Kime İslamcı Denir?


Mehmet DURMUŞ, Kime İslamcı Denir?

Mehmet DURMUŞ


A+ | Normal | A-


iktibasdergisi.com

Konuyu yine ‘İslamcı’ terimini tırnak içine hapsederek tartışmam gerekiyor. Bir başka yazıda terimi tırnak dışına çıkartarak meramımı anlatabilirim inşallah.

İnsanlığın bütün dönemlerinde, tarihin -şayet bize bir kastı yoksa- bize öğrettiğine göre bütün iktidarlar, o gün var olan dini kendi yanlarında görmek istemişler, protokolde bir yer göstermişlerdir. Protokol numarasının değişmesi, işin teferruatından başka bir şey değildir. Bunun en canlı ve İsa’ya inzal edilen İslam açısından en trajik örneğini de Roma imparatorluğunda görmekteyiz. 325 İznik Konsili bu trajedinin ilk bariz adımını oluşturur.

Allah'ın, bizlere şeksiz şüphesiz en mutena örnekler olarak gösterdiği, yolumuzun işaretleri olan Nebiler-Resuller (Allah onlara salât ve selam etsin), şirk düzenleriyle DİN’i yüzde yüz ayrıştırmanın en güzîde örnekleridir. Onlardan alacağımız çok dersler var. Son Elçi Muhammed (sav) risalet ve nübüvvet silsilesinin sürdürdüğü tevhid mücadelesinin bütünüyle damıtılmış, billurlaşmış örneğini temsil etmektedir.

‘İslamcı’ teriminin nesebi bir tarafa, bir müslümanın, sadece şahsına terettüp eden dinî vecibeleri yerine getirip, başka işlere karışmaması düşünülemez. Kur'an’ın tanımladığı manada her Müslüman, ilayı kelimetullah için bütün gücü ve bütün imkânlarıyla mücadele etmekle mükelleftir. Müslüman zaten buna denir. Allah hiçbir kuluna, gücünün yetmediği bir yükü yüklemez. Her mü'min, kendi nefsinde ve ailesinde İslam'ı yaşamakla, nefsine ve ailesine İslam'ı egemen kılmakla görevlidir. Aynı şekilde bulunduğu toplumda İslam'ın toplumun dini haline gelmesi ve devletin de tamamen İslamîleşmesi için yine aynı gayretle çalışması (cehd etmesi) gerekir.

Sadece namaz kılarak, yılda bir ay oruç tutarak, malından da şu veya bu ölçüde sadaka vererek, haramlardan kaçınarak, helalleri gözeterek Müslüman olunması belki mümkündür ama böyle bir Müslümanlık, Allah'ın muradı değildir. Mesela sadece namaz örneğini ele alsak, bir Müslüman sadece namaz kılmakla yetinemez. Namaz zaten bir kıyamdır aynı zamanda, şirke ve cahiliyeye bir karşı duruştur, tavır alıştır, meydan okuyuştur. Bir Müslüman hiç kimseye bir rahatsızlık vermeyen bir namazı kılmakla iktifa ediyor ve bu Müslümanlığını da yeterli görüyorsa bu, hastalıklı bir görmedir. Bu kişi İslam'ı bilmiyor demektir. Namazı ikame eden bir mü'min, ailesinden başlayıp dışarıya doğru olmak üzere, ulaşabildiği herkesi namaza davet etmekle muvazzaftır.

İslam iktidar olmak ister. İktidar olmamış bir İslam, bastırılmış, engellenmiş, kısıtlanmış, sınırlandırılmış demektir. Haliyle bu İslam’ın, kemale ermiş bir İslam olmayacağı açıktır. Her ne kadar o durumda, o şartlarda da Müslümanların ‘müslüman’ olmaları mümkün ise de…

Fakat İslam hiçbir zaman, Müslüman olmayan iktidarların, bilhassa bugünkü dille söyleyecek olursak, laik, demokratik rejimlerin, üzerine basarak ayakta kalmalarını sağlayacak bir müessese olamaz. İslam asla kullanılacak (istismar edilecek) bir nizam değildir. İslam'ı kendi şahsında kâfir iktidarlara kullandırmak isteyen sözde dindarlar, dünyanın en aşağılık varlıkları olurlar.

İslamcılık tartışmalarında izler karışmış durumdadır. Laik-demokratik, batıcı, Avrupa Birliği’ni kıble edinmiş bir sistemle ilişkilerini kesemeyen, modern cahiliyeye kesin bir tavır takınamayan, kendisine rejim tarafından uzatılan uzlaşmacı tekliflere karşı yılışık tavırlar takınan, hele de rejimi muhafazakâr demokrat bir kadro işletmeye başlayınca balans ayarları tümden bozulan kimselerin kendilerini ‘İslamcı’ olarak tanımlamaları tek kelimeyle tiksindiricidir. Bu bir ikiyüzlülüktür. Müslüman izzeti bu kadar ucuz değildir.

İslamcı olduğunu söyleyen fikir adamlarının İslamcılıkları, bırakın AK Parti gibi muhafazakâr demokrat partileri, CHP gibi, ülkede İslam'ın adını kazımaya girişen sistemin kurucu partisine bile, başörtüsü sorununu çözmesine(!) kadardır. Böyle bir ‘İslamcılık’, eklektik, uzlaşmacı, fırsatçı, faydacı, işbirliğine ve pazarlıklara açık, kendisinin sistem tarafından adam yerine konulmasını bekleyen ezik bir zihniyettir. Oysa ‘İslamcılık’ın, var olan İslam dışı ve karşıtı bir sistemle bütünleşmek değil, o sistemi tamamen yok sayarak, İslam'ın kendi kaynaklarına dayanarak kurulan yeni bir sistemi hedef alıyor olması gerekir. Şayet ‘İslamcılık’ deyince böyle anlaşılmaması gerekiyorsa, o başka…

İslamcılığın belli başlı iki bariz özelliğinin olması gerekir.

Bir: Hakk’ın hatırını kesinlikle halkın hatırından yüce tutmalıdır. Hakk’ın hatırı için halkın hatırı yüceltilemez. Aslında halkın din anlayışına karşı çıkmak, sanılanın aksine, devletin baskıcı tutumuna karşı çıkmaktan da zordur. ‘Halk dalkavukluğu’ anlamına gelen popülizm hemen bütün fikir ve hareket adamlarının, alimlerin başlarının belki bir numaralı belasıdır. Özellikle AKP iktidarıyla birlikte Müslüman ilim ve fikir adamlarında halkın din anlayışına karşı büyük bir müsamaha gözlenmiştir. Hatta halkın dini anlayışı oldukça yüceltilmiştir. Oysa İslam'ın en önemli muhalifi hurafeler, din dışı anlayışlar halkın nezdindedir. Bir ‘İslamcı’nın kariyeri öncelikle halkın yanlış din algısına itiraz etmesiyle oluşur.

Kur'an İslam'ıyla öncelikle devletin dışında vakıflar, dernekler, STK’ların temsil ettiği, sivil alan olarak adlandırılan halk İslam'ı çatışmaktadır. Halkın Kur'an algısı, Peygamber telakkisi, kıyamet, ölüm ve ötesine dair inanışları, tasavvuf-tarikat kültürü Kur'an ve sünnet ışığında tenkid süzgecinden geçirilmeli, Kur'an’a uymayanlar kesin bir şekilde reddedilmelidir. Fakat halkı küstürmemek, halkın tepkisini çekmemek adına halk İslam’ına ses çıkartılmamakta, faydacılık ahlaksızlığı gözetilmektedir.

İki: ‘İslamcı’lık iddiasında bulunan bir kimse, laik-demokratik sistemlerle arasına kesin bir mesafe koymalıdır. Şirke dayalı bir sistemle Müslümanların bir işi olamaz. Laik-demokratik bir sistemle İslam arasında ancak, İbrahim Peygamber'in söylemiyle (Mümtehine, 4), ebediyete kadar sürecek bir kin ve düşmanlık söz konusudur. Peygamber (a.s) Mekke cahilî sistemiyle nasıl ki en küçük bir ilişkiye girmemiş, bütün uzlaşma tekliflerini tereddütsüz bir biçimde reddetmişse, bütün Müslümanlar da küfre karşı böyle açık, net ve tereddütsüz olmak zorundadırlar.

İşte bu iki husus, bir müslümanın İslam anlayışının mihengidir. Bu özellikleri taşımayan kimselerin ‘islamcılıkları’ mugalatadan öte bir anlam ifade etmez. Mümtaz'er Türköne’nin kırpıp kırpıp siyasetçi veya bürokrat yaptıklarını söylediği İslamcılar işte bunlardır. Bu kırpıklıklar, ‘İslamcılık’ adı verilen şeyin bittiği anlamına gelmez. Bunların sayısal fazlalıkları, bir değer de ifade etmez. Bu tip insanlarda bir değer olsaydı zaten doğru dürüst Müslüman olurlardı.

Yukarıdaki iki örneğe uyan Müslüman ilim ve fikir adamları her zaman olagelmiştir. Bu anlamda İmam Ebu Hanife güzel bir örnektir. Merhum Seyyid Kutup, çağdaşımız olarak daha da güzel bir örnektir. Bununla beraber şehid Kutup’da belki halk İslam’ına karşı tavır almada küçük de olsa bir eksiklik tespiti yapmak mümkündür. Ama bu, onun şehadetine bir halel getirmez. Hem laik-demokratik sisteme, hem de halkın arızalı din anlayışına, aynı şiddette karşı çıkan, bu hususta güzel bir nebevî duruş örneği gösteren bir kişi ise merhum Ercümend Özkan’dır. Ebu Hanife, Seyyid Kutup, Ercümend Özkan gibi kişilerden, bıraktıkları güzel örneklik, takip ettikleri nebevî çizgi sebebiyle Allah razı olsun.

Elbette önemli olan bu nebevî çizginin sürdürülmesidir. Kendilerini Müslüman-demokrat olarak adlandıran İslam dışı bir zümre arasında kendisine bir sığınak bulan ve sonra da kendini İslamcı olarak adlandıran kimselerin ya İslamcılıkları bizim yabancısı olduğumuz bir şeydir, ya da bunların İslamcılığı Müslüman-demokrattan bir karış bile öteye geçememektedir.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat