Mcdonaldlaştırma ve Modern Dünyanın Paradoksu


Mcdonaldlaştırma ve Modern Dünyanın Paradoksu

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 12 Haziran 2016 Pazar 22:14


McDonaldlaştırmanın toplumun giderek daha çok kesimini ve dünyanın daha çok bölgesini içine aldığı süreç, topluma çok sayıda yarar sağlamakla birlikte ciddi derecede zarar ve riskleri de doğurur.

Küre Medya / Haber Merkezi
McDonald’s’ta kuyruktaki müşterilerin kendilerini bir montaj bandının içerisinde hissetmeleri oldukça mümkündür.  Gayet insani olan yemek yeme edimiyle hiç alakası olmayan montaj bandı, oldukça “insani olmayan” bir ortamdır. Kanımızca, aynı durum yemeği yapanlar için de geçerlidir. McDonald’s’ın yemek pişirme modelinde “aşçı” imgesinin bulunmaması, sembolik bir gerçekliğe sahiptir. Yemek aşçı tarafından yapılmaz; Taylorist uzmanlaşmış/vasıfsızlaşmış işçiler tarafından “bir araya getirilir”. Bu bir araya getirişi kurgulamaksa mühendislerin işidir.

Mcdonaldlaştırma ve Modern Dünyanın Paradoksu 


AKILCILIĞIN AKILDIŞILIĞI

McDonaldlaştırma, toplumsal ve dolayısıyla örgütsel hayatın büyük kısmında etkili olmuştur. Ritzer’e göre McDonaldlaştırma’nın dereceleri vardır. Örneğin fastfood restoranları aşırı derecede, üniversiteler ılımlı derecede, küçük bakkallar biraz McDonaldlaştırılmıştır. Ancak, McDonaldlaştırmadan tümüyle sakınabilmiş kurumların ya da örgütlerin olduğunu düşünmek iyimserlik olur. McDonaldlaştırmanın toplumun giderek daha çok kesimini ve dünyanın daha çok bölgesini içine aldığı süreç, topluma çok sayıda yarar sağlamakla birlikte ciddi derecede zarar ve riskleri de doğurur. Avantajlarına karşın, McDonald’s ve onunkine benzer ilkelerle işleyen iş dünyasının bu üstünlükleri yaymak ve sürdürmek için sayısız avantaja sahip olduğunu düşünürsek, McDonaldlaştırmanın daha çok olumsuz yönlerinin ele alınması yerinde olacaktır.

Weber’in akılcılaştırma kuramında değindiği üzere, akılcı sistemler kaçınılmaz olarak akılcılıklarını sınırlayan ve hatta belki yok eden akıldışı durumlar geliştirirler. Bu büyük bir paradokstur. Bu açıdan  bakıldığında McDonaldlaştırmanın verimsizlik, öngörülemezlik, hesaplanamazlık ve denetim kaybına yol açtığı söylenebilir. Akılcı sistemler, insani nedenleri reddetme eğilimindedir ve sonuç olarak çoğunlukla mantıksızdırlar. Bu, Ritzer’in McDonaldlaştırmanın eleştirisinde temel aldığı noktadır. Örneğin, McDonald’s’ta kuyruktaki müşterilerin kendilerini bir montaj bandının içerisinde hissetmeleri oldukça mümkündür.  Gayet insani olan yemek yeme edimiyle hiç alakası olmayan montaj bandı, oldukça “insani olmayan” bir ortamdır. Kanımızca, aynı durum yemeği yapanlar için de geçerlidir. McDonald’s’ın yemek pişirme modelinde “aşçı” imgesinin bulunmaması, sembolik bir gerçekliğe sahiptir. Yemek aşçı tarafından yapılmaz; Taylorist uzmanlaşmış/vasıfsızlaşmış işçiler tarafından “bir araya getirilir”. Bu bir araya getirişi kurgulamaksa mühendislerin işidir.

Maksimum etkinlik/kârlılık, akılcı düzenlemeleri gerektirir. Örneğin, Taylor'un Bilimsel Yönetim modeli son derece akılcı bir inşadır; ancak, çalışanlar üzerinde yabancılaşma, karakter yıpranması gibi olumsuz etkiler yaratmıştır. Başlangıçtaki fikir, makinenin insan gereksinimlerine uyması ve insan hayatını daha kolay ve güvenli hale getirmesiyken, makine insanın uzantısı olacak yerde, bunun tersi meydana gelmiştir. Makine terminolojisi dile yerleşmiş, dilde insanın iniş-çıkış ve isteklerine yapılan göndermeler giderek  azalırken,  makineyi betimleyen, makinenin işleyişini niteleyen bir dil ortaya çıkmıştır. Bireyin makine olarak algılanması ve örgütlerin "makine örgüt" modeliyle kurgulanması, kuşkusuz, makinevâri birey ve toplum inşa etmek anlamı taşır. Akılcı sistemler, kendi içinde paradoksal görünümlere açıklık gösterirler. Bu sistemler, teknik anlamda iktisadi refaha katkı sağlıyorlarsa da, birey ve toplum için mekaniklik, duygudışılık, maddiyatçılık, moral boşluk ve insani/sosyal karakter yapılarının aşınması gibi, oldukça temel sorunlara da kaynaklık ederler.

Fastfood modeli insanlara, birçok ihtiyacı karşılamanın verimli bir yöntemini sunar ya da sunuyormuş gibi görünür. Ritzer’e göre, McDonald’s örneğinde bu, tüketiciler için açlıktan doymaya geçmenin var olan en iyi yolunu sunmasıdır. Çoğu sistem, insanlara verimliliği ve bir noktadan diğerine gitmenin optimum yöntemini sunmayı taahhüt eder. Ancak, McDonaldlaştırma güçleri verimliliklerini vurgulamalarına karşın, sistemin kim  için daha verimli olduğunu söylemez. “İnsanların sorması gerek: Kim için verimlilik?”. Gerçekten de Marx’ın artı değer üzerine söylediklerini doğrularcasına, verimlilikten elde edilen kazançların büyük kısmı akılcılaşmayı vurgulayanlara gider. Bu anlamda, akılcı sistemler çalışanlar üzerinde çifte standart uygular: Mal sahipleri, hissedarlar, üst düzey yöneticiler, çalışanları akılcı sistemlerle denetlerler. Bununla birlikte,   kendi  konumlarının   akılcı  sınırlamalardan   olabildiğince   muaf  olmasını  ister,   kendi  “üst    düzey” zümrelerine zemin hazırlarlar. Bu zümredekiler, yaratıcılıkları açısından serbest olmaları gerektiğini düşünürken, alt düzeydekilerin özgür olmasına çoğunlukla karşıdırlar. Yani amaç bir bakıma, çalışanlara verimliliği  dayatırken; üst düzeydekilerin “yaratıcı” ve “karar verici” statüsünü korumak, buna rağmen çoğunlukla verimsiz olmalarını sağlamaktır.

Akılcı sistemler hizmet alanlar açısından da daha az maliyetli sayılmaz. Bu sistemlerde insanlar genellikle işe koşulur. Yani sistem müşteri açısından çoğunlukla verimsizken, satıcılar için bu durum oldukça verimli gözükür. Örneğin Ritzer’e göre, daha çok banka memurunun çalışması yerine bankamatikte insanların kuyruğa girmesi banka açısından çok daha az maliyetlidir, bu yüzden banka müşterilere iş yükler. Benzer bir örnekte, Londra’daki bir KFC restoranında müşterilerin işe koşulması hususunda teknolojinin yardımıyla bir adım öteye geçtiği görülür. Bu ve benzeri restoranlar, siparişin sisteme müşteriler tarafından girildiği, küçük bir ekiple daha çok iş yapmanın mümkün olduğu bir düzende çalışmaktadır. Ancak bu tasarruf, fiyatlara pek yansımamaktadır.

McDonaldlaştırmanın temelinde ekonomik etkenlerin yattığı açıktır; ancak insanlar ve onların oluşturduğu örgütler, ekonomik açıdan anlamlı olmasa bile bu etkenlere çoğunlukla rıza gösterir. McDonaldlaştırmanın, akılcılığın üstünlüklerini sunması ve insanların bu sisteminin dezavantajlarını görmezden gelip ona bağlılık geliştirmesine bakılırsa, büyük gelişme sağladığı söylenebilir. Ford Pinto örneği, toplumu doğrudan ilgilendiren hesaplanabilirlik durumlarının ne gibi zararlar içerdiğini göz önüne serer: Ford firması, ölümlere sebebiyet vereceği bilinmesine rağmen, Pinto için pahalı bir montaj bandı kurulmuş olduğundan, arabada hiçbir değişiklik yapmadan üretime geçme kararı almıştır. Bu kararı, arabadaki kusurların aşağı yukarı 180 ölüme ve aynı sayıda yaralanmaya neden olacağının hesaplandığı nicelik araştırması sonucunda almıştır. Kişi başına 200.000 dolarlık bir değer koyan Ford, bu ölüm ve yaralanmaların toplam tazminat maliyetinin, üretim bandındaki kusurları gidermek için araba başına gereken 11 dolarlık maliyetten daha az olduğuna karar vermiştir. Şirketin kârı açısından kararın bir anlamı varken, daha fazla kâr ve düşük maliyet uğruna insan hayatı feda edildiği için; bu oldukça mantıksız, mantıksız olduğu kadar da insanlık dışı bir karardır. Pinto örneği, Ritzer’in de belirttiği üzere, McDonaldlaştırmayı yaşayan bir toplumun uç örneklerden biri olarak kabul edilebilir.

Modern toplum birbiriyle çatışan örgütsel gelişmeler barındırmaktadır. Ritzer, günümüzde hiyerarşik farklılıkların ortadan kaldırılması, örgütler arasındaki sınırların bulanıklaşması, daha bütünsel ve daha az uzmanlaşmış örgütsel bir yapı, kurallarla sınırlanmayan davranışlarda artış ve potansiyel çalışanların yaratıcılığını vurgulayan politikaların kullanılması gibi bir dizi karakteristik gösteren post-endüstriyel örgütlenmelerin artmakta olduğunu kabul etmekle birlikte, McDonaldlaştırılmış örgütlenmelerin de arttığını savunur. Buna göre, Fordizm, McDonaldlaştırma şeklinde devam etmektedir. Boje’ye göre ise McDonaldlaştırma, “dikkat çekmek ve ürünlerini satmak amacındaki post-Fordist ve post-endüstriyel üretim düzenlerinin, modern/postmodern bileşiminde su yüzüne çıkmasıdır”.

Üretim, dağıtım ve tüketim olgularının birbiriyle ilişkili olduğu yadsınamaz. Post-Fordist üretim çağında olduğumuz sıkça dile getirilse de üretimin hala baskın bir şekilde Weber’in “akılcılaştırma” ve Taylor’un  “Bilimsel Yönetim” ve “standardizasyon” kavramlarının kombinasyonları şeklinde gerçekleştiği görülmektedir. “Post”lar çağında, örgütsel değişimler neredeyse bir ezber haline gelmişçesine “esnekleşme” ve “standartlaşma” kavramları üzerinden tartışılmaktadır. Küresel piyasanın ulusötesi firmaları, esneklik başlığı altındaki uygulamaları örnek almakta oldukça istekli davranmakta, bu gibi değişimlerle gelen küreselleşme fikri, akademik çevreler tarafından bir moda haline gelecek derecede ilgiyle karşılanır gözükmektedir. Buna karşılık, esnekleşmiş sistemlerin bile artık kendi içlerinde standart formlar oluşturduklarını iddia edebiliriz. Kanımızca, günümüz dünyasında toplumsal ve ekonomik üretim süreçleri, “standartlaşmanın esnekleşmesi” ve “esnekleşmenin standartlaşması” sarmalında bir paradoks yaşamaktadır. Bu paradoks içerisinde çalışan ve tüketen insan, post-endüstriyel üretim sürecinde McDonaldlaştırmanın simgelediği sosyalizasyon sürecinin bir elemanı olmuştur. Bu süreçte, denetim altında tüketen insana çok az inisiyatif verilmiştir. Sonuç olarak, bu sosyalizasyon sürecinin ana amacı, örgütsel hedeflere odaklanmak, kişisellik ve sosyalliği baskı altında tutmak haline gelmiştir.

Akılcılaşma, insanın sistem üzerindeki denetimini giderek ortadan kaldırır ve onu sistem tarafından denetlenir hale getirir. Akılcı sistemler, bugün yaşamın pek çok alanını denetler haldedir. Ritzer, McDonaldlaştırmanın öngörülebilir bir gelecekte kesinlikle insanlarla birlikte olacağını savunur; toplumun daha fazla kesimine egemen oldukça, ondan kaçmanın giderek olanaksızlaşacağını söyler ve Weber’in “akılcılaştırmanın demir kafesi” kavramına göndermede bulunarak “McDonaldlaştırmanın demir kafesi” kavramını ortaya atar. Sahip olduğu etkiler düşünülürse, McDonaldlaştırmanın akılcı sistemleri bir grup liderin eline geçmesi halinde toplumun tümü üzerinde dev bir denetim kurulabilir. Ne var ki, bu sistemler en tepedeki insanın bile kontrolünün dışına çıkma riski barındırmaktadır. Ya da birbirine bağlı bu sistemler, küçük bir lider grubunun eline geçtiği zaman, toplum üzerinde güçlü bir denetim kurmaya hizmet eder. Dolayısıyla, akılcılaştırma sistemleri; kendi içinde otoriter/totaliter eğilimleri beslemektedir. Nihai olansa, insanların sistem üzerindeki denetimlerini kaybedip bir gün sistemin onları denetler hale gelmesidir. Yani bu demir kafes, liderler de dâhil olmak üzere herkesi denetleyen insansız bir sistem haline gelme tehlikesine sahiptir.

Akılcılığın Akıl Dışılığı
Jülide KESKEN
A. Ersan KARADENİZ

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat