“İnsan Öldü!”


Murat KİRİŞCİ, “İnsan Öldü!”

Murat KİRİŞCİ


A+ | Normal | A-


İnsanın sözlü iletişimden yazılı ve daha sonra da görsel ve elektronik iletişime geçişi, tarih sahnesinde görülebilen en büyük evirilmelerden biridir. Yirminci yüzyıla
damgasını vuran elektronik kültürün gelişmesi bu evrilmenin merkezi ve ana tetikleyicisidir. Silisyumlardan meydana gelen ve elektrik akışını yönlendiren transistörler ve entegrelerden oluşan elektronik, büyük bir patlama yapmıştır. Burada patlama kelimesinden, çılgınca bir büyüme ve ani bir son çağrışımı hissedilebilir.
Elektroniğin gelişimiyle ortaya çıkan enformasyon araçları ve bu araçların oluşturduğu kültür, insanlığı önceden alışık olmadığı bir bilgi bombardımanına tuttu. Böylece, "daha fazla enformasyon, daha fazla bilgi" paradoksu ortaya çıktı.

Dünyanın en ücra köşelerine bile ulaşmış olan elektronik kültür, her yerde kendini farklı şekillerde popüler kıldı. Telefondan televizyona, bilgisayardan internete her fırsatı değerlendiren bu kültür, insanların yaşamlarına ve hatta en mahrem noktalara kadar umursamaz bir edayla ulaşmayı başardı.

Bu hayat içinde yaşayan insan ise, kendisini yoğun bir tercih ortasında bulduğunu zannetmeye başladı; değişik tercihler yaparak özgürleştiğini hissetti, aslında herhangi bir değişikliğe onay vermediğini, tercih diye yaptığı şeylerin ise içerik olarak hep aynı olduğunu görmedi/göremedi. Yoğun propaganda ve reklam altında yaptıklarını, seçtiklerini, yaşadıklarını hep iyi ve olumlu olarak gördü. Modern yaşam içinde bu reklamların, propagandanın, evrensel olduğu iddia edilen emperyal kültürün, tüketimin sadık kitlesi/kölesi oluverdi.

İnsanoğlu, bu yoğun bilgi bombardımanı altında, neyin kendine ait neyin ait olmadığını, neyin yararlı neyin zararlı olduğunu idarak edemeden gerekli gereksiz birçok şey öğrendi. Ancak edinilen bilgiler, parçalı olduğundan ve bir bütünü ifade etmediğinden tam ve ciddi bir bakış yakalanamadı. İnsan, neyin doğu neyin yanlış olduğunu anlayamaz, hatta kendisi için kötü olan durumları bile bu reklam ve bilgi propagandası altında farkedemez, hissedemez hale geldi. Bilgiler parçalı olduğundan insan, düşünme ve yorumlama kabiliyetinden uzaklaştı ve belirleyici rolden belirlenen role geçti. Hayatı kendi tarafından yönlendirilmediği için kukla oynatıcıları tarafından yönetildi ve bu
oynatıcılar ipleri nasıl çekerlerse o şekilde hreket eder oldu.

Sembollere boğuldu insan, imajların altında ezildi, bir değeri varmış gibi hissederken ham hayallerin peşine takıldı. Oysa semboller, işaretler, sayılar, sözcükler ve bunların birleşiminde oluşan farklı iletişimler sadece bir konuyu anlatmak ve mesaj vermekle kalmaz, aynı zamanda insanın dünyasını yeniden şekillendirip yeni yorumlar katar ve insanı değişitirip dönüştürür. İşte bu haliyle insan, gerçekliklerle arasındaki bağı kopardı, algıladığıyla gerçek olan arasındaki farkı anlayamaz; semboller ve imajlarla çevrelenmiş şekilde başkaları tarafından kurgulanan bu gerçek tasarımı içinde kendisinin farkında olamaz hale geldi.

Kitle kültürünü oluşturanların manüpülasyonları ile insanın düşünme, yorumlama, analiz yetenekleri kısırlaştırılırken tüm dünya homojenleştirilmeye çalışıldı. Bu homojenleştirme içinde - 40° soğukta yaşayan ile  +40° sıcakta yaşayan kişi aynı "kot" pantolonu giyer oldu; damak tatları aynılaşmaya, dünyanın her yerinde "cola" içilmeye, "hamburger" yenmeye başladı. Dünya dili "İngilizce" olurken, ana diller içine ingilizceden kelimeler, kavramlar sokulmaya ve konuşulan dili dünya diline doğru dönüştürmeye başladı.

Fikir beyan etme özgürlüğü altında, gerçek hayatta kendine yer bulamayan, söyledikleri ciddi ve anlamlı olmadığı için dinlenmeyen birçok kişi saçma sapan, ipe sapa gelmez hezeyanlarını internetin şefkatli(!) kucağında değerlendirmeye, ruh bozukluklarını söz dizilerinin ardından dillendirerek çöp tenekesine atar gibi sanal âleme atmaya başladı. İnternetin hızı, kolaylığı ve sanal iletişimin rahatlığı aklı yarım bile çalışmayan kişilik bozuklukları ayyuka çıkmış modern dönemin ürettiği tipleri doğru olup olmadığına bile
bakmadan her şeyi yazıp bir tuş ardına saklanmaya itti. Aynı interneti "sosyal" olarak kullanıp sosyalleşen(!) tipler ise sanal ortamda yazılan her şeyi hiç sorgulamadan doğru ve makbul kabul edip ruhi sıkıntılarına bu saçmalıklardan çözüm aramaya başladılar. Bu sosyalleşme o kadar ileri gitti ki kes yapıştır, paylaş gibi komutlarla başkalarıyla da paylaşarak ayrıca iyiliği(!) her yere yaymaya başladılar.

Tüm dünyaya taşınan bu kültürel yozlaşmaya bakıldığında, bu yaygınlaşmanın sebebinin belirli bir medeniyet temeline, mekânına ve zamanına dayanmayan omurgasız bir yapıdan oluştuğu görülmektedir. Kendini zaman, mekân ve tarihten bağımsız hale sokup ayrıştıran bu zihniyet ise tüm bağlardan kurtulmuş yeni bir medeniyet(!) oluşturdu.

İnsanı yok eden,  hayatı hiçleştiren, zaman, mekân ve tarihten bağımsız olan bu köksüz meedniyet için şu sorular sorulabilir: Sadece tüketen bireyi meydana getiren bu zihniyetin bir toplum modeli var mıdır? Neden bizler, bu açgözlü, yağmacı, vahşi hayata gönüllü hizmet ediyor ve bunu büyük bir keyif alıyormuş gibi yapıyoruz? İnsan, tüm vicdani meselelerden uzak, sadece hedonist bir mantıkla daha fazla tüketirken nasıl oluyorda dünyevi lezzetlere ulaştığını iddia edebiliyor?Yoksa "İnsan/İnsanlık Öldü"mü?


Yukarı Dön

Yorum yap yorum

Yorumlar

Hüseyin Alan
06.06.2013 02:09
önümü açtın
Abi bu güzel yazın, inşallah anlaşılır. Benim son yazımla bu yazı biribirni tamamlayan özelliğe sahip. Okuyucularımız birlikte düşünseler daha iyi olur kanatindeyim.
Ahmet Gümüş
18.05.2013 13:18
yüreğinize sağlık Murat Bey
düşünüp öğüt alacağımıza, düşüp öğütülüyoruz bu nedenle insan ölüyoruz, insanlık ölüyor, .... ta ki yaratana kulak kesilip, göz kırpıp, yürek çırpıncaya kadar.
Rabia Kakı
17.05.2013 21:35

çok önemli bir konuya çok hassas bir şekilde değinilmiş,değerli yazarımıza teşekkür ederim
Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat