Ramazanı taammüden sıradanlaştırma!


Murat KURTULDU, Ramazanı taammüden sıradanlaştırma!

Murat KURTULDU


A+ |Normal |A-


Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ramazanın bizim için son derece sıradan bir yanı var: Aynı temennileri aynı cümle terkipleriyle bıkmadan usanmadan birbirimize anlatıyoruz. Kötü mü bu? Tartışılır. Hiç değilse bizim için ramazan bir sektör değil. Bundan nemalanmayı, bununla yaka-paçayı doğrultmayı, ramazanın bereketini "kazanç" kapısı olarak görmeyi düşünmüyoruz. Bu nedenle bizim "sıradanlığımızın" hiç değilse kötü niyet barındırmadığını söylemek yanlış olmaz.

Bizim cenahta ramazanı sıradanlaştırma aslında romantik bir iç çekme hali gibi. "Ah ne güzel ramazanlardı" ifadesini kısık sesle söylesekte, istediklerimizi ve beklentilerimizi topladığınızda hep birkaç asır önceki tecrübeler ortaya çıkıyor. Elbette "geriye dönüş özlemi" kaybedilen ve sürekli aşındırılan hassasiyetlerin farkında olan herkesin 'masum' bir hayali. Bugüne dair sözlerimiz ve hatta gelecekle ilgili tasavvurlarımızda haliyle bunun etkisinde.

Sorun olan gözü hep geçmiş ramazanları arayan bizlerin 'bugün' yaşadığımız ramazana dair kendi geleneklerimizi oluşturamayışımız. Geçmişe özlem rutini çoğu zaman öylesine güçleniyorki bugünü bugünün koşullarında yaşamak gerektiğini unutuyoruz. Toplumun ortalamasını ifade eden muhafazakarlıkta esasında bu durumu popülist bir projeye dönüştürüveriyor. Belediyeler, devlet eliyle düzenlenen "ramazan faaliyetleri" bir hayrı ayakta tutuyormuş gibi görünse de aslında onun biçim ve içeriğini yeniden kurguluyor. Uzun uzadıya bilmem örnek vermek gerekir mi? Yoksulla paylaşmayı emreden ramazan bu popülizmin içinde ücretli iftar menülerine dönüşmedi mi? Ya da toplumun farklı katmanlarındaki bireyleri aynı sofrada buluşturan ramazan 'yabancı'lara kapalı sofralarda yaşanır hale gelmedi mi? Kaideyi bozan istisnalar, hatta istisna olamayacak kadar güzel ve henüz yaygın örneklerde elbetteki yok değil. Ancak toplumun ortalamasını ve giderek gelişeen "yeni ramazan adetlerini" düşünürsek değişimi farkedebiliriz.

Ramazanı kasden / taammüden sıradanlaştıran zihin aslında romantik bir geçmiş hayali içinde iken bulunduğu yere de bunu yeniden inşa etmeye çalışmakla bu suçu işliyor! Köpükten dekorlar, iki üç standın içinde gezerek ramazanı idrak, iftarlar, sohbetler derken ortaya modernliğe bulanmış ve ruhunu bir parça daha kaybetmiş şekilsiz bir ramazan çıkıyor! Şekilsiz ifadesini özellikle kullanıyorum. Çünkü bugünün ramazanı ne bugüne ait ne de geçmişe.

'Bizim / bugünün ramazanı'

Geleneğe yaslanmak, onun tecrübe birikiminden yola çıkmak, 'köklerimizi' hatırlamak elbette önemli. Ancak bu orada kalmayı değil onunla yeni bir düşünüş / bugünü kavrayacak bir anlayış inşa etmeyi sağlamalı. Acı ama her ramazan bittiğinde geçmişin romantik bir parçasına dönüşüyor. Yani bundan birkaç nesil sonra içinde bizim ramazana yüklediğimiz anlam, yaptıklarımız yada yapamadıklarımız da didiklenecek, romantik bir heyecanın parçasına dönüşecek.

O halde bugünü, bugünün ramazanı yine bugünün atmosferi üzerinden inşa etmek gerek. Bilmem hatırlar mısınız? Düzenleyen ekseriyetin fikirlerine hiç katılmasam da "yeryüzü sofraları" adında bir 'amel' vardı. Şaşalı iftar sofralarına inatla, iftariyeliklerini kapıp gelenin sokağın bir köşesinde, bazende tam ortasında! İftar açtığı bir ramazan adeti. Ya da bir kardeşimizin yaptığı "ramazanın güven iklimi"ne hizmet eden Tarlabaşında sokak iftarları. Ramazan bu toprakların doğal kokusu, doğal rengi. Onu sadece "güvenli" kapılar ardına saklamadan tamda bugünün paronayaklaşmış toplumunda göz önünde, ulu-orta yapmak nasıl güzel bir amel.

Ramazanı bugünün atmosferinde yaşamaktan söz ederken geleneğin maruf örnek ve sünnetlerini tümden bir kenara koymayı önermiyorum. Özellikle kaçtığımız, onca gelenek güzellemesi içinde bile kendine yer bulamayan "itikaf" bunun bir örneği. Resulullah'ın neredeyse hiç terketmeden uyguladığı bu sünnet bugünün müslüman tasavvuru içinde hiçbir yere oturmuyor ne yazıkki. Çünkü itikaf, sadece bir arınma eylemi değil. İtikaf müslümanı kalabalıktan bir adım öne çıkartan, imtihanının sadece ama sadece kendi yapıp-ettikleri ile sonuçlanacağını anlatan bir tefekkür hali. Modern insan hiç buna yanaşır mı? Onca "birey" vurgusuna rağmen hep bir kalabalığın, sürüklenen bir kütlenin parçası olarak kendini tanımlayan, böylece şahsiyetini öldüren modern insan için itikaf korkutucu bir yüzleşme hali.

Hasılı hiç değilse bu ramazanla birlikte biz artık şu "eski ramazanlar" güzellemesi ile taammüden ramazanı sıradanlaştırmak yerine bugün ve buraya / yaşadığımız alana özgü bir ramazan geleneği nasıl inşa ederiz buna yoğunlaşmaya çalışalım.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat