Müslümanların iradeleriyle İslâm’ın iktidar olması / 1


Mustafa ÇELİK, Müslümanların iradeleriyle İslâm’ın iktidar olması / 1

Mustafa ÇELİK


A+ | Normal | A-


Asrımızda dünya, kendi içinde yeni bir dünya oluşumunun sancılarını yaşıyor.

İslâm topraklarında Müslümanların iradeleriyle İslâm iktidar oluyor. Bu, asırların ve nesillerin müşterek hasretidir. İslâm coğrafyasında yerel firavunlara karşı başlatılan kıyam hareketleri için "Arap Baharı" tabiri bir yakıştırmadır.

Doğrusu "İslâm Topraklarında Müslümanların İradesiyle İslâm İktidar Oluyor" tespitidir. Bu durum, müstevli harbi ve mürtedlerin yüreklerini hoplatıyor. Müstevli yerli mürtedlerle küresel harbiler, İslâm ve Müslümanlar Protestanlaşmadıkları sürece, küresel ölçekte Batı medeniyetinin acımasız çocuğu olan emperyalizmin ilelebet başarılı olma ve tüm insanlığı iliklerine kadar sömürme şansının olmadığını çok iyi bilmektedirler.

Bunun için de yeni şeytanî plan ve projelerin peşindedirler. Ama Müslümanlar İslâm'ı iktidar yapmayı murad-i ilahinin gereği biliyorlar. Çünkü İslâm'ın Müslümanların kendi iradeleriyle iktidar olmasını bizzat Allahû Teâla istiyor. Rabbimiz buyuruyor: "Firavun, o yerde (yeryüzünde) ululandı ve halkını çeşitli gruplara böldü. Onlardan bir zümreyi Mustaz'aflaştırıyor (zayıf düşürüyor), oğullarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi. Biz ise istiyoruz ki yeryüzünde müstaz'aflara lütfedelim, onları (yeryüzünde) imamlar/önderler ve mirasçılar kılalım " (el-Kasas Sûresi/4-5)

Bu ayet-i kerimeler, İslâm'ın mastaz'afların eliyle iktidar olunacağının, dünyanın iktidar ve idaresinin mustaz'afların eline geçeceğini kesin bir şekilde müjdelemektedirler. Allahû Teâla, mustaz'aflara iktidar ve imkân va'd ediyor. Mustaz'afların misyonu, çağın firavunlarının icazetlerine, icazetnamelerine takılı kalıp keyfî, küfrî ve cebrî rejimlerin çarkını çevirmek, Kur'an'la hükmetmeyen zorba zalimlerin zulümlerini onaylamak değil, İslâm'ı iktidar yapmaktır.

Dünyaya bir bütün olarak hükmeden İslâm lazım, İslam'a da dünyayı İslâm ile idare eden Müslüman lazım. Ehl-i İslâm; itikadıyle, fikriyle, ahlâkıyla, iktisadıyla, askeri gücüyle, uluslararası siyasetiyle, kendi kültürüyle dünya siyaset sahnesine çıkmadığı ve emperyal güçlerden bağımsızlığını ilan etmediği müddetçe İslâm dairesinde kalamaz.

Ehl-i İslâm mürted ve harbi müstevli dünyayı yok sayarak müşrik dünyaya rağmen tek başına siyaset üretecek güç ve takate ulaşmadığı müddetçe, emperyal güçlerin kuklası olmaktan kurtulamaz.

İslâm'ın iktidarı, Müslümanların iktidarından öncedir. Müslüman insanın iktidar olması, İslâm'ın iktidarı anlamına gelmez. İslâm'ın mahkûm olduğu bir ülkede Müslümanlar İslâm'ın mahkûmiyetine rağmen iktidar oluyorlarsa, o ülkede küfrün ücretli köleleri çoğalıyor demektir. Gaflet uykusundan uyanıp bu durumu idrak etmek gerek.

Genelde İslâm coğrafyasında özelde ise ülkemizde Müslümanlar uzun yıllar hep İslâm'ı kazaya bıraktılar. İslam'ı kazaya bırakanlar, kazalardan kurtulamazlar. Dinleri hayat sahnesinden kovulurken ölüm uykusundan uyanmayanları adeta kazlar gibi keser kazanlara koyarlar. Bundan ötürüdür ki Malik Bin Nebi (Rh.a.): "Ölüm uykusuna yatmış milletlerin tarihleri yoktur. Olsa olsa, efsanevi zorbaların veya mitolojik kahramanların büyüleyici çehrelerinin cirit attığı kâbusları veya rüyaları vardır" diyor. İslâm rüya dini değil, dünya dinidir. Dinlerini rüyalarında yaşayanlar, dünyalarını kendi elleriyle ürettikleri firavunlarına armağan edenlerdir. Kendi firavunlarını üreten toplumlar iflah olmazlar.

İslâm coğrafyası yanıyor. Yanı başımızda İslâm coğrafyasının bir parçası olan Suriye'de sizi kendine çağıran, kucağına alan, sarıp sarmalayan, sakinleştiren, maneviyatınıza dokunan Halep'in hayâsı, Humus'un namusu, İdlib'in edebi, Şam'ın şerefi feryad ediyor: "Yok mu bizi bu Âl-i Firavun'dan kurtaracak ehl-i iman!" Ehl-i iman Allah'ın şu ayetini okumaz mı?

"Size ne oluyor da, Allah yolunda ve'Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir sahip/dost gönder, bize katından bir yardımcı yolla!' diye yalvarıp duran Mustaz'afîn/zayıf ve zavallı bıraktırılmış erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşmıyorsunuz?" (en-Nisa 75)

Mazlumu olan bir dünyanın zalimleri olmaz mı? Zalimlerden hesap soran Müslümanlar bulunmaz mı? İslâm ümmeti "Halife"sini arıyor. Şam-ı Şerif, Selahaddin-i Eyyubî'yi çağırıyor. Ne acıdır ki ülkemde mustaz'afların feryadları duyulmuyor da dünya teröristlerinin doğal müttefiki katil İsrail ile barışın çığlıkları atılıyor.

Hiç kimse kimseyi kandırmasın. İsrail Türkiye'den özür dilemedi. İsrail, istiklal savaşı veren Müslümanların ayak seslerini duydu. Ecelinin yaklaştığını hissetti. Bu durum karşısında şeytan Amerika'nın Ortadoğu'daki terör örgütü İsrail kendisine ilk devlet diyen ülkeyi göreve çağırıyor. Bu görevi memnuniyetle kabul edenler, yeni bir dönemi başlatmış bulunuyorlar.

Terörist İsrail'in "Türkiye'den özür diliyorum" cümlesi, yeni acıların, yeni katliamların habercisidir. İstilâ altındaki İslâm topraklarında istiklal savaşı veren Müslümanları küresel katil Amerika, bölgesel terörist İsrail adına avlama dönemi başlamıştır. Tek ümmet olmamanın, Halife'siz kalmanın ve firaset-i mü'minden mahrumiyetin acılarıyla baş başayız.

Yeni Akit


Yukarı Dön

Yorum yap yorum

Yorumlar

Fatma Güzey
22.04.2013 12:56
Arap Baharı
Selamunaleykum hocam, yazılarınızı takip ediyorum. Yalnız müslümanlar demokrasi devrimlerini islami devirim olarak algılıylar. bugün islam dünyasında ki arap baharı emperyalistlerin ortaya çıkarttığı bir bir bahar olduğunu düşünüyorum. Arap baharı olan ülkelerde ya demokrasi hakim olur yada ılımlı islam... asla islami bir yönetim olmayacak buradan fotoğraf öyle okunuyor...
Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat