Kötü Hakim


Mehmet Ali BAŞARAN, Kötü Hakim

Mehmet Ali BAŞARAN


A+ |Normal |A-


Ne zaman bir duruşmaya girecek olsam dua ederim:
 
Anlayışlı, iyi bir hakime denk gelsek de kendimizi ifade edebilsek, diye.
 
Savunma hakkın hakimler eliyle pekala kısıtlanır hatta budanır bu ülkede. Kavga etsen bir dert, etmesen başka bir dert. Silahlar eşit değil.
Öyle zaman olur ki psikolojik, stratejik, gayri nizami bir harp meydanına dönüşür duruşma salonu. Sen ve müvekkilin, oradan hakka halel gelmeden çıkmaya çalışırsınız. İşiniz çoğu zaman kolay değildir. Bazen işin içinden çıkamazsınız.
 
Kişilik bozukluğu ile malul “rahatsız” tipler hakim diye kürsüye çıkmıştır, size yukardan bakıyordur. Ya da duvar suratlı adamlar savcı kürsüsünde, hem yukardan, hem yandan yandan bakıyor olabilir, paslı demir gibi.
 
Bana kalırsa, hakim ve savcıların ruh sağlıkları yerinde mi diye 5 yılda bir kontrol gerekli. Sıkı bir çekap. Bilhassa büyük şehirlerde.
Bugün bir ceza davasının yine ilk duruşmasına giriyorum, hazırlığımı yaptım, haklı itirazlarım yanımda, makul bir hakimle karşılaşmak için dualarımı ettim ama olmadı!
 
Müvekkil ifade verirken ben yeni bir dua ile Rabbimin kapısını çaldım: Vaziyet iyi görünmüyor Allah’ım, şurdan hayırlısıyla bir çıksak…
 
Hakimi hiç gözüm tutmadı, hayli tehlikeli birine benziyor, beraat kararı vereceği yere tutuklama kararı vermesi işten bile değil.
 
Müvekkile haksız ve hukuksuz olarak adli kontrol uygulanıyor, ayağına elektronik kelepçe takılmış.
 
Kendimizi ifade etme imkanı bulursak, beraat alacağız ancak ilk etapta şu kelepçeyi çıkartmayı hedefliyoruz.
 
Savunma yapıyorum, sürekli sözümü kesiyor, sürekli arkadan müdahale, hakem olsa düdük çalıp hakime direkt kırmızı çıkartır, o kadar yani…
 
Derken bizimki hızlı hızlı dosyayı şöyle bir çevirdi baştan sona. Belli ki önemli bazı evrakları ilk kez görüyordu.
Hissetmiştim, facia, geliyorum diyordu. Bu hakimi artık kimse tutamazdı.
Ve konuştu.
 
Ve “hayret” dedi, müvekkilime dönerek, “seni nasıl tutuklamamışlar!”
 
Şimdi saniyeler içerisinde karar vermen lazım: “Benden hakim makim olmaz, iyice tarafsızlığımı yitirdim” diye bağıran bu hakime ne diyeceksin?
 
Hakimin reddi yoluna mı gitsen yoksa köprüyü geçene kadar durumu idare mi etsen?
 
Köprüyü geçene kadar muhatabımız hakimmiş gibi davrandık ve elhamdülillah, kabak gibi ortada olan haksızlığı giderdik, karar verdi, adli kontrol hükmü kalktı, elektronik kelepçe çıkartılacak…
Ne var ki, bu arada “hakim” seviyeyi bir nebze daha düşürünce, “Ya sabır! Ya sabır!” diye diye, zor tuttum kendimi.
 
“Hayret, seni nasıl tutuklamamışlar” skandal cümlesini yumurtlayınca, içimden demiştim: “oğlum, bu iş iyi bir yere gitmiyor, müdahale et!”
“Hakim Bey, bir ekleme yapabilir miyim?”
 
Oralı değil! Bir şeyler yazdırıyor ama çaktırmadan! Lafları ağzında hızlıca yuvarlıyor, kâtibin başından aşağı boca ediyor. Anlayan varsa beri gelsin.
“Hakim Bey, bir ekleme yapabilir miyim?”
 
Meğer “gereği düşünülmüş”, karar yazdırıyor.
 
Yine atarlandı, bu defa sanki birazcık haklı gibi:
 
“Adli Kontrol’ü kaldırıyorum, daha ne konuşuyorsun!?”
 
“Hakim Bey, ne dediğinizi anlayamadım!”
 
Neyse, alttan aldık. Neticede istediğimizi aldık. Hakkımız olan bir şeyi aldığımız için sevinçliyiz! Burası Türkiye. Şükredelim.
 
Alttan aldık ya, hakim daha da atarlandı:
 
“Hâlâ konuşuyorsun!”
 
Kâtibe döndü:
 
“Kararı kaldır, devam edelim duruşmaya, öyle istiyorsa!..”
 
Haydaaa!
 
“Hakim Bey, mesele o değil, kendimi ifade etmeye çalışıyorum burda.”
 
“Yok yok, kararı kaldır, duruşmaya devam edelim!”
 
Ya sabır!
 
Dengesiz dedik ya, her an başka bir dengesizlik yapabilir. Tedirginim.
 
Şimdi de, sanki hakkımızı almıyoruz da, beyefendi kendi cebinden bize bir şeyler veriyormuş, lütufta bulunuyormuş havasına büründü. Öğrencisini notla tehdit eden çapsız bir öğretmen gibi.
 
“Yahu”, dedim, “bu bir haksa araya neden nefsini karıştırıyorsun! Çocuk oyuncağı mı bu işler! Trip atan yeniyetme ergen misin, burası halı saha mı?”
Bunları içimden dedim!
 
Dedim ya, köprüyü geçmemiz lazım. Müvekkil mağdur olmuş, daha fazla mağdur olmasını istemiyorum. Yazıktır, günahtır.
 
Türkiye’de hakim karşısına çıkmak risktir.
 
Risk budur!


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Hüseyin Alan
05.06.2015 00:13
-2-
Bu memlekette "saray" adıyla anılan bir kurum varsa burada bu adla şirinleştirilerek örtülen işler var diye düşünebilirsiniz. Osmanlıdan beri saraya yolu düşenler ya kelle vererek ya da abad olarak çıkar oradan

Türkiye adli mekanizması, değişik sebeplerden dolayı "yüce", bağımsız ve tarafsız olamıyor. Bir elinde terazi, diğer elinde kılıç bulunan gözü bağlı kadın, adaleti değil "adalet saraylarını" temsili ediyor. Emniyeti temsil eden "emniyet sarayları" gibi. İyi ki okullar, karakollar, maliye, tapu, trafik gibi kurumlar saray adıyla anılmıyor!

Neyini konuşacağız şimdi adli mekanizmanın? Devlete bağlı, resmi kurum gibi çalışan bürokratik tarafını mı? Yüce Türk milleti adına karar verip adalet dağıtan yargıç tarafını, iddia makamı "cumhuriyet" savcısı ve savunma makamı avukat tarafını mı?

Amerikan tarzı "juri" sistemi neden konuşulmaz? Madem kadılık sistemi yok, neden olmasın?!
Hüseyin Alan
04.06.2015 23:53
farklı bir açıdan
Hakim ya da avukat değilim ama ağır ceza dahil diğer mahkemelerin işleyişi hakkında az biraz tecrübe edinmişiz. Hayatında bir iki basit işini görmek için mecburen karakola, okula, resmi dairelere "misafir" gibi uğrayan düz vatandaşlardan olmadığımız için devlet nedir, kurumlar nasıl çalışır bilecek tecrübeye sahibiz.

Dün mevcut devlete, işleyen sisteme kendi düşünce sistematiğinden hareketle ve gerekçeleriyle "karşı" çıkmak yerine, imkansızlıkların getirdiği sebepler nedeniyle ve salt karşı çıkmak için karşı çıkarak kendini var kılanlar, şartlar değişip bazı imkanlara kavuşunca kolayına devletçi olabiliyor ve karşıtlık taraf değiştiriyor. Bu memlekette İslamcıların düştüğü durum iyi bir örnektir.

Mahkeme sistemi insanlık tarihiyle birlikte var ama avukatlık sistemi modern çağın ve Batının ürettiği bir icat. Savunma hakkı diye de kutsallaştırılmış bir meslek.

Batı taklitçisi ülkelerde ve Türkiye'de avukatlık "Gandi" seviyesine yükselmediği için saygı da görmüyor. Hoş, bu durum sadece avukatlık mesleğine has da değil.

Toplumsal, mesleki ve siyasi şöhreti olan bir avukat değilseniz Türkiye mahkemelerinde avukatlığınızın çok bir hükmü yoktur. Yazıda anlatıldığı gibi davalarda varlığınız şekil şartını tamamlar. Hakimler, daha önceden veya sonradan okuduğu dosyalarda oluşan kanaatini belirtirken avukatın ne deyip demediği umuru değildir.

Hele dava konusu siyasi ise hiç değildir. 28 şubatta askere selam duran hukuk sektörü bu gün iktidara karşı aynı tavrı sergiliyor.

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat