Vahyin tanımladığı din’e teslim olmak


Kemal SONGÜR, Vahyin tanımladığı din’e teslim olmak

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Din: sözlük anlamı olarak seçilen, izlenilen, tutulan, gidilen, kısaca takip edilen yol demektir. Egemenlik, üstünlük, otorite, zorlamak, itaatkar olarak birinin/birilerinin emrine amade olmak, hakimiyeti altına girerek boyun eğmek ve borçlanmak anlamlarına gelir. Kaynağı (kalkış noktası ister ilahi ister insani kaynağa dayansın) ve önerileri, istekleri, hayata dair emir ve yasakları ‘kuralları’ ne olursa olsun, düşünsel ve eylemsel ilkeler belirleyerek bir hayat biçimi öngören, öneren, biçimlendiren, belirleyen her kabul ve aidiyet bir din’dir.

İnsanı ve hayatı tasvir eden, tanımlayan, düşüncede ve pratikte bir hayat projesi sunan, insanın ve toplumların nasıl düşünmeleri, inanmaları, yaşamaları gerektiğini bildiren-belirleyen bütün önermeler-yönermeler bir din’dir. Kanun ‘şeriat’, yol, adet, taklit, hesaba çekmek, ceza ve mükafat vermek v.b.

Kur’an’da din kavramı yüzden fazla ayette geçmektedir. Bu kavram Kur’an bütünlüğünde değerlendirildiğinde birbiriyle bağlantılı dört temel unsur, birbiriyle bağlantılı dört temel anlam çıkmaktadır.

1- Otorite, egemenlik, sulta sahibinin elinde tuttuğu ve sahip olduğu kudret, üstünlük, güç, hakimiyet ve egemenliktir.

2- Bir öğretinin-gücün-hakimiyetin-egemenliğin,sulta’nın müdahalesine boyun eğen ve tabi olan bir kimsenin ortaya koyduğu eğilim/yönelim, itaat, kulluk ve tapınmadır.

3- Tabi olunan-uyulan-boyun eğilen-itaat edilen-hayatın tümünü (siyasal, sosyal, ekonomik, hukuksal) belirlemesine ve yönlendirmesine razı olunan- emir ve yasakları kabul edilen kanunlar, kurallar, yasalar, sınırlar/hudutlar ve yollar demektir.

4- Sorgulama/sorgulanma, muhasebe, hüküm verme/verilme, ceza ve ödül verme/verilme, hesap zamanı/günü anlamlarına gelmektedir.

Vahiy, din kavramını bazen 1. ve 2. manaları olan hakimiyet/egemenlik ile boyun eğme/itaat etme, bazen 3. manadaki düşünsel ve eylemsel bir düzeni/sistemi/yasa/şeriat/hukuk sistemi, bazen de 4. manasındaki yargı/yargılanma ceza ve mükafat verilme günü olarak ifade etmektedir. Bazen de bazı ayetlerde din/yol diyerek, dört ana/temel kısımdan oluşan mükemmel/muhteşem bir düzeni, bir hayat projesini-nizamını, bir insan ve hayat tasvirini/tanımını kastetmektedir.

Birinci ve ikinci manaları kuşatan, tanımlayan boyutuyla din kavramına ışık tutacak ayetlerden birkaç örnek verelim.

‘’Şüphesiz, sana bu Kitab'ı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet et. Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) "Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez.’’ 39/2,3 ve 39/ZÜMER/11…18 ayetlerini,  de ilave edebiliriz.

‘’Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?’’ 16/NAHL/52

‘’Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler.’’ 3/AL-İ İMRAN/83

‘’Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur.’’ 98/BEYYİNE/5

‘’O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka İlah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi'ne halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine hamd olsun.’’ 40/MÜ’MİN/65

Yukarıdaki ayetler din kavramını tanımlarken hakimiyet/egemenlik ve bunların kabulü, kulluk yapmayı ve itaati içeren anlamlarda kullanılmıştır. Allah’ın bizler için seçip/beğendiği ve katında makbul gördüğü dini sadece O’na has/halis kılarak yönelmemizi emretmektedir. Yani Rabbimizin belirlediği ve inşa ettiği dini (düşünsel ve eylemsel bütün yönelişlerle ilgili koyduğu yasaları/kuralları) bütünüyle kabul etmemizi ve belirlenen kurallara, hudutlara ‘kırmızı çizgilere’ göre hayatı inşa etmemizi ve kuşanmamızı, bunu yaparken de bu belirlenen dine (kurallara/yasalara) hasım/düşman olan bütün düşünce ve sistemleri reddetmemizi, Rahman’a kullukta hiçbir şeyi O’na ortak/eş koşmamamızı emretmektedir. ‘’Dini sadece Allah’a has kılmak’’ ancak bu şekilde gerçekleşebilecektir.

Dini Allah’a has kılmak ve sadece O’na şeriksiz kulluk yapmak daha açık bir ifadeyle şu demektir.

Rahman, evreni ve içindekileri yaratmış ve bir düzene koymuştur, bunun dışında imtihana tabi tutmayı murad ettiği insana da irade vererek sorumluluk yüklemiştir. Bu sorumlulukların yerine getirilmesi noktasında, neden yaratıldığı-nasıl yaratıldığı-ne yapması ve ne yapmaması gerektiği-akibetinin ne olacağına yönelik bütün sorulara verilen cevapların tümünü içeren yol ve yöntemin adı din’dir. Bu da İslam dininin ta kendisidir.

Hakimiyeti-egemenliği ve hayatın tümüne müdahale eden yegane gücü Allah’a hasretmek demek, Allah’ın elçileri vasıtasıyla gönderdiği ilahi öğretiyi ve onun kurallar bütünü olarak inşa ettiği dini, hayatımızın her sahasında ve safhasında yaşanılır kılmaktır. Aile ilişkilerinden sosyal hayata, ekonomiden siyasal sistemin oluşumuna, insan ile doğa ilişkisinden, insan ile yaratıcı ilişkisine kadar dinin temel kurallarını, ‘kırmızı çizgilerini’ dikkate alarak/sadık kalarak hayatı inşa etmektir.

Üçüncü anlamıyla din kavramının Kur’an’da kullanılışı; Allah’ın hakimiyeti/egemenliği ve iradesiyle inşa edilen düşünsel ve eylemsel düzen/yasa/hüküm/şeriat olarak yegane hak din ya da Allah’ın vaaz ettiği din/yol inkar edilerek, insanların kendi heva ve heveslerinden ürettikleri sayısızca batıl dinler/yollar.

"Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." 12/YUSUF/40

        ‘’Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah'ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun.’’ 24/NUR/2

     ‘’Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar) verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.’’ 42/ŞURA/21

    ‘’Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte Biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.’’ 12/YUSUF/76

‘’Sizin dininiz size, benim dinim de bana’’ 109/KAFİRUN/6

Yukarıdaki ayetlerde din kavramı kanun-hüküm-yasa-şeriat-nizam-düzen-kural-yol ve insanların hayatlarını bağlı-bağımlı olarak sürdürdükleri düşünce ve hayat önermesidir, yönermesidir.

Bireysel veya toplumsal hayatın kurgulanmasında/düzenlenmesinde, yaşanmasında kişi ve toplumların tabi oldukları kurallar-ilkeler ilahi öğretiye göre tanzim ediliyorsa, düzenlenen hayatın tümü referans olarak vahye dayandırılıyorsa, o kişi-kişiler Allah’ın vaaz ettiği dinindedir, o din de İslam’dır.

Kişi-kişiler hakimiyeti-egemenliği Allah’a ve vaaz ettiği dine değil de, bir krala, sultana, hanedana, despota, şefe, bir meclise, bir doktrine, bir ideolojiye, bir ruhban sınıfına hasrediyorlarsa onun/onların dinindendir.

Özetle, insanlar hangi yol/yöntem/ilke/kural/hukuk ve düzeni benimsiyorsa/istiyorsa dinleri odur.

İnsanın düşünce ve hayat felsefesi, uyduğu-uyumlu olduğu hayata dair projesi ne ise dini odur.

Kimin-kimlerin hüküm ve iradesini kabul ediyor ve hayata dair ölçüsünü benimsiyorsa o din’dendir.

Resulün diliyle ‘’sizin dininiz size benim dinim de banadır’’ ifadesi sizin insan ve hayat tasavvurunuz size benim insan ve hayat tasavvurum bana demektir.

İlahi öğretiyi gözardı eden ve yok sayan bütün insan eli üretimler, ideolojiler, doktrinler, izm’ler, tümüyle batıl dinlerdir/yollardır.

Dördüncü tanımıyla-manasıyla din kavramı Kur’an’da yargı-hesap-ceza-mükafaat günü anlamında kullanılmaktadır.

‘’Size va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur. Şüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir.’’ 51/ZARİYAT/5,6

‘’Onlar, din günü oraya yollanırlar. Ve ondan ayrılıp-kaybolacak değildirler. Din gününü sana bildiren şey nedir? Ve yine din gününü sana bildiren şey nedir? Hiçbir nefsin bir başka nefse herhangi bir şeye güç yetiremeyeceği gündür; o gün emir yalnızca Allah'ındır.’’ 82/İNFİTAR/15…19—26/82—37/20,21—56/56 ve benzeri ayetler…

Yukarıdaki ayetlerde de din kavramı yargı günü manasında kullanılmaktadır. Hakimiyete-egemenliğe mutlak sahip olan Allah’ın vaaz ettiği dine/düzene/yola/yasaya/hukuka/hududa bağlı kalan ve itaat edenlerin mükafatla karşılanacağı, Allah’a ve vaaz ettiği dine isyan eden ve karşı çıkanların da karşılaşacağı ceza günü demektir.

Kur’an’daki din kavramının dört temel anlamını tümüyle ve en genel anlamıyla şu ayetler içinde barındırmaktadır.

‘’Kendilerine kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam'ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.’’ 9/TEVBE/29

Ayetteki ‘hak din’ ifadesi bütün din kavramıyla ilgili tanımların bütüncül ve zirve noktasıdır. Allah’ın indinde ve O’nun makbul gördüğü ve razı olduğu tek hak din, tek doğru yol, tek doğru hayat projesi, tek doğru hukuk sistemi dini-İslam’dır demektir.

‘’Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter.’’ 48/28 ‘’Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam'dır.’’ 3/19

‘’Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin" (diye benzer bir vasiyette bulundu.)’’ 2/BAKARA/132

‘’Kim İslam'dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır.’’ 3/85

‘’Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.’’ 9/33

Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.’’ 8/39

       ‘’Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim.’’ 5/3

Din demek hayat demektir, hayata dair düşünsel ve eylemsel proje sunmak demektir. Hayata dair proje üreten her şey dindir. Aşağıdaki ayetler dinin bir hayat nizamı/düzeni olduğunu beyan etmektedir. Kur’an terminolojisinde dinin en geniş ve kuşattığı gerçek anlam budur.

‘’Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler) dediler ki: "Ey Şuayb, seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ülkemizden sürüp-çıkaracağız veya mutlaka bizim dinimize geri döneceksiniz." (Şuayb:) "Biz istemesek de mi?" dedi. "Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah'a karşı yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş değildir. Rabbimiz, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a tevekkül ettik.'Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında'Sen hak ile hüküm ver,' Sen'hüküm verenlerin' en hayırlısısın." 7/A’RAF/88,89

‘’Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." 40/26

Bu ayetler bile başlı başına din kavramının salt kuru-soyut (toplumsal hayatın içinden dışlanmış), hayatın tümüne müdahale etmeyen manevi değerler ‘religion’ inanç, kimi dini ritüellerden ibaret olmadığını, Rahman’ın elçileri vasıtasıyla insanlara gönderdiği hak dinin hayatın tümüne (aile, sosyal, ekonomik, siyasal) müdahale ettiğini göstermektedir. Firavun Hz. Musa’nın getirdiği mesajın ‘dinin’ salt kuru bir inanç olmadığını ve hayatın tümüne müdahale eden bir din olduğunu çok çok iyi bildiği için itiraz etmekte, Musa’nın yerleşik zulüm düzenini ‘dinini’ yürürlükteki yasaları değiştirmesinden korktuğunu söyleyerek ve olanca hıncıyla her türlü tehdidi savurmaktaydı. Çünkü Hz. Musa’nın davetinde başarılı olması demek, insanların her türlü zulmü yerle yeksan eden bu dini kabul etmeleri demek Firavun ve zulüm düzeninin sonu/bitişi demektir. İnsanlık tarihiyle yaşıt olan nebiler zincirinin tamamı bu hak dini insanlara götürmekteydi ve itiraz edenlerin tamamı da aynı mantıkla/endişeyle karşı çıkmaktaydı.

Kur’an’ın anlattığı din bütün berraklığıyla ortadadır. Allah kendi yaratıcılığına hiçbir şeyi ortak/eş kabul etmediği gibi, kendi vaaz ettiği kurallar/yasalar/hudutlar ve hukuk düzenini içinde barındıran hak din olan İslam’a da bir ortak/eş kabul etmemektedir. Çünkü insanların nasıl/ne şekilde yaşamaları gerektiğini, dünya ve ahirette huzura-kurtuluşa, felaha ne yapılarak nasıl yapılarak ulaşılacağını bilen ve belirleyen O’dur.

Bundan dolayıdır ki, Alemlerin rabbi olan Allah’ın vaaz ettiği dinin karşısına ve yanına hiçbir ekleme veya çıkarma yapılamaz. İslam sosyalizmi, İslam liberalizmi, İslam kapitalizmi, İslam demokrasisi ve ılımlı-ılımsız İslam, milliyetçi İslam, ulusal İslam, Anadolu İslamı, Arap islam’ı ve sayılarını artırabileceğimiz bütün eklemeler, eklemlenmeler haşa Allah’ı ve aziz dinini eksik/yetersiz görmek ve ihanet etmek demektir.

Krallar, sultanlar, padişahlar, şefler, başkanlar, meclisler, ruhban sınıfları, ideolojiler, doktrinler ve izm’lerin her daim yaptıkları/yapageldikleri din kavramını asli hüviyetinden kopararak ve tersyüz ederek, satın aldıkları veya korkuttukları din adamlarını da kullanarak dini kuru/soyut bir inanç ‘religion’ durumuna-konumuna indirgeyerek sömürülerini hegemonyalarını sürdürmektedirler.

Bireysel olarak yaşanan ve bireyselliğe hapsolunan bir dinden müstekbir/tağutların asla rahatsız olmayacakları aşikardır. Bunun içindir ki, bütün tağuti sistemler dini dindarların eline bırakmazlar ve toplumların din algılarına müdahale ederek kendilerine ve düzenlerine müdahale etmeyen, karışmayan ve hatta destekleyen bir din tasavvuru üreterek toplumlara empoze ederler.

Yaşadığımız coğrafyada kendilerini İslam’a nisbet edenler ve sorulduğu zaman sağ ellerini göğüslerine götürerek elhamdülillah müslümanız diyenler üzerinde istatistik bir araştırma yapılsa ve kendilerine ‘tağut’ nedir diye sorulsa alınacak cevap, tağut mu? tavuk mu? diye soru tekrarıyla karşılaşılacağı aşikardır. Muhtemelen tağut kavramını onlarca yıldır kendilerini İslam’a nisbet etmelerine rağmen ya hiç duymamışlardır ya da duyurulmamışlardır.

Tağut: Allah’ın hükümlerine/yasalarına (dinine) rağmen, hüküm/yasa (din üreten) koyan kişi-kişiler, kurum-kuruluşlar demektir. ‘Tağut’ la ilahe’ye tekabül eder ve bütün ilahlar, ilahlık taslayarak din üretenler reddedilmeden illallah demenin işe yaramayacağı bir gerçek iken, KELİME-İ TEVHİD’in ‘la ilahe illallah’ın tas tamam olması için bu hayati öneme sahip iken, din adamları veya ruhban sınıfı bu gerçeğin göz ardı edildiği, gizlendiği/saklandığı bir din anlatmaktadırlar.

Kapıkulu din adamlarının, din tüccarlarının, az bir paha karşılığı dinlerini satanların, dinlerini oyun ve eğlence konusu edinenlerin, dinlerini ciddiye almayan ciddiyetsizlerin, aklını/idrakini başkalarına havale edenlerin, kavmini, adet ve törelerini, mezhebini, meşrebini, ulusunu, şeyhini, üstadını, statüsünü, sınıfını, cinsiyetini, soyunu, ticaretini ve egosunu dinin önüne geçirenlerin din adına ürettikleri mistik hurafeler, üretilen mitler, menkıbeler, hikayeler, şeyhlere yüklenen kerametler, peygamberi hayatın içinden dışlayan aşırı yüceltmeler, Kur’an’ı mehcur (terk edilmiş) bırakanlar, Kur’an’ı camilere, mezarlıklara, süslü bezlere hapsederek hayattan dışlayanlar, her türlü ideolojiyi ve sapkın mistik inançları Kur’an’a eklemeye çalışanlar, Kur’an’ın içindeki sosyal-siyasal-ekonomik hayata da müdahale eden ilahi hükümleri saklayarak/gizleyerek algıda ve anlatımda eksiltmeye çalışanlar, işte bütün bunlar Allah’ın asla razı olmayacağı ve azabla tehdit ettiği düşünce, yöneliş, tutum sahipleridir.

İnsanlığın yaratılışından bu güne ve kıyamete kadar insanlar iki dine tabi olmuşlardır ve olacaklardır. Bunlardan biri Allah’ın elçileri aracılığıyla gönderdiği hak din olan İslam’dır. Diğeri de insanların içgüdülerinin dürtüleriyle korkularından-korkutulduklarından veya menfaatlerinden dolayı ürettikleri sayısız batıl dinlerdir. Geçmiş tarihlerde insanların ürettikleri dinler daha ilkel, bayağı, trajikomik olmasına rağmen, bugün üretilen dinler özde geçmişlerine benzemekle beraber daha çok yüzlü, daha aldatıcı ve daha vahşidir. Kominizm, sosyalizm, kapitalizm, faşizm, liberalizm, laisizm, hedonizm, modernizm, kemalizm, sekülerizm, pozitivizm ve benzerleri olan sayısız batıl dinler/yollar üretilmiştir.

Kur’an’ın anlattığı ve Hz. Nebi’nin yaşayarak öğrettiği sahih din bütün ihtişamıyla ortadadır. Yapılması gereken bu berraklığın üzerine örtülen geleneğin/kültürün olumsuz olan etkilerini ve modernizmin kaba, çok yüzlü, pragmatist, dünyaperest, menfaatperest, yalancı, inkarcı, şerikleştirici bütün saldırılarını, empozelerini, aldatmalarını boşa çıkartmak ve geri püskürtmektir.

Din insan içindir, insanın düşünsel ve eylemsel hayatını düzenler, Rahman’ın vaaz ettiği din insanın yaşayabileceği, güç yetirebileceği ve karşılığını sonsuz hayat olan cennetle alacağı bir dindir.

Yaşadığımız toplumda kendilerini İslam’a nisbet edenlerin ve din adına ürettikleri tasavvurların ‘ifrat ve tefrit’ iki uç algıyı yansıttıklarını görüyoruz. Birbirine zıt iki algının biri dinde enflasyona giderken bir diğeri dinde tenzilata gitmektedir.

Dinde enflasyona gidenler Allah’ın kendilerine yüklemediği kimi yükümlülükleri yüklenerek dinin yaşanılmasını hem kendi nefislerinde ve hem de muhataplarının nezdinde zorlaştırmaktadırlar. Din kolaylıktır ve Rabbimiz kuluna zorluk dilemez. Rabbimizin çizdiği hudutlar/sınırlar emir ve yasaklar bir mü’min için mazeretsiz uyması gereken hususlardır. Fakat sufi anlayış başta olmak üzere kimi din tasavvurları bu sınırları bidatlerle genişleterek sanki dinin emriymiş gibi algılamaları ve sunmaları söz konusudur. Dinde ruhbanlık ve ruhban sınıfı yoktur. Mutlak bağlılık Allah’adır ve O’nun koyduğu sınırları gözetmektir. Bu sınırları gözeterek hayatı kuşanan her kul Allah’ın veli kullarıdır. Kulluk ve sorumluluk boyutuyla Allah indinde bütün kullar eşittir ve bu yönüyle sınıfsal, hiyerarşik ve her türlü ayırımın bu dinde yeri yoktur.

Dinin kendisinde olmayan ve Hz. Nebi’nin (a.s.) örneklendirmediği her türlü yönelişi din gibi algılamak ve sunmak bidattir ve her türlü bidat merduttur. Dinin yaşanmasına yönelik her türlü zorlama işlevini, Hz. Nebi güzide sahabelerini de uyararak bizlere ışık tutmaktadır.

Hz. Muaz (r.a.), yatsı namazını kıldırır ve Bakara suresi gibi uzun sureler okuyarak iyice uzatırdı. Halbuki insanlar içerisinde iş-güç sahibi olanlar, zayıflar, ihtiyaç sahibi olanlar vardı. Bu yüzden onu Resulullah’a şikayet ettiler. Resulullah ona sert çıktı ve şöyle dedi: ‘’Ey Muaz! Yoksa sen insanları dinlerinden mi etmek istiyorsun?’’ (Müslim salat)

Burada söylemek istediğimiz Allah’a yakınlaşma noktasında iman eden bir kulun farzların dışında nafilelerle hemhal olmasının anlamsızlığı-gereksizliği haşa! değildir, fakat bunun dinin kesin bir emri olarak kabul edilip insanlara sunulmasıdır. Maalesef sufi anlayışın tıpkı ‘’Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.’’ 57/HADİD/27 ayetinde olduğu gibi dinin algılanmasında-yaşanılmasında enflasyona/artırıma gitmesi Rabbimizin kesin olarak emretmediğini emretmiş gibi göstermesi söz konusudur.

Bir de dinde enflasyona/artırımaya giden anlayışın tam zıddı olan dinde tenzilata/indirime giden bir anlayıştır. Bu anlayış temiz bir kalple! Allah’a iman etmenin yeterli olacağını, dinin hükümlerini ‘emir ve yasaklarını’ yerine getirilmezse bile Allah’ın sevgili kulu olunabileceğini öngören bir anlayıştır. İddia olan imanın ispatı olan amelden ayıran/ayrıştıran bu anlayışı geçmişte mürcie üretmişti ve şimdilerde de modern/postmodern zihinler tarafından toplumlara enjekte edildiğini görmekteyiz. Oysa din (iddia edilen iman, amel ile ispatlanması durumunda anlam kazanır) bir bütündür. Bu dinin Kur’an’daki adeta özeti asr suresidir. Hüsrandan kurtulmanın sınırlarını çizmektedir. ‘’Asra andolsun; Gerçekten insan, ziyandadır(hüsrandadır). Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.’’ 103/ASR/1,2,3

Özetle; vahiy hayatın tüm işleyişine müdahale eden bir din’den bahsetmekte ve bu hakikati kabul ederek hayatı okuyan/kuşanan kulların tabi olduğu/olacağı dine ‘İslam’ demekte ve de ancak böyle bir kabulü/teslimiyeti makbul görmektedir.

Adem a.s’dan son nebiye kadar ve son nebiye inzal olan vahye teslim olarak kıyamete kadar yaşayacak olan müvahhidlerin tabi olduğu/olacağı din/islam budur.

Hayatın tüm işleyişine müdahale etmeyen bir din/islam tasavvurunun olabileceğini düşünmek, yönetime/siyasete, ekonomiye, sosyal hayatın işleyişine müdahale ettirilmeyen ya da çözüm/önerme/emir vaaz etmediğini varsaymak, yani ‘’Allah’ın gökteki ilahlığını kabul edip yerdeki ilahlığını inkar etmek’’ demek olacağından dolayı bu din algısının İslam ol(a)mayacağı tartışmadan varestedir. Dahası bu dini insanlara ulaştırmakla yükümlü olan ve hayatları boyunca tağutiyetle fasılasız mücadele eden bütün nebileri beyhude ve abes ile iştigal ettiği gibi akla ziyan bir zelil anlayışa düşmek demektir.

Dini Allah’a has kılan has kullardan olmamız ve bu teslimiyetle ölmemiz duasıyla…


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Ali Titiz
01.01.2014 21:04
Allah'ın yolunda (dininde) dökülenler...
Allah razı olsun Kemal abi harika bir makale olmuş.Son günlerde yaşanan istikamet ve itikad krizlerine cevap niteliğinde güzel bir yorum.Geçmişin dava adamlarının çıktıkları bu yolda dönüşüp döküldüğü bu günlerde din konusunun önemi güzel vurgulanmış.Allah bu ayette önemli olanın müslüman olarak ölmek olduğu uyarısında bulunurken nasıl olurda döndürülüyorlar...
"Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa öylece korkup sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin."3 / ÂLİ İMRÂN - 102
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat