Cezaevi Ziyaretleri -I-


Mehmet Ali BAŞARAN, Cezaevi Ziyaretleri -I-

Mehmet Ali BAŞARAN


A+ |Normal |A-


Mazlumder Cezaevleri İzleme Komitesi çalışmaları kapsamında Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndaydık dört avukat arkadaş. Kaya Kartal, Mehmet İzmir, Ahmet Kılıç ve ben.

Cezaevlerinde siyasi mahpus olarak tutulanların halini hatırını sormak istiyoruz. Cezaevlerinin mevcut durumu hakkında bir de rapor hazırlayalım diyoruz.

İki gruba ayrılıp üçer hükümlüden toplam altı görüşme gerçekleştirdik. Her görüşme ortalama yarım saat sürdü.

Kaya ve Mehmet, İrfan Çağrıcı, Sabri Aktaş ve Salih Baytap ile görüşürken, Ahmet ve ben Rıdvan Çağrıcı, İsmail Şah Balta ve Tamer Arslan ile görüştük. Görüştüğümüz isimlerin tamamı hükümlü. Biri ağırlaştırılmış müebbete mahkum, diğerleri müebbete…

Vaziyet bu kadar ağır ve ağırlaştırılmışken, nasıl insanlarla karşılaşacağınızı merak ediyorsunuz doğrusu. Yorgun bir merak. Hüzünlü ve acı veren, kaygılı bir merak.

İlk kez cezaevine gidiyorum. Güvenlik görevlilerinin, askerlerin hakim olduğu, fazla resmi, fazla suskun, fazla sıkkın bir devlet dairesi düşünün. Diken üstünde olma hali de var. Ya da bana öyle geliyor. Şu duvarların dili olsa da konuşsa!

Sıkı prosedürlerden, güvenlik koridorlarından, kapılardan geçerek vardık görüşme odasına.

İlk olarak Rıdvan Çağrıcı geldi. Tanımadığı biz gençleri karşısında görünce şaşırdığı belli. Ziyaretçilerin var, demişler, gelmiş.

-Selamun aleyküm
-Aleyküm selam

Esasında bunun için geldik. Giriş ve sonuç bu: Allah’ın selamı üzerinize olsun!

Cezaevinde geçen 25 yılın yalnızlığı mıdır üzerine sinen?

İyi görüyoruz Rıdvan Çağrıcı’yı, moralli.

Günlerinin nasıl geçtiğini, arkadaşları ile aktivitelerini, koğuşlarını, koğuşlarının avluya açılışını anlatıyor. Gariplik giymiş bir çocukluk var üzerinde.

Biz daha çok dinliyoruz. Dalıp gitmelere meyyal zaman, akıp gidiyor.
Kendimi onun yerine koymaya çalışıyorum. Bunu birazcık olsun beceremediğimin farkındayım. Sadece o tevekkülün sebebi için şükrediyorum.

İkinci olarak İsmail Şah Balta giriyor görüşme odasına.

Duygu ve düşünceleri çok belli bu adam bize öyle candan sarılıyor ki. ilk andaki şaşkınlığı bir kenara koyuyor sevinçle. Diri, coşkulu konuşuyor. Sır verir gibi.

Bizden önce İHH ve Özgürder’den gelmişler, onlara da söylemiş:

Cezaevlerinde korkunç bir endoktrinasyon var.
Burada insanlar baskılanıyor, sindirilip nesneleştiriliyor.
Tecrit, işkencenin ta kendisi!

Gardiyanlar mahkûmlara düşman gibi bakıyor büyük oranda.
Bilhassa görevlilerin sert tavrı, aldıkları eğitimden kaynaklanıyor.
Mahkûmların aileleri ile görüşme süreleri çok kısıtlı.

Sağlık personeli çok kaba ve sorunlu. Cezaevinde hasta olmak en korkulan şey olsa gerek.

Bir ara boş bulunup, ‘Abi, kaç yılın kaldı senin’ diye soruyorum. Gülüyor! ‘Çok var’ ile ‘ne önemi var’ arası bir ifade..

Heyecanlı adam İsmail Abi.
Allah razı olsun, diyor. Geldiğimiz için.
Biz de kendisi için dua ediyoruz.

Ve günün son görüşmesinde Tamer Arslan ile sohbet ediyoruz.

Buraya gelirken koridorda asılı duran kocaman bir tablo gözümüze çarpmıştı. Engin bir ovada güldür güldür koşmaya hazır simsiyah bir atın resmi.

O resim kendisine ait. Burada başlamış resim çizmeye.

Cezaevine girdiğinde, kızı henüz 10 aylıkmış. Onunla iletişim kurmak için kelimeler anlam ifade etmediğinden kağıt üzerinde; hayvanlar, cin aliler çizmesi gerekmiş. Kızıyla konuşabilmek için! Öyle başlamış. Daha sağlıklı bir ilişki için de çalıştıkça çalışmış, geliştirmiş. Şimdi artık çoktandır okuma yazma biliyor kızı. 18 yaşında. Almanya’da. Yazları ziyaretine geliyor. Kızımla çok güzel bir ilişkimiz var diyor.

Tamer Abi serinkanlı, derinlikli, duygusal ve mesafeli bir kişilik izlenimi veriyor.

Uzaktan eğitim ile Hukuk Fakültesini bitirecekmiş ama devletten kaynaklı bir sorun çıkmış.

Ney ve daha başka aletler ile müzik yapıyor.

İngilizcesini daha da ilerletmek için ihtiyaç duyduğu dijital sözlüğü içeri sokamadığına yanıyor.

‘Ne kadar atölye varsa biz ordayız’ diyor.

Spor yapıyor. Zihnen olduğu gibi bedenen de zinde.

Yaptığımız üç görüşmeden en çok bu sonuncusu dokunuyor bize. Cezaevinden çıkarken, geldiğimiz bu bambaşka dünyadan dönerken, ardımızda bıraktıklarımızı düşünüyoruz.

Bu adamlar af beklemiyor ve ah vah da etmiyorlar. İnançlı ve kararlılar.

O şartlarda bu denli sağlıklı kalmalarını başka türlü izah edemiyoruz.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat