Muhammed Ali'nin ardından Amerika'daki İslami Hareketler


Muhammed Ali'nin ardından Amerika'daki İslami Hareketler

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 04 Haziran 2016 Cumartesi 13:46


Müslüman boksör Muhammed Ali'nin vefatı ile yeniden gündeme gelen Amerika'daki islami uyanış çabalarına dair önemli bir röportajı okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
Müslüman boksör Muhammed Ali'nin vefatı ile yeniden gündeme gelen Amerika'daki islami uyanış çabaları bugün etkisini hala koruyan önemli bir hattı temsil ediyor. Özellikle bir dönem Malcolm X gibi aktif ve önder şahsiyetler yetiştiren Amerika'daki islami hareketlere dair önemli bir röportajı okuyucularımızla paylaşıyouz:

Akademik çalışmaları Amerika'daki Müslümanlar üzerine yoğunlaşan Nuri Tınaz, Nation of Islam grubu merkezde olmak üzere Amerika'daki Müslümanların ahvali hakkında Deniz Baran'ın sorularını yanıtladı.

Öncelikle sizi tanıyalım Nuri Bey. Amerika'daki İslami hareketlere ve Müslümanlara olan ilginiz nereden kaynaklanıyor?
Lisans eğitimimi 9 Eylül İlahiyat Fakültesi'nde bitirdim. Diyanet Vakfı'nın yurtdışını bursunu kazanmıştım 1988'de. Onun üzerine yüksek lisansımı King's College'da din sosyolojisi ve din felsefesi üzerine yaptım. Sonra da Warwick Üniversitesi'nde sosyoloji alanında doktora yaptım. Biliyorsunuz, başka bölgelerden Batı'ya gidip doktora yapanları genelde kendi ülkeleri üzerine çalışmaya yönlendirirler. Bana da dediler, "şu grubu çalış, bu cemaati çalış" ancak bana bu cezbedici gelmedi. Ben de Batı'da olduğuma göre burada ortaya çıkan bir sosyal hareketi çalışayım dedim.

O sırada Oxford şehrinde 2. el kitap satan bir yerde bir kitap buldum. Yüksek lisans yaparken de zaten kafamda Malcolm X ve çevresindeki oluşumlar hakkında bir şeyler yapmak vardı çünkü ilgili literatürü okumuştum. O kitabı görünce -siyah Müslümanların ve Nation of Islam'ın analizini yapan bir kitaptı- fark ettim ki bu konu hakkında 70'li yıllardan beri pek çalışma yapılmamış ancak bu grup 1975'ten sonra hem kurumsal alanda hem de inanç ve öğretilerinde radikal değişikliklere gitmiş. Bunlara odaklanabilmek için de böyle bir konuyu seçtim. Seçmemin nedeni de Batı'da var olan bugünkü demokrasi ve sosyal devlet anlayışına rağmen niçin oradaki insanlar bulundukları ülkenin sistemlerinden memnun olmayıp böyle ayrık akımlara bağlanıyor, bunu incelemekti. Batı'da bulundukları ülkenin rejiminden, düzeninden muzdarip birçok kesim var örneğin siyahiler.

Batı'da insanlar İslami bilgi edinme ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlar? Düzenli gidip gelebildikleri okul, medrese tipi kurum yahut hoca bulabiliyorlar mı? Yoksa kitaplar yoluyla veya online araçları mı kullanıyorlar?
Şimdi Batı'daki Müslümanları ikiye ayırmak lazım: Amerika'daki Müslümanlar ve Avrupa'daki Müslümanlar. Amerika'ya giden Müslümanların tarihi, köle ticareti ile başlıyor. O günlerden 20. yüzyıla gelindiğinde birtakım gruplar ortaya çıkıyor, Moorish Science Temple, Nation of Islam gibi ancak bunlar daha çok kimlik iddialarını dile getirmek için ortaya çıkan gruplar. Derinlikli bir İslami bilgi yok. Sadece bulundukları ülkenin dominant dinine ve kültürüne karşı kendi kimlik iddialarını ortaya koymak için İslam'a angaje oluyorlar. Ama 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika'ya olan Müslüman göçleriyle bu iş değişiyor.

Avrupa'daki Müslümanları ise ayrı ele almak lazım; (Batı Avrupa'yı düşünürsek) onların serüveni kölelikle değil, kendi göçleriyle ilintili. Amerika'da göçmen kotasının kaldırılmasıyla oraya giden Müslümanlar daha çok eğitimli, profesyonel ve kültürlü kimseler. Avrupa'ya gidenler ise (özellikle Türkiye/ Anadolu özelinde) daha taşralı ve salt ekonomik sebeplerle giden kimseler. Haliyle iki profilin bilgi edinme kaynakları çok farklı. Amerika'ya giden profil 1980'lere gelindiğinde donanımlı ve özgüvenli bir şekilde yaşantısını sürdürenlerle oraya okumak için gidip kalan Müslüman öğrencilerden müteşekkil. Onların kurduğu kurumlar sayesinde, göç etmiş Müslümanların kendi ülkelerinden imam, hoca vb. getirtilmeye ihtiyaç duyulmadı. Topluluk kendi yağıyla kavruluyordu. Özellikle 1980'de Müslüman öğrencilerin kurduğu Islamic Society of North America (ISNA), sonra ICNA, sonra Muslim Cultural Center vb. kendi İslami bilgilerini kendileri üretmeye başladılar.
Avrupa'da ise hâlen (kısmen 11 Eylül'den beri değişmeye başlasa da) Müslümanlar, kökeni olan ülkelerden gelen imam ve rehberlerle bu işi götürmeye çalışıyorlar. Ama bu zatlar yaptıkları katkılara rağmen, Avrupa'ya geldiğinde mevcut dil ve kültürden kopuk oldukları için bazen hizmet yerine hezimet sunabiliyorlar. Çünkü ilk ve bir nebze ikinci nesille bağları iyi. Üçüncü ve dördüncü nesille ise ortak noktaları yok. Ondan dolayı kendi İslami bilgilerini üretirken Amerika'daki gibi mevcut dokuya uygun bir dünya görüşü oluşturmada başarılı olamıyorlar.
Bir diğer nokta ise şu: Amerika'daki Müslümanlar profesyonel hayatta yer alıp kendi lojistik imkânlarını kurabilirken, Avrupa'da ülkelere dağılmış olan ve farklı milletlerden gelen Müslümanlar ortak bir payda oluşturamadı.

Dil problemi de önemli. Amerika'daki Müslümanların ekseriyeti İngilizce konuşabiliyor. Bu da iletişimi destekliyor. Avrupa'daki Müslümanlar'ın ise dil bariyerine takıldığını görüyoruz. Yine de kendi okullarını açmaya başladılar ancak Amerika'da okul açma ve kendi imamlarını, hocalarını yetiştirme olayı 90'lara kadar uzanıyor. Avrupa'da ise bu iş daha başlangıç aşamasında ve hâlâ ithal hocalara bağımlı durumdalar.

Tabi, Amerika'da İslami eğitim kurumları oturmuş olduğu için otorite olarak kabul görüyor ve oralara başvuruyor insanlar. Örneğin orada ilk göç eden Müslüman neslin 80'lerde kurduğu The IIIT (International Institute of Islamic Thought) var. Onların öncülüğünde kurulan kuruluşlar kanalıyla kendilerini besleyebildiler ve dini bilgilerini inşa ettiler. Avrupa'daki yeni nesiller ise özellikle iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle, İslam ülkelerinden gelen ve gelinen yerdeki kültüre ve şartlara hakim olmayan hocanın dini bilgileri ile yetinemiyorlar. Oradaki gençlerin ihtiyaçlarına cevap verilemiyor. Böyle olunca internet kanalıyla veya başka kaynaklarla dini bilgiye erişim artıyor. Ancak sorun şu ki, yeterli fikri altyapıya sahip olmadan ve rehbersiz bu kaynakları değerlendiren gençlerde fundamentalist eğilimler yaygınlaşıyor.

Amerika'da İslamiyet deyince akla belli başlı hareketlerin dışında derli toplu bir imaj gelmiyor. Genel olarak Müslüman kesimin nasıl bir yaşantısı var? Liberalleşmiş ve sistemle barışık bir algı mı daha yaygın yoksa Malcolm X'ten aşina olduğumuz tepkisel bir algı mı daha yaygın?
Amerika'daki Müslümanlar ayrık değildir, kendilerini dönemin şartlarına göre yeniden sorgulayıp konumlandıran profesyonel bir kitledir. Müslümanların hakkını, hukukunu savunmak için sistemi dışlayan ve sistemden dışlanan bir duruşa sahip olunmaması gerektiğinin farkındalar.

Bir de Malcolm X hakkında yanlış bir algı var. Malcolm X, 1960'ların başına kadar sisteme karşıydı. Ama o dönemde kurumsal bir kölelik olmasa da tarihsel izleri ve ayrımcılık sürüyordu. Renge ve etnisiteye dayalı bir ayrımcılık. Ancak ne zaman Malcolm X, Hac yaptı, İslam dünyasını tanımaya başladı, düşüncelerinde bir rasyonelleşme başladı. Radikal ve siyah milliyetçi çizgiden daha İslami ve evrensel bir çizgiye evrildi. O evrilmeden sonra Müslümanların daha profesyonelleşmesi gerektiğini ortaya koydu. Mesela bir sözü vardır, "Biz, Yahudilerden çok şey öğrenmeliyiz." diyordu. Yahudilerin dışlanmışlıktan nasıl sisteme entegre olup sistemi de yönlendirir bir pozisyon aldıklarını vurgulardı. Biraz çıkarcı dursa da aslında Müslümanların lehine nasıl yol alınabileceğinin kaygısını taşıyan bir yaklaşımdı.

Geçenlerde bir yazıda şöyle bir cümle okumuştum: "Sünnetin yolu olarak tasavvuf (sufism)" değil, ılımlı, Protestan İslâm'ın dayandığı "medeniyetin yolu olarak ruhaniyet (spirituality)" anlayışı. Kavranabileceği üzere modern dünyadaki, bilhassa Batı'daki sufizm kaynaklı ancak temel naslardan kopuk İslam'a eğilme trendine eleştiri mahiyetinde bir cümleydi. Avrupa'da buna çok şahit oluyoruz gerçekten fakat Amerika'da durum nasıl?

Dediğim gibi Amerika'daki Müslümanlar belli bir birikime sahip, profesyonel insanlar genel itibariyle. %90'ı yüksek öğrenim yapmış durumda. Bu insanlar dindarlıklarını birçok kanaldan besliyor. Bu kanallardan biri de sufizm. Şunda şüphe yok ki, Batılıların ihtidasında sufizmin büyük yeri var, bunu inkâr edemeyiz. Çünkü sufizm, dinin daha paylaşımcı ve kollektif yönünü gösteriyor. Ancak Amerika'daki Müslümanlar birçok kaynaktan dini bilgilerini temellendiriyor. Yani sadece olayın bir yönünü cımbızlama gibi bir durum ortaya çıkmıyor.
Gerçi Avrupa'da bunu yapanlar da eğitimli insanlar ama...

Amerika'da 11 Eylül'den sonra trend değişti. Pek çok üst düzey insan ihtida etmeye başladı. Bu da şundan kaynaklanıyor: Reklamın iyisi-kötüsü olmaz. 11 Eylül'den sonra İslam ve Müslümanlar ile ilgili literatürün satışında büyük bir artış oldu. Bir de Amerika'da dil birliği mevcutken Avrupa'da, Avrupa'daki Müslüman milletlerde bir dil birliği yok. Ayrıca genelde göç eden Müslümanlar kendi ülkelerindeki sorunları ve ayrımları da beraberinde getiriyor. Örneğin Pakistanlı, Bangladeşli, Hint Müslümanlar kendi aralarında ayrıma devam ediyor. Siyah ve beyaz Müslümanlar birbirine hâlâ pek yanaşmıyor.

Amerika'da vücut bulmuş İslami hareketlere yahut öne çıkan mürşidlere, Müslüman kanaat önderlerine baktığımızda ekseriyetle bir noktada buluştuklarını görüyoruz: "Dinlerarası diyalog". Dinlerarası diyalog meselesi genelde nasıl bir ajandayla ilerliyor?

Öncelikle "dinlerarası diyalog" kavramını sorgulamamız lazım. Diyalog nasıl olur biliyor musunuz? Eşit bilgi birikimine sahip taraflar arasında olur. Batılı senin dinini, dilini, kültürünü, etnik gruplarını yani tüm toplumsal yapılanmanı biliyor. Sömürgecilikten ve mandacılıktan gelen bir süreçte önce oryantalistler, sonra sosyal ve kültürel antropologlarca yapılan çalışmalarla Batılılar, İslam dünyasının hücrelerine kadar ne olup bittiğini biliyor. Edinbourgh'da papaz ve akademisyen olan biri vardı, Müslümanlar'a meydan okuyor, "Biz sizi bu kadar biliyoruz, siz de bizi bilin." diyordu. Müslüman bilim insanlarının Batı'yı ne kadar bildikleri sorgulanabilir. Bundan dolayı "dinlerarası diyalog" yerine "dinlerarası işbirliği" gibi kavramlar kullansak daha yerinde olur.
Ama sonuçta bu işlere girenler bu tanımı kullanıyor.

Yapanların böyle demesi problemli. Eşit bilgi seviyesiyle olsa bir sonuca gider. İyi niyetle vs. olmaz; bir taraf sürekli dominant, siz çekinik taraftasınız. Mevcut hareketler pek bir şey yapamıyor, safsata şeyler.

Malum Müslüman coğrafyalarda bu eğilime karşı duruş sergileyen ciddi bir kamuoyu mevcut. Peki ya Batı'da? orada da bu duruma, sizin deyiminizle safsataya karşı duruş sergileyen ciddi bir damar var mı?
Var tabi, var. Ancak sesleri çok yansıtılmıyor. Öbürkünün sesi daha hoş geliyor. Tabi ki İslam'ın insani ve sosyal yüzünü göstermek gerekir. Bu din sadece normlardan ve hukuktan ibaret değil. İslam hukuku da diğer dinlere göre çok daha zengin bir hukuktur. Ancak biz daha çok ahkâma indirgiyoruz. İslam'ın tüm yönlerini göstermek gerekir. Yine de dinlerarası diyalog sorgulanması gereken bir kavram çünkü karşı tarafın tarihini, kültürünü, dinini, dilini bilmeden bu iş olmaz. Diyalog dengeli yapılamıyor. İşbirliği ve ilişkiler demek daha doğru.

Batılıların "cihadist" adını verdiği akımlara ve gruplara Amerika'daki Müslümanların bakış açısı nedir?
Amerika'daki Müslümanların %90'ndan fazlası bu akımlara kredi vermez. Avrupa'dan bu örgütlere katılım çok daha fazladır. Amerika'ya baktığımızda ise hemen hemen hiç yok. Nedeni de şu: Avrupa'daki Müslümanlar kendilerini iyi şekilde konumlandıramadılar ve Batı Avrupa ülkeleri, kendi vatandaşı olan bu kitleleri kendi sistemlerine entegre ederken uyguladığı politikalarda başarısız oldular.

Hamza Yusuf gibi itibar edilen isimlerin şiddete karşı tavırlarıyla bu "cihadist" gruplara ve 11 Eylül'e karşı tavır alması, genel Amerikan kamuoyundaki Müslüman imajını gerçekten değiştiriyor mu?
Amerikan toplumu 11 Eylül'e kadar içindeki Müslümanların durumundan fazla haberdar değildi. Sonrasında ise oluşan Müslüman imajına karşı böyle söylemler etkili oluyor tabi. Ancak not düşmek gerekir ki Hamza Yusuf bu kınamalarında bazı genelleyici ifadeler kullandı ve oradaki Müslümanlar'dan acayip tepki gördü. Diğer kamuoyunu ikna edici olsa da böyle bir ikna yöntemine gerek yoktu. Zaten Amerika'da belli kuruluşların Müslüman coğrafyaya dair araştırmaları sayesinde elde ettikleri bilgiye dayanılarak bu mesele takip ediliyor. Amerikalılar 11 Eylül sonrasında Müslümanlar'ın kültürel ve ekonomik kapitallerini yeni öğrendiler. Ve gördüler ki Amerika'daki Müslümanlar sisteme daha entegre olmuş durumda. Bu sebeple cihadist denen akımlar orada fazla yer edinemedi.

Şimdi geçelim Amerika'da İslam deyince aklımıza ilk gelen meseleye: Afro-Amerikanların İslam ile ilişkisi ve Nation of Islam olgusu. Öncelikle şunu sorayım, neden Afro-Amerikanlar'da ihtida daha yaygın?
Bir kimlik iddiası. Onun da ötesinde, şunu sorguluyorlar: Amerika'ya köle ticareti olarak gelenlerin Batı Afrika'dan gelenleri arasında birtakım oranın önde gelen Müslüman eşrafından insanların çocukları sehven götürülmüş. Tabi onlar Amerika'ya gelince (sağ salim gelebilirlerse) karın tokluğuna iş görüyorlar. Zaten Amerika'daki endüstrileşme ve kapitalizm, kölelerin teri ve kanı ile ortaya çıkmıştır. İşte birinci ve ikinci dalgada gelen bu kişiler, köle efendilerine problem çıkardılar, köle ayaklanmalarına öncülük yaptılar. Hatta bu sebeple üçüncü ve dördüncü dalgada Müslümanlar arasından köle seçmemeye gayret ettiler. Sonrasında Afro-Amerikanlar da kimlik inşa ederken bu direniş ruhunu günümüze taşıdılar.

Bir de bu köleleri karın tokluğuna çalıştıran, ayrımcı politikalara maruz bırakan insanlar, Avrupa kökenli beyazlar. Onlar da Hristiyan. Onların dinine karşı en kuvvetli duruş sergileyecek din de İslam olduğundan İslam'a sarıldılar.

Aslında İslamiyet'i kimlik inşasında kullanan grupların, 20. yüzyılın başına gelindiğinde İslam ile fazla ilişkisi kalmamıştı. Örneğin Nation of Islam, Moorish Science Temple. Ancak hatıralarında böyle bir olgu vardı.

Nation of Islam'dan daha örgütlü bir İslami oluşum mevcut mu?
Olmayabilir. Ancak Nation of Islam da medyada çok yankı uyandırdığı için çok güçlü. Zaten Nation of Islam şimdi 12-13 kola ayrılmış bir platform durumunda. Sünnileşme akımından sonra örgütte bir özelleşme süreci oluyor. Nihayetinde Nation of Islam'ın örgütlü kişi sayısı 5-10 bin kişidir.

Kollar kendi içinde ne kadar ayrık?
Elijah Muhammed'in ölümünden sonra Deen Muhammed'in Sünnileşme hareketi olurken Louis Farrakhan da buna karşı olanları başka bir grupta topladı ki kendisiyle de birçok kez mülakat yaptım. Ancak o da bir karar verme durumuna geldi. Sünnileşme konusunda zikzaklarla dolu bir hikâyesi var. Kaddafi olsun, Saddam olsun, Körfez ülkeleri olsun yardım odaklı ilişkileri mevcut. Bu yardımlar da şartlı yardımlar, Sünnileşmeleri öngörülüyor. Fakat paraları aldıktan sonra sözlerine pek sadık olmadıkları da görüldü.

Sünni İslamlaşan ve evrensel bir platformda buluşan Deen Muhammed'in topluluğu ise asıl büyük topluluk olarak kaldı. Kendilerine farklı isimler verdiler. Bilal-i Habeşi'ye atıf yapar şekilde Bilaliye Community dediler, Muslim Community in the West dediler, sonrasında American Muslim Nation dediler; en son American Muslim Association ismini kullandılar. Deen Muhammed rahmetli olmadan önce akımın liderliğinden tamamen çekilip yerel komitelerden oluşan bir istişare kurumuna çevirdi idareyi. "Mosque Cares" isimli bir ad verilmiştir yeni oluşuma.

Nation of Islam çizgisi genelde bizler tarafından pek sahih görülmeyen ve ötelenen bir çizgidir. Ancak ne olursa olsun Amerika'da İslam deyince en dinamik yapılardan biri olarak onlar akla geliyor. Nation of Islam'ın –Deen Muhammed'in ve ömrünün sonunda Imam Farrakhan'ın Sünnileşme çabasını da göz önünde bulundurursak- sahih İslamiyet'in yayılmasına katkısını nasıl görüyorsunuz? Etnisiteyi bu kadar öne çıkaran bir hareketin kimlik (identity) yaratmak için harç olarak kullandığı ve deforme ettiği bir İslam anlayışı yarardan çok zarar getirmiş olabilir mi? Yoksa haksızlık mı ediyoruz?
Şimdi hakkını da vermek lazım, İslam'ı ve Müslümanları kamusal alanda görünür kılanlar Nation of Islam idi. İlk defa hapisteki Müslümanlara dair politikaların geliştirilmesine katkıda bulunanlar onlardır. Müslümanların hak ve hukukunu korumada katkıları vardır. Nation of Islam sürekli bir dönüşüm içindedir. Bunların birçoğu Sünni İslam ile tanışmıştır. Malcolm X'in 1963-64'te başladığı ilk girişimlerden sonra Sünnileşme aşısı tutmuştur. Ayrıca 60'lı yıllarda Nation of Islam'a katılan gençler profesyonel, eğitimli gençlerdir ve bu da da dönüşümü pekiştirmiştir. Şu an 3-4 milyon Afro-Amerikan Müslüman varsa eğer bunların çoğu Deen Muhammed'in Sünni İslamlaştırması ile İslam ile tanışmışlardır.

Nation of Islam hâlâ bir geçiş döneminde olduğunu söylüyor, tabi bu ne kadar devam edecek bilmiyorum. Ancak şunu söylemeliyim, Amerika'daki etnisiteye dayalı oluşumlar Amerikan politikaları ile paralel ilerliyor. Irkçılık devam ettiği sürece (son zamanlarda görüyoruz) bu gibi etnik oluşumlar güçlenecektir. Mesela American Indian (Kızılderililer) arasında 70'lerde Müslüman olanlar var bu atmosferde. Ne zaman ki Amerika bünyesindeki vatandaşlara eşit düzeyde davranabilecek konuma gelirse bu tip akımlar artık müşteri bulamazlar, asabiyet bağları çözülür.

Nation of Islam'a Amerika'daki diğer Müslüman gruplar nasıl bakıyor?
Döneme göre değişiyor. Şu an biraz tuhaf bakıyorlar. Nation of Islam zikzaklara sahip. Bir bakıyorsunuz Sünnileşme eğilimine girmiş, takdir görüyor. Sonra bir bakıyorsunuz Scientology'e angaje olmaya çalışıyor. O zaman garipseniyor. İslami kültürleri tam oturmadığından onlara bakış da tam oturmuş durumda değil.

Bir de yerel Müslümanlar (Afrika kökenliler gibi) dışında göçmen Müslümanlar mevcut. 20. yüzyılda Amerika'ya farklı dönemlerde yerleşmiş onlarca milletten insan var. Ancak bir göçmen topluluk Müslüman coğrafyadan olmamasına rağmen yine sizin bir makalenizdeki tespite göre 1970'lerden beri kayda değer bir ihtida eğilimi gösteriyor: Latinler. Bunun sebebi nedir?
Latinler de Afro-Amerikanlar gibi bir konuma sahip ülkede. Gidin bakın bütün arka işlerini onların yaptığını, toplum dışına bir şekilde itildiklerini görürsünüz. Onlar da benzer bir tepkisel süreç sonrasında İslam'a sarılıyorlar. Duygusal bir yakınlık hissediyorlar. "Bu Müslümanlar da bizim gibi ayrımcılığa uğradılar." diye bakıyorlar.

Ayrıca Hispanikler de tarihte kendilerine İslami bir köken buluyorlar. Bir dönem İspanya'da yer alan Endülüs'e referans yapıyorlar.

Bir diğer faktör de şu ki 11 Eylül sonrası göçmen olan Latin Müslümanlar ile yerel Müslümanlar arasındaki bariyerler kalktı, bir tanış olma durumu ortaya çıktı.

Göçmen Müslümanlar ile yerel Müslümanların doku uyuşmazlığı oluyor mu?
Bizim beyaz Müslümanlarda biraz kompleks var. Siyah Müslümanlara bakışta hâlâ sıkıntı var, bir hor görme olabiliyor. Bu durum var.

Göçmen Müslümanlar daha çok eğitimli ve ekonomik durumu yerinde bir kitledir. Yerel Müslümanlar ise daha düşük eğitime ve gelir seviyesine sahiptir. Ondan dolayı da bir birliktelik yoktu, 11 Eylül'den sonra durum biraz değişse de. 11 Eylül'den sonra Müslümanlar biraz daha birleşmeye ve kollektivite oluşturmaya başladı. Bunu politik tercihlerde de görebiliyorsunuz. Yerel Müslümanlar ve bilhassa Afro-Amerikanlar genelde Demokrat Parti'yi desteklerdi. Diğer Müslümanlar ise genelde daha önce muhafazakâr ve kendileri ile benzer ahlaki değerleri savunan Cumhuriyetçilere oy verirdi. 2000'lerde Müslümanların birliktelik sağlayıp %70'lerin üstünde bir oranla Demokratlara destek verdiğini görüyoruz.

Yukarıdaki tespiti açar mısınız?
Amerika'daki Müslümanlar'ın geneli arasında Muslim Task Force diye bir şey oluşturuldu 11 Eylül sonrasında. Ondan dolayı önceden daha çok etnik ve kültürel temelli bir süreç varken artık Müslümanlar geniş platformlarda buluşmaya başladılar.

Demokratlar'a kayılmasının sebebi de 11 Eylül sırasında yönetimde olan Cumhuriyetçiler'in ülkedeki Müslümanlar'a karşı sorgusuz sualsiz kötü muamele etmesi, sınırdışı etmesi ve Müslümanlar'ın hayır kurumlarının, STK'larının terörist gruplarmış gibi töhmet altında bırakılması. Bir de Batı'da sosyal demokrat partiler genelde farklılıklara daha açıktır.

Röportaj: Deniz Baran
Kaynak: DünyaBizim 

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat