Kalem


Mustafa KUTLU, Kalem

Mustafa KUTLU


A+ |Normal |A-


Eski dünyanın bir takım önemli unsurları ağır ağır hayatımızdan çekiliyor. Kalem, kâğıt, zarf, mektup, telgraf vb. gibi.
Sararmış kâğıtlara türlü estetik şekillerde yazılan el yazısı mektuplar yazanların o andaki duygularını belirlediği gibi, karakterlerine de işaret eder.

Bazan o kâğıtların bir köşesinde mürekkep dağıtan bir damla yaş görürüz. Mektup zamanı insanlar daha duygusal mıydı dersiniz.
Mağara duvarlarına resim çizenler renkli taşları kalem niyetine kullandılar. Kayalar, ağaçlar, tabletler, tuğlalar kâğıt oldu, sonunda Çin'de kâğıt bulundu.

Kalem, Kur'ân-ı Kerim'de geçmekte olup aynı zamanda bir sure ismidir. “Kalem ve onunla yazılanlara yemin olsun ki mazhar olmuş bir kimsesin, deli değilsin” (Kalem, 1, 2), “Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Ki kalemle yazmayı öğreten O'dur” (Alâk, 4).
Kalem'in bir başka mânası da Levh-i Mahfûz'u, yani kâinatın yaratılışında takarrür eden kader'i yazan şey olmasıdır ki buna Kalem-i a'lâ denir. Bunu Akl-ı evvel, Nefs-i kül olarak tefsir edenler de vardır. Nitekim “Allah önce kalemi yarattı ve kendisine yaz dedi. Kalem, 'Ne yazayım Yarabbi?' deyince, 'Kader'i yaz,' dedi. Kalem de o anda olanı ve kıyamete kadar olacakları yazdı” mealindeki hadis-i şerif de bunu teyit etmektedir.

Ülkemizde dolma ve kurşun kalemler kullanılıncaya kadar kamış kalem kullanıldı. Bu kalemin çeşitleri, yapımı, yazılacak yazıya göre iriliği, ufaklığı, isimlendirilmesi, işlenmesi, mürekkep imali başlı başına bir konu olup “Hat” risalelerinde geniş olarak işlenmektedir.

Kalem “kalemdan” denen silindir biçiminde bir kutuda saklanır. “Kalemkâr” kalem işi yapan demektir. “Kalem” etrafında pek çok fikir oluşmuştur. Geniş bir edebiyat vücut bulmuştur. (Bunun için bk.: Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yayınları)
Eski edebiyatımızda kalem fevkalâde önemle üzerinde durulan bir unsurdur. Ehemmiyeti öncelikle Kur'ân-ı Kerim'de geçmesi ve kader'i yazması ile ilgilidir. Bu kalem hokkada duran ve hokkada durdukça harfleri ve sözleri dile getiremeyen mürekkebin bir lisan bulmasına, ilâhî bir ifade haline gelerek, gözlere ve gönüllere bilgilerin en yücesini vermesine alet olduğu için, mukaddes vazife görür.

Yazının başında belirttik. Eski dünyanın önemli unsurları giderek bizi terkediyor. Beş yaşındaki çocuğun elinde tablet var artık. Yeni nesiller kalemi kâğıdı unutacak. Eskiden her evde, iş yerinde, dairede bir âyet, bir hadis, bir beyit bulunurdu.
Bu o mekana uhrevî bir hava bağışlar, kişiyi saygıya davet ederdi.

O “Hat”tı kaldırıp yerine bir Fikret Mualla asın daha eve girmeden rakı kokusu gelmeye başlar.
Kutsal kalemi teknolojiye ezdirmeyelim.

Yeni Şafak


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat