Tekasur


Mehmet Ali BAŞARAN, Tekasur

Mehmet Ali BAŞARAN


A+ |Normal |A-


İstanbul'da öğrenci hayatı yaşadık.

Her öğrenci biraz zenci, biraz işçi, biraz işsizdir.

Bu yüzden ev alamadığımız gibi komşu da alamadık.

Sıra evlenmeye geldiğinde yeni bir ev kiraladık.

Evin çevresi iyiydi lakin içi epey bir bakımsızdı.

Masrafı kendi cebemizden karşılayarak bir tadilat yaptık.

Ev değişti, evin yüzüne gözüne renk geldi.

7 ay sonra ev sahibinden bir tebligat aldık.

"Annemiz vefat etti, mirasçılar olarak evi satacağız, çıkın."

Çıkmaya yanaşmadık zira bismillah, daha yeni gelmiştik, işi gücü buraya göre ayarlamış, ayrıca bu ev için masraf da yapmıştık.

Ev sahibimiz birken iki oldu. Mirasçılardan biri emekli asker, biri emekli polis...

İki mülk sahibi, iki malik, iki kocaman "amir" karşısında biz neyiz ki; genç bir çift, neticede kiracı, galiba er ya da erbaş!

Adamlar meslek hastası olmuşlar, sivil hayatta üniformalarını çıkaramamışlar çünkü derilerine, derinlerine yapışmış.

Höt, dediler ya, biz de hemen dağılacağız!

Ev sahibi, "zaten bedavaya kalıyorsunuz burada" dedi.

Para –hırsı- insanın vicdanını alır. Yoksa insan neden nankörlük yapsın ki.

Dedik: Biz bu eve masraf yaptık.

Umurlarında olmaz!

Mahkemelik olduk, 1 yıl kadar sonra da evden çıktık.

Biz evden çıkmadan, 275 Bin liraya satıyorlardı evi.

Oraya yakın bir ev kiraladık, aynı sokaktan gidip geliyorum her gün, 2.5 yılımızı geçirdiğimiz eve bakıyorum, ellerim ceplerimde, anılar arasından geçip gidiyorum.

Ev boş, penceresine "satılık" ilanı asmışlar.

Dün, evin sokağından geçerken kapıcıya rastladım. Ben sormadan evden bahsetti.

- 450 Bin lira istiyorlar, dedi.

- Nee, dedim, 450 Bin mi!? Daha geçen sene 275 Bin'e veriyorlardı.

- Bunlar böyle adamlar, dedi. Ben söyledim, fiyat çok yüksek. 300-320 Bin lira veren olursa, kaçırmayın dedim.

Para –hırsı- insanın aklını başından alır. Yoksa insan nasıl olur da bu kadar uçar!

Belli ki gözleri dönmüş, ayakları yerden kesilmiş. Parmaklarda zikirmatik, para para para diye zikir çekiyorlar.

Su katılmamış bir enayi yahut çok sıkışmış, tuvalete yetişir gibi gelmiş, derhal kara para aklaması gerekli birini bulamazlarsa, 6 ay sonra ayakları yere basar, normalleşme emaresi gösterirler. (Geçici bir süreye kadar.)

Bu şeyin "hakkı" nedir, diye sormak, ona göre hareket etmek, bir erdem işidir, "Hak" bilinci gerektirir.

Paranın yamulttuğu çok insan gördüm.

Para, mal mülk, servet çoğaltma hırsıyla haram-helal ayırmaksızın "ver Allah'ım ver" diyerek, hayrı ister gibi şerri isteyen, karnına "afiyetle" ateş dolduran, acınası çok insan gördüm.

Ben Müslüman'ım diyen ancak her gün defalarca kez okuduğu, şunun şurası üç satırlık Fatiha Suresi'nde geçen "Maliki Yevmiddin" ibaresinin ne anlama geldiğini bilmeyen çok gafil insan gördüm.

Değeri değil fiyatı olan zavallı çok insan tanıdım. Bastırınca parayı, satın alınan insanlar... Hatta reyonlardaki, vitrinlerdeki gibi, sezen sezon ciddi ciddi indireme giren insanlar...

Eşya ile, mülk ile sağlıklı bir ilişki kuramadığından hasta olan, etrafına da hastalık saçan "yığınla" insan var tedavülde. Yığdıklarıyla birlikte hayatın küflü, kekre, ücra bir köşesine yığılıp kalan, anlamlı yaşamaktan kornere çıkmış insanlar.

Üç korner bir penaltı etmediğinden, ne kadar yığsalar, yığılsalar bir kenara, olmaz. Huzur bulmaz, iflah olmazlar. Çünkü sende ihtiyaçtan fazla bulunan şey, paylaşman gerekirken paylaşmadığındır. Muhtaç olanla, yani hakkı olanla paylaşman gerekirken paylaşmadığın her neyse, sana fayda değil zarar getirir.

Materyalizmin yaygın olduğu vasatta Tekâsur Suresi ilaç olabilir böylelerine. Elbette, akletmeye yanaşmayı kabul ederlerse.

"Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla

(Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi'tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.

Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü.

Hayır; ileride bileceksiniz.

Yine hayır; ileride bileceksiniz.

Hayır; eğer siz kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız,

Andolsun, o çılgınca yanan ateşi de elbette görecektiniz.

Sonra onu, gerçekten yakîn gözüyle (Ayne'l Yakîn) görmüş olacaksınız.

Sonra o gün, nimetten sorguya çekileceksiniz."


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yakup Döğer
22.06.2014 17:08

Kur'an İsra 100. ayette çok müthiş bir insan tarifi yapar, "Rahmanın elinde olan rahmet hazineleri bir kulun elinde olsa,bitecek korkusuyla vermekten çekinirdi" der. Dünyevileşmenin ne boyutlara çıkabileceğinin göstergesidir.

Allah razı olsun kardeşim,yüreğine sağlık.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat