Vatan / Yurt / Toprak / Memleket ve Rejim


Kemal SONGÜR, Vatan / Yurt / Toprak / Memleket ve Rejim

Kemal SONGÜR


A+ | Normal | A-


Vatan/memleket sevgisi üzerinden rejimi ve işleyişini içselleştirmek/sahiplenmek ne kadar batıl ise, rejimi ve işleyişini reddetmek üzerinden vatanı/memleketi gözden çıkarmak-düşürmek/gözardı etmek o kadar yanlıştır.

Rejim: Bir devletin uyguladığı yönetim/düzenleme biçimi.

Vatan: Bir kimsenin doğup-doyup büyüdüğü, bir milletin-topluluğun sahiplenerek ve koru(n)ma güdüsüyle üzerinde yaşadığı, barındığı toprak parçasıdır.

Bu kısa ve genelde bilinen-kabul edilen tanımlamadan hareketle; T.C rejiminin ve işleyişinin gayri İslami olduğu tartışmadan varestedir. 1923 kuruluş felsefesi ve sonrasında uygulanan-dayatılan kurum ve kurallarının la dini olduğu ve pratikteki yasalarının bütünüyle batıdan alınmış olduğu, seküleritenin-laisizmin dayatıldığı ve eğitiminden politikasına, hukuk-yargı sisteminden dış politika tasavvuruna, "özgürlük" kılıfıyla/büyüsüyle batı/bâtıl zihninin enjekte edildiği bir rejim bahis konusudur.

Vatan-toprak konusu ise bundan ayrıdır ve ayrı değerlendirilmelidir. Zira arz Allah'ındır ve bu toprakların asli unsuru Müslümanlardır. Arızi olan ise mankurtlaşmış ve bütünüyle batı/bâtıl zihinlerin (ittihadcıların-jöntürklerin) batı desteğiyle yönetime çöreklenmesi ve kavmiyetci/uluscu-sekülerist/laisist bir yönetim biçimini/rejimini dayatmasıdır.

Müslümanlar bu gerçeklik üzerinden hayatı okumalı ve bu coğrafyanın asli unusuru oldukları öz güveniyle hareket etmeli, İslami boya-değer-ahlak-edeb (yeterli bilgi-bilinç ve Kur'an'i inşa olamasa da) ile yaşamış ve büyük ölçüde bu değerleri örflerine-adetlerine yansıtmanın cehdi içinde olmuş dedelerimizin kanlarının bu toprakları suladığını unutmamalıyız.

Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla, Lazıyla, Urfalısıyla, Diyarbakırlısıyla, Konyalısıyla, Rizelisiyle, Anteplisiyle, İstanbullusuyla, Haleplisiyle, Filistinlisiyle, Şamlısıyla, Bagdatlısıyla, Kafkasyalısıyla, Balkanlısıyla vs. bu toprakların asli unusuru Ümmet-i İslam’dır. Her insan doğduğu, büyüdüğü, barındığı ve sevdikleriyle yaşadığı ve dahi anıların yaşatıldığı toprağını/memleketini sever ve hele bu memlekete yüzyıllardır Müslümanların kokusu-dokusu-kimliği-örfü sinmiş ise bir başka sever.

Müslümanın değer kabulü vatanı-toprağı kutsamak zinhar değildir. Müslümanın önceliği yaşadığı arzda İslam’ın hakim olmasıdır ve Müslümanca bir inşayı gerçekleştirme azmidir. İşte buradan hareketle yüzyıllardır asli unsuru olduğu topraklarda öncelikle bu mücadeleyi vermesi ve arızi olan mankurtların-seküleristlerin-batıcıların tasallutundan kurtulmanın cehdi ile hayatı kuşanması gerekmektedir.

Bu coğrafyada yaşayan her Müslüman bu toprağın/vatanın sahibidir-bekçisidir-emanetçisidir ve ellerinden alınmasına rıza göstermeyecektir. Tıpkı evine, bahçesine, tarlasına girmeye ve tarumar etmeye çalışan hırsız(lar)a karşı durması ve haddini bildirmesi gibidir. Aynı şeklide yaşadığı evinde, bahçesinde, tarlasında Allah'ın haram kıldığı her ne varsa rıza göstermediği gibi, yaşadığı toplumda/vatanda da buna rıza göstermeden ve oluşmuş bütün gayrı İslami sapkınlıkların ve adaletsizliklerin izalesi için ve dahi Allah'ın arzında O'nun rızasına uygun İslami adalet sisteminin/rejiminin hayata taşınması hedefiyle-azmiyle mücadele edecektir-etmelidir.

Güncelden hareketle; Müslümanların sınırı İman coğrafyasıdır ve bütün yeryüzünü azgınlardan-sapkınlardan-müstekbirlerden-tağutlardan kurtarabilme hedefidir. lâkin bu hedefin başlangıç noktası kişiler için öncelikle yaşanılagelen topraklardır.

Kimi aklı evvellerin "vatan-toprak-memleket" hikayedir ve böylesi bir kaygımız-değerimiz yoktur dediğini duyar gibiyim. Lâkin kendilerine memleketleri ile ilgili sorular sorulduğunda ya da laf söz oraya geldiğinde ağızlarını doldura doldura memleketlerinin tarihçesinden, suyundan, havasından, nehirlerinden, denizlerinden, dağlarından, dil-yaşam-örf-giyim-kuşam-yiyecek kültüründen, dedelerinden, ninelerinden, analarından, babalarından, köyünden, mahallesinden ve soluyarak yaşadıkları anılarından özlemle bahsettiklerini duyarsınız. Ama bu topraklar bizimdir diyenleri "genelleyerek" vatanperest olmakla suçlamaktan da geri durmazlar. Örneğin; Onbeş temmuz darbe-işgal girişimine yönelik sokağa inenlerin genellenerek bir çuvala konup suçlandığı gibi. Bir Filistinlinin İsrailliler tarafından yapılan milyon dolarlık ev-dükkan-bahçe satış teklifine direnmesini ve satmamasını yiğitlik olarak niteleyenler(ki yiğitliktir) iş bu toprağın çocuklarının onbeş temmuzda canlarını ortaya koymalarına/vermelerine burun kıvırmaktadırlar.

Hülasa; (Mümtehine 60/8,9) ilahi beyanından hareketle; abd-batı ya da başka bir emperyalist güruh tarafından fiili-yakıcı-yıkıcı işgal ile var olan durumu tefrik etmeden zaten bütünüyle işgal halindeyiz diyerek ha abd-batı işgal etmiş ha demokratlar işgal etmiş yüklemiyle hareket edilemez. Fiili işgalin karşılığı top yekün fiili savaş iken, diğerinin karşılığı toplumsal dönüşüm odaklı ve davet ağırlıklı mücadeledir. Fiili-yakıcı-yıkıcı işgale karşı durmak var olan rejimi savunmak/meşrulaştırmak demek değildir, yukarıda özetlemeye çalıştığımız birçok neden ve durumdan dolayı iki farklı durum ve iki farklı konum belirlemeden bahsetmekteyiz.

MÜHİMLERİMİZ; rejimin ve işleyişinin gayrı İslamiliğini-batıllığını ve çok yüzlülüğünü anlatmaktır velâkin abd-batı tarafından fiili işgal neticesinde kan gövdeyi götürdüğü-götüreceği ortamlarda ya da sıcaklığında EHEMLERİMİZ; fiili-yakıcı-yıkıcı işgale ve neden olacağı vahşete halk ile birlikte karşı durmaktır.

ABD'nin son zamanlarda kanırta kanırta bu coğrafyaya küstahça dayatmalar yapması ve alçakça söylemler geliştirmesi, ekonomik savaş açması ve belki de ileride (onbeş temmuzda denediği gibi) bu topraklarda kaos-iç savaş çıkarmak ve sonrasında fiili müdahale etmek isteyebileceği gözden ırak tutulmamalıdır, işte bu durumda burada yaşayan Müslümanların "olağanüstü hal fıkhı" denilebilecek hazırlıklarının olması gerekmektedir.


Yukarı Dön

Yorum yap yorum

Yorumlar

Vedat Demiralay
01.09.2018 14:26

İslâm, insanları göğe uzansınlar diye toprak bağlarından, yüceler yücesine yükselsinler diye de kan prangalarından kurtarmıştır. Müslümanın özlemini çektiği, savunduğu vatan bir toprak parçası değildir. Müslümanın tanıdığı millet, egemen ulus değildir. Müslümanın aşireti sı­ğındığı, savunduğu kan bağından ileri gelen aşiret değildir. Müslümanın bayrağı, aziz bildiği, uğruna şehid olduğu bayrak, herhangi bir kavmin bayrağı değildir. Müslümanın istediği, elde ettiğinde bundan dolayı şükrettiği galibiyet herhangi bir ordunun za­feri değildir… Zafer diğer bayrakların değil, akide bayrağının altındadır. Cihad başka amaçlar için değil, yalnızca Allah'ın dini ve şeriatı galip gelsin diyedir. Herhangi bir ülkeyi değil, belirtilen şartlar dâhilinde İslâm ül­kesini savunmaktır. Ne bir ganimet, ne bir şöhret, ne bir toprak ya da ulus ne de çoluk çocuk için değil, sadece Allah için.” (Yoldaki İşaretler, “Müslümanın Milliyeti Akidesidir!”) Kaynak: Şehadetinin 52. Yılında Seyyid Kutub'u Rahmetle Anıyoruz
Dr Ali Kurt
20.08.2018 21:41

Tamamen katılıyorum. Çok güzel izah etmişsiniz.
Yorum yap yorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat