Veli(leri)'mize Sadakat Gösterelim


Kemal SONGÜR, Veli(leri)'mize Sadakat Gösterelim

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Veli kelimesi ve türevleri: Sözlükte; arada bir şey bulunmadan bitişiklik, yan yana olma ve yaklaşma manasına gelir. Bu anlamdan hareketle ‘velayet’ kavramına; arkadaşlık, niyet, yer, zaman, din ve nisbette, yardımda, inançta sadakat, yardım ve itikad cihetinden tam bir yakınlık, birine yardım etmek, sevmek, iyilik etmek ve vasi tayin etmek anlamları verilmektedir. Böylece ‘velayet’e, nusret (yardım) ve işi üzerine alma manaları da eklenmiştir. Aynı kökten gelen ‘vilayet’; yardım, ‘velayet’ ise; bir işi yüklenme, emirlik, riyaset (yönetim ve yetki) manasındadır. ‘Velayet’, aynı zamanda yardım işini üzerine alma, destek olma anlamlarına da gelir.


İslam hukukunda ‘velayet’, başkası üzerinde ister-istemez sözünü geçirmeyi, itaat edenle işi üzerine alan arasındaki ilişkiyi konu alır. Velayet bir işi üstlenmek (tevella) demektir. İçerisinde sevgi, yardım, yakınlık manalarını da barındıran velayet, genel olarak, aile içerisinde yakınlık-akrabalık ve buradan hareketle söz sahipliği boyutuyla babanın velayet sahibi oluşudur, baba yoksa diğer yakınların bu hakka sahip olmalarıdır. Ümmet içerisinde ise imamet (önderlik-halifelik-ulu’l emr) sebebiyle gündeme gelir, Müslümanlar arasında velayet hakkı, Allah’a ve resulüne itaat eden bir Müslüman olup diğer Müslümanlar tarafından biat ile seçilen yetkin-yetkili kimseye aittir.


Mevla, ‘vela’ veya ‘tevali’ kelimelerinden türemiştir, bunun anlamı iki şey arasında aşırı yakınlık; yer, zaman, niyet, arkadaşlık, inanç ve din açısından yakınlık demektir. Velayet de aynı kökten türemiştir.


Mevla kelimesi sözlükte, dost, malik, köle azad eden, sahip, efendi, akraba, misafir, iyilik yapan, veli(yönetici), mürebbi, yardım edici, nimet verici gibi anlamlara gelmektedir. Veli ve Mevla bazen birbirinin yerine kullanılabilmekte ve hem fail, hem de mef’ul olabilmektedir.


Kur’an’da Mevla kelimesinin şu üç anlamda kullanıldığını görüyoruz.


1-Yardımcı, dost, veli anlamında, 47/11


2-Sahip, dost, yardımcı, nimet veren, koruyup kollayan (sadece Allah’ın bir sıfatı olarak) ‘’Allah’a sarılın; O sizin Mevla’nızdır, o ne güzel Mevla, O ne güzel vekildir.’’22/78 anlamında, Rabbimiz mü’minlerin Mevla’sıdır, onlara yardım eder, zafer verir, gözetir, korur, destekler. 8/40 66/2 Mü’minler Rahman’a dua ederler ve sadece O’ndan yardım isterler, ‘’Sen bizim Mevla’mızsın (ente Mevlana), Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.’’ 2/BAKARA/286


3-Uygun, yaraşan, yakışan anlamında, ‘’Artık bugün sizden (münafıklar) herhangi bir fidye alınmaz ve inkar edenlerden de.. Barınma yeriniz ateştir, sizin veliniz (size yaraşan dost) odur; o ne kötü bir gidiş yeridir.’’ 57/HADİD/15


Mevla kelimesinin manasındaki ‘velilik, dostluk, yardımcı olma, şefaatçİ olma, zafer verme, yönetme ve hidayet verme’ gibi anlamlar veli kelimesine göre daha geniş ve mutlaktır. Bu da sadece Allah’a aittir.


Kullara Rabb anlamında ‘Mevla’ denilemez. Peygamberimiz kullara dönük ‘Mevlam’ (Rabbim, sahibim) diye hitap edilmesini men etmiştir.
Kur’an’da ‘veli’ sıfatı hem kullar için hem de Allah c.c. için kullanılmıştır, ancak kullara dönük kullanımı azdır, Mevla sıfatı ise daha çok Allah için kullanılmaktadır. Mü’minler için Allah’ın Mevlası denilmez, Allah mü’minlerin Mevlası denilebilir.


Allah’ın veli oluşu: Allah’ın güzel isimlerinden biri de ‘el-Veliyy’dir. Bunun anlamı yardım eden, insanların ve evrenin işlerini üzerine alan, yöneten-düzenleyen demektir. Veli, birçok ayette ‘nasır-yardımcı’ ismi ile beraber geçmektedir. 2/107


Veli, bazı ayetlerde ise mürşid (yol gösteren) 18/10, ‘şefi’ (şefaat eden) 6/51 32/4, vaak (koruyucu) 13/37, ve hamid (övülen) 42/28 sıfatlarıyla beraber geçtiğini görmekteyiz. Kuşkusuz ‘veli’ kavramının bunlarla yakın ilişkisi vardır, bunlar aynı zamanda gerçek dostun (velinin) da belirgin niteliklerindendir.


Allah’tan başka veli aramak boştur, çünkü gerçek veli ancak O’dur. 42/8,9


O, bağışlayan ve merhamet eden bir yardımcıdır (velidir) 7/155


O, mü’minleri karanlıktan nur’a (aydınlığa) çıkarır. 2/257


Mülkünde, kudretinde ve yüceliğinde ortağı yoktur. 17/111


O yüce veli, Kitab’ı indirendir ve O, salih kimseleri korur ve gözetir. 7/196


Rabbimizin veliliği diğer sıfatları gibi mutlak ve süreklidir, O, insan idrakinin, tahayyülünün ötesinde bir veliliğin, dostluğun, koruyuculuğun ve yardımcı olmanın kaynağıdır. Yaratılmış mahluk olan insanlara ait, aldatma-aldanma, vurdumduymazlık-aldırmazlık, vefasızlık, ihanet, acımazlık, yarı yolda bırakma, sırtını dönme, unutma gibi küçültücü sıfatlardan münezzehtir. Rabbimiz, iman edip kendisine veli dost olan mü’minlere her türlü nimeti ve rahmeti veren, onlara izzet, muhabbet ve Hakk’ın şahidleri olma şerefini bağışlayan en yüce dost/veli'dir.
Melekler Allah’a ibadet ederlerken de ‘’Seni tenzih ederiz, Sen bizim velimizsin’’ derler. 34/41


Hz. Yusuf’un diliyle ‘’Dünyada ve Ahirette benim Veli’m Sen’sin’’ 12/101


Allah, Müslümanların, salihlerin, muttakilerin, hakka şahidlik edenlerin, yolunda mücadele edenlerin, kendisine dost olanların velisidir. Allah mutlak anlamda velidir/dosttur/yardımcıdır.
Rabbimizin dostluğunu, yardımını, merhametini, şefkatini, şefaatini, koruyuculuğunu, mürşidliğini göz ardı ederek hayatı inşa etmeye çalışanlar, elbette ilahi dostluğu hem bu dünyada hem de ahirette elde edemezler.


Rabbimiz, dalalette olanların velisi değildir, ilahi öğretiye ve elçilerin hak davetlerine rağmen, sapıklıkta direnenlerin (42/44 17/97), Allah’a kulluk etme noktasında kendini müstağni görerek büyüklük taslayan müstekbirlerin (4/173 45/7..10), kötülük ve fenalık yapanların (4/123), Allah’tan gelen hakkı ve dini inkar eden kafirlerin (33/64,65 48/22), kendilerine hak ile batılı birbirinden ayıran ilim geldikten sonra heva ve hevesine (tutku ve arzularına) uyanların (2/120 13/37), iman nimetinden sonra inkara sapan ve dinde iki yüzlü davranan münafıkların (9/74 33/17), zalimlerin, ahireti tanımayanların, Allah’ın yolundan engelleyenlerin (11/19,20 42/8) zalimlere meyledenlerin ve destekleyenlerin (11/113) dostu-velisi-yardımcısı değildir.


Kur’an, mü’minlerin dostlarını-velilerini şöyle tanımlar ‘’Sizin veliniz, ancak Allah, (O’nun) Resulü, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.’’ 5/MAİDE/55 Ayrıca 9/TEVBE/71 8/ENFAL/72 Velayet, bir iman, duygu, düşünce, eylem birlikteliğidir. İman edenler birbirlerine dost-veli olmak durumundadırlar-zorundadırlar. Bu tavır iman etmiş olmanın gereğidir.
Allah’ın dışında veliler edinenlerin düştüğü durumu vahiy şöyle örneklendiriyor. ‘’Allah’ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi.’’ 29/ANKEBUT/41


Rahman olan Rabbimiz, Kitab-ı Kerim’inde bizlere kimin-kimlerin veli/dost edinilmemesi gerektiğini de beyan etmiştir ve iman etmeyenlerle velayet sınırlarını çizerek açıklıkla uyarmıştır.
Kur’an, İslam’a karşı mücadele eden ve mü’minlere düşmanlık besleyen kitap ehlinin dost-veli ve sırdaş edinilmesini yasaklıyor. (5/51-57)

Vahyin kafir olarak tanımladığı kimseleri de (3/28 4/144 18/102 ), küfrü imana tercih eden anne-baba ve kardeşleri de (9/23), lanetli olan şeytanı da (4/119 7/27 16/63), şeytanın sadık dostlarını da (6/121) putları veli haline getiren ve onlardan şefaat bekleyen müşrikleri de (13/16 22/13 39/3), Allah’ın hükmüne rağmen hüküm koyan kişi ve kuruluşları tağutları da (2/257), iki yüzlü münafıkları da (4/88-89) dost-veli-sırdaş edinilmesi yasaklanmıştır.


Mutlak ‘velayet’ yetkisi Allah’a aittir. İşleri üzerine almada, yardımda, yönetmede, düzenlemede mutlak, kesintisiz olarak velayet yetkisi Allah’a aittir. 
O’nun Resulü de mü’minlere kendi nefislerinden evladır (33/6), dostluk ve yardım bakımından daha yakındır, yaratılmışlar arasında Hz. Peygamber, bütün Müslümanların öncelikli velisidir, dostudur. O, Müslümanlar üzerindeki bu velayet hakkını, elçilik görevini yerine getirerek, irşad ederek, uyararak doğru yolu göstererek ve kendi şahsında örneklendirerek kullanır, kullanmıştır.
Mü’minlerin de birbirlerinin üzerinde velayet hakları bulunmaktadır. Kur’an, bu velayet hakkını, kan, soy, ırk, dil, renk, kabile, aşiret, sınıf, ulus, ülke v.s. bağlarına değil, iman-akide bağına bağlamaktadır.


Mü’minler kendi aralarındaki bu velayet hakkını, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederek, ma’rufu emredip münkerden sakındırarak, kendi aralarında hayırlarda yarışarak, birbirlerine her alanda yardım ederek, sevgi ve dostluğu bütün içtenlikleriyle sunarak, haklarını hukuklarını koruyarak, ‘velayet’ yani yönetim-yönetme makamına mü’minlerden başkasını asla geçirmeyerek, ilahi öğretiyi göz ardı eden inkarcılara, zalimlere, tağutlara, müstekbirlere asla meyil etmeyerek ve desteklemeyerek kullanırlar.


Mü’minlerin, Allah’ın dışındaki kimselere kuracakları dostluk-velilik, velayet bağı kesinlikle ‘Allah’a ait velilik ölçüsü’ baz alınarak kurulabilir. Allah’ı veli kabul edenlerle ancak velayet bağı söz konusudur.
‘’Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.’’ 9/TEVBE/71


Rabbimiz, kimleri veli-dost edineceğimizi ve velayet hakkını ‘yönetim-yönetme’ hakkını kimlere verebileceğimizi açıklıkla beyan etmektedir. Bu ayet ile kafirler-müşrikler ve ehl-i kitapla velayeti yasaklayan ayetleri birlikte okuduğumuz zaman, ‘velayet’ kavramının dostluk, yardımlaşma, koruyup-kollama, temsil ve yönetme yetkisi, vekil tayin etme-edilme, Müslümanlar adına tasarrufta bulunma gibi hususların kırmızı çizgilerinin de çizildiğini görmekteyiz.


Mü’minler, bu velayeti-yönetim yetkisini, kendileri adına tasarrufta bulunacaklara verecekleri vekaleti, ilahi öğretiyi dikkate alan ve hayatın her sahasına yansıtabilecek ‘Allah’a ait velilik ölçüsünü’ baz alan ve düşünceleriyle-icraatlarıyla vahye sadık olduklarını ispat eden kişilere verirler-verebilirler.


Mü’minlerle kafirler arasında asla bir velayet bağı yoktur, mü’minler ilahi öğretiyi tanımayanlara velayet yetkisini veremezler ve böyle bir bağı Rahman tanımamaktadır, razı olmamaktadır.
Evliya, velinin çoğuludur, Allah’a kulluk yapan, düşünce ve eylemleriyle vahye sadık kalarak hayatı kuşanan bütün mü’minler velidir/evliyadır. Evliyaullah adında özel-ayrıcalıklı, ruhban bir sınıf-statü ve mistik bir zümre yoktur, bu şekilde tanımlanan, tasvir edilen böyle bir zümre tamamen insanların kendi ürettikleri bir mitostur.

İnsanlar kendi elleriyle-dilleriyle-zihinleriyle ürettikleri hayal kahramanı olan ‘evliyaullah’ diye isimlendirdikleri kişi-kişiliklere karada, denizde, göklerde, gayb aleminde Allah’a ait nice görevler-yetkiler havale ederler. Evliya dediklerine atfettikleri akla zarar kerametlerle, menkıbelerle, hikayelerle, rüyalarla hayal-masal dünyalarında gezerek ömür tüketirlerken, Allah’ın ayetlerini inkar eden müstekbir ve tağutların İslam ümmetine reva gördükleri zulümleri görmezler, ilgilenmezler ve hatta söylemleriyle-eylemleriyle destek olurlar.


‘’Haberiniz olsun; Allah'ın velileri (evliyaları), onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük'kurtuluş ve mutluluk' budur.’’10/YUNUS/62,63,64


Allah’tan korkup-sakınan takva sahipleri hakikatin canlı şahidleridir ve Rabbimizin veli kulları muttakilerdir. Veli/evliyaullah olmanın şartı iman ve imanı ispat sadedinde sorumluluk bilincini kuşanmaktır.


Özetle;  ‘’Sizin veliniz, ancak Allah, (O’nun) Resulü, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.’’ ilahi uyarısından hareketle VELİ'(leri)mize sadık olmamız ve  vahyin reddettiği/dışladığı kişi/kurum/yönetim/rejim/izm her ne varsa veli/dost edinmememiz gerekmektedir.  Mahzun olmamak ve felaha ermek için buna mecburuz.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Muradi
18.03.2015 22:51
Aracı Evliyalar!
Kur'an'ın veli anlayışına aykırı olarak insanlar tarafından oluşturulmuş evliya anlayışı; Allah ile insanlar arasında aracılık yaptığına inanılan sahte ilahlar üretilmesine yol açmıştır. Böylelikle insanlar Allah'a ibadet ettiklerini zannederken aslında kullukları bu aracı tanrılara! ibadetten öteye gitmemektedir. Yeryüzündeki fesadın önemli bir sebebi de budur.
Yakup Döğer
13.03.2015 17:50
Selam ile
"Kullara Rabb anlamında ‘Mevla’ denilemez. Peygamberimiz kullara dönük ‘Mevlam’ (Rabbim, sahibim) diye hitap edilmesini men etmiştir." diyerek günümüzde çok sık kullanılan bir yanlışlığı gündeme getirmişsin.

Allah razı olsun Kemal abim.Kalemine yüreğine sağlık.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat