Mehmet Ali Başaran:'İnsandan ümit kesemeyiz'


Mehmet Ali Başaran:'İnsandan ümit kesemeyiz'

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 04 Eylül 2016 Pazar 21:04


İkinci çocuk kitabı yayınlanan ve Küre Medya yazarlarından sayın Mehmet Ali Başaran ile ilk kitabı Gazete Okuyan Tavuk üzerine Felah Kitap tarafından yapılan söyleşiyi ilginize sunuyoruz.

Küre Medya / Haber Merkezi
İkinci çocuk kitabı yayınlanan ve Küre Medya yazarlarından sayın Mehmet Ali Başaran ile ilk kitabı Gazete Okuyan Tavuk üzerine Felah Kitap tarafından yapılan söyleşiyi ilginize sunuyoruz.

Neden çocuk kitapları yazıyorsunuz diyerek başlayalım?

Savaş, terör, yoksulluk…  Çok adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. Çocukların başına neler geldiği ortada. “Ben öyle bilirim ki yaşamak berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır” diyor şair, Sevgilim Hayat adlı şiirinde. Çocukları gülümsetmek ve mutlu etmek için yazıyorum.

Nasıl yazıyorsunuz? Kurgu, hikâye, tema zihninizde nasıl oluşuyor? İlham vs inanır mısınız?

İlhama değil idmana inanırım. Her gün en az iki saat kitaplar arasında düz koşu yaparım! Nasıl yazıyorum? Büyük yazarların ne yazdıklarına ve nasıl yazdıklarına bakarak…  İyi bir okur olmaya çabalıyorum. Yazarlığım cabası.

Severek okuduğunuz çocuk edebiyatı yazarları kimler? Hikâyelerinizin benzediği isimler var mı? Ya da özendiğiniz, “keşke bunu ben yazsaydım”, dediğiniz kitaplar var mı?




Kendimi en çok Samed Behrengi’ye yakın hissediyorum. Severek, coşkuyla okuduğum yazarlar Arnold Lobel, Gianni Rodari, İtalo Calvino gibi isimler. Türkçe edebiyatta Sevim Ak-Behiç Ak, Cahit Zarifoğlu, Salih Zengin aklıma geliyor. Kemalettin Tuğcu’ya üzülür, kıyıda köşede kalmış kitaplarını okurum. Yeşilçam filmleri izlemek gibi bir alışkanlık benim için.

Küçük Kara Balık, Mutlu Prens, Karanlıktan Korkan Baykuş, Kurdu Kurtaran Kuzu, Martıya Uçmayı Öğreten Kedi, “keşke bunu ben yazsaydım” dediğim, harika kitaplardan bazıları.

Gazete Okuyan Tavuk kitabınıza gelecek olursak neden tavuk figürü? Bunun bir anlamı olmalı? Benim bir tahminim var ama önce sizden dinlemek isteriz.

Mübarek hayvanlar denince benim aklıma ilkin İnek ve Tavuk geliyor. Tavuk, çocukluğumda bize en yakın hayvandı. Birlikte çok vakit geçirdik kendileriyle. İkramlarıyla kahvaltılarımızda önemli bir yer tutan bu hayvanlar çok saf ve sevimliler, öyle değil mi? Bir tavuğun yanlışını göremezsiniz. Öte yandan, onca yumurta yedik, hangimiz dönüp de bir tavuğa “Allah razı olsun!” dedik, teşekkür ettik. Böyle şeyler yapmıyoruz. Açık konuşalım, kabalık bu, vefasızlık!

Kahraman olarak genelde erkekler öne çıkmıştır. Bizimki erkek değil ama öne çıkıyor. Sıra dışılığı biraz da buradan geliyor, ister istemez.

Şimdi sizin tahmininizi dinleyelim.
  • Ben modern insanın yazgısının tavuk ile çok benzeştiğini düşünüyorum. Tavukların entegre tesislerinde başına gelenlerin aynısı biz insanoğlu için de geçerli. Güneş görmeden, kapalı alanlarda yaşamak, hemen büyümek, hızlıca yaşamak, hormonlu, aşılanmış ve ilaçlarla büyümek, suni gıdalarla daha doğrusu ürünlerle beslenmek, makinelerden sonra paketlenmek vs çok benzer bir ömür sürdüğümüzden tavuklarla aynı trajediyi paylaşıyoruz ne yazık ki. Bunu tahmin etmiştim ama değilmiş.




Kitabın ağırlıklı temasının medya olması çok önemli bana göre. Karakterimiz tavuk, gazete okuyor. Okuduğu haberlerin ardına düşüyor. Ama bir bakıyor ki gerçek, gazetede yazan haber gibi değil. Bu, çok nadir gördüğümüz bir mesaj çocuk kitaplarında. Aslına bakarsanız sosyal medya sayesinde enformatik cehaleti artmış bir çağında, Toffler’in üçüncü dalga dönemindeyiz. Ve hala haberlere mi inanıyoruz? Çocukların medyayla olan ilişkisine fabl örneklerinizle çok güzel yaklaşmışsınız. Çocuk ve medya ilişkisi sizce nasıl olmalı?

Bize bir haber geldiğinde onun doğruluğunu araştırmalıyız. Bu haber bize kimden geliyor? Gerçek mi? Ya da “gerçek” ne hale getirilmiş? İktidarlar tebaa ister, sorgusuz sualsiz itaat ister. Bizse sorgulayıcı olmalıyız, dünyayı ilkelerimizle okumalıyız. Tedbirimiz ve teklifimiz bu.

Örgüt, insan hakları, miting, hak ihlalleri, mücadele vs derken bir toplumsal hareketlilik görülüyor kitapta. Bunun adı siyasallaşma elbette ki. Çocuklarımıza eleştirel olmayı nasıl anlatmalıyız?

Aklı muhafaza etmeyenlerin, devre dışı bırakanların, kiraya verenlerin düştükleri utanılası halleri göstererek, ibretlik hikâyelerini anlatarak.  “Allah aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder”. Kullanılmayan akıl, yok hükmündedir. Eleştirel olmak, akletmekle, akleden kalple yürümekle mümkün bana kalırsa. Bunu her daim gündemimizde tutsak iyi olacak.

Mesleğiniz avukatlık. Cezaevi görüşmeleri yapıyorsunuz. Pek çok drama ve haksızlığa uğramış insana şahit oluyorsunuz. Öte yandan dar zamanlar’dan geçiyoruz. Gördüğünüz bunca zulüm, haksızlık ve savaşlara rağmen kitaplarınızda öfke yok, sığ bir ideoloji yok, nefret yok. Bu konuda ne söylersiniz?

Sevgi, derim. Hepimiz Hz. Âdemin çocuklarıyız. İnsan’dan umut kesemeyiz.

İkinci kitabınız “Nasreddin Hoca’nın Bisikleti” hayırlı olsun. Benzer hikâyeleri orada da mı okuyacağız?

Evet, bir devam filmi.

Teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat