Laik düzende dindarın siyaseti


Laik düzende dindarın siyaseti

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 27 Ağustos 2015 Perşembe 21:11


Ali Bulaç bugünkü yazısında, dindar bir dindar bir insanın laik düzende siyasetini ele alıyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
Ali Bulaç bugünkü yazısında, dindar bir dindar bir insanın laik düzende siyasetini ele alıyor.

Ali Bulaç, laikliğin kavramsal bir açıklamasını yaparak başladığı yazısında, "Batılı bağlamında laiklik idareyle ilgili siyasi ve hukuki bir tutum olarak “kilise-devlet ayrılığı”dır. Bizde kilise olmadığından laiklik havada kaldığından bizzarure sekülarizasyona dönüşür." diyor. 

Ali Bulaç'ın ilgli yazısı:

Önceki yazıda “dindar siyasetçinin din-dışı siyaseti”ni ele almıştık, bugün “laik düzende dindarın siyaseti”ni yazacağız.

 Laikliğin kavramsal bir dizi tanımından biri “din dışı” olmasıdır ki, İslam bakış açısından hem varlık yapısı, hem epistomoloji, hem ahlaki ve hukuki norm ve kuralların –aslında bütün olumlu değerlerin- kaynağı bakımından “din-dışı alan” olmadığından Arapça, Türkçe veya Farsçada bu kavramın tam karşılığı yoktur. Kainat “Nefesürrahmandır”, Ruh “emr-i ilahi”dir, emir ve nehylerini yerine getirmekle yükümlü olduğumuz Şeriat “münzel”dir, bu durumda insana sadece bu üç alanda anlama, yorumlama, tefsir ve tevil etme ile içtihatta bulunma yetkisi tanınmıştır. Ne Allah'ın yarattığı dışında varlık var, ne bedene biz ruh katabiliriz, ne de münzelin hakikat ve değerini yok sayabiliriz. Sekülerlik, laiklikle ilişkili olmakla beraber çok daha geniş alana işaret eder. Batılı bağlamında laiklik idareyle ilgili siyasi ve hukuki bir tutum olarak “kilise-devlet ayrılığı”dır. Bizde kilise olmadığından laiklik havada kaldığından bizzarure sekülarizasyona dönüşür.

“Laik düzende Müslümanlık” son yirmi yıl ortaya atılmış bir kavramdır. Tabii ki, sosyo-politik ve ekonomik sistemin referansı İslam olmayınca, boşluğ laiklik dolduracaktır. Uluslararası güçler ve anayasal kısıtlar İslami kamusal hayata izin vermediğinden geriye, “laik düzende Müslümanca yaşamanın mümkün yollarını aramak” kalır. “Laik düzende Müslümanlık” iyi niyetle bu arayışın sonucudur ki, bu düzende Müslüman büyük haramlara bulaşmadan nasıl var olacak sorusuna cevap arar. Buraya kadar her şey normal, bu yönde arayış fakihlerin, aklı ve bilgisi erenlerin işidir. Lakin iş siyasete ve idareye geldiğinde değişiyor.

İktisadi ve sosyal hayatta “laik düzende Müslümanlık” zaruret miktarı sisteme katılma fetvası olarak doğrudur. Talut'un askerlerine nehirden geçerken bir avuç su içmelerini emretmesine benzer (2/249). Ancak siyaset ve idarenin başına geçtiğimizde karşımıza laik yapısı, tarihi dokusu, kamu bütçesi, kurumları, tarzı, ideolojisi, temel yönelimiyle devasa ve kışkırtıcı bir aygıt çıkar. Bu devlet ilhamını “modern-ulus” karakterinden, mirasını “Osmanlı örfi hukuk”tan, yapı krokisini İttihatçı tasavvurdan, mekanda yer tutma maharetini tek parti totalitarizminden aldığı için varlığını zulümle ayakta tutar. Hobbse buna Leviathan (canavar) demişti, Kur'an-ı Kerim “tağut” der. İşte siz temel felsefi varsayımları, tarihi mirası ve yakın tarih tecrübesi bu aygıtı işletmeye çalıştığınızda “zaruret miktarı”yla yetinemezsiniz; terkibi zehir olan nehrin suyu içinizi çatlatır ki, Talut'un 4 bin askerinden ancak 314'ü bir avuç su içmekle yetindi. Bedir ashabı da o kadardı. 


YAZININ DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ>>>>>

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat