Mcdonaldlaştırmanın öncelleri


Mcdonaldlaştırmanın öncelleri

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 11 Haziran 2016 Cumartesi 00:21


McDonald’s sisteminin temel karakteristiklerini doğuran bir dizi gelişmeden bahsedilebilir.

Küre Medya / Haber Merkezi
Mcdonaldlaştırmanın öncelleri

McDonald’s sisteminin temel karakteristiklerini doğuran bir dizi gelişmeden bahsedilebilir. Bunlar; bürokrasi nosyonu, Max Weber’in bu konudaki kuramları ve Yahudi Soykırımı’na dek götürülebilecek daha geniş akılcılık süreci, F.W. Taylor’un öncüsü olduğu Bilimsel Yönetim, Henry Ford’un Montaj Bandı, Lewvittown’un seri üretimle yaptığı Amerikan banliyö evleri, günümüz şehirleşmesinin en önemli unsurlarından olan alışveriş merkezleri ve son kertede McDonald’s olarak sayılabilir.

Akılcılık kuramında Weber, Batı’nın nasıl giderek daha akılcı hale gelmeye başladığını yani; verimlilik, öngörülebilirlik, hesaplanabilirlik ve insanları denetleyebilen insansız teknolojilerin var oluşunu açıklar. Bunlar Weber’in bürokrasiyi idealleştirmesine neden olan avantajlardır. Görüleceği üzere, McDonaldlaştırma Weber’in akılcılık kuramının bir uzantısıdır. Weber’e göre akılcılığın modeli bürokrasidir; Ritzer’e göre ise, fastfood restoranı McDonaldlaştırma’nın paradigmasıdır.

Bauman, Yahudi Soykırımı’nın modern bürokratik akılcılığın bir paradigması işlevini görebileceğinden ve soykırımın üretim düzeneğinden bahseder. Buna göre Yahudi Soykırımı, modern dünyanın akılcılığını gerektirmiştir. Yahudi Soykırımı’nı Batı uygarlığının ayırt edici bir ürünü olarak ele almak için güçlü nedenler vardır: Yahudi Soykırımı akılcılaştırmanın bütün temel karakteristiklerine sahiptir; büyük ölçüde biçimsel akılcılık ilkesine ve bürokrasiye dayalıdır. Son ürünün ölüm olduğu bu üretim düzeneğinde, insanlar hammaddeleştirilerek fabrika sistemine entegre edilmişlerdir. Bununla birlikte, Yahudi Soykırımı “akılcılığın akıldışılığı”nda ya da diğer tabirle “insanlıktan çıkma”da nihai noktayı temsil etmektedir. Nitekim cinayetlerin işlenebilmesi için önce kurbanların insanlıktan çıkarılması, ölçülebilir nesnelere indirgenmesi tesadüf değildir.

Modern iş dünyasının biçimlenmesinde kilit rol oynayan Taylor’un temellerini attığı Bilimsel Yönetim’in gelişmesi de McDonaldlaştırmanın önemli bir önceli olmuştur. Fastfood restoranı, işçilerinin çalışma tarzını düzenlemede Bilimsel Yönetim ilkelerinden faydalanır. McDonaldlaştırılmış sistemlerde Taylorist üretim düzenininkinin yanı sıra, montaj bandı üretim sisteminin temel özelliklerine de rastlanır. Ritzer’e göre, montaj bandı biçimsel akılcılığın temel unsurlarını içinde barındırır; üretim sürecindeki unsurların nicel olarak belirlenmesini sağlar ve üretimi maksimize eder. Bununla birlikte, çok basitleştirilmiş, sınırlı sayıda işi defalarca yapmaları beklen çalışanlara insanlıktan çıkarıcı bir ortam sunar. Bu açıdan bakılırsa, günümüzde robotların montaj bandındaki işlerliğinin artması şaşırtıcı değildir. Montaj bandı, McDonaldlaştırma için başka bir açıdan  da zemin hazırlamıştır. Buna göre, daha ucuz arabaların seri üretimi birçok insanın araba sahibi olmasını; arabanın alınabilmesiyse özellikle ABD’de Levitt & Sons öncülüğünde seri olarak üretilen banliyö evlerinin gelişmesini sağlamıştır. Bu tür banliyö toplulukları, fastfood sanayisinin gelişmesi için nüfus zemini  sağlanmasına önemli düzeyde katkı sunmuştur. Bu durum, orta sınıf banliyösünün tüketim açısından tanımlandığını ve gündelik hayatın dönüştürülmesinin kitleselleşmiş tüketimin  geliştirilmesiyle başlayabileceğini savunan Willis’in görüşlerini doğrular niteliktedir.

Akılcılaştırılmış toplumun, gelişimi otomobil ve banliyö evlerinin gelişimiyle hızlanan diğer bir bileşeni  ise, her şeyi içinde barındıran alışveriş merkezleridir. Ritzer’e göre alışveriş merkezleri ve McDonaldlaştırma birbirlerine çok iyi uyar. Alışveriş merkezleri özellikle zincir mağazalar açısından öngörülebilir ve kârlı bir alan sağlar. Alışveriş merkezleri ve zincirler birbirlerini beslemekte, McDonaldlaştırmayı ilerletmektedir. Kanımızca, Batılı değerlerin her geçen gün kendini daha sık göstermeye başladığı şehirlerde alışveriş merkezlerinin sayısının artıyor olması ve bu alışveriş merkezlerinin geleneksel “kapalı çarşı” kültürünü içine alma arzusu (Devrim ve Toprak, 2010) Türkiye örneğinde McDonaldlaştırmanın uzamakta olan zincirinin tipik bir örneği sayılabilir. Buna koşut olarak, büyük alışveriş merkezlerinde muhakkak bir McDonald’s, Burger King ya da bunların çalışma ilkelerini örnek alarak rekabet sağlamada başarılı görünen yerel restoranların bulunmasını tesadüf olarak görmememiz gerekir.

Sonuç olarak, McDonaldlaştırma tarihsel bir boşluktan doğmamıştır ve bugüne dek önemini koruyan öncellere sahiptir. Bu önceller, fastfood restoranının dayandığı ilkeleri sağlamış ve bunların başarılı olması için gereken zemini, içinde birçok fastfood restoranıyla diğer sektörlerden farklı derecelerde akılcılaştırılmış türevlerinin bulunduğu alışveriş merkezleriyle hazırlamıştır. Alışveriş merkezlerinde insan eylem ve tercihlerinin devamlı etki altında tutulduğu ve yönlendirildiği gerçeğinden hareketle; özellikle şehirlerde kitleler olarak yaşayan insanların yaşadıkları, günlük rutinlerini gerçekleştirdikleri, üretime ve tüketime katıldıkları şehir alanlarının, giderek daha belirlenmiş hale geldiği ve bir montaj hattına benzemekte olduğu yorumunu yapabiliriz. Buna göre, insan yaşamı ve gündelik eylemleri, bu hat çevresinde her fırsatta tüketime yönlendirilerek “tasarlanmaktadır”.

MCDONALDLAŞTIRMA VE AKILCILAŞTIRMANIN BOYUTLARI

McDonald’s bugün, “güneş batmayan bir imparatorluk” haline gelmiştir. Peki,  McDonald’s’ın başarısının nedenleri nelerdir? McDonaldlaştırma süreçlerinin analizini sağlıklı yapabilmemiz için bu sorunun cevaplarını bulmak temel önem arz eder. Ritzer’e göre, McDonaldlaştırmanın başarısında çarpıcı “dört boyut” vardır: McDonald’s tüketicilere, işçilere ve yöneticilere verimlilik, hesaplanabilirlik, öngörülebilirlik ve denetim sunduğu için başarılı olmuştur.

McDonaldlaştırmanın ilk boyutu olan verimlilik, belirli bir amaç için optimum araçların aranmasını içerir. Daha fazla verimlilik arayışı birçok farklı biçime bürünebilse de McDonaldlaştırıcı sistemlerde bu asıl olarak, işlemleri verimlileştirmek, mal ve hizmetleri basitleştirmek ve eskiden ücretli çalışanların yaptığı işleri artık müşterinin kendi rızasıyla yapması şeklini almıştır. Fastfood restoranı optimum verimlilik anlayışına öncülük etmiş, bu arayışta ona McDonaldlaştırıcı toplumun diğer unsurları da katılmıştır. Verimliliğe dair göstergeler artık her yerde mevcuttur. Kredi kartları, faks makineleri, internet alışverişi bunların en iyi örnekleridir. McDonaldlaştırılmış sistemin çalışanları, kurum içerisindeki kural ve yönetmelikler doğrultusunda yüksek düzeyde verimli çalışmaları için eğitilir. Bu anlamda, Taylor’un Bilimsel Yönetimi’nin etkileri McDonaldlaştırılmış bir toplum yapısına nüfuz etmiştir.

McDonaldlaştırma’nın ikinci boyutu olan hesaplanabilirlik, nicelleştirmeye vurguyu içerir. McDonald’s sistemi hesaplanabilirlik sunar. Ritzer’e göre, McDonaldlaştırılmış bir toplumda nitelikten çok niceliğe vurgu yapma eğilimi vardır. Bu durum özellikle ürünlerin niteliğinden çok niceliğine odaklanma, nicelik yanılsaması yaratma çabası ve üretimle servis işlemlerini rakamlara indirgeme eğilimi olarak ortaya çıkar. Çalışanlardan az paraya çok hızlı ve çok şey yapmaları beklenir. Dolayısıyla, McDonaldlaştırılmış yapılarda çalışanlar da işlerinin nitelik özelliklerinden çok nicelik özelliklerini vurgulama eğilimi gösterirler.

Standartlaştırılmış performans testleri, günümüzde hesaplanabilirlik unsurunun çok önemli görülmesine iyi örneklerdir. Okul başarı puanları, merkezi sınav sonuçları, akademik yayın yayınlama sayıları, televizyon reytingleri genelgeçer kıstaslar haline gelmiştir. Bu durum kendisini üretim süreçlerinden dağıtıma, tüketime, kısacası her süreçte göstermektedir. Niceliğe yapılan vurgu, bir şeyi çok miktarda ve çok hızlı üretebilme gibi olumlu görünen sonuçlar doğursa da hem sürecin hem de sonuçlarının niteliğini olumsuz yönde etkileme eğilimindedir.

Öngörülebilirlik, McDonaldlaştırma’nın üçüncü boyutudur. İşin zaman ya da yerden bağımsız olarak standart olması için disiplin, sistematikleştirme ve rutine vurgu yapılır. McDonald’s sistemi ürün ve hizmetlerin her zaman ve her yerde aynı olacağını garanti eder. “Müşteriler öngörebildikleri hizmeti almak isterler, sürprizlerle karşılaşmak istemezler”. Taylor’un geliştirdiği Bilimsel Yönetim anlayışı da öngörülebilirliğe çokça vurgu yapmaktadır. Bir işi yapmanın tek ve en iyi yolunu bulmaya çalışan Taylor, her işçinin kullanabileceği bir yaklaşım geliştirmeye çalışmış ve öngörülebilirliği “standartlaşma” başlığında ele almıştır. McDonaldlaştırılmış sistemlerde çalışanların davranışları da öngörülebilirdir. Üzerinde çalışılmış davranışlarla, çalışanlar ve müşteriler arasında öngörülebilir ilişkilerin yaratılması hedeflenir. Amaç, müşterilerin hangi mağazada olursa olsun aynı deneyimi yaşamalarını sağlamaktır. Böylece, müşteri ve çalışan arasındaki etkileşim standartlaştırılmış ve rutine bağlanmış olur. Öngörülebilirlik, yönetimin, işin ya da tüketimin bir dizi rutin ve klişeye dönüşmesi gibi zayıf bir yana sahip olsa da yöneticiler açısından  hem  işçileri  hem de müşterileri  yönetmeyi  kolaylaştırması  bakımından  tercih  edilir.  Sonuç olarak öngörülebilirlik, ortamların aynılaştırılması, çalışan davranışlarının aynılaştırılması ve aynı ürünlerin sunulması gibi çeşitli biçimlerde sağlanmaktadır.

Nihayet, aşırı akılcılık ve biçimsellik, aksi bir bilince ve tepkisel dışavurumlara yol açacağından, beraberinde denetimi getirir. Bürokratik örgütlenmenin temelini oluşturan akılcılık, rasyonel denetimi gerekli ve mümkün kılar. Bu bağlamda yeni akılcı düzenleme biçimleriyle karşılaşılır. McDonaldlaştırma’nın dördüncü boyutu, insanın yerine insansız teknolojinin geçmesidir. Ritzer’e göre, bunda en önemli amaç, insanın yarattığı belirsizliğin denetim altına alınmasıdır. Elbette insansız teknolojilerin tek amacı denetim değildir. Bu teknolojiler üretim ve kalitenin artırılması, maliyetin düşürülmesi gibi birçok fayda da sağlar. Bununla birlikte, denetimi artırma çabaları genellikle insanı hedef alır. İyi kurgulanmış bir insansız teknolojiye güvenmek, bir insana güvenmekten daha akılcı görülür. İnsanların yerine makinelerin geçirilmesi, insanlar üzerindeki denetimin son aşaması olarak görülebilir.

Ritzer’in “insansız teknolojilerle insanın denetlenmesi” olarak tanımladığı şey (kapalı devre kamera sistemleri, işbaşındaki çalışanın bilgisayar sistemi üzerinden her hareketinin izlenmesi) modern hayatın neredeyse tüm alanalarına uyarlanabilir durumdadır. Ritzer’in modern hayatın denetimiyle ilgili görüşleri, Foucault’un gözetim toplumu üzerine ortaya koyduğu düşüncelerle sıkı sıkıya örtüşmektedir.

Akılcılığın Akıl Dışılığı
Jülide KESKEN
A. Ersan KARADENİZ

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat