. Pek çok davayı yakınlardaki Sınır Tanımayan Doktorlar kliniğine yönlendiriyor. "Kendim de çekmiştim," dedi Boktoo "Öyleyse bana bunun sahte olduğunu nasıl söyleyebilirsin?"

Bu sırada bir düzeine kadar kadın yanımıza geliyor, yardım istiyorlar. Boktoo bunların istismar edilen kadınlar olduğunu ve soğukta tamamen savunmasız kaldıklarını söylüyor.

***

Fatıma kaderine terk edilmedi. Kampa gelişinden kısa bir süre sonra o, Sınır Tanımayan Doktorlar kliniklerince tedavi edildi. Uzunca bir süre iç yaraları tedavi edilip ateşi düşürüldü.

Fatıma, "Hiçbir anne-baba ya da akrabası olmayan biri olmak garip" dedi "Çaresiz hissettim." Fakat son zamanlarda Fatıma, bir aileye kavuştu. Kendisinden iki kat yaşlı bir erkekle evlenerek.

Fatıma bunu söylediğinde, şaşkına döndüm. Üç hafta önce, yaralı ve çamurla kaplı bu kız nasıl bir anda evlendi. Fatıma'dan beni kocasına tanıtmasını rica ettim. "Elbette," diyor. "Sana nerede yaşadığımızı göstereceğim." Beni penceresiz kil kulübesine götürdü. Çatısı göğsümün önüne ancak geliyor. "Yani bu benim evim," dedi Fatima. "Buna ben de tam bir ev demememe rağmen." Bu ev  daha çok bir hayvan kulübesine benziyor.

Dümdüz sersemlikle içeriye sürünüyoruz. İç mekan bodrum gibi karanlıktır. Her gece, Fatıma burada yeni kocasıyla ve bir anne olarak gördüğü kadınla plastik bir paspas paylaşarak yatıyor.


Fatıma, şu anda kocası ve yabancılarla paylaştığı evin içinde oturuyor. (Fotoğraf Kaynağı: Patrick Winn)

***

Arakan’da bir mülteci olan bir aracı kadın, klinikte yatalak olan Fatıma'yı gördü. Kızın kampta serbest kalmasını ve başka kötü niyetli adamlar tarafından bir kez daha avlanılmasından korktu. Böylece kadın, küçük kardeşinin Fatıma'yla acil bir evlilik yapması için can attı.

Fatima gözlerini Myanmar’da büyüdüğü küçük bir bambu kulübesinde açtı. Ailenin sıcaklığı içerisinde büyüdü. Ev işleri ile uğraşan basit bir yaşam geçirdi, pirinç tarlalarının içinde gezdi.

Şimdi Fatıma yabancı bir ülkede mahsur kaldı, tanımadığı biriyle evlendi, hatıraları korkunç anılarla doldu. "Askerleinr bana bunu yapma hakkı yok" dedi Fatima "Öfkem asla geçmeyecek."

"Ben dönersem," diyor Fatıma, "Ordunun beni öldürmeye çalışacağından eminim. Ama ailemi bulmalıyım. Belki de Allah onları almıştır. Ama eğer onları canlı tuttuysa, mutlaka bulurum" dedi.

"Buna karşı gelebilirim," dedi Fatima "Köyümde olanlardan sonra, çok şeyler görmüş büyük bir kadın gibi davrandım. Çok, çok şey görmüş."

Çeviri Notu: Metinde yer yer kısaltmalara gidilmiştir.

Yukarı Dön

İlgili Videolar






Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat