Küre Medya Özel: Başkanlık sistemi neyi değiştirecek?


Küre Medya Özel: Başkanlık sistemi neyi değiştirecek?

A+ |Normal |A-

Son güncelleme: 27 Mayıs 2016 Cuma 13:47


Başkanlık sistemi "müslümanlar" için ne ifade ediyor?

Küre Medya / Haber Merkezi
Türkiye'nin bir süredir çok yoğun biçimde tartıştığı başkanlık sistemi ve bu sistemin arkaplanında gerçekleşecek değişimler kuşkusuz müslümanlarında gündemini meşgul ediyor. Ahmet Davutoğlu hükümetinin tasfiyesi ile artık yeni bir sürece girmiş ve "fiili" duruma dönüşmeye başlamış başkanlık sistemi neyi değiştirmeyi amaçlıyor? 

Hükümetin en öncelikli görevi başkanlık mı?
Geçtiğimiz günlerde AKP Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz'ün bu konuda önemli açıklamalarda bulundu. Demiröz ülkede başkanlık sisteminin artık fiilen başladığını ve milletvekilleri olarak bu durumu anayasal bir statüye kavuşturacaklarını ifade etti. Vedat Demiröz'ün konuşmasını birçok milletvekili de dinledi. 

Fillen başlayan başkanlık sistemini anayasaya uydurmak görevimiz
Başkanlık sistemine ilişkin açıklamalar yapan Demiröz, "Türkiye'de Başkanlık sistemi fiilen başlamıştır. Şu anda fiili olarak Başkanlık sistemi var. Biz milletvekillerine düşen bundan sonra TBMM'de anayasayı statüye uydurmaktır. Bundan sonraki tek amacımız budur. Genel kurulda dokunulmazlıkların kaldırılması noktasındaki gibi destek alırsak bu da direk geçecek. Desteği alamasak referanduma gideriz. O da olmaz ise millete gideceğiz. Çünkü en iyi destekçimiz millettir. Ülkemizde fiilen başlayan başkanlık sisteminin kısa sürede anayasaya uygulanacağı ve darbe anayasasından kurtulacağımızı umuyorum. Bakanlar Kurulu Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplantısını yaptı. Bundan sonra da daha sık toplanacak. Şu an itibariyle partili bir cumhurbaşkanı sistemimizin oturduğunu görmekteyiz. Bize düşen üzerimize yapışan bu darbe anayasasından kurtulmak ve topluma uygun bir sistem uygulamak. Dünyada 106 ülke başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Bizim gibi parlamenter sistemlerle yönetilen ülkelere bakıldığı zaman iktidar olmak için yüzde 50 oy olması gerekiliyor. Koalisyon, ülkeleri her zaman frenleyerek, yerinde saydırıyor. Atağa çıkmamız için koalisyon hükümetlerine mahkum olmamamız lazım" dedi.

'Bir cisim yaklaşıyor' 
Öte yandan bir diğer başkanlık açıklaması ise Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Mücahit Küçükyılmaz'dan geldi. Küçükyılmaz Alanya Ticaret ve Sanayi Odasında, "Milletin Tarihi Yürüyüşü ve Kırılma Noktaları" konulu konferansında, büyük liderlerin çoğu zaman atılacak adımları önceden gördüğünü, lideri büyük yapan olgunun ise insanları bu istikamete doğru yürütmek olduğunu ifade etti.

başkanlık sistemi ve müslümanlar

Türkiye'nin 27 Nisan 2007 tarihinden itibaren geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini anlatan Küçükyılmaz, şöyle konuştu: "Bir filmde diyor ya 'Bir cisim yaklaşıyor,' diye. İşte bugün görünen bu yol başkanlık sistemidir. Ancak Türkiye'deki hiç kimsenin 'Yok' diyemeyeceği başkanlık sistemiyle ilgili az ve kirli bilgi var. Geçenlerde bir muhalefet lideri,'Türkiye'nin rejimini değiştirtmeyeceğiz, Türkiye'nin karanlığa götürülmesine fırsat vermeyeceğiz' diyor. Bir muhalefet lideri, bu sözleri niçin söyler? Oysa hiç kimse başkanlık sisteminden bahsederken bir rejim değişikliğinden bahsetmiyor. Türkiye'de bizim bahsettiğimiz hükümet sistemidir. Sistem ile rejim farkı şeylerdir. Elma ve armutlar aynı sepette değerlendirilemez." 

"Rejim değişikliğini amaçlamıyoruz" ne demek?
Bir süredir değişik iktidar temsilcilerinden gelen açıklamalar aslında hükümetin ve otoritenin değişimden anladıklarını daha iyi çözümlememize yardımcı oluyor. Gerek Küçükyılmaz'ın gerekse de diğer hükümet temsilcilerinin açıklamalarında ara ara tekrarlanan en önemli husus ise "rejim değişikliğinin kastedilmediği" vurgusu oldu.

Sadece sistemi değiştirmeyi amaçlayan, rejimin asli unsurlarıyla ve temel bileşenleriyle herhangi bir sorun yaşamadığını dile getiren bir iktidarın ne denli "muhalif" ve "müslüman" kalabileceği ise başka bir tartışmanın konusu. 

Çok karıştırılan kavramlar: sistem, rejim, iktidar ve otorite
İslam'dan beslenmeyen iktidarların genellikle bilinçli olarak çarpıttığı ve anlamlarını değiştirdiği bu kavramlar bir bakıma geniş halk kitlelerinin "iktidar umutlarını" canlı tutarak sistemin meşruiyetini besliyor. Ne kadar belirsizleşir, anlamları birbirine karışırsa "otorite"nin o kadar işine gelen bu kaotik durum bugün müslümanların siyasi stratejilerini de etkilemiş durumda.

sistem,rejim ve otorite kavramları

Sistem değişirse rejimde değişir yanılsaması
Sistem ve rejim kavramının birbiriyle etkileşimini bir kavram kaosuna dönüştüren tağuti iktidarlar, bu belirsizlikten özellikle faydalanıyorlar. Oysa sistem belirli bir takım ilkeleri içermekle birlikte daha çok mekanik bir örgütlenmeyi, dizgiyi ve örgütlülüğü ifade ediyor. Eğitim sistemi, devlet sistemi, toplumsal sistem gibi kavramlarda aslında bu mekanik ilişkiyi ve örgütlenmeyi daha çok yansıtan bir anlam alanına sahip. Ancak rejim kavramı (fransızca regime) örgütlenmenin tarzını, iktidarın biçimini belirleyen temel stratejiyi ifade ediyor. Bireyin veya topluluğun bir kurumla, mekanik bir sistemle ilişkisini ve temasını biçimlendiren rejim doğduran "otorite" algısı ile de bu bakımdan ilişkili.

Rejim ve kurucu iktidar ilişkisi
Bu noktada özellikle rejimin kurucu iktidar ile ilişkisini de ifade etmek gerekiyor. Kurucu iktidar rengini belirlediği rejime yaslanan, yasa yapıcı, yürütmeyi ve yargıyı denetleyici pozisyonda olan, devletin en üst yönetim birini belirleyen bir fonksiyonu içeriyor. Siyasal İktidar veya otorite meşruiyetini demokratik sistemlerde halktan alıyor gibi görünse de yetkilerini geçerli ve işler kılan rejimdir. Bu çerçevede siyasal iktidar rejimin tamamen dışında bir egemenlik beyanı yapamaz.

tağuti düzen

Müslüman "demokrasi"den, "sistem değişikliğinden", "başkanlık sistemi"nden medet umabilir mi? 
Bu bilgiler ışığında sistemin görünür enstrümanlarındaki değişim düşünüldüğü gibi tağuti rejimi safdışı bırakabilecek bir kuvvete yada iktidar alanına sahip olamaz. Demokratik sistemler inşa edildikleri değerler dünyasına ve bu dünyanın bir ürünü olan kurucu iktidar ile rejime doğrudan bağlıdır. Otorite sahipleri her ne kadar parlementer sistemlerin bir "temsil yeteneğine" sahip olduğunu iddia etseler de aslında "rejimden" tam bağımsız bir temsilin mümkün olmadığı ifade edilmez. Rejimden tam bağımsızlık bütün bir devlet organizmasını ekonomiden siyasete dek değiştireceği için "inkılabi" bir süreçtir ve doğal olarak mevcut otoritenin meşru sayamayacağı bir durumdur. 

Sonuç olarak gerek Cumhurbaşkanın, gerek Başbakanın ve gerekse diğer otorite temsilcilerinin kimi zaman ifade ettikleri gibi otoriteyi tümden değiştirecek bir düzenleme ne hükümetin ne de hükümetin temsil ettiği iradenin hiçbir zaman gündeminde olmamıştır. 

otorite ve rejim


Hükümetin veya iktidarı temsil edenlerin bir "gizli ajandası" olamaz mı? 
İslam'ın öngördüğü anlamda bir dönüşüm toplumun tüm katmanlarında "adalet ve ahlak" ölçülerini gözeten bir iyileşme ve bununla birlikte ilerleyen siyasal itiraz olarak okunduğunda ne AKP hükümetinin ne de diğer muhafazakar hareketlerin bunu sağlayamadığını, böyle bir "ajanda"larının olmadığını söyleyebiliriz. Aksine Refah çizgisi dahil olmak üzere Türkiye'deki tüm muhafazakar girişimler sistemle müslümanları uzlaştırmaya ve müslümanlar başta olmak üzere tüm toplum kesimlerindeki "otorite" etkisini artırmaya çalıştığı görülebilir. Daha çok liberalleşen, bankalara daha bağımlı, ahlak ve tesettür anlayışı her geçen gün daha da aşındırılan, sadece toplumun değil doğanın da ifsadının ve imhasının arttığı bir dönemde yaşıyor olmak bu sürecin açık göstergeleri olarak okunabilir. 

Ne yapmalı?
Tüm bu tartışmaların arasında müslümanların öncelikle kendilerine "alternatifsiz" diye dayatılan batıla karşı çıkma sorumluluğunu hatırlamaları gerekir. Aliya'nın ifadesiyle İslam her zaman cahiliyyeye karşı bir "üçüncü yol" ümidi olmuştur. Kendi değerlerine güvenen, kendi dünya tasavvuruna inanan bir müslüman şahsiyet imkan ve stratejisini ancak bu inanç ile yeniden tartışabilir. 

Küre Medya
 


Yukarı Dön



Etiketler:

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
29.05.2016 00:11
asıl mesele..
Rejimin tağutiyeliği/la dini'liği/gayriislamiliği yürürlükte olduğu müddetçe sistemin nasıllığını tartışmak beyhudedir.
Rejimin/oteritenin refaransı islam ise, sistem farklılıkları hem tartışılabilir hem de değiştirilerek üretilebilir.
Mesele, referansın ya da değerler dizinin ne olduğu-olacağı meselesidir.
Biz müslümanlar ne ile/hangi değerler ile yönetileceğimiz hususunda seçim hakkına sahip değiliz ya da baştan seçimimizi islama teslim olarak yapmışız. Yönetimin seçimi-oluşumu ve devlet düzeni gibi konularda vahye muarız olmamak kaydıyla üretimler yapabilir ve yeni düşünceler üretebiliriz.
İlyas Metin
28.05.2016 13:22
!!!
Batıl gelince hak nail olmaz
"Hak gelince batıl zail olur"
Ne diyordu Şehid Seyyid Kutub
"Rabbani bir davanın metodu da Rabbanidir."
Gaye meşru olmayan araçları meşru kılmaz.
Meşru bir yola gayrimeşru yollarla gidilemez.
Yorum yapyorum

 

Kategoriye Ait Diğer Haberler



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat