Merak ettiklerimizle bilmemiz gerekenler arasındaki uçurum


Merak ettiklerimizle bilmemiz gerekenler arasındaki uçurum

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 18 Mayıs 2015 Pazartesi 13:00


Bize bir şeyleri hatırlatması için icat ettiğimiz merasimlere o kadar abandık ki, merasimlerin hayatımızdaki abartılı varlığı bize neyi hatırlayacağımızı unutturur hale geldi.

Küre Medya / Haber Merkezi
Gökhan Özcan'ın Anlam peşimizden geliyor mu? başlıklı yazısı
 
Bize bir şeyleri hatırlatması için icat ettiğimiz merasimlere o kadar abandık ki, merasimlerin hayatımızdaki abartılı varlığı bize neyi hatırlayacağımızı unutturur hale geldi.
 
Birtakım söz kalıpları var; birtakım insanlar bırakıyor, diğer birtakım insanlar alıp kullanmaya devam ediyor. Bu çok uzun zamandır devam eden bıktırıcı bir kısır döngü... Tuhaf olan; o söz kalıplarını önce kullananlarla sonra kullananların aslında hiçbir konuda aynı fikirde olmaması...
 
Söylenmesi beklendiği için söylenen sözle, icap etmediği için söylenmeyen sözün ağırlığı elbette bir değil! 
 
Hayatı boyunca bir sataşma olsun ve kendisine bir söz hakkı doğsun diye bir kıyıda nafile bekledi; sıra ona hiç gelmedi.
Kandiller, şişen egoların az da olsa sönmesi, insanın kendi gerçek boyutlarına inmesi için bir fırsat veriyor mu herhangi birimize?
 
Televizyonda Mevlid-i Şerif okuyan, Kur'an-ı Kerim tilavet eden hafızlar keşke kravat takmak zorunda olmasalar! 
Keşke camilerde namaz kıldıran hocalar sarıklarına kirlenmesin diye jelatin sarmasalar!
 
İnsanların dinî mevzularda “merak ettikleri şeyler” ile “bilmeleri gereken şeyler” arasında ne büyük uçurumlar var!
Hepsini toplasanız “dünya işi” tarifinin içine sığacak kadar önemsiz bir sürü şeyi kutsayıp duruyoruz.
Akıllı telefonların şarjı çabucak bitiyor, akılsız insanlarınki hiç bitmiyor!
 
Artık anlaşıldı, zamane insanı aşırı laftan gidecek!
 
Kendinden o kadar emindi ki, 'anlam arkadan gelsin' diyerek hiç düşünmeden koşar adım konuşuyordu.
Anlamı, seferleri çoktan iptal edilmiş bir hattın metruk istasyonlarında bekler gibiyiz!
 
Dakikalardır suskun bir şekilde oturuyorlardı. “Bir şey söylesene!” dedi biri dönerek. “Sığmaz!” dedi yanındaki sadece!
Dikkat edin göreceksiniz; saymakla bitmeyecek kadar çok kemirgen yaşıyor insanın içinde!
Herkesin içinde kalan şeyleri çıkarıp gökyüzüne astığı bir günü mutlaka vardır.
 
“ah.../ bana düşen budur/ bana düşen budur/ bana düşen,/ asılmış bir perdenin bendenaldığı gökyüzüdür.” diyor 'Yeniden Doğuş' isimli şiirinde Furuğ Ferruhzad.
 
Güneşli bir günün, her sabah bir yavru kedi gibi ürkek adımlarla evin ortasına kadar gelişini izlemek gibisi yok.
İçine uzun zamandır hiç yaz gelmeyen ve içinden güz hiç gitmeyen insanlar da var.
 
“Kitap'ın sureleri alemlere, onu okuyan kimse de bu alemleri dolaşan yolcuya benzer” diyor üstad Seyyid Hüseyin Nasr.
Ölüm acısı, ebediyet için çekilen doğum sancısıdır. 
 
“Meyveyi ye ki” dedi meczup, “toprak çekirdeği daha fazla beklemesin!”

Gökhan Özcan/Yeni Şafak 

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat