Ankara Yazı


Mehmet Ali BAŞARAN, Ankara Yazı

Mehmet Ali BAŞARAN


A+ |Normal |A-


Ankara Yazı, 12 Eylül darbecileri tarafından idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu’nun dokunaklı hayatını anlatan bir film.

Filmi bu ülkede herkesin, bilhassa hukuk fakültesi öğrencilerinin seyretmesini isterim doğrusu. Yakın tarihten de yakını, yaşadığımız zamanı ve coğrafyayı gayet yalın bir dille anlatmayı başarıyor. Eli yüzü düzgün.

Hukuk fakültesi öğrencileri dedim, bilhassa… Türkiye’de “yargı”nın ne mal olduğunu anlamaları açısından önemli…

Mal dedim, bilhassa… Belirli bir menfaat karşılığında alınıp satılan “şey” anlamında…

Film ne yazık ki geçmişi değil bugünü anlatıyor büyük oranda ve biz iğrendiğimiz o geçmişi geride bırakmayı başaramadığımız için yeni Türkiye’yi reklamlarla (imaj çalışmalarıyla) inşa etmeye çalışıyoruz. Sonuç: başarısız!

Filmde, 22 yaşındaki bir genç, işlemediği bir suçu işkence altında üstlenmek zorunda kalıyor ve siyasi bir davada su katılmamış bir hukuksuzluk sonucu “dengeler adına” katlediliyor.

Ona işkence eden alçaklar, darbecilerden talimat alıyorlar ve davaya bakan mahkemenin hâkimi ile odasında özel olarak görüşüyorlar. Rollerinin hakkını veren işkenceciler daha sonra duruşma salonuna girip sözde yargılamayı seyretmeyi de ihmal etmiyorlar.

Bu sahneler (“tezgahlar”) bana o kadar tanıdık geldi ki, acı acı gülümsemeden edemedim.

Tarihi 1980’den 1990’lara getirelim. Benzer işkencelerden geçirilen binlerce tutsak benzer mahkeme sahnelerini yaşadılar. Bunlar ülkücü değildiler belki, daha çok Müslüman veya Kürt kimliğine bağlıydılar. Ama insandılar!

İşte 28 Şubat’ın siyasi yargılamaları ve binlerce mağduru ortada. Bunlarla hesaplaşma adına 10 yıldan fazladır vaadler verildi de verildi, oylar alındı da alındı, seçimler başarıyla tamamlandı. Sonuç: yalan, değilse hüsran!

Dün Mustafa Pehlivanoğlu’nu suçsuz yere idam edenler bugün Sivas Davası’ndan veya Umut Davası’ndan onlarca genci haksız ve hukuksuz olarak müebbet hapse mahkûm ettiler. 90’ların, 2000’lerin başından beri yatıyorlar, Kandıra’da, Ankara’da, Sivas’ta, Tokat’ta, F Tipi, E Tipi, L Tipi cezaevlerinde…

Bugün İslami nitelikli çeşitli siyasi davalardan 500’ün üzerinde Müslüman zindanlarda, tecrit altında, unutulmakta ve çürütülmektedir. Dikkatinizi çekerim, bugün ve halen! Her türlü dalaverenin kamera arkası görüntüleri yayınlanmasına rağmen! İstikrar sürüyor, zulüm büyüyor. 

O kesim bu kesim ayrımı yapmaksızın söylemek ve göstermek zorundayız ki bütün siyasi davalar dağlar kadar hukuksuzlukla maluldür. Bunların vebali en başta siyasetçilerin, bürokratların, devlete ibadet edenlerin boynunadır.

Ankara Yazı filmi, genç bir vatan evladının katledilmesi sürecinde “Yargı”nın maşa olarak nasıl kullanıldığını gösteriyor.

Haydi, soralım: Bugün yargı mekanizması maşa olmanın ötesinde bir anlam ifade ediyor mu? Ediyorsa ne kadar?

Aşırı yakın bir tarihte bu ülkede bir “aydınlanma” yaşadık hep birlikte:  Meğerse “Yüce Türk Yargısı” türedi bir grubun elinde maşa imiş! Onlar şimdi düşman imiş!

O grubun önünü alabildiğine açanlar, “Ay pardon, yanılmışız!” dediler ve durmadan yola devam ettiler. O grubun imal ettiği siyasi davalara apar topar el konuldu. Başka siyasi davalarda, yıllar yılı, adeta mumla aranan “beraat”, o davalarda yağmur oldu yağdı. Üstelik şipşak! Allah bereket versin!

İyi güzel de, Cumhuriyetin ilk yıllarında maşa olan (bakınız İstiklal Mahkemeleri) yakın tarihte maşa olan (bakınız Ankara Yazı filmi) aşırı yakın tarihte de maşa olan (bakınız Ergenekon, Balyoz vs davaları) yargı bugün maşa değil mi?

Yoksa huylu huyundan vazgeçti de Yargı’ya ait zihniyet mi değişti? Yoksa artık amaç menfaati değil hukuku uygulamak mı? Artık harbiden Yargı Hukuk ile bağlı mı?

Buna inanan var mı?

Bana sorarsanız, Türkiye’de yargı her zaman eşeği “sağlam” kazığa bağlamıştır. O “sağlam” kazık da devlettir. Yargının, eşeğini bağladığı sağlam kazık ne zaman ki Hak olur, Hukuk olur, Adalet olur; işte o zaman umut da olur.

Umut, ne yazı ki, uzaklarda…

Son 15 yıla bakın, biriktirilen umutlara nasıl tuzaklar kurulduğunu görürsünüz. Umutların nasıl yittiğini, uzaklara gittiğini…

Yine de şaşılacak bir şey yok. Âlemlerin Rabbi olan Allah tuzakları görendir, görmek isteyen herkese gösterendir.

Ve Rablerinin sözüne kulak verenler tuzaklara düşmediler, düşmeyecekler.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat