Sivil İtaatsizlik Neyin Nesi?


Mehmet Ali BAŞARAN, Sivil İtaatsizlik Neyin Nesi?

Mehmet Ali BAŞARAN


A+ | Normal | A-


Zorunlu askerliği reddetmek, halkı askerlikten soğutmak gibi sivil itaatsizlikler içinde bulunduğum için vebalı muamelesi görüyorum.

“Hukuk devleti” iddialarının her daim sözde kaldığı, “ifade özgürlüğü”nün baskı altına alındığı ve çoğu zaman yerlerde süründüğü bizim gibi toplumlarda, “kader” budur.

Bana vebalıymışım gibi muamele edenler arasında “gururla yerli”ler olduğu gibi “elhamdülillah Müslüman”lar da bulunuyor. Acı olan daha çok bu; ikincisi.  

Sivil itaatsiz Müslümanlara vebalı muamelesinde bulunanlara bunun “vebali” olabileceğini hatırlatmakta fayda var mı bilmiyorum. Lakin, kınanan veya burun kıvrılan şey aşağıdaki fotoğrafa konan kuştan başkası değil, hatırlatırım.

Bu fotoğrafa bakarak sivil itaatsizlik konusunu konuştuk Mazlumder Ankara Şubesi’nde, İnsan Hakları Okulu’nda.

Peygamberimiz ve arkadaşlarının, sayılarını birazcık arttırınca, “Müslümanlara Kabe’de İbadet Yasağı”nı delmek üzere sivil ve itaatsiz olarak, şiddet görmelerine rağmen şiddete başvurmadan, Kabe’ye yürüdüklerini hatırlatmakta fayda var. Meşhur Çağrı filmini izleyenler de bilir.

Yine, Büyük Âlim Ebu Hanife’nin Emevi ve Abbasi hükümdarları tarafından kendisine zorla verilmek istenen görevleri, zulmü meşrulaştırmamak adına reddettiğini ve sürgüne gittiğini ve dahi zindanlarda ölümüne işkence gördüğünü biliyoruz.

(Yine de Allah’a şükür bugün kimse büyüm imam Ebu Hanife’nin “vatan haini” veya “devlet düşmanı” olduğunu söylemiyor!)

İnsan Hakları Okulu’nun söz konusu dersinden bir anımı aktarmak istiyorum.

Dersin sonlarına doğru dünyada ve Türkiye’de sivil itaatsizlik örneklerini konuşuyorduk.

Farklı kesimlerden gelen şık sivil itaatsizlik örneklerini verirken, Müslümanların 1998 yılında gerçekleştirdikleri “İnanca Saygı-Düşünceye Özgürlük İçin Bütün Türkiye El Ele Eylemi”ni de andım doğal olarak.

“Ben o tarihlerde mahallede top oynuyordum, hatırlamıyorum” diyerek espri yaptım.

Bu eylem, Türkiye’nin pek çok şehrinde hatta dünyanın bazı başkentlerinde eş zamanlı olarak gerçekleştirilmişti. 10 numara bir duruştu.

Arka sıralarda oturan, 40’lı yaşlarda bir ağabey söz aldı ve bu eyleme katıldığını anlattı. Hatta Malatya’da organize edenlerden biriydi. Şöyle bir yorumda bulundu:

“O günlerde bu eylemleri organize edenler şimdi devleti yönetiyorlar ve sivil itaatsizliği düşmanlık olarak görüyorlar.”

Gerçekten de böyle.

Sivil İtaatsizlik’ten, Kırmızı Kitap’ta bir tehdit algısı olarak bahsedilmesini başka nasıl izah edebiliriz?

Ya da “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın “Sivil itaatsizlik, ülkeyi bölmeye çalışmaktır” başlıklı o “enfes” konuşmasını?..

(Bu iki haber de 2015 yılına aittir ve ayrıntılar için google’a ve youtube’a bakılabilir.)

Biz Martin Luther King gibi soralım:

“Hayatın en ısrarcı ve acil sorusu şu: Başkaları için ne yapıyorsunuz?”

Henry David Thoreau’nun Sivil İtaatsizlik kitabından iki alıntı yapalım:

“Haksız yasalar vardır. Onlara memnuniyetle itaat mi edelim, yoksa değiştirme çabasına mı girelim? Değiştirmek istiyorsak bunu başardığımız zamana kadar mı itaat edelim yoksa derhal ihlale mi girişelim?”

“Yasa, doğası gereği seni zorunlu olarak başkasına yönelik haksızlığın aracı durumuna düşürecek yapıdaysa, yasayı çiğne! Yaşamını makineyi durdurmak için kullan. Her durumda dikkat etmen gereken şey, lanetlediğin kötülüğün aracı olmamaktır.”

Hz. Ebubekir, Halife olduğunda hutbeye çıkıp ne demişti?

“Allah‘a (O’nun hukukuna) itaat ettiğimde bana itaat edin; isyan ettiğimde bana itaat borcunuz yoktur.”

Yüce Kitabımız Kur’an’a kulak verelim ve Rabbimizin uyarılarını işitelim:

“Firavun kavmini aldattı; onlar da kendisine boyun eğdiler. Onlar yoldan çıkmış bir kavimdir.” (Zuhruf Suresi 54. Ayet)

“Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın.” (Şuara Suresi 151-2. Ayetler)

“Ey müminler, Allah’a itaat ediniz; Peygambere ve sizden olan devlet yetkililerine de itaat ediniz. ” (Nisa Suresi 59. Ayet)

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran Suresi 104. Ayet)

 


Yukarı Dön

Yorum yap yorum

Yorumlar

Hüseyin Alan
10.12.2015 15:26
-3-
Yazı vesilesiyle konuyu tartışmış olduk dolayısıyla şahsileştirmeye gitmeyeceğini düşünüyorum.

Tevhdi dinin, Allah'ın iradesi dışında hiç bir şeye, kişiye, kuruma itaat etmeme dinindir. Allah'ın hakkını Allah'a iade etme, şirk koşup itaat isteyenlere karşı hakkı hatırlatma dinidir. Allah'ın hakkını gasp edip ilahlık ve rablik taslayanlar orada, burada, şurada dururken esasa müteallik olmayan, bağlam kaydıran meseleler sadece bizi oyalar.

Örneğini verdiğin ayetler ve peygamberin yaptıklarının bağlamı da budur. Zira ayetler ve peygamberler, her daim yönetici takımıyla, krallar, sultanlar, hanedanlar, meclisli yönetimlerle çatıştılar. Peygamberlere de karşı çıkanlar hep onlardı.

Peygamber olmadan önce Hılful Fudul'a katılan, mazlumun hakkını almak için yeminleşen Hz. Muhammed, Peygamberlikten sonra hak-zulüm kavramlarının anlamı ve bağlamı değiştiği için "İslamda Hılf yoktur" buyurdu (Ahmed B. Hambel). Bu sebepledir ki risalet davası başlayınca Müslümanlara zulmeden, döven, söven, öldüren, yurdundan kovanlar arasında eski Hılf Üyelerini de görürüz.

Sence Müslümanlar sırf iman ettiği için zulme uğradığında "mazlum" değiller miydi? Mazlumun yanında olacak, onun hakkını alacak olanlar neden "zalimleştiler" o zaman? Bu farkı anlayabilirsek anlatmaya çalıştığımız şey de anlaşılmış olur sanırım.

Tüm Mesele dostum, "Rabbim Allah'dır" sözünün toplumsal hayatta karşılık bulmasıdır. İslamın hak, hukuk, zalim, mazlum, savaş, barış kavramları kendincedir. Özgündür.
Hüseyin Alan
10.12.2015 15:10
-2-
O halde "sivil", "birey", "yurttaş", "vatandaş", "özgürlük", "hak", "baskı", "devlet", "din" vs kavramları modern çağın toplumsal, siyasal, iktisadi yapısıyla alakalı temel değerlerdir. kendi bağlamında anlamlı ve geçerlidir.

Modern çağı, sanayi toplumunu, endüstriyel şartları anlamazsak, demokrasiyi de, laikliği de, kapitalizmi de, uluşçuluğu da, bayrağı da, vatanı da, savaşı ve barışı da anlamayız.

Zihnimizde kurguladığımız İslami referanslarla bu kavramsal sistematiği uyarlamaya çalışırsak muradımız da, pratiğimiz de, varacağımız yer de farklılaşır.

yazında referans verdiğin örnekler, Müslüman topluma, sisteme ait karelerdir. O bağlamda anlamlıdır. Bağlamından kortıp başka bir bağlama aktarırsan absürt bir durum açığa çıkar.

Senin söylediklerinin anlamlı olması, bir tek şarta bağlıdır: İsyanınız, itaatsizliğiniz, İslami referans noktasında doğrudan "şirk" temelli kurulu devlete, devletin yapısallığına, niteliğine Meşruiyet tartışması açmanız gerekmektedir. Bunu yaptığınız zaman ulus topluma, ulusal ekonomiye, ulusal vatana, dil ve kan bağına dayalı toplumsal birliğe de meşruiyet tartışması açmanız gerekir. O zaman sizin "hukukçuluk" dediğiniz sistemin de tartışılır olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla iktisadi değerlerle yenilenmiş, ticari değerlerin İslamlaştırıldığı bir dini anlayışa ve yaşayışa esastan itiraz etmeniz gerekir. Bunu yaptığınız zaman askerliği, savaşı, barışı yeni bir bakış açısıyla tanımlayabilir, yeniden konuşabilirsiniz.
Hüseyin Alan
10.12.2015 14:53
bi terslik olmalı!
"Sivil" ve "itaatsizlik" kavramı, kendi anlam dünyasında modern kültüre, ideolojilere aittir. M. Ali hukukçu kimliği, "mazlum hakları" savunucusu olduğu için ona normal geliyor.

İşi İslami referanslarla bezemek meseleyi İslamlaştırmaz. Laikliği, demokrasiyi, kapitalizmi, liberalizmi İslamileştirmek kadar İslamileşir!

Mesele, Modern devlet ve toplumla ilgili bir meseledir. Şöyle ki: Sanayi toplumunda, endüstriyel çağda, kentli yaşamda insan "sivil" bir varlıktır. Ne demek bu? Geçmişteki toplumsal yapıdan, krallık türü siyasal rejimden, Kiliseye bağlı mümin insan tipinden koparak, bu üçlüden özgürlüğünü alarak "birey" olan insan tipi, modern devlet makinası karşısında yalnızdır. Korumasızdır. Devletle birey arasında aracı kurumlar olmalıdır. Sivil toplumlar, meslek kuruluşları vs dediğimiz yapı bu.

Bu yapı, sivilleşmiş (dinsizleşmiş ya da yenilenmiş dinlerden bir dine sahip olmuş, protestan gibi) bireye baskı kurabilecek devlet başta olmak üzere kurum, toplum, kamusal yarar, ahlak, aile vs gibi her tür baskı aracından korur. Bireyin özgürlüğünü korur.

Savaş ya da vicdani özgürlük meselesi, devletin savaşına katılmama hakkıdır. Devlet bireyi savaşa katılmaya zorlayamaz. Birey barışçıl olduğu için savaşa karşıdır vs.

Bu meselede esas nokta, birey ya da sivil, bir devletin yurttaşıdır. vatandaşıdır. O devlete bağlıdır. Onun devletle bir alıp vereceği yoktur. Derdi, devlet mekanizmasının özgürlüklerini sınırlamasıdır. Burayı anlamaya çalışırsak konuyu anlatabilmişizdir.
L.çavuş
09.12.2015 22:04
Olumlu katkı olarak meraklısı için makale
"İslam siyasi kültüründe sivil itaatsizlik, şiddet dışı direniş gibi bir kavram görülmez. Ancak, İslam siyasî güce kayıtsız bir itaati emretmediği için sivil itaatsizliğin reddedildiği bir yaklaşım da söz konusu değildir. Ayrıca, itaatsizlik genellikle bireysel sorumluluğun gereği şeklinde ele alınır. Bunun yanında, toplum, yöneticiyi sorgulama, yönetimdeki aksaklıkların düzeltilmesini talep etme; yetki aşımı ve sınırsız iktidar kullanımını önlemeye çalışma ve bu doğrultuda yönetime karşı tenkit, direnme ve sonunda güce baş- vurma hakkına sahiptir. Siyasal iktidarın meşruiyeti, ‘varlık bulması’ ile ilgili olabileceği gibi, onun ‘devamı’ ile de ilgili bir kavramdır. Dolayısıyla, meşru biçimde tesis edilmiş bir siyasal iktidarın uygulamaları bizatihi meşru değildir. Dolayısıyla, iktidarın politika ve uygulamaları hukukîlik - hukuka aykırılık kavramlarıyla tartışmaya açıktır. Bununla birlikte sivil itaatsizliği sınırlarını aşan iktidara karşı, önemli bir yaptırım biçimi olarak düşünmeyi gerektiren teorik temeller vardır. Bunlar günümüze kadar insanlığın siyasî alanda kaydettiği gelişmeler bir yana, İslâm’da emanet, sınırlı sorumlu itaat ve iyiliği emretme anlayışıyla devlet organlarının yetkisini aştığı ve kötüye kullandığı ve devlet kurumlarının yasal faaliyetleri ile bunun önüne geçilemediği durumlarda öncelikli bir adım olarak sivil itaatsizliği temellendirmektedir.
"İSLÂM AÇISINDAN SİVİL İTAATSİZLİĞİN TEORİK TEMELLERİ R.A. file:///D:/Users/User/Downloads/46-83-1-SM%20(1).pdf
Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat