Kürt Sorunu ve Sorumluluklarımız


Kürt Sorunu ve Sorumluluklarımız

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 13 Haziran 2016 Pazartesi 22:25


İslami Analiz yazarlarından Serdar Duman, Güneydoğu illerine yaptıkları ziyaretin ardından bölgedeki izlenimlerini kaleme alarak çözüm önerilerini gündeme getiriyor.

Küre Medya / Haber Merkezi
İslami Analiz yazarlarından Serdar Duman, Güneydoğu illerine yaptıkları ziyaretin ardından bölgedeki izlenimlerini kaleme alarak çözüm önerilerini gündeme getiriyor.

Serdar Duman, bölge halkının olası bir bölünmeye sıcak bakmadığını, bir an önce barışın tesis edilmesi gerektiğini ifade ederek, çözüm sürecinde oluşan huzur havasının tekrar kazanılması gerektiğini, yeniden bir çatışma sürecine ise tasvip etmediğini ifade ediyor.

Serdar Duman'ın yazısı:

Kürt sorunu ve sorumluluklarımız


Yüz yüze görüşmeler yapmak ve adil bir şahitliği bölgemize taşımak adına 21-26 Mayıs tarihlerinde Güneydoğu illerine bir ziyaret gerçekleştirdik.
 
Görüştüğümüz herkesin ortak paydası bu çatışmaların bir an önce durması ve barışın ihdas edilmesi idi. Çözüm sürecinin getirdiği huzuru tadan bölge halkı çatışma sürecini asla tasvip etmiyor. Bu nedenle PKK ve devlet aynı oranda eleştiriliyor. Edilgen tavrı sebebiyle HDP'nin bölgeden aldığı destekte ciddi bir kayıp söz konusu...
 
Bölge halkı marjinal istisnalar dışında bölünmeye de sıcak bakmıyor. Halkların bu denli iç içe geçtiği, batıda yaşayan Kürt nüfusunun doğudakinden fazla olduğu, akrabalık/iş ortaklığı gibi bağların son derece yoğun olduğu gerçeği üzerinden bölünmeye karşı çıkanların oranı çok yüksek...
 
"Kürtler ne istiyor, Kürt sorunu nedir ve nasıl çözülmelidir?" gibi soruların cevaplarını doğru veremezsek uzun soluklu travmalar yaşayacağımıza inanıyorum.
 
Her şeyden önce Kürt halkı duygusal bir kopuş yaşıyor. Bu kopuşun nedenleri şöyle sıralanabilir:
 
- Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk meclisinde "Kürt ve Türk halkları bu ülkenin ana unsurlarıdır" şeklinde ortaya konan iradenin, ilk meclisin lağvedilmesini müteakip "Türk ulusu üzerine kurgulanmış ulus devlet" tezine dönüşmesi Kürt halkı için çok yönlü bir yıkımı getirdi. Dindar Kürt halkı, cumhuriyetin kuruluşundan sonraki süreçte hem bölücülük hem de irtica iddiasıyla devlet eksenli maddi ve manevi eziyet gördü.
 
- "Türk ulusu" kavramı Türkiye'nin ortasında ve batısında yaşayan farklı kavimlerce bir ortak kimlik olarak benimsenmesine karşın, Kürtler bu kavramı hiçbir zaman içselleştirmediler. Bu durum; onların azınlık olamayacak ölçüde fazla olmaları, doğu/güneydoğu bölgelerindeki yüksek yoğunlukları, etnik kimlik bilinçlerinin yüksek olması gibi nedenlere bağlanabilir. 
 
- Türkiye'nin orta ve batısında yaşayan halkların, Kürt halkına uzun yıllar kültürel kibrin getirdiği aşağılama ve dışlama ile yaklaştığını söylemek abartı olmaz. Bu yaklaşımın doğurduğu psikolojinin senelerce bastırılmış olarak Kürtlerin zihinlerinde ve gönüllerinde yer ettiğini görmemiz gerekiyor. Bu değerlendirmemizin elbette istisnaları vardır. Ama genel eğilimi ortaya koyacak bir cesarete de ihtiyacımız olduğu açık...
 
- 1960 yılı öncesine kadar bölgede etkin olan üst kimlik Müslümanlık idi. Kürt halkı yaşadığı tüm travmalardan devleti sorumlu tutuyor, ancak halkları ayırıyordu. Kürtler sorunun merkezinde devleti elinde tutan seküler zihniyetli beyaz Türklerin olduğunu düşünüyorlardı. 1960 sonrası Türkiye'de Kürt solunun gelişmeye başlaması ile Kürt kimliği öne çıkmaya başladı. PKK ile Kürt kimliği üst kimlik haline gelerek ciddi bir Kürt kimliği bilinci oluşturuldu. Etnik bilinç fıtri bir hak olmakla birlikte, bu bilincin ümmet bilincinin yerini alacak ve ayrıştırıcı bir rol oynayacak seviyeye taşınmasıyla bölge halkında zihin ve gönül kaymaları meydana geldi.
 
- Türkiye, İran, Irak ve Suriye'de Kürtlerin çeşitli statülerle yaşadığı bölgelerin "Kürdistan" olarak zikredilmesine dahi tahammül edemeyen milliyetçi bir refleksin son derece yaygın olduğu bir ülkede yaşıyoruz.  Kobani'de yaşanan dram bunun en güzel örneğidir. Bir tarafta PKK-YPG özdeşleşmesi üzerinden Kobani'deki katliama en azından seyirci kalan bir halk, diğer tarafta akrabaları öldüğü için iç dünyalarında üzüntünün doruğunda olan ve Kobani'de savaşmak için sıraya giren Kürt halkı... Bu tür çelişkilerin Kürtlerde oluşturacağı psikolojik kopuşu inkar etmek mümkün değildir. 
 
"Ne yapmalıyız?" sorusuna "Öncelikle bu duygusal kopuşu durdurmalıyız" şeklinde bir cevapla başlamanın sağlıklı olacağını düşünüyorum. Bu amaçla da şu hususların altını çizmeliyiz:
 
*Kürtler ve Türkler bu ülkenin asli unsurlarıdır.
 
* Kürtler ve Türkler, bu ülkenin eşit vatandaşlarıdır. Tüm hak ve özgürlüklerden yararlanma hususunda eşittirler. 
 
Yukarıdaki hususlarda hemfikir olmanın pratik karşılığı, bu ülkenin farklı ulusların/etnisitelerin yaşadığı bir coğrafyaya tekabül ettiği gerçeğini kabul etmeyi zorunlu kılar. Yani, "ulus devlet" olgusunun yerini farklı ulusların bir arada eşit şartlarda yaşayabildiği "adalet devleti" olgusuna bırakması gereken bir sürece ihtiyacımız vardır. 
 
Ana dilde eğitim ve özyönetim taleplerinin "adalet" başlığı altında değerlendirilmesi son derece önemlidir. 
 
Fıtri bir hak olan ana dilde eğitimin bir "ihsan" olarak tartışılmasının anlamsızlığı ortadadır. Tartışılması gereken Kürt halkının beklentilerini ve devletin imkanlarını dikkate alarak nasıl bir pratik oluşturulacağıdır. İlgili pratiğin kısa sürede planlanıp hayata geçirilebileceğine inanıyorum. 
 
Özyönetim talebine gelince... Adem-i Merkeziyet esaslı yönetim tarzının dünyada değişik örnekleri mevcut... Bu yönetim tarzının merkeziyet esaslı yönetimlere göre daha adil ve makul olduğu konusunda görüş birliği var... Türkiye'de de çözüm sürecinde yerel yönetimlerin güçlendirilmesi doğrultusunda bazı adımlar atıldı. Adem-i Merkeziyet esaslı bir yönetimin sınırlarının ne olacağı  tartışılıp halkın geniş kesimlerinin desteğini alabilecek bir anayasa değişikliği gündeme alınabilir. Önemli olan bu tartışmanın barış ortamında yapılması ve barışın kamuoyu nezdinde çözümün ön şartı olarak görülmesidir. 
 
Barışı tesis etmek için bu ülkenin tüm kanaat önderleri, aydınları, alimleri seslerini yükseltmelidirler. Aksi takdirde karşılıklı devam eden şiddet sarmalı Türkiye'de yaşayan herkese zarar vereceği gibi, emperyalist ülkelere bölgede daha geniş bir manevra alanı açmaya devam edecektir. 

Yukarı Dön



Etiketler:

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat