Neredeydik?


Murat KURTULDU, Neredeydik?

Murat KURTULDU


A+ |Normal |A-


13 Mayıs günü Türkiye’de ilk defa açıkça, yüksek sesle ve meydanlarda bir yasa çiğnendi. Müstear isim kullanmadan, kimliğini gizlemeden, inançlarını saklamadan bir avuç insan desteksiz bırakılmalarına aldırmaksızın sesini yükseltti. Bir cami avlusunda, ev sohbetinde ya da hınca hınç Müslümanların doldurduğu güvenli bir salonda da değil üstelik. Çağlayan’da sistemin modern adalet mabedinin tam önünde / tam karşısında bir eylemdi bu. 

“Şimdi burada, bu zalimce yasağı beraberce ve alenen çiğniyoruz” anonsunun ardından 40-50 kişilik bir topluluk “askere gitmiyorum çünkü” diye başlayan cümlelerini yüksek sesle okudular. Devletin askere gitmemek bir kenara askerlikten soğutma yasasıyla konuşmayı bile yasakladığı bir dayatmaya karşı bir itirazdı bu. Orada olmamakla birlikte bu eyleme cümleleriyle destek veren yaklaşık 200 kişinin de kanaatleri isimleriyle birlikte tek tek açıklandı / okundu.

Yani yüzlerce kişi alenen ve mertçe bu yasağı tanımadığını, askerlik gibi bir dayatmayı kabul etmeyeceklerini kendi inanç gerekçeleriyle ilan etti. Belki de ilk kez askerliğe karşı bir eylemde Müslüman kardeşlerimizin sayısı çoğunluğu oluşturacak durumdaydı. Bacılar ve genç kardeşler devletin tehdidine ve sivil provakasyon ihtimaline rağmen oradaydılar.

Orada olan Müslümanlar Rableri dışında hiçkimseye yaslanmadıkları için sayılarının azlığına aldırmaksızın askerliğe ve sisteme dair kanaatlerini açıklamaktan kaçınmadılar. Mesela Ammar Kılıç “Askere gitmeyin çünkü laik ve İslam düşmanı bir ordu size “peygamber ocağı” olduğu yalanını atıyor” dedi. Orhan Abdullahoğlu ise “Askere gitmeyin çünkü giderseniz tağuta hizmet etmiş olursunuz!” diye ekledi. Bir diğer cümlede ise Hakan Erdal “Askere Gitmeyin çünkü Ayette: "İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar..." (4/nisa, 76).” Diyerek sistemin islam düşmanlığını alenen ilan ediyordu. Yaklaşık iki yüz cümle her bireyin kendi açık fikri ve gerekçeleriyle böylece okundu. Düne kadar ekseriyetinin askerliği yeterince sorgulamadığı Müslümanların o gün orada o haykırışları neredeyse tamamı sol basın mensuplarını da şaşırttığı yüzlerinden okunuyor gibiydi.

Kuşkusuz “askerlik tabusunu” -müslümanlar açısından- “yap kurtul” rahatlığından tartışılabilir bir noktaya taşıyanlar, bunun bedelini ödeyen / ödemeye gönüllü olan Enver Aydemir gibi Müslüman vicdani redçiler oldu. Tağuta kul olmak ve düzenin namlusuna dönüşmekten Allah için imtina eden bu kardeşler sistemin “uyumlu vatandaş” üretim merkezi olan askerliği reddettiler ve açıkça bunu ilan etme cesaretini gösterdiler.

İşte www.askeregitmeyin.com sitesi ve 13 Mayıs eylemi bu kardeşlerin kararlılığından da güç alarak; hiç olmazsa askerliği konuşmayı suç sayan bu çarpık anlayışı ifşa etmeyi amaçlayan bir inisiyatif olarak düşünülmüştü. Henüz mukaddesatçı / muhafazakar algının konuşmaya bile tereddüt ettiği bir konuyu “meydana” taşımanın binlerce kişiyi orada toplanmaya ikna edemeyeceğini biliyorduk. Ancak hiç değilse “tağut” kavramını algılayan; sisteme karşı “artık konuşmanın” ötesine geçerek aleni ve ifşa edici bir eylemliliği önemseyen kardeşlerin geleceğini düşünüyorduk. Bu da olmazsa “askere gitmeyin çünkü” yazacak cesarete sahip olduklarından kuşku duymadığımız kardeşlerimizin katkılarını web üzerinden bekliyorduk.

Gariptir bir avuç Müslüman dışında hiçbiri olmadı. Desteği bir kenara bırakalım, bu son derece “uzlaşılabilir” alanda bile detay tartışmalara takılarak eylemin yanında olamayacağını ilan eden kardeşler oldu. Daha da acısı eylem olup bittikten sonra bu çabaya bizim mahallemizden “haber değeri” gözüyle bile bakan olmadı yani tamamen görmezden gelindi.

Nereye bağlamalı bu tavrı?

İnsanları yaşamlarının bir döneminde her yanından kavrayıp yeniden şekillendirmeye yeltenen bir yapıyı ve bunu tartışmayı dahi yasaklayarak adeta kutsallaştıran bir yasayı eleştirmek gayri-islami görülemez herhalde. Tağut diyen, tağuti düzenin toplumsal yaşamı nasıl zalimce şekillendirdiğinin farkında olan hiçkimse zorunlu askerliği mevcut koşullarıyla olumlayamaz. Böylesine bir ortak zemine rağmen Müslümanların bu konuda harekete geçememeleri konusunda sadece iki neden düşünebiliyorum: ya eylemin sonuçları korkunç derecede ürkütücü olacağı düşünüldüğü için meseleyi görmezden geliyoruz. Veya tağuti düzenin zorunlu askerliğinin hayatımıza, inançlarımıza ve şahsiyetimize uzanan etkisini henüz farkedebilmiş değiliz.

Art niyet aramıyor, anlamaya çalışıyorum. Evet, düne kadar sistem topyekün tüm baskı unsurlarını kullanarak askerliği reddedenleri yıldırmaya çalışıyordu. (Hayır, yüzlerce kişiyi bu sebeple şehid edilmedi ve evet vicdani reddini açıklayan herkes sağ ve salim!) Farklı nedenlerle 1989’da başlayan “askere gitmeme” eylemi o günden bugüne birçok kişiye bedel ödettirdi, gelecekte de ödettirecek. Ancak tağuti düzenle yüzleşme eylem ve fikir alanında olduğu kadar pratikte de tam bir ayrışma ve şahitlik gerektirmiyor mu? Kitleselleştiğinde sistemi çaresiz bırakıp krize sokacak, mü’minlerin arasındaki ilişkiyi derinleştirerek sağlamlaştıracak bir eyleme karşı Müslüman nasıl “tavırsız” kalabilir? Diğer taraftan topluma karşı tıpkı Hz. Peygamberin yaptığı gibi sistemi ifşa önce onun güç ve iktidar aygıtlarını tam olarak reddetmeden nasıl yapılacak? Zorunlu askerlik ve zorunlu eğitim bu ülkede nesillere devlet propagandasının pompalanmasında en önemli araçlar olarak kullanılmıyor mu? Devletin tekeline aldığı bu alanlar kişiye devletin caydırıcı gücünü öğretmek ve karakterine “devlet kutsalına karşı savunmasız / çaresiz olduğu” vehmini yamamak için dizayn edilmedi mi? Dahada önemlisi askerliği reddediyorum diyemeyen, hiç değilse kelepçelenip götürülene dek direnmeyen bir Müslüman nesil daha ağır bedeller ödemeyi gerektiren durumlarda duruşunu nasıl koruyabilecek? Askerlik imtihanını mücadelesiz bir teslimiyetle sonlandıran bir birey yaşamının kalanında bu yenilginin derin izlerini taşımayacak mı?

Cevaplarını bilmiyor değiliz bu soruların. Ancak açıkça ilan etmek ve pratiğe aktarmak gerçekten zor ve zahmetli. Üstelik belki de bugüne dek vicdanımızda bir yara olmanın ötesinde konuş(a)madığımız bir alandan söz ediyoruz. Tüm bu etkenler doğrudan bir eylem için bizi harekete geçiremeyebilir ancak hiç değilse bu zulüm çemberini zayıflatacak ve konuyu tartışacak bir zemin için artık mücadele etmeli değil miyiz?

13 Mayısta polise ve provokatörlere karşı toplanmış bir avuç insan işte bunları düşündürtmeyi amaçlıyordu. Müslümanların asli meselesi olan; “la” eyleminin doğrudan / dolaysız ve en hakiki pratik karşılıklarından birini ifade eden “askerliği reddetmeyi” ve onu kutsal sayan yasaya itirazı yeniden gündeme taşımayı hedefliyordu.

Gerekçeli / gerekçesiz o gün o meydanda ol/a/mayan tüm kardeşlere bir hatırlatma olması ümidiyle.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Serdag Yeni
27.07.2013 23:02
askerlik
Murat kardeşimi bu önemli konuyu sayfanda kamu oyuna aktarman fevkalade cesur bir girişim. Bu yitirilmiş bir cesaret ve kararlılığı çağrıştırmış.Müslümanların en az yaptıkları pratiklerden laf degil eylem isteyen bir din anlayışının zamanı geldi de geçiyor.İnşallah bu bir kıvılcım olurda yeni eylemsel yangınlara yol açar.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat