Modern İdeolojiler ve Müslümanlar


Modern İdeolojiler ve Müslümanlar

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 27 Ağustos 2015 Perşembe 21:23


Post modern görüş dâhilinde bütünlük ve anlam içermeyen, fragmanlardan ibaret bir dünyada yasayan insanların hayatları ister istemez eklektiktir. İdeolojiler yüzünden yıllar yılı dünya huzurlu bir hayattan mahrum kaldı. Savaşların çıkması insanların ölmesine neden oldu.

Küre Medya / Haber Merkezi
Post modern görüş dâhilinde bütünlük ve anlam içermeyen, fragmanlardan ibaret bir dünyada yasayan insanların hayatları ister istemez eklektiktir. İdeolojiler yüzünden yıllar yılı dünya huzurlu bir hayattan mahrum kaldı. Savaşların çıkması insanların ölmesine neden oldu.

Bu günde durum dünden farsız görünmektedir ve daha anlamsız bir dünyaya doğru ilerlemekteyiz. Cemil Meriç, "İdeolojiler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir" derken insanlığın, dünü, bu günü ve yarınları için hassas bir noktaya işaret etmektedir.

Günün konjektörüne binaen araştırmacı yazar Sayın Hüseyin Alan'ın, Modern İdeolojiler ve Müslümanlar" adlı doyurucu makalesini siz Küre Medya takipçileriyle paylaşıyoruz.  

 Hüseyin Alan / Modern İdeolojiler ve Müslümanlar

TARİF VE TANIMLAR

Modernlik, Latince “modernus”dan geliyor. MS 5. Yüzyılda mefhum olarak toplumsal karşıtlık çerçevesinde kullanılıyor. O dönemde Pagan-Hıristiyanlık ayırımını belirtiyor ve eskiyi temsilen paganlara karşı yeni olan Hıristiyanları ifade ediyordu. Günümüze gelindiğindeyse geleneksel-modern bağlamında,  eskiyi, geriyi temsilen geleneğe karşılık ileriyi, yeniyi, çağdaşlığı ifade eden modernliği anlatıyor. Görüldüğü üzere yine bir karşıtlık var.

Kavram modernizm olduğunda, bir düşünüş biçimi, zihniyet yapısı olarak bu temelde bir anlam yükleniyor. Dünyayı, varlığı, eşyayı, insan kalabalıklarının sosyal örgütlenme biçimini, ekonomik üretim tarzını, Pazar ilişkisini ve rasyonaliteyi ifade ediyor.

Bu günkü modernliğin tarihsel kökü 16. Yüzyıla dayanıyor. Avrupa toplumu ve tarihiyle dolayısıyla feodal toplumun ulus topluma dönüşümü ile ilgilidir. Bu çerçevede burjuvalaşma, kapitalistleşme ve ulus devleti içerir. Sınıfsal bir toplum ve özel mülkiyet anlayışıyla doğrudan ilgilidir. Bu bağlamda Osmanlı-Türk modernleşmesiyle örtüşmez çünkü Osmanlı ve Cumhuriyette özel mülkiyet ve özek statüde sivil toplum olmamıştır…

İdeoloji, siyaset felsefesiyle ilgili bir kavram olarak 18. Yüzyılda üretilmiştir. Üzerinde anlaşılmış bir tanım olmasa da öne çıkan ve yaygınlaşan bazı tanımlar şunlardır: İdeolojiler renkli ve numaralı gözlükler gibidir, olguları nasıl görmemiz gerektiğini şekillendirir… Algımızı önceleyen ve etkileyen zihinsel kategorilerdir… Yorumlarımızı önceleyen ve etkileyen ön yargılardır… Gözlemlerimizi önceleyen ve etkileyen kuramlardır.

Olumsuz manada ideoloji dogmatiklik, aşırılık, tutuculuk, bilimsellikten uzaklığı ifade eder. Olumlu manada yol haritası veren, tercihleri belirleyen inançlar, normlar ve değerler bütünü, bir dünya görüşünü ifade eder… Tariflerde ortak anlam bilgi, hakikat algısı ve değer yargısına ve oradan hareketle dünya hayatı ve yaşam tarzına işaret vardır.

İdeolojiler, modern devlet-iktidar erkinin meşrulaştırılması bakımından oldukça önemlidir. Her iktidar bir şekilde meşruiyet arar ve ideolojiler de bu işi görürler. Başka bir açıdan bakıldığında modern ideolojiler, feodal dönem sonrası kendi devletlerini kurdular ve birer yenilik yarattılar.

Devletler ve iktidarlar, iki aracı kullanarak ayakta kalır ve kendisini korurlar. İlki, baskı araçlarıdır. Zora dayanır ve doğrudan etkiler. Polis gücü, mahkemeler, hapishaneler gibi. İkincisi, ideolojik araçlardır. İknaya dayalıdır ve dolaylı olarak etkiler. Eğitim sistemi, hukuk, din, sendikalar, sivil toplumlar, iletişim araçları ve kültür gibi.
Devlet ve toplumsal yapıyı, sosyo-ekonomik ve siyasi bakımdan açıklamak için toplumun sınıflı veya sınıfsız olmasına göre “merkez-çevre” ilişkileri veya “güç dengeleri” parametreleri ile açıklamak mümkündür. Bu bakımdan batı toplumlarında güç dengeleri, doğu toplumlarında merkez çevre ilişkisi olarak ideolojik araçlar oldukça önemlidir…

Bu gün dünya ve insanlık alemi tek bir yöne doğru akmakta, İslam dinine göre batıl bir yolda ilerlemektedir. İnsanlık kendi elleriyle kurduğu devlet ve düzenlerle fesadı yaygınlaştırmakta, fıtratları bozmakta, dünya hayatında zulmü ayakta tutmaktadır. Buna karşı aykırı bir ses vermesi, Allah’ın kullarına hak budur demesi ve hakkın şahitliğini yapması gereken Müslümanların da genel olarak kalabalıklara uyduğu ve esasa dair ciddi bir itiraz getiremediği görülmektedir. Buna rağmen modern olana karşı koyma, onu aşıp sahih olanı inşa çabaları cılız da olsa sürmektedir. Bu durumu anlamak ve verili devlet-mülk ilişkisinin dolayısıyla toplumsallığın batıllığını açıklayabilmek için ilk bölümde Batılı toplumsal evreleri izaha çalışacağız.

 MODERN İDEOLOJİLER

Batılı tarihsel süreçte, Ortaçağın sonlarına doğru, feodal toplumda üç kez “ütopya” yazılmıştır. Ütopyalar, yazıldığı dönemde devlet mülk anlayışına, toplumsal adaletsizliğe dair birer eleştiri ve daha adil bir toplumsallık önerisidir. Bu ütopyaların üçü de zaman içinde kendi ideolojisini üretmiş ve bu ideolojiler kendi devletlerini kurmuşlardır. Bu ideolojiler sırasıyla liberalizm, muhafazakârlık ve marksizmdir.

İdeolojiler en temelde devletin kimin olduğuna, mülkü kimin ve nasıl yöneteceğine, kuralları kimin koyacağına dair karar veren birer ön kabul, bir genel tercihtir. Aralarındaki çatışmada temel fark da, mülkiyetle, mülkün-devletin kimin, hangi sınıfın elinde olacağıyla alakalıdır. Bu bağlamda mülkiyet anlayışı, insan tanımından başlayarak sosyo-siyasi örgütlenmeyi, toplumu-devleti-kültürü-hukuku şekillendirir.

Liberalizmde üst yapı altı, Marksizm’de alt yapı üstü belirler, şekillendirir. Özü itibariyle bu yapı mülktür, mülkle kurulan ilişkinin niteliğidir, iktisadiyattır. Dolayısıyla bu mülkiyet anlayışı ekonomi politiği, sosyal örgütlenmeyi, hukuku, kültürü ve siyasi iktidarı dönüştürmeyi, yeniden şekillendirmeyi ifade eder.

Liberalizm ve Marksizm devrimcidir, radikal yenilikçidir. Toprağa dayalı ekonomik yapıdan ve aristokrasiden endüstriyel üretime dayalı kapitalizme ve burjuva medeniyetine geçişte, eskiye, feodaliteye, geleneğe karşıdırlar. Muhafazakârlıksa değişimci ve yenilikçi olmasına rağmen geleneği radikal ve hızlı şekilde terk etmeye karşıdır. Toplumsal dengelerin sarsılmaması için yeni durum içinde ahlaki değerlerin de yaşatılmasını ister.

Bu üç ideolojinin üçü de modern ve sekülerdir. Dinin kamusal hayattan ve devletten çıkartılmasını, vicdani alana çekilmesini savunur. Dolayısıyla geleneğe, geleneği temsil eden monarşiye ve geleneği meşrulaştıran “dine” karşıdır, yenilikçidir. Üçü de ilerlemeci ve kalkınmacıdır. Sosyal Darvinist’çi, evrimcidir. Tarih yorumları determinist, pozitivist, bilimseldir. Bilimsel devrimle akli bilgiyi nakli bilgiye, kitabi hakikati bilimsel hakikate tercih eder… Faşizm burada bir ideoloji midir yoksa kapitalist paylaşım kavgasından türemiş ara bir yönetim tarzı mıdır, tartışmalıdır.

Marksizm’in devreden çıktığı günümüzde modernizm ve küresellik neo-liberal ve muhafazakâr ideolojiyle artık tüm dünyayı etkilemekte, toplumları peşinden koşturan ideolojik değerleriyle itibarını sürdürmektedir. Bu ideolojilerin ardında güçlü devletler olması modernizmin yayılmasında etkin unsurlardan birisidir. Mülk ve kazanç anlayışının maddi olarak ve nitelik olarak değişmesi, ekonomik kalkınmışlık, teknolojik üstünlük de burada belirleyici unsurlardır.

İnsanlık âlemini kuşatan bu dönüşümün ve yeniliğin anlaşılması için modernizmin menşei olan batının tarihsel sürecini, geçirdiği evreleri anlamak önemlidir. Burada hatırlanması gereken şey, her dönemin bir sonrakini kendi içinde üretirken, kendi içinde kendi karşıtını üreterek yoluna devam etmiş olması, kendini yenileyerek yeniyi inşa etmiş olmasıdır. Ve bu günkü sistemin merkezini oluşturan toplumsal modelliğin Yunan felsefesi, Roma hukuku ve Hıristiyan kültürünün ürünü, toplamı, geliştirilmiş şekli olduğunu akılda tutmaktır.

TARİHSEL SÜREÇ

ANTİK YUNAN

Kent devletleri ve doğrudan demokrasinin beşiği olarak bilinir. Ekonomi tarıma dayalıdır. Araziler coğrafi yapı nedeniyle büyük değil ve ortalama bir yurttaşın arazisi 40 dönümdür. Toplum paganisttir. Hukuk basit ve somuttur. Emek zihinsel ve bedeni olarak ikiye ayrılmıştır. Bu nedenle filozofi değerli, beden emeği değersizdir. Emek bol ve ucuz olduğu için teknolojiye de ihtiyaç yoktur. Sanatçının değersiz, sanat eserinin değerli olması da bu sebepledir.

Sınıflı bir toplum yapısı var. Yurttaş, mülkün sahibi, üst sınıftır, hak sahibidir, imtiyazlıdır. Arazilerde üretilen ürünlerin büyük kısmı bunların, vergiler bunlarda toplanıyor. Bunların sayısı oldukça azdır. Devletin de sahibi bu sınıftır. Kadınlar, çocuklar, köleler ve köylüler alt sınıftır ve bunların hakları yoktur. Çalışmak ve vergi vermek bunların görevidir. Yurttaşlar, kent meydanı “agorada” toplanır, siyasi ve ekonomik kararlar alır, toplumsal sorunları çözerler. Halkın güvenlik, adalet ve kamusal işlerini yürütmek üzere, aralarından seçtikleri yurttaşlara görev olarak dağıtırlar. Halk, bu işlere karışmaz, karışamaz. Devlet, burada mülk sahipliği demektir.

ROMA

İmparatorluktur. Roma, farklı dil ve renkte kıtaları, hayli kalabalık insanları yönetmektedir. Geniş arazilere sahiptir. Ekonomi tarıma dayalıdır. Teknolojik gelişmeye çok ihtiyaç duyulmaz çünkü emek hem ucuz hem de boldur. Yine sınıflı bir toplum var. Senatörler imtiyazlı gurup, üst sınıftır. Bunlar mülk sahipleridir. Bir senatörün ortalama arazisi 200 bin dönümdür. Devlet bunlardır. Aralarından biri imparator seçilir. Paganist bir yönetimdir ve imparator aynı zamanda tanrıdır.

Senatörler senatoda toplanır, siyasi, ekonomik kararlar alır, sorunları çözerler. Diğerleri alt sınıftır. Toprağa bağlıkölelerdir. Hizmetleri yürütmek, eğlendirmek, tarlalarda çalışmak, vergi vermek alt sınıfın görevidir. Finans işleri burada gelişmeye başlamış, faiz ve para üzerinden kazanç yaygınlaşmaya başlamıştır. Kamusal işler, güvenlik ve adalet, senatoda görevlendirilmiş senatörlerce yürütülmektedir. Burada da mülkün sahibi devletin sahibidir.

İlişkiler, ürün çeşidi, üretim, dağıtım ve vergi işleri karmaşık ve daha gelişiktir. Arazi hukuku, ürün çeşidi, ticari işler, güvenlik ve adalet işleri daha detaylı hale gelmiş, tüm ayrıntılar belirlenmiş ve tanımlanmıştır. Bu nedenle hukuk, soyut ve kavramsal sistematiğe bağlanmış, tüm sorunlara cevap verecek detaylara, niteliğe ve kavramsal hiyerarşiye kavuşturulmuştur. Günümüzde bile hala Roma hukuku, hemen her yerde genel geçer hukuk olarak kullanılmakta, toplumlar sorunlarını bu hukukla çözebilmektedir.

Roma’nın son döneminde Hıristiyanlık resmi din olmuş, Kilise, ayrıca örgütlenmiş, kurumsallaşmıştır. Teolojik olarak yenilenen Hıristiyanlık, Roma’dan fazlasıyla etkilenmiş, paganist toplumsal yaşama teslis inancıyla cevap verebilmiş, paganist Roma toplumuna böylece uyum sağlayabilmiştir. Hıristiyanlığın bu yorumunda İsevi Müslümanların Roma’da gördüğü ve 250 yıl süren kovuşturma, dışlanma, işkence ve katliamların da etkisi olduğu düşünülmelidir. 


YAZININ TAMAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ>>>>>

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat