Ümmet Bilinci


Kemal SONGÜR, Ümmet Bilinci

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Ümmet Bilinci

     Kavramların/kelimelerin hem hayata hem de akıbete dönük işlevleri tartışılmaz. Hayat veren ve akıbetlerin hayır olmasına dönük işlevleri olan Kur'an’i kavramların doğru anlaşılması, doğru yaşanılmasını, doğru yaşanılması da akıbetlerin hayr olmasını sağlayacağından dolayı hayati öneme sahiptir.

    Ümmetin içine düştüğü kötü durum asla bir kader değildir.

    Kader demişken bu konu ile ilgili küçük bir parantez açalım, ümmetin bugünkü hali bir kader değildir gerçeğine vurgu yapmak adına;

    Kur'an, kader kavramıyla varlığın yaratılmasının/oluşumunun tesadüflerin eseri değil, ölçü ve bilincin hakim olduğuna dikkat çekmektedir. Kader kökünden gelen ve ölçüye bağlamak anlamında olan "takdir" kelimesi de evren ve içindekilere ait kanunlar, değişmez ölçüler/sünnetullah anlamında kullanılmıştır.

      Kur'an'i hakikati ortada olan "kader" meselesine, sorumluluğu bütünüyle insana ait olan iradi eylemler sonradan (ya ihanetle ya da cehaletle) dahil edilmiştir. Kader kavramı anlam kaymasına maruz kalmış/bırakılmış ve Kur'ani anlamından uzaklaştırılmıştır.   

     Allah, insanın iradeli fiillerine dönük yasasını "Ve külle insenin elzemnehü tairahü fi unugıh/Biz her insanın kuşunu (kaderini) kendi çabasına bağlı kıldık" (İsra 17/13) ilahi hitabıyla şeytani/cahili "cebirci-kaderci" anlayışın batıl/sapkın olduğunu beyan ederek son noktayı son saate kadar koymuştur. Bizlere düşen iman edip teslim olmaktır ve kulluğumuzu kuşanmaktır.

     ÖZETLE: "Beni sen saptırdın"(Araf 7/16) diyerek isyanını/sapkınlığını Allah'a fatura eden cebirci-kaderci anlayışın ilk harcını atan şeytan ve onun sadık takipçileri olan; "Şirk koşanlar diyecekler ki: Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne de atalarımız"(En’am 6/148)  müşriklerdir, cahili zihinlerdir.

     Müslümanların kendi eli ürünü olan aymazlığından kaynaklanan sorunlar ve doğurduğu kötü sonuçlar asla kaderimiz değildir, Allah'ın dinine yardım ettiğimiz ve hayatımıza taşıdığımız oranda Rahman'dan yardım görüleceği gerçeğinin idrak edilmesi gerekmektedir.

     Bu hayatta yapıp ettiklerimizden sorguya çekileceğiz ve vesile olduklarımızdan hisse/pay sahibi olacağız; "Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun o işten kendisine bir hisse vardır. Kim de kötü bir işe aracılıkla aracılıkta bulunursa, onun da ondan kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde Mukit'tir (ihtiyaçları bilen, gözetip karşılığını verendir)." (4-Nisâ 85) Ümmet bilincine ve vahdete yönelinmesine katkı sunarsak bundan bir hissemiz olacak, bölünmelere sebep olan davranışlarımızdan da bir pay sahibi olduğumuzu ve bunun hesabını vereceğimizi bilmek durumundayız.

   Konumuza "ÜMMET" kavramı ile başlayacak olursak;

    ‘Ümmet’ anne anlamına gelen ‘Ümm’ kelimesinden türetilmiştir, bir şeyin ortaya çıkışına, meydana gelmesine, yönlendirilerek terbiye edilmesine, ıslahına veya başlangıcına temel olan köküne verilen isimdir. Vahiyde geçen ‘ümmü’l kitap-kitabın anası’, ‘levh’i Mahfuz’ yerine kullanılmıştır. Bütün ilimlerin oluşumu ona nispet edilir ve bilginin kaynağı/menşei odur. (Zuhruf 43/4) Bütün nebilerle gönderilen mesajların/vahiylerin kendisinden alındığı asıl kitap’tır, onun bir adı ‘levh’i Mahfuz’ (Buruc 85/22), diğer adı da ‘kitab-ı Meknun’dur (Vakıa 56/78), saklanmış-korunmuş bir kitaptadır.

     ‘Ümmet’ sözlükte cemaat, nesil veya topluluk demektir.

    ‘Ümmet’ kavram olarak, kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde ve zamanda veya aynı dine/yola/hayat tarzına uymak suretiyle bir arada yaşayan insan topluluğudur. Vahiy, yaşayan diğer canlılar için de ümmet nitelemesi yapar. ‘’Yerde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın.’’ (En’am 6/38)

     ‘Ümmet’ bazı yerlerde ‘topluluk-cemaat’ olarak ifade edilmiştir, ‘’Sizden, hayra çağıran, ma’rufu (iyiliği) emreden, münkeri (kötülüğü) önleyen bir ‘ümmet’ (topluluk-cemaat) bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.’’ (Ali İmran 3/104) Aynı kullanılışı için, Ali İmran3/113,114, Maide 5/66, Araf 7/159,164,181,  Kasas 28/23 vb.

    Ümmet-i İslam insanlığın her daim hidayet önderidir-rehberidir.

    ‘Ümmet’ kavramı bir boyutuyla ‘imam’ sözünden alınmış çoğul bir isimdir ki, çeşitli insan grublarına  önder  olan ve kendisine uyulan demektir. Bir imamın (önderin) başkanlığı altında sağlam bir topluluk oluşturup, derli-toplu-düzenli bir şekilde faaliyette bulunan ve diğer insanlara önderlik/kılavuzluk yapabilen bir topluluktur. Bu topluluk iman-İslam üzere olduğu gibi, küfür-şirk üzere de olabilir. Yani yönelişler hayır ve salih amel de olabilir, fitne-fesat-sapkınlık da olabilir.

    Topluluklara önderlik edenler nebiler ve takipçileri olan salih imamlar olduğu gibi, Firavun vb. için; (Biz, onları ateşe çağıran önderler/imamlar kıldık, kıyamet günü yardım görmezler. Bu dünya hayatında arkanıza lanet düşürdük; kıyamet gününde de, kendilerinden nefret edilen ve çirkinleştirilmiş olanlardır. (Kasas 28/41,42)ve takipçileri olan sapkınlar da olabilir.

    Kıyamet gününde de bütün insanlar kendi imamlarıyla (önderleriyle-kılavuzlarıyla) çağrılacaklardır. (İsra 17/71) Sapkın olan çağırıcılar ve onların peşinden gidenlerden asla özür-mazeret kabul edilmeyecektir. (Nahl 16/84)

    Istılahta; ‘ÜMMET’ kuvvetli-dirayetli-basiretli-ferasetli bir önderlik kurumunun yönetimi altında bir araya gelen topluluktur. O topluluk rengi-dili-ırkı/kavmiyeti-aşireti-kabilesi-coğrafyası-sınıfı-cinsiyeti-soyu öncelenmeksizin inanç-gaye-hedef yönünden bir köke, bir asıla bağlıdırlar. Ümmet; kalabalıklar demek değil, bilakis inanç, düşünce, duygu, eylem, özlem, aidiyet birlikteliği olan insanların oluşturduğu akıllı-akleden-fıkheden topluluğa denir.

    ‘Ümmet’ kavramı aynı zamanda bir aidiyettir ve başlı başına vahyin inşa ettiği dine/yola atıftır. ‘’Gerçek şu ki,  İbrahim başlı başına (tek başına) bir ümmet idi, Allah’a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi.’’(Nahl 16/120)

    Rabbimiz dileseydi yeryüzünde bütün insanları bir ümmet kılardı (Maide 5/48), ancak insanların denenmesini murad ettiğinden dolayı kullarına irade bahşederek kendi (benliklerine ilham edilen fücur ve takvalarıyla (Şems 91/7,8) seçimleriyle ya İslam ümmetine ya da küfür/inkâr ümmetine tâbi olurlar.

    Her ümmete uyarıcı gönderilmiştir; "Andolsun ki biz her ümmete, "Allah'a ibadet edin ve tağuttan sakının diye tebliğ eden bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yeryüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?" (Nahl 16/36)

 

    Ümmet-i İslam'a dahil olan Müslümanların vahyin belirlediği sabitelerde ayrışması söz konusu ol(a)maz iken, değişkenlerde/füruata ait konularda ihtilafların olabileceğini kabul etmek ve bunların eşyanın tabiatından olduğunu bilmek ve dahi ihtilafları tefrikaya dönüştürmemek zorundadırlar.

    Bu kısa özetten hareketle "aidiyet boyutuyla" yeryüzünde dili-rengi-ırkı-aşireti-kabilesi-coğrafyası-sosyal sınıfı-soyu-cinsiyeti ne olursa olsun İslam’a teslim olmuş, düşünsel ve eylemsel yönelişlerini bu dine göre tanzim edenler İslam ümmetindendir ve vahyin beyanıyla, ‘’Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.’’ (Hucurat 49/10) kelimenin tam anlamıyla KARDEŞTİRLER. Kardeşliği inşa edenler ve titizlikle koruyanlar mü’minlerdir.

    Bu ümmetin parçası olan mü’minlerin öncesini,  sonrasını ve mü’minlerin "ümmetin" olması gereken halini bildiren Kur’an’ın şu ayeti ne kadar muhteşem özetlemektedir.

    ‘’Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle KARDEŞLER olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete eresiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.’’ (Ali İmran 3/103)  (Evs ve Hazrec kabilelerini kışkırtan azılı kafir Şas bin kays'ın tuzağına düşülmesi ve Ali İmran 3/99..106 ayetlerin inzali)

      "Allah'a ve Resulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir." (Enfal 8/46)

    Enfal Suresi 63'den mülhem; kardeşliğin imandan neşet ettiğini ve buradan hareketle Rahman'ın lutfu olduğu gerçeğini bilerek kardeşlik nimetine sahip çıkmak.

    İşte ümmetin kurtuluş reçetesini, izzetin-şerefin kuşanılabilmesi için yapılması gerekenleri, nelerden sakınıp neleri öncelemesi gerektiğini Rabbimiz bizlere bildirmektedir.

    Allah’ın ipine ‘Kur’an’a sımsıkı sarılmak ve mü’minlerin dağılıp ayrılmasına neden olan her türlü cahili pisliklerden şiddetle uzaklaşmak, Allah için sevmek ve sahip olunan her şeyle yardımlaşmak.

    Reçete belli olmasına rağmen, ümmetin bu bölünmüşlük/parçalanmışlık ve hatta birbirlerine kin-nefret duyarak hasım olmalarının ve dahası (en kötüsü) birbirleriyle savaş halinin giderilebilmesi için önce kendi nefislerimizden başlayarakşu nasihatların çokça dillendirilmesi gerektiğine inanmaktayız.    

     Vahdet: Tevhid kelimesiyle aynı köktendir, tevhid birlemek, vahdet de birleşmek/bütünleşmek demektir. Allah'ı birleyenlerin topluca O'nun ipine/kitabına/dinine sarılmalarıdır.

    Korunmuş-korunaklı olan Allah’ın kitabına sarılmalı, şeytanın ve takipçilerinin bütün vesveselerine, yönlendirmelerine, ayartılarına, tuzaklarına karşı Allah’a sığınarak vahye yaklaşmak ve içtenlikle-teslimiyetle ‘’festaiz billah’’ diyerek yönelmek. ‘’Öyleyse Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığın.’’ (Nahl 16/98) Ümmetin dirilişi/kurtuluşu ancak; Kur'an'a önyargısız-amasız-fakatsız-hesapsız-bagajsız ve teslim olmuş bir zihinle yaklaşılmasıyla ve vahyin önerisine-öğretisine-rehberliğine sadakat gösterilmesiyle şahsiyetlerin ve onların oluşturduğu toplulukların ve onların da oluşturacağı büyük-izzetli ümmetin inşası mümkün olsun-olabilsin.

      Ümmet bilinci-kardeşlik bilinci kuşanıldığında ve bu bilinçle mü'minler arasında iletişim-yardımlaşma tesis edildiğinde Rabbimizin yardımının hemen yanı başımızda olduğu görülecektir.

     Mü'minlerin vahdeti ve izzetli ümmeti oluşturabilmeleri için,  ümmet kavramının türediği "ümm" kelimesinin anlam köküne, ortaya çıkışına, meydana gelmesine, yönlendirilerek terbiye edilmesine, ıslahına veya başlangıcına temel olan köküne yani VAHYE dönmesi gerekmektedir ve bu dönüş bütünüyle teslim olmuş, hesapsız-amasız-bagajsız bir dönüş olmak zorundadır.

    Mü'minlerin buluşabilecekleri ve bu buluşmanın getireceği hayırla dünyada izzet-şeref ve ahirette de felaha ulaşabilmeleri için, öncelikle başka tercihlerinin (Ahzab 33/36) olmadığını bilmek, idrak etmek durumundadırlar.

     Yaşadığımız bu zaman diliminde Müslümanların bu günden geriye dönük muazzam tarihi tecrübeleri vardır. Tarihi tecrübelerin içinde nice ayrışmalar, nice savaşlar, nice boğuşmalar yaşanmıştır. Yaşanılan her türlü (zihinsel/eylemsel) olumsuz yönelişlerin ibretlik sonuçları dikkate alınarak, çarenin yegane adresi olan vahye yönelmek-yönlendirmek olduğunu her daim dillendirilmesi gerekmektedir.

     Özetle; Müslümanların koyduğu tuğlalarla oluşan ümmet duvarına, söylemlerimizle-eylemlerimizle ve kardeşler arası gösterilen merhametli yaklaşımlarla, hayra/doğruya davet eden bir kardeşlik ruhuyla bir tuğla da biz koymalıyız, nefsi çıkışlarımızla, ben merkezci enaniyetlerimizle, mezhep-meşrep-kavim-bölge ve benzeri asabiyetlerle ümmet duvarından bir tuğlanın eksilmesine-eksiltilmesine neden olmaktan kaçınmalıyız.

         Ümmetin düştüğü kötü durumun başlıca nedenleri:

    1- Kur'an'ı mehcur bırakması (Furkan 25/30), şeref-izzet bahşeden kitabın gözardı edilmesi (Enbiya 21/10), Kur'an'dan sorguya çekileceği gerçeğinin unutulması (Zuhruf 43/44).

    2- Kur'an'ın tanımladığı Rasulleri-Rasulullah'ı (a.s) ve mücadelesini doğru okuyamamak ve de bu güne taşıyamamak.

    3- Mezhepcilik, meşrebçilik, gelenekçilik/atalar dini ve selefler üzerinden ayrışmaların tetiklenmesi; "Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz." (Bakara 2/134)

    4- Kavmiyetcilik/ulusculuk belası-fitnesi. (Rum 30/22, Şura 49/13)

    5- Bâtıl-batılı-ayartıcı modern kavramların ya da izmlerin rüzgarına kapılmak ya da onlardan meded ummak. Sekülerizm-dünyevileşme-modernizm/postmodernizm. La dini olan insan eli üretimler/izm'ler üzerinden çözüm arayışlarına savrulmak-düçar olmak.

    6- Vahyin inşa ettiği mümeyyiz aklın işletilememesi, din dilinin yenilenememesi, durağan-durgun-şabloncu-hayata müdahil olmayan ve ritüellere indirgenmiş bir din tasavvurunun "DİN/İSLAM" zannedilmesi, çağın nesnesi olunması ve çağa meydan okuyabilecek-öznesi olabilecek bilgi-birikim ve yetkinliğe dair gerekli cehtlerin gösterilememesi.

    7- Sabiteler ile değişkenlerin yer değiştirmesi ya da tersyüz edilmesi. Sabitelerin değişken kılınmasının da, değişkenlerin sabite haline getirilmesinin de zulüm-sapma olduğunu idrak edememek.

    8- İçtihada açık olanın ihtilafa da açık olacağı gerçeğinin göz ardı edilmesi ve ihtilafların nizaya/tefrikaya dönüştürülmesi.

    9- Tekfiri meslek edinen Tekfircilik belası; emperyalistlerin bunu adeta bir "ingiliz anahtarı" gibi kullanarak tefrikayı kolaylıkla tetiklemesi, dahası kör asabiyetin şiddete evrilerek Müslüman kanının akmasına neden olunması. Mü'minler arası şiddeti ve katli amasız-fakatsız-hesapsız-mazeretsiz bir yaklaşımla şiddetle reddetmek ve buna kapı aralayabilecek her türlü söylem ve yönelişten ateşten sakınır gibi sakınmak.

     "Kim bir mü'mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab hazırlamıştır." (Nisa 4/93)

    10- Vasatı-dengeyi-ölçüyü-itidali gözardı etmek, ifrat'a ya da tefrit'e savrulmak, "Böylece Biz sizi insanlara şahid (ve örnek) olmanız için vasat bir ümmet kıldık, Resul de üzerinizde bir şahid olsun." (Bakara 2/143)

    11- İyiliği emir-önerme ve kötülükten sakındırma vazifesini/ibadetini göz ardı etmek, "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır." (Ali İmran 3/110)

    12- Zulmü meslek edinmiş zalimlerin/kafirlerin fasılasız düşman olacakları gerçeğini göz ardı etmek (Furkan 25/31) ve onlarla dost olun(a)mayacağı gerçeğini görememek.

    13- İnfak'ın göz ardı edilmesi ve paylaşımdan uzak durulması; Zamandan, mekandan, hayr üreten bilgiden, helal maldan, sevgiden her ne SALİH AMEL yaparsanız İNFAKTIR..

    Rasulullah'ın (s.a.v) uyarısı/hatırlatması; "Allah için harcadıklarınız sizin, tuttuklarınız varislerinizindir." şeklindedir.

"Onların hidayete ermesi sana ait (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. Hayr olarak her ne infak ederseniz kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz size eksiksizce ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız." (Bakara 2/272)

     Özetle: Şirk zulme gebedir, şirki zihinler zulüm üretir. (Lokman 31/13)

     Adalet Tevhidden neşet eder, vahdet; Tevhidin/Furkan'ın gölgesindedir, Müslüman'ın/ümmetin izzeti (Enbiya 21/10) Kur'an'dadır ve usvetun hasanetün olan Rasulullah'ın izini takip etmede vedahi buradaya taşımadadır.

      Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, yardımı Müslümanların üzerine olsun.

 Kemal Songür'ün İhtilaf Ahlakı ile ilgili yazısı için tıklayınız


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
30.04.2017 16:50
selam ile.
Hüseyin kardeşim, ''eşyalarda takdir edilen özellikleri Allah Sübhanehu ve Teâla'nın yarattığına iman etmesi gerekir.'' demektesiniz. Emenna vesaddakna, elbette yaratan, ölçü koyan, takdir eden Allah'tır. İnsana düşen eşyanın fıtratını doğru anlamak-okumaktır.
Huseyin Şaşmaz
29.04.2017 19:22
işte o cihet o ceht burada...
Vahyin inşa ettiği mümeyyiz aklın işletilememesi, din dilinin yenilenememesi, durağan-durgun-şabloncu-hayata müdahil olmayan ve ritüellere indirgenmiş bir din tasavvurunun "DİN/İSLAM" zannedilmesi, çağın nesnesi olunması ve çağa meydan okuyabilecek-öznesi olabilecek bilgi-birikim ve yetkinliğe dair gerekli cehtlerin gösterilememesi.
***
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat