Başkanlık sistemi ve politik yalancılık


Murat KURTULDU, Başkanlık sistemi ve politik yalancılık

Murat KURTULDU


A+ |Normal |A-


Cumhuriyetçi, demokrat değilim. Hatta bu kavramları modern dönemde otoriteyi elinde tutan kliklerin meşruiyet üretmek için kullandığına inanıyorum. Demokrasi, nasıl bir model ile uygulanırsa uygulansın şu temel zaafları hep taşımaya devam eder: 1- Kolayca manipüle edilebilir, 2- Birinci sebepten dolayı sermayeyi yada iktidarı elinde bulunduran sınıfların kontrolünden çıkamaz. Üstelik Paul Valery'inin dediği gibi tüm dünyayı hesaba katmadan bir şey yapmanın mümkün olmadığı bir ortamda demokrasinin gerçek anlamda bir özgürlük olduğunu düşünmek çok sahici değil.

Kötünün kötüsü olmaz mı? Elbette olur. Demokrasinin sahte özgürlük düşlerinden daha korkunç olanı bu sistemdeki tüm denge unsurlarını ortadan kaldırmaktır. Montesquieu bunu kuvvetler ayrılığı ilkesi ile açıklıyor. Yasama ve yürütmeyi birleştiren hiçbir modelin artık özgürlük üretemeyeceğini belirten Montesquieu bunun sonuçları ile ilgili çok net bir fikir verir: "Aynı monarkın yada aynı senatonun elinde yasama ve yürütmeyi birleştirirseniz hürriyet yok olur. Yasamanın yürütmeyle birleşmesi vatandaşların üzerindeki devlet idaresini keyfe kalmış sınırsız bir iradeye dönüştürür" Demokratik süreçlerin ne kadar müslümanca bir yönetim inşa ettiği başka bir tartışmanın konusu. Ancak demokrat olduğunu ileri sürerek ondan otoriter bir rejim devşirmek en önce topluma yalan söylemek demektir. Yalan söylemenin tek bir yolu yok ama en meşhuru doğruları yanlış bir sırayla yanyana getirip manipülatif bir argümana dönüştürmektir. Esas kutuplar oluşturan ve toplumu, birbirine güveni sıfırlanmış bireylere dönüştüren yine bu politik yalancılıktır.

Uzun uzadıya sistem tartışmasına girmeden hiç olmazsa iradesini yöneticilerinin insafına ve iyi niyetine teslim etmiş kardeşler için yeni anayasal düzenin gerçekte ne olduğunu göz atalım:

1- İDDİA: Sistem türk tipi anayasal bir başkanlık sistemidir.
GERÇEK: İstenilen değişiklikler ne bir başkanlık sistemine geçişi öngörüyor ne de parlementer bir sistemi koruyor. Yani tamda yıllar yılı kemalizmde eleştirdiğiniz "bize göre, türk tipi" yaptım-oldumculuğunun yeni bir versiyonu. Niye başkanlık değil? Çünkü bu sistemde yasama- net ve ayrıdır, birbirini görevden alamaz. Başbakanı kaldırıp tüm yürütmeyi tek elde topladığınız bu sistem parlementer sistemdeki gibi "salt çoğunluk" ile değil beşte üç çoğunlukla cumhurbaşkanına dur der.

2- İDDİA: Önerilen düzenleme, cumhurbaşkanına da meclise de eşit yetkileri veriyor, kimseyi kayırmıyor, öne çıkarmıyor.
GERÇEK: İlk bakışta bu önerme doğru gibi görünüyor. Oysa bu önermenin de belirttiği gibi demokratik düzenin temel saiklerinden "kuvvetler ayrılığı" tümüyle ortadan kalkıyor. Öte yandan birden çok partisi olan TBMM'nin 400 milletvekili ile cumhurbaşkanını görevden alması son derece güç bir olasılık. Türkiye'nin en güçlü hükümeti döneminde bile meclisteki milletvekillerinin beşte üçü ile birlikte bir anayasal değişikliği yapmakta son derece zorlanmıştı. Yani cumhurbaşkanını görevinden almak anayasa değişikliği yapmak kadar zor bir süreçtir.

3- İDDİA: Önerilen düzenleme cumhurbaşkanına yasal sorumluluklar yüklüyor, fevri davranışlarını engelliyor.
GERÇEK: Yasal düzenleme cumhurbaşkanına yaptıklarından dolayı hukuki bağlayıcılık getiriyor. Ancak tüm bu süreçler meclisin birlikte hareket etmesini gerektiriyor. Mecliste muhalefet güçlü duruma geçtiği bir seçimde bu mümkün gibi. Ancak yeni düzenlemeye göre cumhurbaşkanı belirli bir gerekçe göstermeden (kaos tehdidi, artan iç güvenlik baskıları gibi belirsiz tehditler gerekçe olarak yeterli görülüyor. DGM'lerden hatırladınız değil mi?) seçimi yenileyebilir. Böylece cumhurbaşkanı mecliste çoğunluğu elinde bulunduran parti ile birlikte iktidarını sürdüreceği için kuvvetler arasında bir dengede kalmayacak, fiili olarak denetlenemeyecektir.

4- İDDİA: Önerilen düzenleme yönetimi tek bir iktidarın altında toplayacağı, koalisyon dönemlerini kapatacağı için istikrar getirecektir.
GERÇEK: Tek adam hükümetleri her zaman beraberinde büyük krizleri getirir. Kaos tehdidi ile sürekli paralize edilen toplumlar sonuçta yanlış olana ses çıkaracak takati kendilerinde bulamazlar. Yönetim sistemi her ne olursa olsun "insaf" ancak keyfiyetleri sınırlamakla mümkün olur. İstişare ve meşvereti gerileten, iktidarın tüm kuvvet ve kanallarını tek bir noktaya odaklayan yapıların sonuçta nasıl kırılmalar doğurduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu nedenle olması gereken iktidarı tekelleştirmek değil, iktidar üzerindeki kontrol mekanizmalarını ve toplumsal katılımı daha faal hale getirmektir.

5- İDDİA: Önerilen düzenleme yargının bağımsızlığını tehlikeye atmıyor.
GERÇEK: Türkiye'de ve tüm demokratik sistemlerde yargının bağımsızlığı zaten başlı başına bir soru işareti. Üstelik yaslandığı değerler sistemi de İslami esas ve ölçülere uygun olmadığı için derin bir meşruiyet sorunu zaten var. Ancak burada "demokrasilere göre" bir hukuk düzeninden söz ediyorsak mevcut düzenlemenin burada da bambaşka bir sonuç doğuracağını bilmek gerekiyor. Demokrasilerde yargının, yürütme ve yasama erkinden bağımsız olduğu varasılır. Yargının bağımsızlığının şu veya bu sebeple zedelenmesi sadece yeni vesayetler üretmez, yargının kişiden kişiye göre değişen taraflı bir hale gelme sürecini hızlandırır. Mevcut düzenlemeye göre 12 kişiden oluşan HSYK'da beş üye cumhurbaşkanı tarafından atanırken kalan üyeler ise TBMM tarafından belirlenir. Oysa partili cumhurbaşkanı zaten TBMM'de çoğunluğu elinde tutan partinin lideridir. Bu nedenle gerçekte olan 5 üyenin doğrudan kendisi tarafından diğer üyelerin ise başkanı olduğu parti tarafından atanacağıdır. Başka ülkelerde benzer düzenlemeler olsa da denetleyici mekanizmaların varlığı ile Türkiye bu ülkelerle kıyas edilemez.

6- İDDİA: Cumhurbaşkanlığının güçlendirildiği bir sistem bürokratik süreçleri daha hızlı aşar, bütün bir görünüm oluşturur.
GERÇEK: Teklifle birlikte en büyük problem bu birleşmeyi denetleyici mekanizmaların ne olduğudur. Cumhurbaşkanı ve yargı, cumhurbaşkanı ve yürütme arasında belirli bir denetleme mekanizmasının tarif edildiğini söyleyemiyor. Seçimleri yenileyebilen, bakanları atayabilen, kamunun üst düzey görevlilerini belirleyebilen, HSYK'ya doğrudan beş üye seçebilen şartsız yetki alanlarına sahip cumhurbaşkanlığı kurumunu gerçek anlamda denetleyen bir mekanizma ise ihdas edilmemiştir. Üstelik bu kadar büyük yetkilerin yarın daha farklı niyetlere sahip birinin eline geçtiği durumda yaşanacakları düşünüyor muyuz?

Müslümanlar olarak bu sistemin neresinde olmalıyız, tavrımız ve pozisyonumuz nasıl olmalı? tartışmaları çok önemli olsa da önce bu düzenlemenin gerçekte neye karşılık geldiğini de açıklamak durumundayız.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Hüseyin Alan
18.01.2017 13:39
-2-
Başa dönersek kavimler üstü, uluslar üstü bir İslam milleti olarak birleşemeyenlerin demokrasiye karşılık sıkıştırılacakları alandan, diğer tercihlerden yana olmaktan çıkması, kurtulması mümkün gözükmüyor. Diğerlerinden yana olmaktansa demokrasiden yana olmaya savrulmak zorunda kalıyorlar. Teşkilatlanma biçimleri bunu zorunlu kılıyor çünkü. Ayıp olarak bu yeter zaten!

Anayasa meselesi de benzer bir duruma işaret etmektedir. Anayasanın bizatihi kendisini, neye tekabül ettiğini, neyi temsil ettiğini konuşamadan anayasa maddelerini konuşmak, şunlar değil de bunlar olsun demek, tıpkı demokrasi tartışmasında olduğu gibi "oyuna gelmektir."

Batıda olup bitenleri, ideolojik olsun kurumsal olsun yapısal gelişmeleri ve toplumsal düzenlemeleri şeklen alıp içerik olarak kendimize göre uyarlarız ve düzlüğe çıkar kurtuluruz diye yola çıkanlarımızdan bu yana 150 sene geçti. Geldiğimiz yer, durduğumuz yer külli Batılı olmaya varırken, "bize" ait fazla bir şeyin kalmadığı günleri yaşıyoruz.

Bu sebeple olsa gerek demokrasi gibi anayasa meselesi de bizden bir parçaymışçasına, olmazsa olmazcasına, itikadi ve sosyal hayatımızın gereğiymişçesine kanıksandı. Bu olmalı mı, gerekli mi, bize uyar mı demeyi unutup öyle değilde böyle olsun demeyi normal sayar olduk.

Nerede olursa olsun, kim yaparsa yapsın bir anayasa "sivil" olma şartını taşır. Doğası, gereği budur. Ve Müslüman milletin bir anayasası olmaz. Giderek detayları tartışacağımız için şimdilik bu kadar diyelim.
Hüseyin Alan
18.01.2017 13:20
katkı mahiyetinde -1-
Eline sağlık Murat, aktüel olarak gündemi kilitleyen, aciliyet olarak her meselenin önüne geçen, kapitalist dünya sisteminde hep olduğu gibi "birilerinin derdinin herkesin derdiymişçesine" propaganda edildiği şu anayasa maddelelerinin değiştirilmeye çalışıldığı günlerde, hiç olmazsa kabilinden kimi değişiklikleri ele almış, eleştiri getirmiş, gerekçeleriyle izahat yapmışsın. Meraklı olana, ilgi duyana diyelim.

İzninle bir iki katkı yapmak isterim.

Zannımca bunlardan en önemlisi, demokrasinin karşısına neyin konulacağı, demokrasiye karşı çıkarken neyin savunulacağı meselesi, diğeri de, anayasa meselesinin bizatihi kendisidir.

Türkiye'de Müslümanlar "bir millet" olarak siyaseten örgütlenme aşamasına geçemedikleri için toplumsal çapta bir "İslam'i sistemi" ileri sürüp savunacak pozisyonda değiller. Bu sebeple çağdaş rüzgara kapılıp demokrasiyi savunmak, demokrasiden yana tavır almak durumunda kalıyorlar.

Demokrasi, egemenliğin ve yasama yetkisinin tek elde yahut bir grupta toplandığı totaliterlik, monarşik, teolojik, nomokratik, bürokratik devlet teşkilatlanması ve yönetim tarzlarına karşı, egemenliğin ve yasamanın "halkta" olduğu bir yönetim tarzı olarak ehven görülen, diğerlerine karşı daha iyi olarak savunulan bir sistem. Batılı gibi düşünülürse bundan alası olmaz. Kendi bağlamında doğrudur da.

Bir de meseleyi İslam'i değerler sistemine göre ele aldığımızda iş bambaşka bir yere gider, Müslümanların da bu işe esastan, nitelik olarak, meşruiyet bazında itirazı beklenir.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat