M.Emin Akın'dan Diyanetin DAİŞ Raporuna eleştiri


M.Emin Akın'dan Diyanetin DAİŞ Raporuna eleştiri

A+ | Normal | A-

Son güncelleme: 20 Eylül 2015 Pazar 11:32


Mehmet Emin Akın'dan, Diyanet’in “Daiş’in Temel Felsefesi Ve Dini Referansları Raporu”na dair bir eleştiri çalışması hazırladı. M. Emin Akın söz konusu çalışmada, Diyanet işleri başkanlığına "üzerinden müstevlî kâfirlere karşı cihad ibadetini dinî ve sosyal etkinliğe indirgemesi" suçlamalarını yöneltti.

Küre Medya / Haber Merkezi
Mehmet Emin Akın'dan, Diyanet’in “Daiş’in Temel Felsefesi Ve Dini Referansları Raporu”na dair bir eleştiri çalışması hazırladı. M. Emin Akın söz konusu çalışmada, Diyanet işleri başkanlığına "üzerinden müstevlî kâfirlere karşı cihad ibadetini dinî ve sosyal etkinliğe indirgemesi" suçlamalarını yöneltti.

Mehmet Emin Akın'ın bölümler halinde hazırladığı eleştirel çalışmanın 4. ve 5. bölmlerini sizlerle paylaşıyoruz:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
 
Irak’ta ve Afganistan’da milyonlarca Müslüman ABD ve NATO tarafından öldürüldü. Evleri yurtları yakıldı. Ama bizler deprem ve sel felaketleri gibi afetlerin yaralarını sarmak için Müslümanların servetlerini ve imkânlarını seferber etmekle meşgulüz.
Hâlbuki dinimizin, akidemizin ve de ahlakımızın kendilerine itaati vacip gördüğünüz (buna T.C devleti ve rejimi de dâhildir) rejimler tarafından nasıl baskı altına alındığı ve neredeyse “tesettür”ün “tapınak fahişeliği”nin bir simgesi olduğunu söyleyecek kadar azgınlaşan laikler ve İslam düşmanları; bu memlekette bize İngilizlerin yapmadığını Yunanlıların yapmadığını yaparlarken, ülkelerinin özgürlüğü için batılı zalimlere karşı savaşan Müslümanların cümlesini terör dosyasına yerleştirip ABD’nin, BM’in ve belki de Güvenlik Konseyi’nin önüne koymak nedir?

Müslümanlarla mevcut yönetimler arasında siyaset-i şer’iyye gereği ve zaruretin ahkâmınca bir şeyler yapmanıza ve İslam’a hizmet etmenize biz de karşı değiliz. Ancak bu raporunuz; başta Suriye’deki, Irak’taki, Afganistan’daki ve Somali’deki cihadı ve mazlum Müslümanların haklı kıyamını; ABD’nin istediği tasnife yerleştirecek.

Bundan sonraki tüm askerî operasyon ve müdahalelerle onların elinde Müslümanlara karşı kullanılabilecek bir koz olacak İslam’la Savaşan ABD, böylece İslam’a karşı savaşında sizleri de yanına alarak savaşacak ve siz de farkında olmadan Haçlıların ve Moğolların safında yer alacaksınız. Diyanet, bu raporla Daiş’i vuracağım derken, Müslümanların verdiği cihadı; dünyanın efendileri hesabına kanlı ve zalim eylemler (*) olarak tescil etmiştir.

Diyanet’in, doğrularına doğru demekle birlikte; bu raporda Daiş’i savaş çetesi, katiller, vicdansızlar ilan etmekten çok öte ittihamlarda bulunup hüküm vermesine mutlaka bir eleştirinin yapılması gerekirdi.

 Bu “rapor”, hem AKP’nin olmasını istediği bir dinî anlayışı temsil etmektedir hem de ilahiyatların Türkiye’de Tevhid akidesini unutturduğunu ve bizleri anlamsız şeylerle meşgul ettiğini.

Alevî Cemevleri AİHM ve akaibinde Yargıtay tarafından ibadethane olarak ilan edilir ve Türkiye’de İslam Dışındaki Alevilik (Heterodoks şirk dini) ikinci bir Din (!) olarak karşımıza çıkarılırken, Diyanet’in; Allah’ın mazlumlara verdiği hakkı kullanan; Afganistan, Irak ve Suriye’de ölüm kalım savaşı veren Müslümanları insanlık düşmanı zalimler, vahşiler ve katiller ilan etmesinin anlamı ne? Burada Diyanet’in Daiş’le diğerlerini ayırıcı fıkhî ve ahlaki kıstası nedir acaba?
Neden Diyanet -kardeşlerimizin hataları da olabilir, nihayet olacakta ve oluyor da- Müslümanların işgal edilen topraklarında; canlarını, dinlerini ve ırzlarını korumak için savaşma haklarının olduğunu söyleyemiyor? Neden Ezan’ın ve namazın dinden olduğunu söylemek ve bunu yerine getirmek bu kadar kolay da, Cihad’ın farziyeti söz konusu olunca kimsenin ağzını bıçak açmıyor?
Diyanet, hani “kızım sana söylüyorum” tarzında ihsas-ı re’yde bulunuyor ve adeta diğer Cihad cemaatlerini silahlarını bırakmalarını ve Emperyalist Batılı Haçlı ordularına teslim olmalarını istemektedir. Batılılarla yani haçlılarla bir gün mutlaka savaşacaksınız. Bir gün mutlaka bizimle savaşacaklar ve eski topraklarını -Roma’yı- yeniden isteyecekler ve Ermenistan’a toprak tavizi için Türkiye’yi işgal edecekler. O gün ne yapacaksınız? O gün de, şimdi olduğu gibi, belki sizin de özgürlük savaşçılarınız olacak. Irzınızı ve namusunuzu savunacak olan bu mübarek Cihad ordularını, terör çeteleri ve Müslümanları hunharca katleden kimseler olarak göstermenizin sizi nasıl bir hezimete uğratacağını göreceksiniz.
Kıyamet günü, Allah bu ayetler hakkında sizlere, buna nasıl isticabette bulunduğunuzu soracağı gibi, Cihad ettiğini söyleyen Müslümanlara da soracaktır. Herkes kendini o günkü hesabına hazırlasın.

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا (75) الَّذِينَ آمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ۖ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ ۖ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا (76) أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوا أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً ۚ وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلَا أَخَّرْتَنَا إِلَىٰ أَجَلٍ قَرِيبٍ ۗ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلِيلٌ وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا (77)أَيْنَمَا تَكُونُوا يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ ۗ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هَٰذِهِ مِنْ عِندِ اللَّهِ ۖ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هَٰذِهِ مِنْ عِندِكَ ۚ قُلْ كُلٌّ مِّنْ عِندِ اللَّهِ ۖ فَمَالِ هَٰؤُلَاءِ الْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا (78) مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللَّهِ ۖ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ ۚ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا (79)

“75. Size ne oldu da Allah yolunda ve «Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!» diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!
76. İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.

77. Kendilerine, ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekâtı verin, denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir gurup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar da «Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz kılmasan) olmaz mıydı?» dediler. Onlara de ki: «Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez.»

78. Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa «Bu Allah'tan» derler; başlarına bir kötülük gelince de «Bu senden» derler. «Hepsi Allah'tandır» de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!

79. Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter" (*)

Diyanet’e ve bu toplantıya katılan Müftülere sesleniyorum: İslam bu devletin –resmi- (!) dini değildir. Bu Din, Allah’ın dinidir onun ibadetleri de, ahkâmı da ve bu ahkâmın neye taalluk edip etmediği, hangi zamanda ne için ve nasıl tatbik edileceği de laik bir devleti ve yöneticilerini ilgilendirmez.

Sokaklar adeta cinsel birer panayıra dönmüşken, sokak aralarında bazı gençler ayakta ve aleni olarak zina ederlerken (sosyal medya) sahillerinizde Müslümanların dini ve ahlakı; Batılı turistlerce aşağılanırken, ülkenin asıl sahipleri olan bizler adeta bu durum karşısında Romalı birer köleye dönüşüyoruz.

Böyle bir zamanda, Kur’an’a ve onun hikmetine ve Müslüman birçok ilim adamının savaşla ve cihadla ilgili fetvalarına ve ictihadlarına rağmen, Diyanet’in Müslümanlarda eksik ve yanlış algı oluşturmaya açık raporu eleştirilecek birçok hususu içerdiği için âlimlerin bunu tartışmaları gerekir. Diyanet’teki hiyerarşi’nin nasıl işlediğinden bilgimiz olmadığından, bu “rapor”un yayınlanmadan önce kimlerce tartışıldığı da meçhuldür.

Diyanet, böylece Türkiye’de devletin emrinde olmayan özgür âlimlere aba altından sopa göstermiş ve bazı kesimleri zan altında bırakmıştır. Bu Din, Allah’ın dinidir, onu tatbik etmeyen bir sistem ve rejimin çıkarları için asla kullanılamaz. Bu rejim; daha doğru dürüst hiçbirimizi Müslüman ve İslam toplumunu temsil edebilecek haysiyet sahibi görmemektedir. İşine geldiği yerde bizi hatırlayan bir rejim, İslam’ı da dilediği gibi kullanacaktır.

Bir zamanlar bir Başbakan öyle demedi mi: “Bizim istediğimiz kadar Müslüman olacaksınız”bu küstah açıklama gerçekten size Din olanı da, ancak biz belirleriz demekten başka bir şey değildir. Peki, Diyanet’in bu ülkede yaptığı bundan başka bir şey midir? Evet, o adam aslında Diyanet’in ne olduğunu ve neye yaradığını da tarif ediyordu.
Türkiye’de defalarca Sosyal medyada Kur’an’a nasıl hakaret edildiği ve üzerine oturulduğu haber oldu. Diyanet neden susuyor? Afganistan’da Kur’an’ın üzerine pisledi o iblis ABD askerleri ve Türkiye’nin müttefiki kâfirler. Bunun karşısında herhangi ciddî bir beyanatınız ve lanetlemeniz oldu mu? Tabii ki ciddi bir kurumsunuz, böyle basit ve güncel olağan haberler sizi, ilgilendirmiyordu. Ama bu iğrenç fiillerle Allah’ın kitabı ve dini aşağılanıyordu.

Charlie Hebdo hadisesinde Müslümanlara demediğiniz kalmadı. Bırakın artık Mustafa Reşid Paşa rollerini, bu ülke yanıyor ülke Dinden ve ahlaktan dörtnala uzaklaşıyor. Gençlik heder oluyor. Uyuşturucu, zina ve fuhuş sokaklara taştı. Hong Kong’da yirmi beş yıl önce sokakta fuhuş yapanları gördüğümde dehşete kapılmıştım, şimdi Türkiye’de vatandaşlar, benzeri vakaları telefonlarıyla kaydedip sosyal medya da paylaşıyor. Nerede Dininiz, nerede o İslam’ın o yüce ahlakı Camilerde ezan okunurken genelevlerde zina ediliyor. Adamın biri yanına fahişeleri alıp TV kanallarında Kur’an’dan ahlâktan söz ediyor. Bunun karşısında Diyanet Müslümanların Din işlerinde ve Dinî tebliğattan sorumlu kurumu olarak ne yapabiliyor?

Bu ülke İslam’ındır, isteyen sevsin isteyen sevmesin ve isterse de düşmanlık etsin. Bu topraklarda İslam yok olursa, Türkler de yok olacaklar ve Avrupa’nın kölesi olacaklar. Bu anlattıklarımız sadece misal olsun diyedir, yoksa bundan amacımız bu raporu tanzim edenleri aşağılamak ve onlara hakaret etmek değildir. Mademki siz bizdenmişsiniz ve biz de sizdenmişiz, yani Müslüman olduğumuzu söylüyoruz; o zaman izin verin de içimizde biriken bu eleştirileri sizlerle açıkça ve dürüstçe paylaşalım.

En hafifinden bir ibareyle çok ciddî yanlışlar yaptınız. Bu “rapor” keşke Müslümanların âkil ilim adamları tarafından, Müslümanları ıslah edecek olan gerçekçi girişimler ve İslam âlimlerinin de katkılarıyla hazırlansaydı. Ama birilerinin acelesi vardı. Bu “rapor" Suriye’de NATO’nun savaşı için mi gerekiyor? Diyanet’ de hemencecik kollarını sıvayarak, ABD ve müttefiklerine fetva yetiştirmek için bu raporu yayınladı.

Peki, anladık Daiş zalim, ğaddar ve Müslüman kâfir ayrımı yapmadan zulmediyor. Siz dini bir kurumsunuz güya, peki bu Amerika’nın, ekmeğine yağ süren rapor nedir? Daiş’i İslam düşmanı da ilan ettikten sonra, sorarım Diyanet’e’; dün Irak’ta Amerika ve 40 küsur küfr devletinin Müslümanlara -özellikle de Ehl-i Sünnet’e- yaptıkları karşısında dillerinizi niye yutmuştunuz? Müftüleriniz, yoksa dünyanın dışında mı yaşıyordu bu kadar İmam ve hatipleriniz neredeydi? Bundan sonra ABD İngiltere ve Fransa’nın ve belki de kardeş İran’ınızın (!) da katılacağı zalim bir savaşta orada nelerin olacağını bir düşünebiliyor musunuz? Modernite’nin rüzgârına kapılmış, küçük hesapların içerden kemirdiği bir kurumun;
Müslümanların acısına can-ü gönülden katıldığına ve bunun için de Müslümanca ve Kur’an’a göre bir tavır aldığını elbette biz de görmek istiyoruz. Bunu gösterebilir misiniz?

 
BEŞİNCİ BÖLÜM
 
Bu raporun hedefi;  sadece Işid’ı cezalandırmak için değil, belki de birçok diğer Müslüman Cihad cemaatlerinin sonu olacak bir fetvaya imza atmak anlamına geliyordur. Maalesef Diyanet, açıkça Cihad’a haram demedi ama Cihad’ın artık olmayacağını, toprakları işgal edilen her demokratik ve laik devletin velev ki Müslümanlara karşı da olsa, savaşmasının Cihad olabileceğine işaret etmiştir. Açıkçası Diyanet, T.C devletinin PKK’ye karşı savaşının da bir Cihad olduğunu demeye getirmiştir sözünü. Öyleyse, yarın Müslümanlar da Türkiye’de biz de İslamî haklarımızı istiyoruz, yeter bu ayrımcılığa, yeter bu ahlaksızlığa ve emperyalist Batı’ya dönüşmeye demesinler diye, şimdiden Diyanet devlet sopasını göstermeye başladı.
Diyanet'in Işid eleştirilerden bazısına katılmakla birlikte, Cihad'ı kültürel bir aktivite gibi ve sıradan bir sosyal etkinlik olarak niteleme çabasının açık bir kavram ve akide saptırmasına dönüştürmesi, asla kabul edilemez. Bunu açık bir biçimde bu raporda görmek mümkün.
Ebu Umame el-Bahilî’nin Allah’ın Rasulü’nden (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği bir hadiste şöyle der:
عن أبي أمامة رضي الله عنه أن النبي- صلى الله عليه وسلم- قال:مَنْ لَمْ يَغْزُ، أَوْ يُجَهِّزْ غَازِياً، أَوْ يَخْلُفْ غَازِياً فِي أَهْلِهِ بِخَيْرٍ، أَصَابَهُ الله بِقَارِعَةٍ قَبْلَ يَوْمِ القِيَامَةِ
“ Kim bir gazveye çıkmamış veya bir ğazi teçhiz edip donatmamışsa ya da bir ğazinin ailesinin geçimini üstlenmemişse, Allah ona kıyamet gününden önce bir azap ulaştırır" (1)
Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadiste de Allah’ın Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Şöyle der:
تَكَفَّلَ اللَّهُ لِمَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيلِهِ لَا يُخْرِجُهُ مِنْ بَيْتِهِ إِلَّا جِهَادٌ فِي سَبِيلِهِ وَتَصْدِيقُ كَلِمَتِهِ بِأَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ أَوْ يَرْجِعَهُ إِلَى مَسْكَنِهِ الَّذِي خَرَجَ مِنْهُ مَعَ مَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَة
 
“Allah, kendi yolunda Cihad etmek için çıkan ve evinden onu bundan başka bir şey değil, ancak Allah yolunda Cihad ve O’nun sözünü tasdik çıkarmışsa; ancak onu ya cennetine koymayı veya ayrıldığı evine aldığı ğanimetle veya elde ettiği ecirle dönmesini üzerine almıştır." (2)
 
Diyanet, Müslümanları, uyanan İslamî bilince karşı ifsad ediyor ve öldürücü olan bir algı savaşını Müslümanlara ve ilme rağmen yürütüyor. Diyanet’in, İslam’da Cihadı; sadece kültürel ve sosyal etkinlikler ve her türden çaba olarak nitelemesi; İslam’ın yeryüzündeki risaletinin makasıdına ve hikmetine aykırıdır.
Muhammed Esed denen Kadiyanî de Cihadı böyle yorumluyordu. Fransız eski komünist filozof Roger Garaudy de Cihadı entegrizm olarak nitelemedi mi? Diyanet, Cihad hakkındaki hakikatleri Müslümanların öğrenmesine ve hatta üzerinde konuşulmasına derin bir yerlerin işareti ile engel oluyor.
Peki, Diyanet Din’in istismarı ve tahrifinden bu kadar rahatsız ise, Türkiye’deki TV kanallarında Allah’ın Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Sünneti’ne karşı; başını ABD’nin çektiği, Vatikan’ın, İsrail’in ve Bahaîlerin de katkı verdiği savaşın karşısında, neden hiçbir çaba ve gayret sergilemiyor?
Böyle olmasına rağmen, genelde yenilikçilerin (aslında Modernisttirler ve Lutherist bir anlayışa sahiptirler) düşünce ve eleştirel kapılarının aynen Diyanet’in raporunda karşımıza çıkması bizi şaşırtmadı ama onlar hakkında ne kadar değiştikleri ve batılı bir Din yorumuna yaklaştıklarını da bu vesileyle daha iyi gördük.
 
Türkiye’deki özellikle ilahiyatçılar, halka ve Müslümanlara tepeden baktıklarından, onlara şekil vermeyi ve onları sürekli olarak cahil ve bilgisizler topluluğu olarak görmeye meyillidirler. Bunların içinde de hususan kendilerini Yenilikçi olarak adlandıran Lutherist (bununla Hadisleri ve Sünneti Kur’an’a arzetmeden kabul etmeyiz diyen yenilikçiler. Türkiye’de kavramlar üzerinde “tahrif” hiç de yabancı olduğumuz şey değil. Diyanet’te gerektiğinde te’vil adı altında bunu yapıyor, cemaatler ve cemaatlerin âlimleri ve liderleri de.
 
Bu nedenle “Daiş” gibi bir cemaatin bazı kavramları tahrif etmesi ya da yanlış anlamasını pek yadırgamıyorum. Özellikle akide ve düşmanlar konusunda Müslümanları aşırı bir cehalet ve ihmalin ve vurdumduymazlığın içinde olduğu zamanımızda üzerine bir proje aldığını söyleyen bu cemaatlerin hatası kaçınılmazdır. Diyanet raporunda Daiş’in bir dizi hatalarını ve tahriflerini şöyle sıralar. Dediğimiz gibi, Daiş’in olmadığı zamanlarda bile, bu kalıp iddialar; Türkiye’de cedel meydanlarında yıllardır dolaşıyordu elbette bir muhatap bulacaktı.
 
“Tahrif Ettikleri Bazı Dini Kavramlar”
 
“Daiş’in en güçlü propaganda silahı ve yeni taraftar kazanma aracı yapı bozumuna uğrattıkları dini kavramlardır. İslam kültürü ve medeniyeti içinde yer alan, esasen asırlardan beri anlam ve kapsamları konusunda aşağı yukarı görüş birliği bulunan cihat, bey’at, el-vela ve’l-bera, hicret,tağut gibi terim ve kavramlar Daiş ve benzeri örgütler tarafından yeniden tanımlanmaktadır. İçleri boşaltılan ve anlam alanları yeniden çizilen bu kavramlar insanları her türlü yalan, yanlış ve tutarsız fikir ve düşünce ve eyleme sevk edebilmektedir.
 
Daiş propagandistleri, cihat sizin bildiğiniz gibi değil, size öğretilen her şeyi unutun, sizi pasifize etmek için İslam barış dinidir denildi, siz de yuttunuz, oysa “İslam kılıç dinidir” (Dabiq, VII/20 vd.) gibi yorumlarla yanlış bilinen kavramları tashih etme iddiasıyla ortaya çıkmaktadırlar.
Bu propaganda dili özellikle kendi yerel dini geleneğiyle arasında mesafe bulunan yeni nesil Kuzey Afrika Müslümanları, mühtediler ve dini bilgi altyapısı zayıf olmakla birlikte heyecanı yüksek kişiler üzerinde son derece etkili olabilmektedir.”
 
“Daiş, kendi düşüncelerini savunmak ve yaygınlaştırmak amacıyla İslam’ın temel kavramlarını sahip olduğu asli manasından veya vazedildiği manadan kopararak manipüle etmekte bir sakınca görmemektedir. Bu kavramlar hakkında İslam düşünce geleneğinde genel veya genele yakın bir konsensüs bulunmaktadır. İslam bilginlerinin eserlerinde ve İslami toplumların pratiğinde bu kavramlar hakkında tarihi süreç içerisinde oluşan ve büyük oranda muhafaza edilen bir kanaat mevcuttur. Daiş’in diğer konularda olduğu gibi bu kavramların pratiği konusunda da genel geçer kanaatle önemli oranda ayrıştığı gözlemlenmektedir: Rapor’un bundan sonraki sayfalarında Daiş’in en çok istismar ettiği İslami terim ve kavramlara ilişkin yorumlarına ana hatlarıyla yer verilecek ve söz konusu yaklaşımlar Kur’an ve Sünnet ışığında kısaca değerlendirilecektir." (3)
 
Görüldüğü gibi, bu raporun Daiş’in söz konusu sitesinden alındığı söylediği şeyler. Bu meseleler; teknik ve ilmî hususlar olduğundan bu konu herkesin eleştirisine açıktır. Fakat Diyanet’in hem ilmî ve hem de siyasî olarak halk üzerinde hem doğru hem de yanlış anlaşılma tarafı büyük olan böyle bir raporu, siyasetin elini güçlendirmek için yazması salt dinî maksadlı olmadığını göstermektedir.
 
Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da ve Somali’de Din’in tahrifi var da, Türkiye’de Allah’ın ahkâmı mı hâkim? Tahrifçiler Türkiye sahasından yok mu oldular?
Diyanet’in Rapor’unda dile getirilen; Müslümanlararası (!) savaşların durdurulması konusundaki tekliflerinin birçoğunu ma’kul ve yerinde bulmakla birlikte, Rapor’un ABD’ye ve Batıya hizmet eden bir rapor olduğunu söylemekten başka bir takdirinin olduğunu sanmıyorum. 

Dipnotlar

[*] Bu cihadî hareketlerin hepsinin veya bir kısmının yaptıkları ve bizce tasvip edilemeyen birçok eyleminin varlığını inkâr anlamına gelmez. Elbette haklı da olsalar, bu; insanların İslam'da ve uluslararası hukukta kabul edilmiş olan endoğal insanî haklarını ihlali meşru görmeyi gerektirmez. Savaşın da barışın da kendisine göre bir hukuku vardır ki Müslümanların en çok dikkat etmeleri gereken "hukuk" savaş hukukudur. Zira savaşta insanların canları ve malları çok büyük tehlike altında kalır. Kan meselesi İslam'da en ağır olan bir hak meselesidir. Hayat ne kadar değerli ise, kanın heder edilmesi de o kadar büyük bir günah yani kebâirdir. Bunun içindir ki; Daiş veya Işid bu konuda Müslim gayr-i Müslim birçok kimsenin kanlarını heder etmiş ve hangi hakla kimin canına kıydığından ve insanların başlarını kopardığından emin değiliz.
Bu nedenle, bu eleştirimizi, Diyanet'in işlediği ciddî hataların, İslam fıkhını modern hukuk karşısında ve İslam'ın düşmanlarının nezdinde zor durma düşüreceğinden ve Kur'an'ın ahkâmının tebdilini isteyenlerin ellerinde hüccet olmasından korktuğumuz için kaleme aldık.
Işid, sadece Sünnî Iraklı Arapların hakları için savaşan bir cemaat olmaktan çıkıp Hilafet hakkını Ümmet'in Cumhur ulemasının yani Ehl-i Hall ve'l-Akd'in ğiyabında gaspetmiştir. Hilafetlerine bey'atı reddetmeyi -sahih de olsaydı- riddet olarak ilan etmesi Şiilikteki "masumiyet"in aynısıyla onlara intikal ettiğini göstermektedir. Bunu tartışabiliriz. Ancak burada İslam fıkhını ihmal edip başkalarını fıkıhla nasıl yargılayacağız

[*] http://arsiv.diyanetvakfi.org.tr/meal/Nisa.htm

[1] İbn Mace: es-Sunen:2762,ed-Darimî: es-Sunen: 2148,2393

[2] Buharî:2955,Saîd İbn Mansur; es-Sunen:2134

[3] Rapor: s. s.19

Kaynak: Islah Haber 

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat