Modern Devletin Çıplak Sureti-3


Modern Devletin Çıplak Sureti-3

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 22 Haziran 2016 Çarşamba 18:07


Modern devletin bürokratik bir devlet olmasının yanında, onun her yerde bürokratikleştiğini de söylemek gerekir.61 Bu yüzden, bürokrasi, modern devlet için vazgeçilmez bir araçtır.

Küre Medya / Haber Merkezi
Modern devletin bürokratik bir devlet olmasının yanında, onun her yerde bürokratikleştiğini de söylemek gerekir.61 Bu yüzden, bürokrasi, modern devlet için vazgeçilmez bir araçtır. Zira bürokrasi modern devletin makine dairesi işlevini görmektedir ve var olmadığı takdirde modern devletin devamlılığı tehlikeye girebilecek, daha da önemlisi devlet çıplak kalarak görünürlüğü artacaktır. Modern devletin çıplak kalması, edilgenleştirilmiş toplumda şiddetin görünür kılınması anlamına gelir. Başka bir anlatımla, şiddetin hapsedilmesi, yani bir nevi görünmez kılınması devasa bürokratik yapıyla perdelendiği için onun yok olması modern devletin o meşhur meşru şiddet tekelinin zemininde de bir kayma meydana getirecek, böylece kurgusu bozulacak, bu da onun sorgulanır olmasına yol açacak ve hatta bekasını tehlikeye sokacaktır.

Abdurrahman Saygılı / Modern Devletin Çıplak Sureti

Modern Devletin Rasyonel Özelliği: Bürokrasi


Modern devletin bürokratik bir devlet olmasının yanında, onun her yerde bürokratikleştiğini de söylemek gerekir.61 Bu yüzden, bürokrasi, modern devlet için vazgeçilmez bir araçtır. Zira bürokrasi modern devletin makine dairesi işlevini görmektedir ve var olmadığı takdirde modern devletin devamlılığı tehlikeye girebilecek, daha da önemlisi devlet çıplak kalarak görünürlüğü artacaktır. Modern devletin çıplak kalması, edilgenleştirilmiş toplumda şiddetin görünür kılınması anlamına gelir. Başka bir anlatımla, şiddetin hapsedilmesi, yani bir nevi görünmez kılınması devasa bürokratik yapıyla perdelendiği için onun yok olması modern devletin o meşhur meşru şiddet tekelinin zemininde de bir kayma meydana getirecek, böylece kurgusu bozulacak, bu da onun sorgulanır olmasına yol açacak ve hatta bekasını tehlikeye sokacaktır.

Bu tehlikeyi bertaraf etmek ve/veya hiç var olmamasını sağlamak için, bürokrasinin de yardımıyla, şiddet toplumun gündelik yaşantısından uzaklaştırılmış ve toplum edilgenleştirilmiştir.62 Söz konusu bu edilgenleştirmeyi sürdürebilmek bazı kurumlara ihtiyaç duyulmuş, bu kurumlar polis ve ordu şeklinde vücut bulmuştur. Ancak kurumların da desteğiyle gerçekleşen edilgenleştirmenin başarıya ulaşıp ulaşmadığı tartışma konusudur. Bauman’a göre, edilgenleştirme şiddeti azaltmak bir yana bilakis onu daha da arttırmış, bunun sonucunda iç düzenin sağlanması için bir çözüm olarak militaristleşmeye yönelinmiştir. Misal vermek gerekirse, polis, bürokratik yönetim teknolojisi içinde teknik yönden üstün bir konuma gelmiş, dolayısıyla baskı araçları merkezileşmiş ve    böylece    şiddet    yoğunlaşmıştır.63    Bürokrasinin    şiddeti     nasıl yoğunlaştırdığını daha iyi tahlil edilmesi için M. Weber’in bürokrasi hakkındaki görüşleri önemlidir.

Weber bürokrasiyi, modern toplumdaki büyük ölçekli örgütlenmelerin idaresinin soya dayalı (jenerik) biçimi olarak görmüştür. Bürokrasi ussallaşmanın özgül biçimidir. Modern devletin daha önceki devlet modellerinden farkı, idaresinin usa/akla dayalı oluşudur. Weber bürokrasinin bir kez kurulduktan sonra artık ortadan kaldırılması en zor sosyal yapılardan biri olduğunu belirtmiştir. “Bürokrasi” der Weber, “‘toplu eylemi’ rasyonel düzenlilik kazanmış ‘toplumsal eyleme’ dönüştürmenin başlıca aracıdır”. Weber bunun ile bürokrasinin güç ilişkilerinin toplumsallaşmaya yarayan bir aracı olduğunu ifade etmek ister. Hesaplanabilir kurallar (usa dayalı kurallar da diyebiliriz bunlara) bürokrasi için vazgeçilmezdir. Çünkü bürokrasi ne denli insan faktörünü mekanizmanın dışına çıkarırsa, o denli kusursuz gelişecektir. Bürokrasinin asıl niteliğine yaklaşabilmek için resmi işlerden sevgi,  nefret ve tüm irrasyonel, kişisel ve duygusal öğeler  arındırılmalıdır.64 Aksi halde nesnellikten uzaklaşılacak ve insan faktörünün olumsuz etkisi, yani manevi yönü sisteme zarar verebilecektir. Weber bu düşünceyi şöyle ifade eder:

“Bir kez kurulmuş bulunan aygıtın nesnel vazgeçilmezliği, özgül ve 'kişisellikten arınmış' niteliğiyle birlikte, bürokratik mekanizmanın - kişisel inanmışlığa dayanan feodal düzenlerdekinin tersine-onu denetlemesini bilen herkesin elinde kolaylıkla çalışabilmesi anlamına gelir. Bir düşman bölgeyi işgal ettikten sonra rasyonel düzene sahip bir görevliler sistemi pürüzsüz işlemeye devam edebilir; yüksek görevlilerin değiştirilmesi yeterlidir. Kalan görevli ordusu çalışmaya devam eder, çünkü bu herkesin çıkarınadır, tabii başta düşman olmak üzere.” 65  [i.b.a.]

Bürokrasi, manevi yönü ya da kişiselliği dışlayarak, ahlaksal sorumluluğun yerine teknik sorumluluğu koyar.66 Teknik sorumluluğun sonucu olarak ve hiyerarşinin de yardımıyla bürokratik işleyiş, emir ve emrin sonucu arasındaki illiyet bağını koparır. Daha açık bir ifadeyle, bu; “ bürokratik hiyerarşide yer alan çoğu görevlinin vereceği emrin  sonuçları hakkında tam bilgisi olmadan emir verebileceği anlamına gelir.”67

Bizatihi modern devlet, tüm dişlileri birbirine kenetlenen bir makine, aralarında eşgüdüm sağlamış çok sayıda görevin hizmetindeki tek bir merkezden gelen bilgiyle harekete geçen ve o merkezce yönetilen bir makine gibi tasarlanmıştır. Bu makine benzetmesi idari aygıt için diğer parçalara nazaran daha fazla geçerlidir. Bu açıdan bakıldığında, devlet yalnızca bir mekanizma değildir; etkinlikleri sırasında her biri bir başkasına kaynak sağlayan ya da onu kısıtlayan çok sayıda küçük parçalardan oluşan karmaşık ve incelikli bir mekanizmadır.68 Ve bu mekanizma çalışmak için bir katkıya ihtiyaç duyar. Bu katkı da,  hukuktur.

C-Modern Devletin Hukuksal Özelliği

Modern devletten bahsetmenin zorunlu bir koşulu da hukuktur. Hukuk, mallar üzerinde denetim kurulmasını ve anti-sosyal olarak kabul edilen davranışlar üzerinde bastırma pratiklerinin  uygulanmasını sağlamak yanında, siyasal iktidarı örgütleme ve bazı uygulama biçimlerini de programlamaktadır. Böylece hukuk, modern öncesi devletlerdeki güçlü işlevine daha da güçlü bir işlev eklemiştir. Artık, hukuk, ne Tanrının kelamı ne de irrasyoneldir; o, yasal-ussal meşru bir zeminde hareket eden; örgütleyici, programlayıcı; kendisine itaat edecek kişileri -yurttaşları-  ikna ederek kuran bir katalizördür.

1-Yasal-Ussal Meşruiyet

Her devlet modeli için geçerli bir şey varsa, o da hepsinin meşruiyet sorunuyla karşı karşıya olduğudur. Çünkü her devlet tebaasının veya yurttaşlarının otoritesine inanarak ona boyun etmesini ister.69 Bu, modern devlet için de geçerlidir.

Modern devletin ressamı Max Weber’e göre, modern devlete en uygun meşruluk modeli, yasal-ussal meşruiyettir. Çünkü modern devlet öncesinde, iktidar, meşruluk kaynağı olarak cismani olmayana dayanıyordu. Başka bir ifadeyle, iktidarın kaynağı dünyevi olmayandı, yani şimdinin terimleriyle söylenirse gayri akli bir kaynaktı. Mutlak monarşilerin çözülmesi ve modern devletin filizlenmesiyle, meşruiyetin kaynağı da değişmek zorunda kaldı. Artık meşruiyetin kaynağı, aklileşmişti. Bu aklileşme hukukta da kendini gösterdi. Böylece, hukukun kaynağı, Tanrıya değil, akla dayalı hale gelmiştir. Modern öncesinin din ve gelenek kaynaklı meşruluğu yerine insanların sorgulayabildiği, gerektiğinde yıkıp yeniden yaptıkları meşruluk vardı bundan sonra…

Meşruiyetin Tanrının ve dinin egemenliğinden kopmasıyla hukuk da doğal hukuktan göbek bağını kendisi koparmış ve pozitif hukuk varlığını ilan etmiştir. Sebep şaşırtıcı değildir; pozitif hukuk, sınırları belli, öngörülebilir, yazılı ve devletin kendi koyduğu kuralların bir toplamıdır.70 Pozitif hukukun öngörülebilir yapısı sayesinde, eski modellerin aksine bu modele tabii olanlar güvenlik içerisinde yaşayabileceklerdir. Kargaşa, kaos veya yarın muktedir olanın hangi kuralı koyacağını bilmeden yaşamak yerine, modern insan önünü görebilecektir. Pozitif hukuk kuralları Tanrı kelamı da olmadığından, yani kolayca değiştirilebildiğinden gelişen koşullara ayak uydurabilecektir. Modern devletle hukukun ilişkisi böylece bir sarmaşık misali birbirine dolanacaktır.  Şiddet  tekelinin  kullanımı  hukuk  sayesinde     geleneksel zordan ayrılacak, hukukun herkese eşit mesafeden yaklaşan yapısıyla belirginleşecektir. Böylece, modern öncesinde Tanrı egemenliğinde ve fakat eşitsiz bir düzende tebaa olarak yaşayanlar, modern devletle birlikte eşit haklara sahip, merkezi bir konumda rol alan; adına yurttaş denilen özne/nesnelere dönüşecektir.

2-Yeni Bir Özne/Nesne: Yurttaş

Yurttaşlık, salt modern devlete özgü bir yaratım değildir. Ama Antik çağdan beri var olan yurttaş, ancak modern devletin oluşumuyla birlikte merkezi bir konuma oturmuştur. Mazisi çok eski olan yurttaş, moderniteyle birlikte devletin kurucu özne-nesnesi olarak canlanmış ve devletin normatif bir savunusunun öbeğine yerleştirilmiştir.71

Yurttaşın bu merkezileşmesinde hiç kuşkusuz Fransız Devriminin rolü büyüktür. Fransız Devrimi sayesinde yurttaş yeni bir özne konumuna yükselmiş, diğer bir ifadeyle evrensel bir statü kazanmıştır.72 Böylece egemenlik kralın bedeninden yurttaşın bedenine aktarılmıştır.

Peki o halde, egemenliğin yeni taşıyıcısı olduğu söylenen yurttaş kimdir? Ya da daha doğru bir soru şeklinde formüle edersek, modern devletin yurttaşlıktan anladığı tam olarak nedir?

Pierson’un Held’ten aktardığına göre, “[y]urttaşlık, ilkesel olarak siyasi topluluk (içinde) bireylere eşit haklar ve görevler, özgürlükler ve sınırlamalar, güçler ve sorumluluklar veren bir statüdür.”73 Ancak bu tanım eksiktir. Bu yurttaşlığın sadece bir yönüdür. Brubaker yurttaşlığın bundan başka tanımlayıcı şu özelliklerinden bahseder:

“Yurttaş oluşun resmi sınırlanması; ortak haklar ve ortak yükümlülükler yaratan medeni eşitliğin kurulması; siyasi hakların kurumlaştırılması; yurttaşlar ve yabancılar arasındaki ayrımın hukuki olarak aklileştirilmesi ve ideolojik olarak vurgulanması; ulusal egemenlik öğretisiyle yurttaşlık ve ulus olmak arasında bağın bütünleşmesi; yurttaş ile devlet arasında, eski rejimin aracılı, dolaylı ilişki karakteristiğinin yerini, yakın, doğrudan ilişkilerin alması.”74

Tüm bu niteliklerin billurlaşması Fransız Devrimiyle olmuş;  Devrim, hem ulus devleti hem de ulusal yurttaşlığın modern kurumunu ve ideolojisini icat etmiştir. Bu anlamda, modern devletin merkeze konumlandırdığı bir yaratım olarak yurttaşlığın dört belirleyici karakteristiğinden bahsedilebilir.

Her şeyden ziyade, yurttaş olmak, bir siyasi topluluğun üyesi olmaktır. Bu siyasi topluluk da ulus-devlettir. Ulus-devletin üyesi olarak yurttaşlar, belirli haklara veya imtiyazlara ve bunlarla birlikte bir dizi görev ve yükümlülüklere sahip olurlar. Haklar/imtiyazlar beraberinde görevler/yükümlülükler getirirler. Biri olmadan diğeri düşünülemez olur. Ulus-devletin hak ve görevle çeperlenmiş üyeliğinin resmi bir üyelik olduğunun altını çizmekte yarar var. Modern öncesinde olduğu gibi artık yurttaşlık, cinsiyet veya dinsel aidiyet açısından sınırlanmaz.

Yurttaşlığın ikinci karakteristiği, yurttaşlığın bir statü ilişkisi olduğudur. Bu şu anlama gelir: Bizler ulus-devletlerin içinde doğmuş bireyler olarak, yurttaşlığımızı kendimiz tayin etmeyiz. Yurttaşlık bazen nerede doğduğumuza bazen de anne ve/veya babamıza bağlı olarak içinde yaşadığımız ulus devlete göre statülendirilir. Bir kez bir devletin yurttaşlığı elde edilirse, onu kaybetmek kolay değildir. Ama aksi de aynı şekilde doğrudur. Yani, başka bir devletin yurttaşlığını kazanmak da bir o kadar zordur. Kazanılmak istenilen yurttaşlık için devlet bin dereden su getirecek, birçok şartı önünüze sürecektir.

Yurttaşlığın başka bir karakteristiği, onun bir haklar dizisi olmasıdır. Yurttaşlık her şeyden önce pozitif bir yasal statüdür. Bu statüye bir kez girildikten sonra devlet de dâhil herkese karşı ileri sürülebilecek yasal haklar elde edilir. Hatta yurttaşlık hakları, en üst belge olan Anayasalarda yer almaktadır.

Yurttaşlığın son karakteristiği ise, onun görevler dizisi olmasıdır. Gerçekten de yurttaşlık bir hak olduğu kadar bir görevdir de. Bunun da en iyi örneği, zorunlu askerlik görevidir. Yurttaş askerlik hizmetiyle devleti korumakla mükellef kılınmıştır. Keza oy hakkına benzer bir örnek teşkil eder. Oy hem bir hak hem de bir ödev şeklinde formüle edilmiştir. Böylece yurttaş kendisini yöneteceklerin seçimine katılarak yönetime meşruiyet ve yasallık katmış olacaktır.

Yurttaşlığın karakteristiklerine belki biri daha eklenebilir: Yurttaşlık eşitlik demektir aynı zamanda. Modern öncesi devlet modellerinde, yurttaşlık istisnai ve belli kişilere hasredilen bir karaktere sahipken, modern devletle birlikte herkese eşitlenmek istenmiştir. Ulus-devlet sınırlarında yaşayan ve o devletin yasaları çerçevesine giren herkes eşit yurttaşlardır. Yurttaşlar arasında eşitler-daha az eşitler gibi bir derecelendirme yoktur. Bütün Yurttaşlar eşittir ve yabancılardan (yurttaş olmayanlardan) üstündür. Ve yine kâğıt üzerinde de olsa eşitler arası birinciler yoktur.

SONUÇ

Kurumsallaşmış siyasal iktidarın en ağır ve modern açılımı olan modern devlet, Avrupalı’dır; daha açık söylemek gerekirse, Batı Avrupa’nın bir icadıdır. On beşinci ve on altınca yüzyılda tedrici olarak doğan modern devletin olgunlaşması ise on yedinci yüzyılı bulur. On yedinci yüzyılda olgunlaşan modern devletin; modern kapitalizm, modern bilim- felsefe ve özelikle Hıristiyanlığın modern formu olan Protestanlık gibi belli parametreleri bulunur.75

Modern devletin siyasal iktidarın bir açılımı olması, siyasal iktidarı da  modern  döneme  özgü  kılmaz.  Siyasal iktidar,  modern  devletten ve moderniteden çok önceleri var olmuştur. Bu açıdan bakıldığında, modern devlet, siyasal iktidarın dönüşümü sürecinde en son halkadır.  Dönüşümün son halkası olan modern devletle birlikte, modern öncesi iktidar tiplerinde görülen yasa-uygulama (yaptırım) birliği, bunların farklı organlara tevdi edilmesiyle bozulmuş ve yepyeni bir yapı ortaya  çıkmıştır. Bu yeni yapı, toplumsal iktidarı ve dolayısıyla siyasi iktidarı değiştirir. Değişim, topluma ait olan kontrolü ve denetimi de yerinden eder. Artık toplum, kontrol eden ve denetleyen aktör değil, aksine kontrol edilen ve denetlenen bir nesnedir.

Özne/nesne kipleri arasındaki gel-gitler yeni siyasal iktidar  modelinin şeytansılığının da bir göstergesidir. Modern devlet  kutsallaşmış siyasal iktidar tipinde olduğu gibi kaynağını “kutsal”da bulmaz. Devletin kutsalla olan bağı kaybolur ve büyü bozumuyla rasyonelleşir. Aklın düzeni kutsala galebe çalar. Zira akıl, kutsalla olan illiyet bağını kesmeye, mitleri yok etmeye muktedir olduğunu ilan eder. Fakat bu büyü bozumu devleti kutsallıktan ve mitlerden yalnızca görünür düzeyde kurtarır. Modern devlet yıkıp yok ettiğini iddia ettiği kutsallığa gark olmuştur çoktan. Modern devlet, kutsallaşmış siyasi iktidarın mirasını devralır. Tebaayı yıkan ve yerine yurttaşı geçiren devlet, yurttaşı ulusla birleştirerek onu kutsar. Modern devlet anlayışında merkezi konumda olan bürokrasiyle, kişisel ilişkilerin yok edildiği düşünülürken, gerçekte emir-itaat sisteminin içerisine sızan kişiselliğin nasıl “sözde” bir teknik işe dönüştüğü gözden kaçar. Dolayısıyla, aklın egemenliği devleti şekillendiremez. Daha vahim bir hal ortaya çıkar.

Eski düzende kutsallık üzerinden işleyen devletin bu yönü, modern devlete miras yoluyla dâhil olur. Bir tarafta, aklın düzeninin hüküm sürdüğü, diğer tarafta ise kutsallığın cirit attığı modern bir yapı. İşte modern devlet bundan dolayı şeytansıdır. Eski düzenin içine sirayet ettiği kutsallıkla ve modern dönemin yaratımı olan rasyonellikle donanmış devasa bir mekanizmadır modern devlet. Bir de buna toplumsal kontrol  ve    denetimin    toplumun    elinden    alındığını    ve    farklı   organların egemenliğinde olduğunu eklersek, şeytansılığın boyutlarını daha iyi anlaşılır.

Hiç şüphe yok ki, modern devlet; sınırları belli, egemenliğin kaynağının akıl olduğu, toplumsal ilişkilerin hukuk vasıtasıyla süregittiği, koca dişlilerden oluşmuş devasa bürokratik ama bunların dışında bir o kadar da kutsal bir devlettir. Modern devletin iki yüzü vardır. Bir yüzü, toplumu özgürleştirme olanağı sunarken, diğer yüzü cezalandırma tehdidini taşır. Modern devletle birlikte, kutsallaşmış siyasal iktidarın kutsallık odakları ortadan kalkmaz, sadece biçim değiştirir. Tanrının yerini ulus alır, kutsal kitabın yeriniyse hukuk. Yasa ve uygulama artık devletsiz toplumlarda olduğu gibi, toplumu gücü elinde tutamaz, bilakis toplum bunlarca kuşatılır. Kısacası, modern devlet, sunduğu özgürlüğün bir o kadarının da kaybına yol açar.

Dipnotlar

1 Gianfranco Poggi, Devlet: Doğası, Gelişimi ve Geleceği, çev. Aysun Babacan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay.,  İstanbul 2007, s. 4

2 Poggi, Devlet: Doğası, Gelişimi ve Geleceği, s. 24.

3 Cemal Bali Akal, İktidarın Üç Yüzü, 3. Baskı, Dost Kitabevi Yay., Ankara 2005,  s.325.

4 Cemal Bali Akal, Yasa ve Kılıç, Afa Yay., İstanbul 1991,  s. 8.

5 Bkz. Marvin Harris, Yamyamlar ve Krallar (Kültürlerin Kökenleri), çev. M. Fatih Gümüş, İmge Yay., Ankara 1994.

6 Acımasız da olsa yasa yasadır.

7 Pierre Clastres, Devlete Karşı Toplum, çev. Mehmet Sert/M. Nedim Demirtaş, Ayrıntı Yay., İstanbul 2006,  s. 151.

8 Clastres, Devlete Karşı Toplum, s. 158.

9 Clastres, Devlete Karşı Toplum,  s. 161.

10 Akal, İktidarın Üç Yüzü, s. 127.

11 Akal, İktidarın Üç Yüzü, s. 128 vd.

12 Emmanuel Terray, “Devlet, rastlantı ve zorunluluk. Bir tarih üzerine düşünceler”, çev. Gürbüz Sarı, Devlet Kuramı, der. Cemal Bali Akal, Dost Yay, Ankara 2000, s. 99.

13 Marcel Gauchet, “Anlam Borcu ve devletin kökenleri. İlkellerde din ve siyaset”, çev. Ozan Erözden, Devlet Kuramı, der. Cemal Bali Akal, Dost Yay., Ankara 2000, s. 36.

14 Akal, Yasa ve Kılıç, s. 97, 100.

15 Akal, Yasa ve Kılıç, s. 119.

16 Akal, Yasa ve Kılıç, s. 121-122.

17 Bu niteleme için bkz. Akal, Yasa ve Kılıç,  s. 122.

18 Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine I ve II, çev. Fehmi Baldaş, Toplumsal Dönüşüm Yay., İstanbul 1998.

19 Akal, Yasa ve Kılıç, s. 123 ve Montesquieu, Kanunların Ruhu, Cilt I,  s. 237.

20 Gianfranco Poggi, Modern Devletin Gelişimi- Sosyolojik Bir Yaklaşım, çev. Şule Kut/Binnaz Toprak, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul 2001, s. 15.

21 Zygmunt Bauman, Modernlik ve Müphemlik, çev.      İsmail Türkmen, Ayrıntı Yay.,

İstanbul 2003, s. 34.

22 Zygmunt Bauman, Yasa Koyucular ve Yorumcular (Modernite, Postmodernite ve Entelektüeller Üzerine), çev. Kemal Atakay,  Metis Yay., İstanbul 1996, s. passim.

23 Bauman, Modernlik ve Müphemlik, s. 55.

24 Bauman, Modernlik ve Müphemlik, s. 45.

25 Bu başlık altındaki düşüncelerimi büyük oranda “Modern devletin polis teorisine giriş” başlıklı yazımdan alıntılandırdım. Bkz. Abdurrahman Saygılı, “Modern devletin polis teorisine giriş”, Kazancı Hakemli Hukuk Dergisi, Sayı: 4, Aralık 2004, s. 51-52.

26 David Riches, “Şiddet Olgusu”, Antropolojik Açıdan Şiddet, der. David Riches,  çev.

D.           Hattatoğlu, Ayrıntı Yay., İstanbul 1998, s.14.

27 Yves Michaud, Şiddet, çev. C. Muhtaroğlu, Cep Üniversitesi, İletişim Yay., İstanbul 1991, s. 9.

28 Michaud, Şiddet, s.15-18.

29 Hannah Arendt, Şiddet Üzerine, çev. Bülent Peker, Seçme Eserler 6, İletişim Yay.,

İstanbul 2003,  s. 10.

30 Sancar modern devletin omurgasının şiddet tekeli olduğunu söylemektedir. Bkz. Mithat

Sancar, “Şiddet, Şiddet Tekeli ve Demokratik Hukuk Devleti”, Doğu-Batı Dergisi,  Sayı 13,  2001, s.27.

31 Anthony Giddens, Modernliğin Sonuçları, çev. E. Kuşdil, 2. Basım, Ayrıntı Yay.,

İstanbul 1998, s. 57-58.

32 Max Weber, Sosyoloji Yazıları, çev. Taha Parla, İletişim Yay., İstanbul,  s. 132.

33 Weber, Sosyoloji Yazıları, s. 132.

34 Weber, Sosyoloji Yazıları, s.132-133.

35 Gary Marx, “Police and Democracy”, http://web.mit.edu/gtmarx/www/dempol.html, erişim tarihi: 25/01/2010,  s. 1.

36 Norbert Elias, “Şiddet ve Medeniyet: Fiziki Şiddet Üzerindeki Devletin  Tekeli  ve Bunun İhlali”, Sivil Toplum ve Devlet: Avrupa’da Yeni Yaklaşım, der. John  Keane,

çev. E. Akın ve diğerleri, Ayrıntı Yay., İstanbul 1993, s. 199.

37 Bkz. Elias, “Şiddet ve Medeniyet:…”, s. 199-200.

38 Zygmunt Bauman, Modernite ve  Holocaust, çev. Süha Serthabiboğlu, Sarmal    Yay.,

İstanbul 1997, s. 131.

39 Aktaran Christopher Pierson, Modern Devlet, çev. Dilek Hattatoğlu, Çivi Yazıları  Yay., Ankara 2000, s.27.

40 Cemal Bali Akal, İktidarın Üç Yüzü, s. 64. Egemenlik kavramı ve kavramdaki dönüşümler    hakkında    bkz.    Bülent    Algan,    “Değişen    Egemenlik    Anlayışı ve Küreselleşme Bağlamında İnsan Hakları”, Kazancı Hakemli Hukuk Dergisi, Sayı: 27- 28, Yıl: 2006, s. 65 vd.

41 Carl Schmitt, Siyasal İlahiyat- Egemenlik Kuramı Üzerine Dört Bölüm, çev. A. Emre Zeybekoğlu, Dost Kitabevi Yay., Ankara 2000, s. 23.

42 Levent Köker/Mehmet Ali Ağaoğulları, Kral Devlet ya da Ölümlü Tanrı, İmge Yay., Ankara s. 19.

43 Köker/Ağaoğulları, Kral Devlet ya da Ölümlü Tanrı, s. 23.

 44 Köker/Ağaoğulları, Kral Devlet ya da Ölümlü Tanrı, s. 23.

45 Köker/Ağaoğulları, Kral Devlet ya da Ölümlü Tanrı, s. 25.

46 Köker/Ağaoğulları, Kral Devlet ya da Ölümlü Tanrı, s. 26-27.

47 Köker/Ağaoğulları, Kral devlet ya da Ölümlü Tanrı, s. 161.

48 Thomas Hobbes, Leviathan, çev. Semih Lim, YKY, İstanbul, s. 95.

49 Hobbes, Leviathan, s. 94.

50 İfade Çelebiye aittir. Bkz. Aykut Çelebi, Devlet Toprak Egemenlik: Carl Schmitt'in Düşüncesinde Siyasal Kavramı ve Kurucu İktidar Sorunu, İmaj Yay., Ankara 200  s.  26.

51 Bkz. Yahudi Zihniyetiyle Mücadele (Der Kampf  gegen den jüdischen Geist)

52 Schmitt, Siyasal İlahiyat, s. 13.

 53 Schmitt, Siyasal İlahiyat, s. 13. 54 Schmitt, Siyasal İlahiyat, s.16. 55 Schmitt, Siyasal İlahiyat, s. 19.

56 Schmitt, Siyasal İlahiyat, s. 21.

57 Anthony Giddens, Ulus Devlet ve Şiddet, çev. Cumhur Atay, Devin Yay, 2005, s. 73.

58 Giddens, Ulus Devlet ve Şiddet, s. 72-73.

59 Giddens, Ulus Devlet ve Şiddet, s. 75.

60 Bu konuda şu makaleme bakılabilir: “Modern devletin polis teorisine giriş”, s. 54-56.

61 Weber, Sosyoloji Yazıları,  s. 314.

62 Bkz. sayfa 14.

63 Bauman, Modernite ve Holocaust, s. 132.

 64 Weber, Sosyoloji Yazıları, s. 306.

65 Weber, Sosyoloji Yazıları, s. 313.

66 Bauman, Modernite ve Holocaust, s.133. 67 Bauman, Modernite ve Holocaust, s. 134. 68 Poggi, Modern Devletin Gelişimi, s.119.

69 Poggi, Modern Devletin Gelişimi, s. 122.

70 Poggi, Modern Devletin Gelişimi, s. 123.

71 Pierson, Modern Devlet, s. 201.

72 Pierson, Modern Devlet, s. 53-54.

73 Pierson, Modern Devlet, s. 52.

74 Aktaran için bkz. Pierson, Modern Devlet, s. 202.

75 Heinz Lubasz, “Introduction”, The Development of the Modern State, ed. H. Lubasz, Macmillan, 1964, s. 1.


1. BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ>>>>> 

2. BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ>>>>>>

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat