Gülümüz solarken


Mustafa KUTLU, Gülümüz solarken

Mustafa KUTLU


A+ |Normal |A-


İstanbul'da Çamlıca Tepesi'ne çıkın, oradan şehre bakın. Şehrin üstünde hiç dağılmayan, sürekli duran kahverengi bir bulut göreceksiniz.

Nedir bu?

Hava kirliliği.

Bir zamanlar çok sözü edilir, doğal gaz gelince biteceği söylenirdi.

Şimdi yine başa döndük.

Bu defa neredeyse bir ölüm yolculuğuna çıkmış gibiyiz. Şöyle ki;

Son günlerde yapılan bir ölçüme göre İstanbul'da hava kirliliği insan öldüren sınırları çoktan aşmış.

Bu konuda üst sınır 50 partikül. Şehrin çeşitli semtlerinde bu rakam 150, 200, 250 partiküle kadar çıkıyor.

Bu tehlikeden halkı haberdar etmek için daha ne bekleniyor. Toplu ölümlerin olması mı?

Çin'deki havayı gördünüz. Yaşanılmaz noktaya gelmiş. Çin ne yapacağını şaşırmış. Mevcut hayat tarzından (Sanayi toplumu) mı vazgeçsin, yoksa bıraksın ne olacaksa olsun. Çünkü bunun önüne güneş enerjisi zaten geçemez. (Size gülsek mi, ağlasak mı diyeceğiniz bir haber. Bir Kanada şirketi Çinlilere temiz hava satıyormuş. Şişesi 120 TL)

Havayı bitirdiğimiz ortadadır. Geriye doğru gelirken gün sayıyoruz.

Toprak.

O mübarek nesne de can çekişiyor.

Bir yandan fazla ürün almak için gübre adıyla tarlaya atılan zehir, öte yandan yağmurlarla, sellerle denize doğru bitip tükenmeyen bir yolculuk.

Ağaçları kesip ormanı yokettikten sonra erozyon toprağı denize taşımaya başladı, geride çıplak kayalar kaldı. Şimdi oraları yeniden yeşertmek için çeşitli projeler yapılıyor ama nafile. Bir santim toprağın oluşması için asırların geçmesi lazım.

Zehirlenen toprak bu zehri yeraltı suları ile temiz suya karıştırıyor. İçecek temiz suyumuz kalmadı yani. Su dışında o zehirli toprakta yetişen ürünler de payını alıyor zehir taşıyor.

Buna rağmen, dünya tüketim hırsı ile açgözlülük ile hem toprağı, hem suyu tüketiyor.

Yeryüzünde milyonlara varan insan temiz su bulamıyor. Bu yüzden bebekler ölüyor, hastalıklar yayılıyor. Pislik her yanı sarmış durumda. Temiz sudan geçtik tarımla uğraşanlar ürünü besleyecek su bulamıyor, kurak geçen senelerde milyonla insan açlıktan ölüyor. İşi yolunda, tuzu kuru batılı zengin ülkeler bu faciayı seyrediyor, yahut yardım için konser düzenliyor.

Elbette işin ucu gelip bir yere dayanacaktır.

Fakir Güney bir yandan bu yoksullukla boğuşurken bir yandan da aralarında birbirleri ile savaşmaya başladı.

Katliamlar birbirini izledi.

Artık bıçak kemiğe dayandı.

Güney kafileler halinde kuzeye doğru yola çıktı. Bu dediğimiz gibi bir “ölüm yolculuğu”.

İnsanoğlu hayatın asıl unsurları olan “Hava, toprak, su, ateş” yani Anasır-ı erbaa'yı yokederken, kendini yokettiğinin farkında değil.

Zengin kuzey zannetmesin bu zenginlik ona kalacak.

Gün gelecek elbette “Gülümüz solacak” ama zenginin malı zengine kalmayacak.

“Tüketim toplumu” herşeyi silip süpürecek; işte o zaman insanoğlu bir pişmanlık duyacak lakin bu “son pişmanlık” olacak.

Yeni Şafak


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat