Vahyin Gölgesinde Ebeveyn-Evlat İlişkisine Yönelik Tasavvurumuz


Kemal SONGÜR, Vahyin Gölgesinde Ebeveyn-Evlat İlişkisine Yönelik Tasavvurumuz

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Yaratılış gerçeğini-gayesini göz ardı eden seküler/profan zihinlerin müstağni yaklaştıkları gibi insan yeryüzünde tesadüflerin, kendiliğinden oluşumların, bilinmez/meçhul karanlıkların ortaya çıkardığı bir varlık değildir.

    Evren de insan da ilahi bir hikmetle var edilmiştir. Evren ve içindekiler insanın hizmetine amade kılınmış, insana tabi tutulacağı imtihanın nedeni-nasılı gösterilmiş, doğru yolu bulabilmesi için hem yetiler (akıl/kalp ve duyular) bahşedilmiş hem de bunların doğru kullanılabilmesi için vahiy ve kendi dillerini konuşan insan elçiler gönderilmiştir.

    İmtihan edilmenin gereği olarak kullanmaktan kaçınamayacağı irade verilerek tercih hakkı sunulan insanın iki seçeneği vardır, yaratılış gayesini dikkate alan (51/56-67/2) bir hayat sürmek ya da hevasına uymak.

    Bütün kullar hem kendi nefisleriyle hem de imtihan vesilesi kılınan anne-baba, evlat, eş, kısaca kendi dışındaki her ne varsa bağlantılı olarak imtihan konusu olacağı ve bu imtihanın kazanımı da kaybedilmesi de kendi lehine ya da aleyhine olacağı gerçeğidir. Yani Allah'a olan kulluğumuz gereği gösterdiğimiz cehdlerin kendi kurtuluşumuz içinliği ne ise, Allah'ın emri ile anne-baba'ya olan vefamız, ilgimiz, hizmetimiz de netice itibariyle kendi kurtuluşumuz içindir

     İstisnalar kaideyi bozmaz kuralından hareketle genelde bütün anne-babalar evlatlarının bu gününü, yarınını düşünürler, endişelenirler ve onların yararına olacağını düşündükleri her ne varsa evlatlarına feda ederler. Tabi bu yarar mevzusu yedirip içirmek, giydirmek ve muhafaza etmek noktasında olduğu gibi, onları kendi düşünceleri ve yaşama biçimleri ne ise evlatlarına da aynısı yansıtmak isterler, dolayısıyla çocuklardan önce ve de onların yerine ebeveynler düşünür ve karar verirler. Çocukların ne yemeleri-içmeleri gerektiğini, neyi nasıl giymeleri gerektiğini, nasıl inanmaları/düşünmeleri/yaşamaları ve hayatın bütününe dair duruşlarını hep ebeveynler yönlendirirler ya da biçimlendirmeye çalışırlar.

    Ebeveynlerin genelde hayatı okuma biçimleri ne ise çocukların da odur, yani bir Kemalist, seküler, Hıristiyan, Yahudi, Budist bir ebeveynin çocukları da aynı kulvarda yürürler veya Müslüman ise çocuklar da hayata o gözlüklerden bakarlar, eskiler"asluhu nesluhu" derlerdi, yani nesiller aslına dönerler/benzerler ve bu genellikle böyledir. Fakat bu asla bir kader değildir, insanların geneli tahkik etmezler, tefekkür zahmetine girmezler, sorgulamazlar, atalarını kuru bir taklitle takip ederler, şeytanın -sınırsız/sorumsuz bir hayatın yaşanılması için- yaptığı vesveseye isteyerek-bilerek tabi olurlar, vahyin deyimiyle akletmezler, fıkhetmezler ve bundan dolayı da üzerlerine pisliğin boca (10/100) edilmesine kendileri neden olurlar.

     Evladın ebeveyne karşı sorumlulukları ve ebeveynin çocuklarına karşı sorumlulukları nedir sorusunu sorduğumuzda bunun en doğru cevabını fıtratları yaratan Rabbimizin kitabında bulmaktayız, fıtratı yaratanın beyanından daha güzel/doğru bir yönlendirme olamayacağına göre bizlerde hayatın içindeki yüzlerce sorulardan bir soru olan bu sorumuzu vahye sormaktayız.

     İlahi hitap olan vahiy bizlere nasıl hayırlı anne-baba-evlat olunacağını nebiler ve salih kullar örnekliğinden hareketle bildirmektedir. Aileye, anne-baba-evlat ilişkilerine, çocukların nasıl eğitilip/yönlendirileceğine ve bütün bu ilişkilere dair hudutları ortaya koymaktadır.

       Genel hatlarıyla ve anlayabildiğimiz kadarıyla maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:

        1- SORUMLULUĞUN VE HESABIN/AKIBETİN ŞAHSİLİĞİ:

    Kulluğun, sorumluluğun, mesuliyetin kendi nefsinden/ben'inden başlaması ve buradan hareketle dışımızda her ne varsa imtihan konusu edildiğinin bilincinde olunması."Allah'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın." 4/36 Bu ayetin içeriği vahyin merkezidir ve bütün nebilerin öncü/öncelikli davetleridir.

    Hiçbir şeyi ortak koşmayın derken sadece cansız putlara indirgenen nesneleri değil, zaten putperestliği üretip pazarlayanların zihinsel arkaplanına bakıldığında görünen şudur ki; kendi elleriyle yapıp-ürettikleri, kendi müşrik algıları ve zulüm düzenlerine payanda olmak üzere istek ve arzularını ‘ruhsuz-işlevsiz’ olduklarını bilerek/gizleyerek kullandıkları putların üzerlerinden yapıyorlardı. Yani hayatlarına müdahale etmeyen-edemeyen, karışmayan ilah(lar) anlayışı vardı ve hayatlarına müdahale etmeyen ve istedikleri gibi ilahlarını kullanan ve onlarla insanları korkuttukları, rant sağladıkları, yönlendirdikleri için ilahlarından çok memnundular.

     Dolayısıyla"O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın" vurgusu asıl ilahlık iddiasında bulunan ve Allah'tan rol çalabilme hadsizliğine soyunan ve Allah'ın hüküm koyma yetkisine ortak ya da aykırı-alternatif hükümler ihdas eden"kanlı-canlı" tağutları, zalimleri kapsamaktadır.

   Sorumluluğun şahsiliği hususuna şu ilahi hitaplarla devam edelim:

  "Doğrusu, hiç bir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez.

     Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur."

   "Şüphesiz kendi emeği (veya çabası) görülecektir.

   Sonra ona en eksiksiz karşılık verilecektir." 53/necm/38..41

  "Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir." 41/46

    Sorumlulukların yerine getirilmesi kaydıyla ebeveyn evlattan evlat da ebeveynden mesul değildir, mesuliyet sorumlulukların yerine getirilmesi ile sınırlıdır ve yerine getirilen görevlerin neticesinde evlat-anne-baba ve yakınların inkârı/tuğyanı kendilerini bağlamakta, dolayısıyla her nefis kendi hesabını vermektedir, yani Hz. Nuh'un oğlundan, Hz. İbrahim'in babasından mesul olmayacak ve sorumlu tutulmayacaktır. Resulullah da kızı Fatıma'ya yaptığı nasihatle imtihanın şahsiliğini şu cümlelerle hatırlatmaktadır."Ey Muhammed'in kızı Fatıma! Kendini ateşten koru! (Babanın peygamber olduğuna güvenme!) Çünkü ben, vallahi Allah'tan sana ulaşacak bir cezanın önüne geçip de seni koruyamam." (Buhari ve Müslim)

   "Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.

  'Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter.'

    Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç bir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiç bir topluluğa) azab edecek değiliz." 17/isra/13..15

   "Biz, her bir insanın kuşunu"kaderini" kendi çabasına bağlı kıldık" Ayette geçen"tairahü""kuşunu" terimi hem bu dünyada hem de ahrette karşılaşacağı her ne varsa şahsen kendi çabasının ürünü/kazanımı olarak anlamlandırılmaktadır. İmtihanın/sorumluluğun ve dolayısıyla karşılığının şahsiliği beyan edilmektedir.

    Arap toplumu, bir şey yapmaya niyetlendiklerinde kuş uçururlar, o kuşun sağa-sola ya da yukarı-aşağı uçuşuna göre anlamlar çıkarırlardı. Bu işleme, kader ve kısmeti belirlemek ve geleceği okumak için başvururlardı. Sonraları da şans-kader-talih-kısmet-uğur ve benzeri isimlerle bu batıl yaklaşımlar daha da çeşitlendirilerek günümüze kadar taşınmıştır. Yani yaşanılan olumsuzlukları, zilletleri şansa-kadere bağlama sapkınlığı insanlık tarihi kadar eski bir aldanıştır.

    İmtihanın/sorumluluğun şahsiliği ve kazanımların/akıbetlerin kulun çabası(zlığı) karşılığı olduğu gerçeğini şu ayetler çok açık beyan ederek düşündürmektedir:

     "Hiç bir nefsin bir başka nefse herhangi bir şeye güç yetiremeyeceği gündür; o gün emir yalnızca Allah'ındır." 82/infitar/19

       "Ey insanlar, Rabb'inizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın." 31/lukman/33

     "Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar; Annesinden ve babasından, Eşinden ve çocuklarından,

    O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır." 80/abese/34...37

   "(Böyle bir günde) Hiç bir yakın dost bir yakın dostu sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister; Kendi eşini ve kardeşini, Ve onu barındıran aşiretini de; Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. Hayır; (hiç biri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir:" 70/mearic/10...15

   "Ne yakın akrabalarınız ne çocuklarınız, kıyamet günü size bir yarar sağlar. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah yaptıklarınızı görendir." 60/mümtehine/3

    Bu dünya hayatında sarıp sarmaladığımız anne, baba, eş, evlat, kardeş, aşiret ve yeryüzünde bulunanların tümünden (kişinin kendi derdine düşmesinden dolayı) hem kaçılacak hem de bütün bunlar azaptan bir an olsun kurtulabilmek için fidye olarak (dünya jargonuyla"satışa" getirilecek) verilmek istenecek ve asla kabul edilmeyecektir. Bu ayetler aynı zamanda Allah'tan başkasına hamledilen şefaat tasavvurunu/beklentisini de kökünden reddetmektedir. (zümer/44'de olduğu gibi)

   O gün, kimsenin kimseye bir yararı olmayacak ve herkes kendi derdine düşecektir.

 

    2- HER ŞEYİN HAYRINI ALLAH'TAN İSTEMEK:

    Her şeyin Allah'tan istenileceğinden hareketle salih ve hayırlı evlatlar bahşetmesi için duada bulunmak tıpkı Hz. İbrahim gibi "Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) bağışla."

    Acziyetini/haddini bilen bir kulun bir nebinin duası böyle olur ve takipçilerinin duası da böyle olmalıdır, çünkü müminler her an yaratmakta olan Allah'a iman etmektedirler.

    Seküler/haddi aşan ve kendini müstağni gören zihinlerin yaklaşımı ise adeta bir eşya yapar gibi, bir çanak çömlek yapar gibi"çocuk yapalım" deyimi ile özetlenen ve yaratılışının nasılını, nedenini, sonlanmasını, akıbetini göz ardı ederek inşa etmeleridir. Bir de küstahlaşarak sahip olduklarını bir veren varsa eğer?! bunu zaten hak edenleriz demektedirler. "Ayetlerimizi inkâr edip, bana:'Elbette mal ve çocuklar verilecektir' diyeni gördün mü?" 19/77 Mekke cahiliyesinin önde gelen şairlerinden ve de zenginlerinden Velid bin Muğire on iki erkek çocuk sahibiydi ve bununla çokça övünmekteydi, o da kendisine verilenleri bir hak ediş olarak görüyordu. Tabi hesap gününde"eyvahlar bize" feryatları onları beklemektedir!

    Anne-baba ve evladı da var eden (42/49,50) Rahman'dır, dilerse bahşeder dilerse erteler ya da hiç vermez.

    Nebilerin ve salih kulların duası/önceliği SALİH evlatlar istemesidir ve "beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut" (14/35) dualarıyla bahşedilen evlatların  Allah'a adanmasıdır.

 

    3- HEM KENDİMİZ HEM SEVDİKLERİMİZ İÇİN ÖNCELİĞİMİZ ATEŞTEN KORU(N)MAKTIR:  Kendimize ve sevdiklerimize göstereceğimiz en büyük yarar/hayır ateşten korunmaktır/korumaktır. "Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır;" 66/tahrim/6

    Sevginin, kollamanın, korumanın, iletişimin ve müdahale edebilme ihtimalinin/fırsatının en yoğun yaşandığı-yaşanabildiği muhataplar öncelikle anne, baba, evlat ile başlayan yakınlarımızdır, dolayısıyla   "(Öncelikle) En yakın hısımlarını (aşiretini) uyar." 26/şuara/214 ilahi hitabı gereği en yakınlarımızdan başlayarak yegâne kurtuluşun olduğu yer olan vahyin gölgesine davet etmektir.

   Yakınlığı, aidiyeti, korunaklığı ifade etme biçimlerinden en öne çıkanı"çocuklarım(ız)" hitabıdır, bu hitabın içinde koruma, kollama, sevgi, varislik, fedakârlık gibi sahiplenmeye dönük yaklaşımlar söz konusudur, kan bağı ile sahip olunan çocuklar doğal olarak sahiplenilir, fakat kan bağı olmayanlara yönelik"çocuklarımızdan ayrı tutmayız" ya da"çocuklarımız gibi görürüz/tanırız/severiz" ifadeleri de sahiplenmeyi, kol kanat germeyi ve kefaleti/desteği içinde barındıran hitaplardır. Buradan hareketle yakın tanış olmanın/bilmenin örneklendirmesini Rabbimiz"çocuklar" tanımı üzerinden vermektedir ve tanımıyorlar gibi davranmamaları için kitap ehlini uyarmaktadır.

   "Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır." 6/20

    Yine Rabbimiz,"çocuklar" tanımı-tasviri üzerinden yakınlığın kotarılamayacağını yine ehli kitap üzerinden bildirmektedir;

    "Yahudi ve Hristiyanlar:'Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz' dedi. De ki:'Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azaplandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır." 5/18

     Allah'ın sevdikleri, korudukları, mükâfatlandıracakları kullar arasına girebilmek için tevhidi bir imanla takvayı kuşanmak gerekmektedir. Kitap ehli"çocuklar" tanımı, benzetmesi üzerinden Allah'a iftira atarak azabı celbetmekteler, çünkü Allah'ın çocuklarıyız benzetmesiyle Allah'a çocuk isnat etmek gibi korkunç bir sapkınlığa düşmekteler hem de Allah'ın kitabını ve elçisini göz ardı etmelerine rağmen Allah'ın sevdikleriyiz diyerek gülünç ve zelil duruma düşmekteler.

 

   4-  ALLAH'A KULLUK VE ANNE-BABAYA VEFA İLE İYİLİKTE BULUNMAK:

   Allah'a kulluktan sonra ve onun gereği olarak anne babaya iyi davranmak emredilmekte, emredilen bu davranışın da"öf" bile deme ve asla"azar dili" kullanma şeklinde muhteşem bir içerikle/özetle/benzetmeyle uyarılmaktadır. "Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara:'Öf' bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki:'Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları terbiye et." 17/23,24

     Anne ve babaya her daim güzel söz söylenilmesi ve vefa duygusuyla merhamet edip alçak gönüllülük kanatlarının gerilerek hidayet üzere olmaları/kalmaları ve esirgenmeleri için dua edilmesi istenmektedir.

   "Vefa imandandır" hadisinden hareketle vefa gösterilmesi gerekenlerin ilk sırasında anne-babanın geldiği aşikârdır. Hatta bu sıralamada anne 3-1 öndedir.

    Resulullah'a sorulur; insanlar arasında kendisine en iyi davranmam gereken kimdir?   Resulullah cevap verir; annen sonra annen sonra annen ve sonra baban.

    Konuyla ilgili müşahede ettiğim ve vefa/vefasızlığa örnek olsun için iki evlat örneği (prototipi) verelim.

    Vefanın ete kemiğe bürünen örneği; yürüyemeyecek durumda olan anacağızını olanca şefkatiyle sırtına alıp KABE'de tavaf ettiren ve mutluluğu yüzüne yansıyan bir evlat ve bu evlattan razı olduğunu"yorgunluktan terlemiş" yüzünü şefkatle/sevgiyle silerek ve öperek gösteren bir anne. Bunu 1995 yılında KABE’yi tavaf ederken bizzat gördüm ve çok hüzünlenmiş ve işte hayırlı evlat demiş idim.

    Vefasızlığın/alçaklığın ete kemiğe bürünmüş halinin örneğini ise; yıllar önce bir tv programında görmüş idim, eline bir battaniye verilip çatıda kömürlüğe kapatılan yaşlı bir annenin hikâyesi; yaşlı kadının oğluna niçin anneni evin içinde bakmıyorsun ve kömürlüğe kapatıyorsun diye soruyorlar, bu soru karşısında aşağılık bir pişkinlikle"ne yapayım hanımım öyle istiyor" diye cevap verebilen bir hain/nankör evlat resmi...

    Anne-babasına vefasızlık gösterenin vefa gösterebileceği hiçbir şey yoktur, bu durumda olanların insana dair, hayata dair, değerlere dair söyleyeceği her şey ikna edicilikten uzak olacağı, hiçbir değere sadakat göstermeyeceği gerçeği tartışmadan varestedir.

   Şiddetle ve öncelikle kaçınılması gereken Allah'a ortak koşma sapkınlığının ifade edilmesinin hemen arkasından anne-babaya iyilik edin emri konunun hayatiliğini vurgulamaktadır.            

      "De ki:'Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." 6/151

 

     5- HZ. LOKMAN'IN EVLADINA VE BÜTÜN İNSANLIĞA NASİHATLERİ:

     Evlat ve ebeveyn ilişkisine dair çok özet ve muhteşem nasihatler öbeği/örneği olan lokman suresinin 13 ve 21 arası ayetlere kulaklarımızı/yüreklerimizi verelim:

    "Hani Lukman oğluna -öğüt vererek- demişti ki;'Ey oğlum/oğulcuğum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." 31/lukman/13 

     Hz. Lokman'ın evladına yönelik bu nasihati ve nasihatlerin sıralama ve önceleme biçimi kıyamete kadar iman iddiasında bulunan bütün ebeveynlere ışık tutmaktadır.

     Ya büneyye/ey oğulcuğum ifadesi evlada duyulan sevginin, ateşten sakındırma adına duyulan endişenin, korumaya/kollamaya yönelik baba şefkatinin dışa vurumudur.

     Evladın muhatap yerine konularak değer verilmesi ve verilen değerin evlat tarafından hissedilmesi ve de nasihatin bu hissiyatın üzerine inşa edilmesi gerektiğidir. Dikkate alındığını ve değer verildiğini hisseden her evlat ebeveynini daha bir dikkatle dinleyeceği aşikardır.

     ----Çocuklara vakit ayırmayan ve mazeret üretenlere anlamlı bir hikaye...

    ("Adam yorgun argın eve döndügünde 5 yaşındaki çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.

 Çocuk babasına, ’Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun’ diye sordu...

 Zaten yorgun gelen adam, ’Bu senin işin değil’ diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk ’Babacım lütfen, bilmek istiyorum’ diye üsteledi. Adam ’İlla da bilmek istiyorsan 20 lira’ diye cevap verdi.

   Bunun üzerine çocuk ’Peki bana 10 lira borç verir misin’ diye sordu. Adam iyice sinirlenip, ’Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat’ dedi.

   Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı. Adam sinirli sinirli ’Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder.’ diye düşündü. Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, ’Belki de gerçekten lazımdı’... Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı... Yatağında olan çocuğa, ’Uyuyor musun’ diye sordu. Çocuk ’Hayır’ diye cevap verdi...

’Al bakalım, istediğin 10 lira. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim’ dedi...

   Çocuk sevinçle haykırdı, ’Tesekkürler babacığım’... Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı. Bunu gören adam iyice sinirlenerek, ’Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?... Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok’ diye kızdı... Çocuk ’Param vardı ama yeterince yoktu’ dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı:

  ’İşte 20 lira... Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?..")                           

      Ateşten korunmanın ilk şartı ve affedilmeyeceği ilahi öğreti tarafından ilan edilen şirkten beri olmaktır. ("Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır." 4/116) Bunun içindir ki, ahireti dikkate alan bir kulun şiddetle kaçınması gereken bir nasihatle başlıyor Hz. Lokman;  'Ey oğlum/oğulcuğum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." Çünkü şirk başlı başına büyük bir zulümdür ve şirki zihinler bütün hayasızlıkların, adaletsizliklerin, vahşetlerin, zulümlerin, egoizmin, kısaca bütün olumsuzlukların üretim merkezidir. Aslında şirkten uzak durmak bütün olumsuzluklardan uzak durmanın-durabilmenin ön şartıdır.

    Hz. Lokman'ın özelde oğluna genelde bütün insanlığa hitap eden nasihatleri şöyle devam eder:

    "Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah latif olandır, (her şeyden) haberdardır.'

 'Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.

 'İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.'

 'Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir." 31/16..19

 

    6- ALLAH'A ŞÜKRÜN ARKASINDAN ANNE-BABAYA ŞÜKRETMEK:

    Anne ve babamız, dünyaya gelişimizdeki sebep (külli şeyin sebebe/her şeyin sebebe bağlı kılınışı) kılınanlarımızdır, onların çocukları üzerindeki hakları çoktur ve bunun için ilahi beyana/uyarıya konu olmaktadır.  Anne ve baba hakkının ne kadar önemli olduğuna

(kendine şükredilmesinden hemen sonra ebeveyne şükredilmesini isteyerek) Rabbimiz şu hitabıyla işaret etmektedir. " Hem bana, hem anne ve babana şükret" 31/14

     Anne ve babaya karşı iyilikle davranılmasını tavsiye eden Rabbimiz bunun nedenlerini ve öne çıkan muhteşem fedakârlıklarını özetleyerek açıklamıştır."Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. Hem bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız banadır." 31/14

     Şefkatle yoğrulmuş fedakârlıkların zirvesi olan anne ve babanın durumunu her insan bilmektedir/görmektedir/yaşamaktadır, yani bu durum ilmel-aynel-hakkel yakin olarak insanlık tarihi boyunca yaşana gelmiştir ve son saate kadarda yaşanacaktır.

      Bir evlat bir baba olarak yaşadığım haleti ruhiyelerden iki örnek vereyim...

     Rahmetli anacığım son yıllarını hastalıklarla ve bir dizi ameliyatlarla geçirdi, kendi sıkıntısını bir tarafa bırakarak bizleri düşünürdü, bir gün hiç unutmam hasta yatağında kollarını açmış kuzum diyerek bağrına bastı ve bizleri çok yorduğunu, üzdüğünü ve çok vaktimizi aldığını söylüyor ve bunun için üzülüyordu, ben de dedim ki; ey anacığım ikimizde imtihana tabi tutuluyoruz, sen sana verilen hastalıklarla sınanmaktasın ben de sana göstereceğim vefayla sınanmaktayım,"yılgınlık yok" inşaallah her ikşimiz de imtihanı kazanacağız derdim her zaman...

   Anne ve baba sevgisinin/saygısının idrakinde olan ve bunu da doyasıya yaşamaya çalışan biri olarak ne zaman evlat sahibi oldum işte o zaman anne-babama olan sevgi ve saygım"hakkal yakin" den hareketle kat be kat daha da arttığını hissettim, çünkü evladıma duyduğum sevginin ve üzerine titrememizin benzerini de bana anne-babam olanca merhametleriyle göstermişlerdi, Rabbimiz, ebeveyn ile evlat arasına öyle bir duygu vermektedir ki bu ancak yaşanılarak anlaşılabilecek bir duygudur, örneğin; bir gün kafamı kapıya hızlıca çarptım ve bir feryat duydum -gitti kafam diye!- fakat feryadın sahibi ben değil anamdı!!, baktım kafasını iki elinin arasına koymuş acı içinde feryat ediyordu, dedim kafamı ben mi vurdum yoksa anam mı?! vurdu kapıya! anladım ki benim canımdan çok onun canı yanmış!...

    Aynı şekilde çocuklarım küçükken hastalandıklarında mesela kötü öksürdüklerinde sanki evladımla aramda bir kablo bağlıymış gibi benim ciğerlerimin söküldüğünü hissederdim, işte Rahman, evlat ile anne-babası arasına öyle bir sevgi bağı koymuş ki, Allahu Ekber deyip hayranlık ve şükrümüzü ifade etmekteyiz. Bu sevgiye en güzel örneklerden biri Yakup as'ın Yusuf'una olan sevgisi/hasreti değil miydi?  "Ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve:'Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım' dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. Ki yutkundukça yutkunuyordu." 12/84

   

    7-  ALLAH'A MASİYET KONUSUNDA KULLARA İTAAT YOKTUR:

    Allah'a masiyet/isyan konusunda kullara itaat yoktur (Buhârî, Cihâd 107)  gerçeğinden hareketle ne emir sahiplerine (nisa 59 ayeti de"sizden olan" emir sahiplerine gösterilecek itaatin şartını Allah'a ve resulüne itaat ve sadakat şartına bağlamış ve masiyet söz konusu olduğunda itaatin asla söz konusu olamayacağı gerçeğini bize göstermiştir.) ne de anne-babaya"Allah'a masiyet" konusunda itaat yoktur.   

   "Bununla birlikte, onların ikisi (annen ve baban) hakkında bilgin olmayan şeyi bana şirk koşman için, sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve bana'gönülden-katıksız olarak yönelenin' yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır, böylece ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim." 31/15

   "Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim."29/ankebut//8

    Mümin bir evladın anne babasına karşı hiçbir zaman erteleyemeyeceği sorumluluğu"dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma'ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin)" ilahi beyanı gereği onlara bakması ve ihtiyaçlarını gidermesidir. Anne babaya gösterilecek itaatsizlik sadece Allah'a masiyet konusunda geçerlidir ve zorunludur.

     Mekke'nin zengin ailelerinden birinin evladı olan ve yakışıklılığıyla, refahıyla, statüsüyle ön plana çıkan Mus'ab bin Umeyr nebevi davete icabet eder ve müslüman olur, ailesi ve özellikle annesi buna şiddetle karşı çıkar ve derhal Muhammed'in dininden dönmesini ister, Mus'ab asla anne! der ve sahip olduğu iman nimetini hiçbir şeye değişmeyeceğini söyler, annesi mirasından mahrum bırakacağı tehdidini savurur ve yetmeyince evlatlıktan reddedeceğini ilave eder bu da yetmeyince kendi canına kıyacağını söyleyerek Mus'ab'ı iknaya çalışır. Mus'ab'ın cevabı; vallahi anacığım bin tane anam olsa her gün biri canına kıysa ben Muhammed’in dininden asla geri dönmeyeceğim demektedir.

     Bir eli yağda bir eli balda misali rahat ve soru(n)msuz bir hayatı arkasına atarak yoksullukla, fedakârlıkla, mücadeleyle geçecek olan bir hayatı bilerek/isteyerek tercih eder ve bunun hakkını da olanca yoğunluğuyla/özverisiyle verir ve nihayet Uhud'da şehid olur. Üzerini tam olarak örtmeye yetmeyecek giysileriyle ve Rasulün dilinden okunan şu ayet eşliğinde defnedilir. "Mü'minlerden öyle yiğit adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiç bir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler." 33/23

     İşte mesele Allah ve dini söz konusu olduğunda geriye kalan her ne varsa değersizleşir, çünkü bir mümin için Allah'ın değer verdikleri değerlidir.

   

     8- ALLAH'A MASİYETTE BULUNAN ANNE-BABA-EVLAT DA OLSA

     BAĞIŞLANMALARI İÇİN DEĞİL HİDAYETLERİ İÇİN FİİLİ DUADA BULUNMAK:

    Kafir/müşrik anne-baba-evlat ve yakınlarımız için Allah'tan bağışlanma dilememiz yasaklanmıştır, onlar için hayatta oldukları sürece hidayetlerine yönelik fiili dualarda bulunmamız, hakikati görmelerine dönük çabalar sarf etmemiz gerekir, inkarlarında ısrar ederek bu dünya hayatından ayrıldıklarında onlar için af dilenilmesi söz konusu değildir ve bu zaten işe yaramayacaktır. Bir resul olan ama aynı zamanda babası için endişelenen bir evlat haleti ruhiyesiyle babası için bağışlanma dileyeceğini söyleyen Hz İbrahim'in  "(İbrahim:)'Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır' dedi." 19/47 bırakın duasının kabul edilmesini, inkârında ısrar eden babası da olsa onun için bağışlanma dilenemeyeceği hatırlatılarak bundan men edilmiştir.

    "Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz. İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu." 9/tevbe/113,114

     Müminlerin duasının nasıl olacağını elçileri üzerinden örneklendirerek beyan etmekte olan Rabbimiz, Hz. İbrahim'in dilinden şu muhteşem duayı bizlere salık vermektedir.

   "Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur. Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü'minleri bağışla"14/ibrahim/40-41

     Müminlerin yaptıkları-yapacakları hatalara dönük bağışlanma dilenebileceği, inkâr eden yakınlarımız bile olsa bağışlanma değil, ancak hayatta oldukları sürece hidayet bulmaları için fiili duada bulunulması gerektiği hatırlatılmaktadır.

    Benzer bir uyarı da bu sefer hem resul ama aynı zamanda baba olan Nuh a.s üzerinden yapılmaktadır, Nuh a.s'da baba şefkatiyle/endişesiyle inkârında ısrar eden oğlu için Allah'a yalvarmıştı."Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki:'Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin." 11/45  Yine Rabbimiz bırakın elçisi olan Hz. Nuh'un duasını kabul etmeyi şöyle uyarmaktadır:

   "Dedi ki:'Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum." 11/46 Rabbinden gelen bu uyarı karşısında Hz. Nuh hatasını anlayarak bağışlanmasını ister;

    "Dedi ki:'Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum." 11/hud/47

     Kurtuluşun/felahın, bağışlanmanın tek çıkış yolu iman etmek ve gereğini yapmaktır, peygamber oğlu olmak ya da peygamber bir babanın evladına (inkârına rağmen) bir yarar sağlaması asla söz konusu değildir, çünkü Allah mutlak adil olandır.

   

    9- SEVDİKLERİMİZİN ALEYHİNDE BİLE OLSA ADALETİ AYAKTA TUTMAK:

    Adaletin ayakta durması-tutulması için her zaman ve zeminde adil şahidler olmak ve asla sözü eğip bükmemek, bunun kendi aleyhimize, anne baba ve yakınlarımız aleyhine bile olsa.

      "Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır." 4/nisa/135  "Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin." 6/152

       

    10- KAFİR/MÜŞRİK ANNE-BABA-EVLAT VE YAKINLARIMIZ

          DA OLSA SEVGİ/DOSTLUK/SIRDAŞLIK BAĞI KURMAMAK:

    Sevgi, dostluk, sırdaşlık, güven, itminan, bütün bunlar iman edenlerin birbirlerine karşı candan/yürekten besleyebilecekleri ve karşılık bulabilecekleri değerlerdir. Bu değerlerin kıstası iman kardeşliğidir ve bu kardeşliğin belirleyeni Allah'a ve ahiret gününe iman etmektir, Allah'a ve hudutlarına sadakat göstermeyenlere karşı (bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun) bu değerlerle yaklaşılması hem aşağı/alçak olanları yüceltmek hem de yüce olana saygısızlık etmektir, çünkü Allah'a ve elçisine baş kaldıranlar/meydan okuyanlar şeytanın yoldaşlarıdır ve şeytanın yoldaşlarına karşı sevgi/dostluk/sırdaşlık kurmak şeytanı dost edinmek demektir.

   "Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir." 58/22

     Bu ayette yasaklanan candan/yürekten bir muhabbetle ilişki kurmak ve sevgiyle dostlukla bağlanmak, sırdaş olmaktır. Anne-baba-evlat ve yakınlara karşı iyilik yapılması, adaletle davranılması, hakikatle karşılaşmalarına vesile olmak adına yumuşak dil/davranış ile yaklaşılması, hayatın idamesine dönük ihtiyaçlarının karşılanarak hizmet edilmesi asla men edilmemektedir.

     Hatta adaletle, iyilikle yaklaşılması gerekenleri anne-baba ve yakınlarla sınırlı tutulmaması ve genele şamil kılınması, ancak din konusunda savaş açanları ve yurtlardan sürgüne zorlayanları dost/veli edinilmesi yasaklanmıştır.

    "Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost (veli) edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir." 60/8,9

    İmana karşı inkârı sevip tercih eden baba ve kardeşler de olsa onları veli/dost/sırdaş edinmekten,onların bulunduğu sapkın konumları ima yoluyla bile hoş görmekten sakınılması gerekmektedir. Ahireti dikkate alanların özlemleri, öncelikleri, önemsedikleri Allah'ın razı olacağı düşünsel/eylemsel yönelişlerdir ve asla bu yönelişe kimsenin engel olmasına müsaade etmezler. 

  "Ey iman edenler, eğer imana karşı inkârı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir. De ki:'Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü’nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez." 9/23,24

   

     11-  ANNE-BABA-EVLAT VE DOĞAL VARİSLİK:

     Eşler birbirlerinin ve ebeveynlerinin, çocuklar da onların varisleridir. Varis ol(un)mak hem vahye göre hem de insanlık tarihi boyunca vahyi göz ardı edenler tarafından da genelde bir hak olarak görüle gelmiştir. "Anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir hisse vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir hisse vardır. Bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir hisse vardır." 4/7

   Sahip olunan mal aynı zamanda miras konusudur, yani herkes bir şekilde az/çok malın ya mirasçısıdır ya da miras bırakanıdır, malın asıl sahipliği onu Allah için harcamış olmakla mümkün hale gelebilmektedir, Allah için harcanılmayan mal ile ilgili sahiplik iddiası söz konusu olamaz, çünkü kişi öldüğü zaman malını yanında götürememekte (yani kefenin cebi bulunmamakta!!!) ve zorunlu olarak varislerine bırakmaktadır, işte bu durumu Hz. Nebi a.s ne de güzel dile getirmiştir:

  "Resulullah (s.a.v) sahabelerine hitaben; siz kendi malınızı mı seversiniz varislerinizin malını mı seversiniz? Sahabeler cevaben kendi malımızı severiz ey Allah'ın resulü derler, Resulullah, sizin kendi malınız Allah için verdiklerinizdir/harcadıklarınızdır, geride kalanlar varislerinizindir der."

   Yukarıdaki Resulullah'ın nasihatini şöyle anlıyoruz; mü'minler örneğin, ceplerindeki yüz liranın yirmi lirasını verdikleri an kendilerine ait olan ya da sahip oldukları miktar yirmi liradır ve o verilen yirmi liraya benim diyebilirler, sahiplenebilirler, geride kalan 80 lira kendilerine ait değildir yani varislerinindir, çünkü her an her saniye ölüm kapıdadır. Ne zaman öleceğini bilmeyen-bilemeyen mü'minler ahirete dönük teyakkuz halinde olmalılar. Ahirete götüreceğimiz-göndereceğimiz Allah için yaptığımız infaklarımızdır ve salih amellerimizdir.

    Rabbimiz, ayaklarımızı sabit kadem kılsın ve müslüman iken canımızı alsın dualarımızla.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yakup Döğer
18.02.2014 01:05

Selamün aleyküm Kemal abim.
Uzunca bir emeğin ve göz nurunun ürünü bir makaleni bizimle paylaştığın için Allah razı olsun.

Senden ricam,uzun makalelerini gerekirse 2 yada 3 bölüm olarak yayınla.Çok uzun olunca okunma oranı düşük oluyor ve önemli tespitlerin olduğu yazılardan uzunluğundan dolayı istifade edilemiyor diye düşünüyorum.Çünkü okuma alışkanlığımız düşük abim.

Kalemine yüreğine sağlık,Allaha emanet olasın.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat