Lütfen rotanızı değiştirin. Deniz bitiyor!


Lütfen rotanızı değiştirin. Deniz bitiyor!

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 07 Ağustos 2016 Pazar 17:39


Mehmet Alagaş, darbe girişimi üzerine kendisine yöneltilen bir soruya cevap veriyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Mehmet Alagaş, darbe girişimi üzerine kendisine yöneltilen bir soruya cevap veriyor.

İnsan Dergisi Yayınları Sitesinde, Mehmet Alagaş'a bir okuyucusu darbe girişimi ile ilgili ne düşündüğünü soruyor. Mehmet Alagaş'da kendi uslubunca ve Müslümanca bir duruşla soruyu yanıtlıyor.

Okuyucununu sorusu şöyle:

Selamunaleyküm. Mehmet abi okuduğum son yorumunuzda "Bu darbe gerçekleşseydi ve gerçekleşen darbe karşısında bizler suskun kalsaydık (ki Rabbimize sığınırız), işte o zaman bizi eleştirebilir ve "Neden susuyorsunuz" diyebilirdiniz- demişsiniz. Merak ediyorum darbe gerçekleşseydi 16 temmuzda ne yazardınız veya 12 Eylülden ve 28 şubattan sonra ne yazdınız?
<<< Abdullah >>>

Mehmet Alagaş'ın cevabı:

Ve aleykümselam Abdullah kardeşim


Henüz yazmadığım ve darbe gerçekleşmediğinden yazamayacağım bir yazı olduğu için ben de merak ediyorum. Fakat yazabilseydik herhalde yurtseverlerle hainleri aynı kefeye koymadan mazlumları gözeten ve zalimlere Allah adına karşı çıkan bir yazı olurdu. Allah için söylememiz gerekeni söylemeye çalışacak ve bunu yaparken de bizi kendilerine muhalif görmesinler gibi saçma bir korkuya düşmeyecektik. Kaldı ki bunlar tevhidi düşünen bütün müslümanların, kendilerine ve Allah adına cevaz verdikleri münafık kimliklere karşı olduğunu zaten bilmektedirler.

İzmir'li olduğumuz için yakından tanıdığımız ve seksenli yılların başından beri muhalif olduğumuz bu yapı, bizlerle tartışmaktan kaçan ve gittikleri yolu Kur'an'a göre savunamayan bir yapı olmuştur. Nitekim 86 yılında yayınladığımız ve ayetlere göre şeytani yaklaşımları açıkladığımız "Dünden bugüne Şeytan ve Dostları" kitabımızın ilk kez bu yapıda okunmasının yasaklanması, birbirimizi iyi tanıdığımıza açık bir işarettir.

12 Eylül darbesi olduğunda yazı ve yayın faaliyetimiz yoktu. 28 şubatta ise parti çalışmalarının dışında olmamıza rağmen partililerin nezdinde müslümanların hizaya sokulmak istenmesini içimize sindirememiş, "Bizler de müslümanız" diyen paşaların küçücük parmaklarıyla bizleri tehdit etmelerine aşağıdaki yazıyla karşı çıkmıştık. İşin garip tarafı o zamana kadar benden devamlı yazı isteyen Akit gazetesinin, 28 Şubat ertesinde gönderdiğim aşağıdaki yazıyı ancak 5-6 ay sonra yayınlamasıydı!. Merakını giderme açısından o yazıyı aynen yayınlıyoruz.,

"LÜTFEN ROTANIZI DEĞİŞTİRİN. DENİZ BİTİYOR!."

Hak ve batıl arasındaki mücadele, dünya tarihi kadar eski bir mücadeledir. Tarihin her döneminde bu mücadele yaşanmış, ne hak ehli batıldan ve ne de batıl ehli haktan hoşnut olmuşlardır. Türkiye'deki hak batıl mücadelesi ise geçmişe nisbeten çok daha karışık, çok daha karmaşık bir mücadeledir. Hak adına mücadele ettiklerini söyeyenler batıl referanslar peşinde koşarlarken, batıl adına mücadele edenler bazı hak refaransları işlerine geldikleri gibi kullanabilmektedirler. Ayrıca bu mücadelenin her iki tarafı da, müslüman olduklarını iddia eden kimselerdir. Zaten birçok karmaşa ve kargaşa da bundan kaynaklanmaktadır. Bu ülkede sadece müslüman olanlar "Ben müslümanım" dese, ya da "Ben müslümanım" diyenler müslüman olsa, emin olun birçok mesele netleşecek ve hak batıl arasındaki mücadele bu bulanıklıktan kurtulacaktır.

Fakat öyle değildir!.

İslam'ı ihya etmek isteyenler de, İslam'ı imha etmek isteyenler de "Ben müslümanım" demektedirler. Müslümanların karşısında, ben müslüman değilim diyen bir zümre, ben müslüman değilim diyen bir grup yoktur. Paşasından erine, işçisinden patronuna, milletvekilinden milletine kadar herkes müslüman olduğunu iddia etmektedir!. Bu iddiaları bir ganimet sanan ve çok kolay bir yoldan kısa zamanda kitleleşme hevesine kapılarak bu iddiaları hiç sorgulamadan kabul eden müslümanlar ise, bu bilinçsiz tasdik ile müslüman yandaşlar değil, müslüman sıfatı verdikleri düşmanlar kazanmışlardır!.
Oysa "Ben de müslümanım" iddiası, isbat gerektiren bir iddiadır. Bu iddiada bulunan herkes Kur'an-ı Kerim'le ve Kur'an-ı Kerim'de çerçevesi çizilen kulluk fıkhıyla karşı karşıyadır. İslam elbetteki zorlayıcı bir din değildir. İslam'ın her insana verdiği bir tercih hakkı vardır. Fakat bu tercih hakkı İslam'ı kabul edip-etmeme noktasındadır. İslam'ı isteyen kabul eder, isteyen etmez. İslam'ın bu konuda herhangi bir baskısı, bir zorlayıcılığı yoktur. Ancak İslam'ı kabul ettikten ya da kabul ettiğini söyledikten sonra bu muhayyerlik ortadan kalkar. Müslüman olduğunu iddia eden herkesin, müslüman gibi olma yani İslam fıkhını yaşamaya çalışma mükellefiyeti vardır. Altını çizerek tekrar etmek istiyorum.,

"Müslüman olduğunu iddia eden herkesin, müslüman gibi olma yani İslam fıkhını yaşamaya çalışma mükellefiyeti vardır." İşte bu son yazdığım cümle, "Ben de müslümanım" diyen kitleden bazı hırıltıların, bazı homurtuların çıkmasına neden olan bir cümledir. Çünkü bu hırıltı ve homurtu sahipleri böyle bir müslümanlık istemiyorlar. "Biz müslümanız fakat şeriata karşıyız!." diyen bu kimseler, bu ifadeleri ile şeriatsız bir müslümanlık, şeriatsız bir din istemektedirler!. "Biz Allah'a inanıyoruz. Fakat bizlere Allah'ın ayetlerini, Allah'ın hükümlerini okumayın!." diyen bu kimseler, konuşmayan ve işlerine hiç karışmayan bir Allah istemektedirler!.

İyi,iyi de, konuşmayan bir Allah ve şeriatsız bir din var mıdır?

Konuşmayan tanrı(!), hepimizin bildiği gibi putperestlerin elleriyle yaptıkları ve bilmem ne tanrısı diyerek yöneldikleri putlardır. Yoksa bunlar, bu şaşkınlar da, alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'ı böyle bir put yerine mi koymak istiyorlar? İslam'ın ne olduğu, ne olmadığı konusunda Allah susacak, Allah susacak da bu şaşkınlar mı konuşacak? Elbetteki şanı yüce Rabbimizi tenzih ediyor ve bu şaşkınların da bir an önce kendilerine gelmelerini diliyoruz.

Lütfen kendinize geliniz!.

İlla ki müslüman olma zorunda değilsiniz. Kendiniz için istediğiniz dini, istediğiniz yaşam şeklini seçebilirsiniz. Sadece ve sadece dürüst olmanızı istiyoruz. İslam'dan ve İslami yaşam şeklinden hoşlanmadığınız halde müslümanlık iddiasında bulunarak "İslam aslında şöyledir, İslam aslında böyledir" saçmalıklarını bir kenara bırakınız. İslam sizi nasıl ki zorlamıyorsa, siz de İslam'ı ve İslami hakikatleri zorlamayınız.

Müslümanlara meclis ve kışla gibi uzak menzillerden bakarak, müslümanları ve müslümanlığı kendi kafanıza göre tanımlamayınız. Allah'ın emirlerini dikkate alarak öncelikle Allah'ı hoşnut etmek isteyen müslümanları, bazı emir ve zorlamalarla bu yollarından, bu istikametlerinden döndürebileceğinizi zannetmeyiniz. Kur'an-ı Kerim'den öğüt almıyorsanız, hiç olmazsa Amerika'da yaşanan şu olaydan öğüt alınız. Stephen R. Covey'in "Etkili insanların 7 alışkanlığı" kitabında zikredilen ve daha önce Denizcilik Enstitüsü dergisi olan Proceedings'de yayınlanan bu olayı, Frank Koch anlatmaktadır.,
"....Eğitim filosuna verilmiş olan iki savaş gemisi, birkaç gündür kötü hava koşullarında manevra yapıyorlardı. Ben, en öndeki savaş gemisinde görevliydim ve hava kararırken köprüde nöbetteydim. Yer yer sis vardı ve görüş alanı dardı. Bu nedenle komutan da köprüdeydi ve bütün faaliyetleri denetliyordu. Karanlık bastıktan kısa bir süre sonra köprünün gözetleme yerinde ve iskele tarafındaki nöbetçi haber verdi; "Işık. Sancak tarafında"

Komutan seslendi; "Dümdüz mü ilerliyor, yoksa kıça doğru mu gidiyor?"

Nöbetçi "Dümdüz ilerliyor komutanım" diye cevap verdi. Bu durum, o gemiyle tehlikeli bir çarpışma rotası üzerinde olduğumuz anlamına geliyordu.
Komutan nöbetçiye emir verdi: "Gemiye mesaj gönder. Çarpışma rotasındayız. Rotanızı 20 derece değiştirmenizi öneriyoruz."
Bu mesaj üzerine karşıdan şu sinyal geldi: "Rotanızı 20 derece sizin değiştirmeniz önerilir."

Bundan hoşlanmayan Komutan "Mesaj gönder" dedi. "Ben komutanım. Rotayı 20 derece değiştirin."
Karşıdaki "Ben deniz onbaşıyım, rotanızı siz yirmi derece değiştirirseniz iyi olur" diye yanıtladı.

Komutan bu arada iyice öfkelenmişti. Hırsla emretti. "Mesaj gönder!. Ben bir savaş gemisiyim. Rotanızı yirmi derece değiştirin."
Karşıdaki ışıklarla cevap verdi: "Ben de bir deniz feneriyim."

Ve rotayı hemen değiştirdik....."
...............
Evet bizler,biz müslümanlar, bizlere ısrarla ve inatla gönderilen bütün mesajları alıyoruz. Bu mesajları gönderenlerin birer komutan, birer bakan olduğunu da biliyoruz. Fakat istiyoruz ki Kur'an'ın nuruyla aydınlanan, değişmesi ve değiştirilmesi mümkün olmayan deniz fenerinden yani sırat-ı mustakimden gönderdiğimiz şu mesaj da, karşı tarafça iyice anlaşılsın.,

"Lütfen rotanızı değiştirin. Deniz bitiyor!."

Mehmed ALAGAŞ (İnsan Dergisi Yayınları sitesinden alıntıdır.)

Yukarı Dön



Etiketler:

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
07.08.2016 19:17
sıratımüstagım üzre durmak..
Değerli Mehmet ağabeyin bu yazısını uzun yıllar önce okumuş idim, ilkeli duruşu zaman eskitemez, bunun için söylenecek/seslendirilecek bütün doğrular zamanlarüstü olacak ve karşılık bulacaktır.
selam ve dua ile.
Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat