Müslümanların iradeleriyle İslâm’ın iktidar olması/2


Mustafa ÇELİK, Müslümanların iradeleriyle İslâm’ın iktidar olması/2

Mustafa ÇELİK


A+ |Normal |A-


İslâm coğrafyasının sakinleri olarak ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde İslâm'sızlığın acılarını yaşıyoruz. Ufuklar daraldı, umutlar budandı, eğriler, insanı boğacak kadar çoğaldı. Hafıza sahibi olan insanoğlu; zaman içerisinde meydana gelen hadiselerin sebeplerini tespit ve neticelerini tahlil edebilme kabiliyetine haiz olan bir varlıktır. Mazi, hal ve istikbal unsurlarını dikkate almadan, ne içinde bulunduğumuz hali değerlendirmek, ne de yarını planlamak kolay değildir. Çünkü 'bugün' dediğimiz zaman dilimi dünün bir devamı, 'yarın' ise içinde yaşadığımız günün varisidir.

Halkı Müslüman veya halkından Müslüman olan ülkelerde yaşanan siyasi mücadeleleri tahlil ederken, hem militarist-darbeci kültürü, hem Batı'dan ithal edilen politik-ideolojik tercihleri dikkate almak gerekir. Bu ülkelerde tankların namlusunu halkına çeviren, askeri darbe ile iktidara gelen ve İslâm ahkâmını mahkûm etmek için her fırsatı değerlendiren müstekbirler, kendi halklarına ihanet etmişlerdir.

Harbi ve mürted müstevlilerin, Emperyalist kâfirlerin, İslâm topraklarını ele geçirmek için hazırladıkları savaş projeleri, yeni bir hadise değildir. İstiklâl Savaşı veren Müslümanları 'terörist' ilân eden şeytan Amerika ve müttefikleri; meydana gelen şiddet olaylarının sebeplerini değil, neticelerinin gündemde tutulmasını arzu etmektedirler. Düşünce kuru-luşlarından Smity Richardson Vakfı tarafından hazırlanan ve yayınlanan bir raporda, istiklâl savaşı veren Müslümanlara karşı verilecek mücadelede takip edilmesi gereken usuller üzerinde durulmakta ve 'İslâmcı teröristler tarafından gerçekleştirilen şiddet eylemlerinin sonuçlarının abartılması' teklif edilmektedir. Ayrıca 'İslâm'da din ile devletin birbirinden ayrı olduğu tezinin gündemde tutulmasını ve lâik-seküler dünya görüşlerinden birisini tercih eden Müslümanın dinden çıkmayacağının savunulması gerekir. Bunun dışında demokratik-sivil din projesine hizmet eden ilâhiyatçılara, şirketin (CİA'nın) bütçesinden yardım yapılması gerekir' gibi taktik hedefler üzerinde durulmaktadır.

Müslümanları 'terörist' ilân eden bu raporun, değişik açılardan tahlil edilmesinde fayda vardır.

İslâm dini savaşı değil, sulhu, selâmeti ve rahmeti esas almıştır. Peygamber Efendimiz (sav)'in İslâm'ı tebliğ ettiği ilk yıllarda; (Mekke Dönemi'nde) saldırgan müşriklere karşı, silahlı mücadelenin (savaşın) farz kılınmadığı malûmdur. Medine'de nazil olan ve savaşa izin veren ayet-i kerime'de: "Size savaş açanlarla, Allah yolunda siz de savaşın. Aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah, aşırı gidenleri sevmez" (El Bakara Sûresi: 190) buyurulduğu ve meşrû müdafaa hakkının tanındığı sabittir. (İbn-i Kesir- Tefsirû'l Kur'an'il Aziym-Beyrut: 1969 C: 1 Sh: 266) Hidayet nimeti ile takdir-i ilâhi arasındaki münasebeti bilen Müslümanlar; farklı dinlere mensup olan insanlara, sadece inançlarından dolayı savaş açabilirler mi?

İslâm âlimleri "Savaşın sebebi veya illeti, mücerred küfür değildir. Zira küfür kalbte olduğu için başkasına zararı dokunmaz ve cezası bu dünyada değil, âhirette verilir. Ancak kâfirler, kendi inançları sebebiyle Müslümanlara savaş açarlarsa, o zaman masum insanlara zararları dokunur. Çoğu zaman küfür, savaşa sebep olduğu için büyük bir ma'siyettir.(İmam-ı Kasanı- El Bedaiû's Senai- Beyrut: 1974 C: 4 Sh: 3, Ayrıca İmam-ı Serahsi- El Mebsût- Beyrut: ty C: 10 Sh: 5) hükmünde ittifak etmiştir.

Günümüzde başta Filistinli Müslümanlar olmak üzere; Afganistan, Çeçenistan, Keşmir ve diğer İslâm topraklarında yaşayan kardeşlerimiz, istilâya uğrayan topraklarını kurtarmak için savaşmaktadırlar. İstiklâl savaşı veren Müslümanlara "Terörist"(!) vasfını lâyık gören medya aydınlarına şu suali sormamız gerekir: "Terörist dediğiniz bu Müslümanlar; vakıf toprağı olan Filistin'i işgal eden Yahudileri, Çeçenistan'a saldıran Rusları veya Keşmir'i kan gölüne çeviren Hindûları, zorla Müslüman etmek için mi savaşıyorlar?" Vicdan sahibi olan bir insanın, bu suale evet demesi mümkün müdür? Yaşanan savaşların bir diğer boyutu şudur: Soğuk savaş düzeninin patronları; komünizmden boşalan düşman koltuğuna, siyasi hedefleri olan İslâm dinini oturtmaya karar vermişlerdir. Bu kararın, değişik felâketlere vesile olduğu sabittir.

Muhakkak ki her felâket veya musibet, önemli bir imtihan vesilesidir. Kur'an-ı Kerim'de "Yoksa siz, sizden önce geçenlerin hali sizin başınıza gelmeden Cennet'e gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı geldi ve öyle sarsıntıya uğradılar ki, peygamberleri bile mü'minlerle beraber 'Allah'ın yardımı ne zaman?' diyordu. Dikkat edin! Allah'ın yardımı muhakkak yakındır"( El Bakara Sûresi: 214) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i kerime, Hendek Savaşı esnasında, Müslümanların çektiği sıkıntılar üzerine nazil olmuştur.( El Vahidi-Esbabû'n Nüzûl- Beyrut: ty sh: 40)

Mekke müşrikleri; İslâm'ı ortadan kaldırmak niyetiyle, Medine'yi kuşatmışlardır. Zimmet ehli olan Yahudiler, bunu fırsat bilmiş ve önceki antlaşmalarını bozmuşlardır. Şeytanın emellerine hizmet eden münafıklar, Müslümanların hezimeti için ellerinden gelen gayreti sarf etmeye başlamışlardır. Sahabe-i Kiramın içinde bulunduğu nazik durum Kur'an-ı Kerim'de haber verilmiştir: "Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi. Gözleriniz dönmüş, yürekleriniz ağzınıza gelmişti. Allah için çeşitli tahminlerde bulunuyordunuz.

İşte orada, inananlar denenmiş ve çok şiddetli sarsıntıya uğramışlardı"( Ahzab Sûresi:10-11) Günümüzün siyasi manzarası, Hendek Savaşı günlerinden farklı değildir. Masum insanların can, mal, akıl, nesil ve din emniyetlerini ortadan kaldıran müstevliler, hiç utanmadan 'İslâmî Terör' tehlikesinden bahsetmektedirler. Anlaşılan şu ki; İslâm'ın Müslümanların iradesiyle iktidara gelmesi, "Yahudi Teröristler" ile "Hıristiyan Teröristler"in uykusunu kaçırmış bulunmaktadır. İslâm topraklarında Müslümanların iradeleriyle İslâm'ın iktidar olması, genelde insanlık için, özelde ise Müslümanlar için "Yahudi Teröristler" ile "Hıristiyan Teröristler"den hesap sorulmasının garantisinin teminatı olacaktır.

Dolayısıyla "Yahudi Teröristler" ile "Hıristiyan Teröristler"in yerel ve küresel cinayetlerinden kurtulmak isteyenler, behemehâl Müslümanların iradeleriyle İslâm'ın iktidar olunmasına katkıda bulunmalıdırlar. Müslümanların iradeleriyle İslâm'ın iktidar olması, annesinden hür doğan insanın hiçbir müdahaleye uğramadan insan kalması ve insanca yaşamasıdır.

İslâm'ın Müslümanların iradeleriyle iktidar olması güzeldir. Biz bu güzeli hep özleriz. Gül diye bu güzelin peşine düşeriz.

Yeni Akit


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat