Soma Faciası ve Acı Gerçekler


Kemal SONGÜR, Soma Faciası ve Acı Gerçekler

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Soma'da yaşananlar üzerine çok şey yazıldı/söylendi."Her yaşanan olay" aynı zamanda yaşananları tasvir edenler için bir turnusol işlevi de görmektedir.

Bu olay üzerine gösterilen tepkiler, dillendirilen söylemler, gösterilen davranışlar sahiplerinin hayatı nasıl okuduğuna dair yeterince bilgi vermektedir. Her düşünce sahibinin hayatı okuma, biçimlendirme ve hayata dair beklentilerini Somada yaşananlar üzerinden verilen tepkiler baz alınarak resimlerinin çekilebileceğini söyleyebiliriz.

    1- Azgın/azılı kemalistlerin, ulusalcıların, sol/sosyalistlerin adeta"ölü seviciliklerinden" hareketle zulmen ölen madenciler üzerinden Tayyip Erdoğan'a duydukları kini/kusmuğu ifşa/faş etmeleri söz konusudur. Bu cenahın fasılasız düşmanlığının asıl kalkış noktası İslamdır/müslümanlardır. Bu cenahın dillendirdiği"işçi hakları""insan hakları" gibi söylemlerinin kocaman bir yalan olduğunu hem yaşadıkları hayat tarzları hem Suriye başta olmak üzere yeryüzünde zulme uğrayanlara yönelik yaklaşımları hem de ataları olan Stalin ve benzerleri (yaşadığı dönemde milyonlarca insanın ölümüne neden olan ve tam bir Firavuni hayat süren bir dikdatör) M. Kemal ve benzerleri (yaşadığı dönemde kendi halkını İstiklal mahkemeleri başta olmak üzere kullandığı değişik araçlarla karşıtı olan her kim varsa -müslüman kürt/müslüman türk- kıyıma uğratan bir dikdatör) olan banileri ispat etmektedir.

    Bu cenahın günümüz silahşörlerinden olan Yılmaz Özdil'in alçakça/zelilce salt Tayyib Erdoğan'a verdikleri destek üzerinden madencilerin ölümünü müstehak olarak nitelemesi bu güruhun insan/işçi haklarına yönelik yaklaşımını resmetmeye yeter de artar bile. Bu cenahın mabad'larına diken batsa TAYYİB KAHROLSUN diye inlerler/ulurlar.
   Gerçekte bu düşmanlığı/hazımsızlığı gösteren beyaz türklerin tek kalkış noktası/nedeni"müslüman" prototipidir.

   2- İnsanı bir meta/eşya olarak gören, en büyük kutsalı kar ve haz olan, hayatı pragmatizm üzerinden okuyan ve buradan hareketle sınırsız/doyumsuz bir hırsla zulmeden kapitalistlerdir. Kapitalizmin ilahı ölçüsüz kazanmaktır ve bu hevayı/ilahı memnun etmek için insanı, doğayı, eşyayı sürekli kurban eder.
Başta ABD-AB olmak üzere bütün kapitalist/emperyalist ülke ve yönetimlerinin kılıf olarak kullandıkları demokrasi-insan hakları gibi söylemlerinin gerçekte tek muhatabı ya da uygulanma alanı kendileri ve ülkelerinde yaşayan yandaşlarıdır, yani"insan" derken,"özgürlük" derken,"eşitlik" derken,"refah" derken sadece kendilerini kastetmekte ve diğer/öteki insanları kendilerine hizmet eden köle olarak görmektedirler. Bir ABD'li, AB'li, bir İsrail'li çocuğun refah/güven içinde yaşayabilmesi için Filistin'li, Suriye'li, Irak'lı, kısaca kendileri için hizmetçi gördükleri ötekilerden binlerce çocuğun/insanın ölmesinin hiçbir önemi yoktur ve hatta gereklidir. Yani bütün mesele"insan ve hayat" tanımındadır.

   3- Kapitalizmin ve sekülerizmin kötü bir kopyası olan TC'nin kurucu felsefesinin izdüşümü yaşadığımız zaman diliminde de arzı endam etmektedir, eskiye kıyasla halkı kısmen adam yerine koyan (17 ağustos 1999 depreminde devlet 3-4 gün sonra oradaydı ve yaptığı da toplanan yardımlarla memur maaşlarını ödemekti) gelişmeler söz konusu olsa da bu coğrafyada kapitalizmin vahşi rüzgarı caridir ve sekülerizmin ayartıcılığı/yozlaştırıcılığı kurum ve kurallarıyla devam etmektedir.

   4- Ağalığın bir başka versiyonu olan sendikacılığın işçinin hakları/güvenliği ile ne kadar kelalaka olduğunun resmi Soma'da yitirilen canlardır!.. kar hırsının insana/işçiye galebe çaldığının resmidir Somada yitirilen canlar!.. madenlerdeki iş güvenliğini masa başında ve işveren sofralarında denetleyen! müfettişlerin vicdansızlığının sonucudur Somada yitirilen canlar!.. Dahası da iktidarın yeterince sorumluluğunu yerine getir(e)meyişinin ve iş güvenliğini öncelememesinin sonucudur Somada yitirilen canlar!..

   5- Kendilerini İslama nisbet edenlerin kahir ekseriyetinin indirilen dine değil de uydurulan dine daha çok yönelmiş olmaları ve insan eli ürünü olan bu faciayı ilahi takdire fatura etmeleri ve vicdanlarını teskin ederek sorumluluktan ya da birilerini sorumlu tutmaktan kaçınmalarıdır.

   6- İnsanlığın/erdemliliğin, adaletin ve izzetli bir hayatın yegane adresi olan İslamın müslümanlar tarafından yeterince temsil edilememesi ve çözüm endeksli söylemlerin ve hayata/insana dokunan pratiklerin etekemiğe bürünememesi, hem birliktelik hem yaşamsal modelliklerin hem de halka yönelik müslümanca dokunuşun sergilenememesi de müslümanların hanelerine yazılabilecek veballerdendir.

   Özetle; herkes/her kesim Soma olayını okurken aslında kendini resmetmekte ve yaklaşımlarıyla ne olduğunu ya da ne olmadığını ifşa etmektedir.
   Bir analiz: Bir yazar kardeşimin adaletli-içten kaleme aldığı ve Somada yitirilen canlara yönelik Allah'tan mağfiret ve yakınlarına sabır dileyen cümlelerle bitirdiği makalesinin altına düşülen şu yorum beni irkiltti. Yorum sahibi"radikal" efendinin sorusunun cevabı kendi cümlesinde mevcuttu."İlkeli duruşla bağdaşır mı? "Soma’da ölen insanlara Allah’tan mağfiret,... diliyoruz." BU yaklaşım Doğru mu?"  şeklindeydi.

    a)- Madende ölenlerin ailelerinin kahır ekseriyeti tesettürlüydü, gariban ve İslamı bildikleri kadarıyla dikkate alan müslüman ahali olduklarına yönelik hüsnü zannı resmetmekteydiler.

    b)- Bu resimden hareketle zulmen ölenlere Allah'tan mağfiret dilemenin"ilkeli bir duruşa" nasıl zeval getireceğini çok merak etmekteyim.

    c)-"İslam geleneği üzerine selam verene sen mü'min değilsin demeyin" ilahi uyarısına rağmen fotoğrafta müslüman ahali görüntüsü veren muhataplara ve onların yitip giden canlarına mağfiret duasından bizi alıkoyacak nedir? Bu muhatapların yakından bildiğimiz İslam düşmanlığı ve reddiyesi mi vardır ve bu bilinmekte midir? Bölgeye gidilip de teker teker bu sorgulanmış mıdır? bu yorumu yazan zat bunu yapmış mıdır? Hangi bilgiyle ya da zanla bu insafsızlığı yapmaktadır. Genele yapılan mağfiret duasına layık olmayanı Allah bilmektedir ve hesabı görecek olan da O'dur. Bundan dolayı duayı yapanlar mı sorguya çekilecek zannedilmektedir.

    d)- Bu coğrafyada yaşayan ve tevhidi bilince ulaşanlarımızın kahir ekseriyetinin anne-baba-akraba ve köylüsünün fotoğrafı Somada görünen müslüman ahalinin bir benzeridir, şimdi yakınlarımızın cenazelerine gittiğimizde (bildikleri kadarıyla islami boyaya boyanan ve emirleri/nehiyleri dikkate almaya çalışan)"ilkeli duruş" adına mağfiret duası yasağı koymaktamıyız? ya da bunu yapanlara engel olmakta mıyız? ya da hiçbir cenazeye katılmayıp"ilkeli duruş" sergilediğimizi mi? zannetmekteyiz. Şahsen benim çokça şahit olduğum sivri dilleriyle soğuk-itici ahkamlar kesen nice tanıdığım iş kendi yakınlarının cenazelerine gelince"kuzu/uyumlu" oluverdikleridir. Dahası ağızlarını doldura doldura meftamız ELHAMDULİLLAH namaz kılıyordu"yeterliliğini" yansıtıveriyor olmalarıydı. 

    e)- Tayyip Erdoğan'a oy verdiklerinden dolayı mı? mutlak ve kesin azabı haketmekteler, bundan dolayı namazda kılsalar, tesettüre de bürünseler azaptan kurtulamayacaklar ya da zımnen müstehaktırlar kabulü ile mi? mağfiret dilenemezler. Sisteme yönelik durulması gereken yeri ve bilinci ne kadar götürdük bu müslüman ve gariban ahaliye? Yılmaz Özdil alçağı madendeki ölümleri salt Tayyip Erdoğan'a destek vermeleri üzerinden müstehak görürken, bu yorumcu zat da cehennemi mi? müstehak görerek mağfiret duasında bulunulamayacağı yönünde ahkam kesmekte acep? Bu nasıl ilkeli bir duruştur anlamak mümkün değil.

     Sözün sonu: Ailemle birlikte Somada defnedilen madencilerin mezarlığına gittim ve oradaki kalabalığa hitaben özetle şunları dillendirdim;
    "Alın terinin, yürek terinin, fedakarlığın, el emeğinin ve helal lokma götürebilmenin sembolü olan alanların başında maden işçiliği gelmektedir. Yerin yüzlerce metre altından hanesine/evlatlarına rızık kazıyan öpülesi eller ve saygı duyulası yüreklerdir onların ki..

     Kapitalist vampirlerin üç kuruş daha fazla kazanma ve iş güvenliğini gözardı ederek maliyeti düşürme hırsına kurban edilen bu canların vebalini ilahi takdire fatura etme yüzsüzlüğü her daim görülegelinmiştir. İnsan eli ürünü olan ve insan hayatını hiçe sayan her üretim ekmeğe kan akıtmaktır.

    Vefat eden Soma madencilerine Allah'tan mağfiret diliyoruz, acılı ailelerine sabır diliyoruz, maliyeti düşürme adına bilerek/isteyerek insan hayatını hiçe sayanların da dünya ve ahirette zelil olmalarını Allah'tan niyaz ediyoruz ve"Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz" duasıyla bitirdim."


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
26.05.2014 12:45
Muradi bey'e
Muradi bey! sizler gibi yaklaşım sergileyenlerin etraflarında bulunan konu-komşu-akraba ve daha genel ifadeyle insanlara yönelik ilişki/iletişim biçimlerinizi çok merak ediyorum. Aslında nasıl yaklaşım sergilendiğini yorumunuzdan tahmin etmekteyim. Bizler davetçi miyiz? kelek kesenler miyiz? ahirete yönelik elimizde bir mühür varda oraya gidenlere yönelik mühürler mi vurmaktayız. Kendimiz için cenneti ''çantada keklik'' mi görmekteyiz.
Hiç unutmam, 19 yaşında İsrail kurşunlarıyla şehid edilen ve 3/195 ayetinin vaadine mazhar olan Furkan Doğan'a ve onun gibilere yönelik, kimi soğuk nevale ''radikallerimiz'' şehid denilemez türküsünü çığırmaktaydılar, çünkü kendileri İHH'nın gölgesinde cehd etmek şehadete gölge düşüren ve hatta imanı sorgulanması gerekenler olarak tanımlamaktaydılar. Şehid A. Kadir Molla'ya dönük salt Bangaldeş'te seçimlere giren bir hareketin önderlerinden olduğu için ve tağutun mahkemesinde yargılanmayı kabul ettiği için MÜNAFIK diyebilen hızlı ama ruhsuz ''RADİKALLERİMİZ'' oldu. Korkarım bunların varıp toslayacağı yer ya İŞİD ya da Boko Haram tarzı bir din algısına düçar olacaklarıdır. Uyarmış olalım.
Kemal Songür
26.05.2014 12:44
Muradi bey'e
El insaf Muradi bey!
Ne radikal denilen insanları tümden suçlu konuma düşüren var na de halkı tümden temize çıkaran var. Makaleden böyle bir sonuç çıkarmak için kendinizi çok zorladınız herhalde. Mağfiret duası için yeterli doneler olduğunu düşünüyorum ve bu duada bulunmak için muhatabın bulunduğu durumu/düşüncesini tümden sahiplenilmesi gibi bir şartın olmadığını düşünüyorum. Yolda ya da bir mekanda karşılaşılan eşi tesettürlü bir aileye hüsnü zandan hareketle ''selamun aleyküm'' demek gibi bir şeydir bu.
Sanıyorum sizin gibiler böylesi durumlarda ya selam vermezler ya da muhataba selam vermeden önce elindeki soru kitapçığıyla imtihana tabi tutar ve muhatap sınıfı geçerse ''selamun aleyküm'' tenezzülünde bulunurlar. Sizler bu soğuk-itici-dışlayıcı tavırlarınızla davette bulunduğunuzu mu? sanıyorsunuz. O madenciler vefatlarından daha iki gün önce elleriyle kömürden kazıdıkları rızıklarını Suriye'li kardeşleriyle paylaşma adına bir tır dolusu erzak to[küfür]arak göndermişler. Artı içlerinde Kur'an halkalarına/sohbetlerine katılarak dinini öğrenmeye çalışanların olduğunu bilmekteyiz.
Muradi
26.05.2014 00:39
Halk Temize mi Çıkmış Oldu?
Sizin yaptığınız yorumlarla radikal denilen insanlar birden suçlu konumuna halk ise içinde bulunduğu hak-batıl karışımı din anlayışına rağmen temize mi çıkmış oldu?
Sizin en azından orada ölen insanlardan imanına ve ameline şahit olduğunuz bir Allahın kulu var mı acaba?
Bunu o insanları kötülemek için söylemiyorum. Ancak müslümanların şehadette bulunurken sahih kriterleri olması gerekmiyor mu?
Halkın din anlayışı ortadayken (tasavvuf kültürü,demokrasi vs.) bazı müslümanların halka yönelik toptancı rahmet,mağfiret dileklerinden kaçınması neden sizi rahatsız ediyor?
Orada ölenlerin veya başka dünyevi işlerde ölenlerin devlet eliyle şehit ilan edilmeleri neden müslümanları rahatsız etmez de sanki bu konuda genel bir uzlaşma varmış gibi kabul görür? Anlamak mümkün değil!
Ben bir müslüman olarak radikallik de olsa cahiliyye anlayışını açıkça reddettiğinden emin olmadığım insanlara rahmet dilemem.
Bununla beraber tek tek insanların içinde bulundukları durumları en iyi bilen Allah olduğu için de bu konuda insanları toptan tekfir de etmem. Allaha havale etmenin en iyi yol olduğuna inanırım.
Fakat; kör ölünce badem gözlü olur anlayışıyla felaketlerde ölenlere güzellemeler düzmenin de doğru olmadığına inanıyorum
Ekrem Altinli
20.05.2014 19:31

Rabbim hem ifratta hem de tefritte olanlara akletmeyi nasip etsin. Selam ola orta yoldakilere...
Sefer Ceylan
20.05.2014 18:51
Bravvo
Kemal kardeşim. Tebrik ederim. Tesbitlerin büyük oranda isabetli.
İslam anlayışı konusunda da sapla samanı, orijinal olan ile kendi şahsi algılarını ayırdedemeyen çok insan var ne yazık ki.
İslam asla kısır, dar, bağnaz kafalara sığacak kadar küçültülemez. Bazı kardeşlerimizde ki "tatmin olmaz" keskin ve radikal çıkışlar, o kardeşlerimizdeki ruhsal sıkıntı ve hastalıkların dışa vurumu olabilir gerçekten. Bunu o kardeşlerimizi suçlamak için söylemiyorum. İnsanın çok kere kendi kendini tedavi etmesi veya tedavi yardımına açık olması gerekiyor.
Rabbim hepimize şifa versin.
Allah yardımcımız olsun her konuda.
Hüseyin Alan
20.05.2014 11:58

Eyvallah Kemal abi, içten gelen serzeniş bunlar. Bir çok şeye değiniyor, haklı eleştiriler getiriyorsun.

Bana öyle geliyor ki bu ülke Müslümanları kötü imtihanlar veriyorlar. Olması gereken yerlerde değil olmaması gereken yerlerde gereksiz tartışmalar üretiyor, gönülleri karartıyorlar!

En çok dikkatimi çekense; müzmin Erdoğan düşmanlığının kimi Müslümanlara da sirayet etmiş olması. Tıpkı İzmir'in CHP'lileri gibi. Fanatizmin bu kadarısı ruh sağlığa zararlıdır.

Eleştirinin de bir ölçüsü, sınırı ve haklı bir gerekçesi olmalı. Genelleme yapmak yerine neyi neden eleştirmek gerektiği açıkça ve dürüstçe belitilebildiği zaman maksat hasıl olur. Aksi halde eleştiri yapıyorum derken zulme sapılmış olunabilir...

Zihin halitamız, düşünüş biçimimiz sağlığa işaret etmiyor. İlişki biçimlerimizden de ölçebiliriz bunu. Beşiktaşın "çarşı ekibi" gibi her şeye karşı olmanın izah edilir tarafı yoktur. Nitekim çarşının kullanışlı muhalefete dönüşmesi bu yüzdendir. İçlerinde iyileri de olmasına rağmen marka, bu sebeple kötüye kullanılabilmektedir.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat