Sisi'ler işini yapmakta! ya Müslümanlar?


Kemal SONGÜR, Sisi'ler işini yapmakta! ya Müslümanlar?

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


'Kanlı Çarşamba' olarak tarihteki kanlı yerini alan 2800 müslümanın katledildiği ve binlercesinin yaralandığı14 Ağustos 2013 günü yaşanan olaylardan dolayı kurulan göstermelik mahkemede 529 müslümanın idamına hükmedildi. İdamların gerekçesi, bir polisin öldürülmesi ve iki polisin öldürülmeye teşebbüs edilmesi ve de kamu düzeninin bozulması olarak belirlendi.

Mısır mahkemelerinin bir benzeri de bu topraklarda bir dönem arzı endam etmişti ve bütün işlevi de infaz kurumu olarak çalışmaktı, İstiklal mahkemeleri ismiyle anılan fakat gerçekte bir kıyım makinesi işlevi olan bu mahkemeler T.C tarihine'utanç/zelil kurumlar' olarak geçmiştir. İnsanlara zulmetme bakımından eşitlikçi bir tavır sergileyen Kemalist/faşist diktanın İslamcı, Alevi, Kürt, gazeteci, alim, entelektüel, gariban halk diye ayırmadan adam astığı İstiklal Mahkemelerini, dönemin Vatan Gazetesi başmuharriri Ahmet Emin Yalman;"Takım takım ölüm cezaları veren ve hükümlerini kimseye sormadan, kimseye hesap vermeden yürüten korkunç ihtilal mahkemeleri." şeklinde resmetmektedir."İstiklal Mahkemeleri" Halk arasında'sanığın tedbiren idamına, ardından yargılanmasına' şeklinde sembolize edilerek ve hicvedilerek özetlenmesi bu gerçeği yansıtmaktadır.

Mısır Firavunu Sisi ve mahkemeleri de emperyalistler tarafından kendilerine biçilen rollleri oynamaktadırlar.
Halkın çoğunluğu tarafından seçilerek iktidara gelenleri alaşağı edeceksin ve buna itiraz edenlerden 2800 kişiyi otomatik silahlarla tarayarak katledeceksin ve de yetmeyecek, bu olaylarda bir polis öldüğü için 529 kişiye de idam cezası vereceksin!.

Senaristlerin/yönetmenlerin (Bunuel'in ifadesiyle:'Öldürülen bir kişiye karşılık 529 insanın idam edildiği bir dünya mı? O kadar film çevirdim, bu kadar sürreelini ben bile hayal edemedim) hayal dünyasını zorlayacak böylesi aşağılık zulüm mekanizmasına karşılık zelil dünya da suskun kalacak!!!
Ümmet coğrafyasına baktığımızda yaşananlar hep benzerlik taşımaktadır. Allah'ın laneti, gazabı ve zorlu azabı Esed, Netenyahu, Obama, Sisi ve benzeri zalimlerin ve de işbirlikçilerinin üzerine olsun beddualarımızın yanısıra zulme uğrayan kardeşlerine yönelik kalbiyle-diliyle-eliyle yardımlaşan müslümanlara da dualar ediyoruz.

 Aslında şaşırmıyoruz ve sadece insan hakları-demokrasi havariliği gibi söylemlerin arkasına sığınan aşağılık/zelil dünyanın fotoğrafının tekraren idraklere sunulduğuna şahidlik ediyoruz. Hevasını ilah edinen tuğyankarların tağutlaşarak icra ettikleri zulümler yaşanmakta ve buna da şaşılmaması gerekmektedir. Çünkü, insanlık tarihi bu tekrarlarla doludur ve 3/21 ilahi beyanı bunu bize hatırlatmakta ve dahi adaleti emredenlerin zalimlerin namlusun ucunda olacağı gerçeğini bildirmektedir.

Adalet ile zulüm, hayır ile şer, hak ile batıl, tevhid ile şirk ve bunların müntesiplerinin mücadelesi sünnetullahın yansımasıdır. Dünya hayatının sistemi böyle kurulmuştur. "İşte böyle; biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter." (25/31) Allah, ümmet-i İslam düşmanlarından da bahsetmektedir; "Onlar hep sizle savaşacak ve güç yetirebilirlerse sizi dininizden vazgeçirmek için uğraşacaklar" (2/217) Bu ayetlerden hareketle şirkin/küfrün ürettiği zalimler her daim müslümanlara engel olmaya çalışacak ve bunu başarmak için ümmet arasına fitne-fesat sokarak ve de birbirlerine hasım edip kırdıracak konuları tetikleyip kendi işlerini kolaylaştırmak isteyeceklerdir. Bunda şaşılacak hiçbir şey yoktur ve Firavun sembolünde olduğu gibi bütün zalimler üzerlerine düşeni ve ellerinden geleni yapacaklardır, dinleri/yolları, çarkları, çıkarları, hazları bunu gerekli kılmaktadır, çünkü müslümanların hakimiyetinin zalimlerin bütün edinimlerini/menfaatlerini yerle yeksan edeceğini çok iyi bilmektedirler.

Asıl şaşılacak ve endişelendirecek husus, müslümanların kendi elleri ürünü olan ve zalimlerin ekmeğine yağ süren yaşadıkları fitne, ayrışma ve dahası-kötüsü birbirlerini hasım görerek fiili mücadeleye/kamplaşmaya/savaşmaya ve de 4/93 ilahi uyarısına rağmen birbirlerini öldürmeye varan zillete düçar olmalarıdır.
Zalimlerin yapıp ettiklerine değil, müslümanlardan sadır olan yakıcı/yıkıcı/soğuk söylemlere şaşırmaktayız/kahrolmaktayız.
Örneğin; Eymen el Zevahiri dahi Mısırlı müslümanlara yönelik İhvan'ın etrafında kenetlenin çağrısı yaparken, buna mükabil selefi nur partisi ve onun gibiler darbenin arkasında durarak müslümanlara ihanet etmişlerdir.
Tekfirciliğin/hariciliğin günümüz versiyonu olan İşid'in sözcüsü Adnani'nin İhvan'a yönelik tanımı"müslüman kardeşler tağutu" şeklindeydi, yani İşid'in gözünde İhvan-ı Müslimin bir tağuttur/tağutiyettir, Bedii'ler, Mursi'ler, kızını şehid veren Biltaci'ler birer tağuttur! Zaten İŞİD denen örgütün Eymen el Zevahiri'yi dahi tekfir ettiği haberi birçok İslami sitede yayınlanmıştı.

 Son olarak yayınlanan açıklamaya göre:

İŞİD Sözcüsü Muhammed Adnani, Furkan Medyası aracılığı ile yaptığı açıklamada El Kaide'nin bir cihad üssü olmaktan çıktığını ve doğru yoldan saptığını dile getirdi. islahhaber.net tarafından yapılan çeviride, şu an için sadece kendilerinin doğru yolda olduğunu iddia eden Adnani mücahitlere taraf seçmesi konusunda uyarılarda bulunuyor.

Gerçekten sapkınlık ve değişim yeterince açık hale gelmiştir, bugünün El Kaidesi artik Kaidetul Cihad değildir ve bir cihad üssü olmaktan çıkmıştır, insanların en aşağıları onları methetmekte, zalimler onlarla flört etmekte, sapkınlar ve yanlış yola iletilenler onlara kur yapmaktadır.
Bugün El Kaide cihadın merkezi olmaktan çıkmıştır, aksine liderleri İslam devleti ve hilafet projesinin imha edilmesi için çalışmaktadır.
El Kaide “ümmet” diye nitelendirdikleri çoğunluk treninin arkasına takılmıştır ve dinleri pahasına duruşunu yumuşatmıştır. Mücahidlerle savaşan Müslüman Kardeşler tağutuna, Allah’ın Şeriatından başka kanunlarla yöneten İhvan’a dualar edilmiş ve onlara yakınlık gösterilmiştir, Ümmet’in umudu olarak lanse edilmiş, kahramanların kahramanı denmiştir. Hangi ümmetten bahsettiklerini veya hangi acı sonuçla karsılaşacaklarını bilmiyoruz.")

Ümmetin baş belası olan"tekfircilik uru" önce tekfir imalarıyla başlamakta ve cümleler/söylemler içine ustalıkla konulmakta ve de sonrasında hastalık bütün bedeni sarmaktadır. Global emperyalistlerin ve yerli uşakları olan yönetimlerin kolaylıkla halkları İslam'a düşman etme noktasında ve ikna sadedinde çokça kullanışlı gördükleri ve de sürekli kullandıkları tekfirci/harici güruhtur. Çünkü, bu kullanma ya da kullanışlı görme hadisesinin arkaplanı şudur; müstekbirlerin gözünde yakın tehlike"İslamın iktidarı" söylemi içinde olan müslümanlardır, orta vadedeki tehlike de İslamı hayat tarzı olarak seçen (bariz emirlere riayet eden ve bariz haramlardan kaçınan) fakat bilinç düzeyinde yeterlilik göster(e)meyen (müstakbel tehlike olarak) geniş müslüman ahalidir. İşte bu fotoğrafın tehlike olmaktan çıkarılması için birbirlerine düşürülmesi ve (zalimler dururken) hasım olarak birbirlerini kırmaları/kıymaları öngörülmektedir.

 Maalesef bu coğrafyada da duymaktan hoşnut olmadığımız ve hatta kahrolduğumuz İhvan'a yönelik kimi söylemler müslümanlardan sadır olabilmektedir.

Mesela; İhvan'ın demokrasi için mücadele ettiğinden ve can verdiğinden, İslamı değil de demokrasiyi savunduğu bühtanından tutun,"Değil Esma, Mısır’ın bütün Esmaları da öldürülse, Mursi’nin/İhvan’ın davası sırf bu ölümler nedeniyle meşruiyet kazanmaz" gibi yaklaşımlara kadar. Bu ifadeleri güncelleştirirsek eğer aslında şu da denmek istenecektir;"değil 529 kişinin idam edilmesi İhvan'ın bütün müntesipleri de idam edilse yine de İhvan'ın DAVASI meşrulaştırılamaz!"

Bu nevi bakış açıları olanların ümmet tanımını ve ümmetin içinde kimleri gördüklerini gerçekten çok merak etmekteyim. Acaba bu çevrelerin söylemlerindeki ümmet tanımına sadece kendileri mi girmekte ve sadece kendileri gibi düşünenler mi ümmet şemsiyesi altında görülmektedir, cidden çok merak ediyorum.

"İhvan-ı Müslimin zillet içindedir" deyip sonra da ölüleri için gıyabi cenaze namazı kılanları, yani"kör öldü badem gözlü oldu" durumuna düşenleri görmekteyiz.
"AKP'nin modelliği"Arap baharı" ile artık meyveye durmuştur, İhvan üyesi Muhammed Mursi'nin Mısırda devlet başkanlığı koltuğuna oturması/oturtulması sonucunu doğurmuştur" şeklindeki veciz! analizler serdederek 11 yıllık AKP serüveninden 85 yıllık hareket olan İhvan-ı Müslimin'in iktidarının! devşirildiğini söyleyebilmek hiç kolay olmasa gerek!!!İhvan'ı değerlendirirken ya da bir yıllık muktedir olamayan iktidarını masaya yatırırken"at gözlüğü" ile bütün analizleri"seçimlere katılma yanlışlığına!" indirgeyip konu edinerek İhvan'ı topa tutan yaklaşımlar sergilenmektedir. Sanki İhvan seçime girmese zulümden azade kılınacakmış gibi bütün meseleyi seçime indirgeyenlerin nezdinde İhvan'a yapılan darbe sonucunda Gazze'de binden fazla tünelin imha edilerek yokluğa mahkum edilmesi, İhvan üyelerinin terörist ilan edilerek öldürülmeleri (İhvan'ın terörist ilan edilmesine ve buradan hareketle seçimlere giremeyecek olmasına sevinen"radikallerimiz" bulunmakta), onbinlercesinin hapsedilmesi, yüzlercesinin idama mahkum edilmesi, mallarına ve edinimlerine el konulması daha az önem arzetmektedir.

    Yine bu genellemeci-indirgemeci ve ötekileştirici söylemlerini dillerine pelesenk eden çevrelerin (ki bu yaklaşım sahipleri güya! Tevhidi koruma, güya! Dini koruma adına yaptıklarını söylemekteler) insaftan/iz'andan yoksun söylemlerine örnekler vereceğim, çünkü bu çevrelerin dillerinde ve kalemlerinde ayar bulunmamakta ve de hiçbir uyarıya kulak vermemektedirler. Onlar iradeleriyle bu pervasız yaklaşımları serdederken bizlerin susması olacak şey değildir.

 Ümmet ve vahdet kavramlarının içini kendi indi çıkarımlarıyla daraltanların söylemleri ve yazdıkları ortadadır.

Vereceğimiz örnekler özelde bu coğrafyada genelde ümmet coğrafyasında yaşananlara yönelik şablonik/sığ/sloganik bakış açılarının ve usul/üslup problematiğinin doğurduğu sonuçlardan ve giderek tekfirciliğe kapı aralayan ve de yardımlaşmaların/nasihatleşmelerin, iletişimlerin ve kardeşlik ruhunun geriletilmesine neden olan yaklaşımlardan uzak durulmasına dönük bir sesleniştir. Verilen somut söylem ve yaklaşımlara dönük örneklemeler hafife alınmamalı ve de bu örneklemelerden yola çıkarak aslında kuru-itici-soğuk-dışlayıcı-şabloncu ve empati fukarası agresif yaklaşımların önüne geçilmesinin önemine inanılmalı, aksi takdirde küçülerek işlevsiz grupçuklar ve birbirlerine sevgi/saygı duymayan bağımsız/duyarsız öbekler"mezarlığına" düçar olunacaktır. Bu da en çok Firavuni sistemlerin işine yarayacaktır.

Ümmet coğrafyasında yaşanan olaylara, gelişmelere, dönüşümlere, çekilen acılara ve gösterilen fedakarlıklara, verilen mücadelelere ve bedellere yönelik bu coğrafyanın müslümanları tarafından analizler, tanımlamalar, tasvirler yapılmaktadır, buradan hareketle olumlu ya da olumsuz tepki gösterilmektedir, dillendirilen söylemler/yaklaşımlar aynı zamanda kişi ve çevrelerin zihinsel kodlarını ve düşünsel arkaplanını ele veren bir"turnusol" işlevi de görmektedir.

Kişileri/yapıları tanımanın en gerçekçi yolu yaşanan kanlı/canlı/somut olaylara yönelik gösterdiği tepkiler, dillendirdiği söylemler ve durdukları yerlerin tesbitidir.

Kişilerin ümmet algısı, merhamet duygusu, kardeşlik bilinci/duyarlılığı, empati yapabilme becerisi, davet usulü bilinci, analitik düşünme yetisi, ehemleri mühimlere önceleme yetkinliği, ihtilaf ahlakı, kardeşliğin ve yardımlaşmanın yaşanılması zemininin"fotokopik zihinlere" indirgenemeyeceği gerçeğini idrak gibi birçok hususta gösterilen yaklaşımlar, kişilerin/yapıların bakış açılarını ele verdiğini görebilmekteyiz.

Buradan hareketle yaşanmış ve yaşanmakta olana yönelik"genellemeci-indirgemeci-şablonik-sığ yaklaşımlara birkaç örnek verelim.

Müslümanların biraraya gelerek ürettikleri düşünsel/eylemsel olarak hayata yansıttıkları her ne varsa hatalardan azade değildir ve olamaz. Mutlaka eksiklikler ve hatalar olacaktır, fakat hataların düzeltilme biçimi yıkıma ve bütünüyle yok saymaya götürmemelidir.

Sene-i devriyesi gelen"mavi marmara seferi" eylemine yönelik tepkilerden bir örnekle başlayalım. Çünkü, bu da bir"turnusol" işlevi görmektedir kanaatimce.

'Uzaktan gazel' okuyan çevrelerin kalemlerinden sadır olan;"Mavi Marmara baştan yanlış olan ve Gazze'ye ZERREİ MİKTAR faydası olmayan hatta işleri daha da sarpasardıran bir girişimdir" şeklindeki söylemlerdir, gerçekleştirilen bir eyleme yönelik dillendirilen bu nevi söylemler aslında sahiplerinin ümmet algısını resmetmektedir. Cümleler kolaylıkla ve pervasızca kurulmakta, neye hizmet ettiğinin farkında olunmamakta, daha kötüsü davet yapıldığı ve uyarı görevinin icra! edildiği zannedilmektedir.

Oysa;"Mavi Marmara seferi" için Halid Meşal'den İsmail Haniye'ye ve Gazze'nin bütün müslüman ahalisi ve dahası bütün bir ümmet coğrafyasının sokaklarında oluşan tepkiler bu insafsız yaklaşımları yalanlamaktadır. Hatta bu yaklaşım sahiplerine şunu da tavsiye etmemiz gerekir; bi zahmet edip Gazze'ye gitsinler, Gazze'nin yöneticilerinin ve halkın gözlerinin içine bakarak bu insafsız yaklaşımlarını dillendirsinler ve alacakları tepkileri görsünler!..
Fakat buna da gerek duymazlar, çünkü doğruların kelek keseni kendileridir, doğru davranışların nasıllığını belirleyen ve temsil eden sadece ben'leridir, Gazze yöneticileri ve gemi saldırıya uğradığında ellerinde Kur'an'larla ve dillerinde arşa yükselen dualarla Allah'tan yardım dileyen Gazze halkı ne bilir ki!? Onlar bilemezler! Onlar doğru okuyamazlar! Onlar akıllarıyla değil duygularıyla hareket eden zavallılardır! Hem Gazzeliler hem Gemideki müslümanlar hem de bu eyleme gözleri yaşlı gıpda ederek destek veren bütün bir ümmet coğrafyasının sokakları ZERREİ MİKTAR faydası olmayan boş-bomboş bir işi büyütmektedirler!

Ümmet coğrafyasında kanları/canları pahasına kardeşleriyle yardımlaşan/yardım götüren müslümanların kalkış noktasını hılful fudül'e (vahiy öncesi bir yapılanma oluşundan hareketle günümüz müslümanlarının yardımlaşmasının vahiyden neşet eden bir çıkarım ve imani bir samimiyet değil de sadece"insani erdem/kaygı" zeminine indirgeyip hılful füdul'a bağlayarak küçümseyen ve hatta olumsuzlayan yaklaşımlar) indirgeyen, dokuz müslümanın şehid edildiği mavi marmara eylemini küçümseyerek şehidlerin hatırasına ve şehid ailelerine ve dahası ümmetin hafızasında (ümmetçiliği tetikleyen) gıpda edilecek bir yere sahip olan bu hayırlı amele gölge düşürülmektedir. Mavi Marmara gazilerinin ortak anlatımı şudur;"Rahman, şehadet balını ağzımıza sürdü fakat bize nasip olmadı" şeklindeydi. Vahyin inşa ettiği kardeşlik kaygısından, canlarını/mallarını infaktan, O'nun rızasını celbetmekten başka amacı olmayanları küçümsemek en hafif ifadeyle insafsızlık ve vefasızlıktır.

"Yardım kuruluşlarının HİÇBİRİ (genellemeci/indirgemeci sığlıklarla hayatı okuyanlar) islami davet kaygısı taşımıyorlar" şeklinde çok cesur! bühtanlarda bulunanlar bu cesaretleriyle hem ahirete yönelik hesaplarını zorlaştırmakta hem yardım edenlerin amellerini küçümsemekte hem de ümmet arasında bu yardımlar vesilesiyle fiziksel temaslara/iletişimlere gölge düşürmektedirler.

Oysa; Nice yardım faaliyetlerinde bulunan ve kanlarını-canlarını ortaya koyan, ehl-ibeytini geride bırakarak aylarca riskli bölgelerde ümmetin derdine derman olmaya çalışan, bu yaptıklarıyla bana göre fiili davetin en güzelini icra eden, mesela, açtıkları kuyular neticesinde sadece bir bölgede bir Rahibin bu yapılanlardan dolayı müslüman olması neticesinde onunla birlikte 4500 hıristiyanın müslüman olması ve dahası ümmet olma refleksinin tetiklenmesine vesile olmaları, 25 yaşlarında bir İHH gönüllüsü bir müslüman gencin bombalar altında Suriyeli kardeşlerine ekmek dağıtabiliyor oluşu az bir şey midir? oraya gidiş nedeni ahirete yönelik bir beklentiden başka ne ola ki, mesela 19 yaşında hayatının baharında şehit olan Furkan Doğan'ın ya da onun gibilerinin İslami davet kaygısı yok denilebilir mi? Şehid Bahattin Yıldız dostumuzun ve Şehid amcaoğlum Cengiz Songür gibi binlerce yiğit kardeşlerimizin yapıp etttiklerini küçümseyen bir ruh halini ve hele güya! Tevhidi koruma adına bu yanlış/insafsız genellemeleri yapanları anlamak mümkün değildir."Davet/tebliğ" dediğimiz şey kürsülerden ve makalelerden sadır sözcüklerle mi sınırlıdır, yoksa hal ile yürek ile yapılanlar davet kategorisine girmemekte midir?
Genellemecilerin salvolarına vereceğimiz örnekle bitirelim, bu da onların ümmet ve müslüman tasavvurunu resmeden bir turnusoludur düşüncesindeyim.

Sistem karşıtlığını ya da sisteme destek olmamayı okuldan, memuriyetten, vergili ticaretten azade olmaya indirgeyen yaklaşım sahipleri."resmi görevli din adamlarına/namaz kıldırma memurlarına haham mı? rahip mi? denileceğini size bırakıyorum" gibi zımnen tümünü haham/rahip olarak nitelemeyi çağrıştıran söylemleri duymaktayız. Çok tehlikeli"genellemeci" yaklaşımlar serdedenlerin muhatapları tasvir ederken tefrik etmeye hiç tenezzül etmemeleri büyük cesarettir! Resmi din görevlisi mesabesinde olan"DİN DERSİ ÖĞRETMELİĞİ" yapanların ve cami imamı ya da Kur'an kursu hocası olanların TÜMÜNÜ aynı sepetin içine koyarak rahip/haham benzetmesi yapmak en hafif deyimle adaletsiz/insafsız bir yaklaşımdır.

Nice tanıdığım"resmi din görevlisi/imam ya da öğretmen/hoca var ki, hassasiyetlerini korumaya çalışmakta, çocuklara ve cami cemaatine yönelik davet faaliyetlerinde eşiyle birlikte cehd etmekte, diyaneti ve sistemi reddetmesine rağmen kimi ekonomik zorluklardan kaynaklı kimi de bir şehirde/kasabada/köyde kendince davete yönelik elverişli ortamların olduğu kanaatiyle/maslahatıyla devam etmektedir. Hangi vicdanla satılmış din adamlarıyla bunları altını kalın kalın çizerek tefrik etmeden aynı sepetin içine koyarak RAHİP/HAHAM benzetmesi yapılabilmektedir.

Özetle, zalimler işini yapmakta ve kendi aralarında ortak payda ve çıkarlarda yardımlaşarak ümmet coğrafyasına zulmetmeye devam etmektedirler.

Müslümanlar ise, ehemleri mühimlere kurban etmeye devam etmekte, dernek-vakıf oluşumu ya da araç olarak kullanılması caiz mi? Öğretmenlik/memurluk gibi konumlarda bulunmak tağuta destek anlamı taşır mı? Vergili ticaret yapmak ve vergi vermek kişiyi dava adamlığından düşürür mü? İmam ya da kurs hocası olmak kişiyi Rahip/haham konumuna düçar eder mi/etmez mi? Sistemin okullarında okumak ve hatta doktora yapmak doğru mu?"Fotokopik zihinlere" indirgenen kardeşlik beklentisinin dışına çıkmak ilkesizlik olmaz mı? Bizim gibi düşünmeyenlerle (müslüman olsalarda) aynı karede gözükmek ve hayırda yardımlaşmak ilkelerimize/duruşumuza gölge düşürebilir mi? Vesaire vesaire ÇOK ÇOK ÖNEMLİ!! sorularla/sorunlarla boğuşmaktadırlar ve muhatapları nasıl ötekileştirebilirim KAYGISIYLA hereket etmektedirler.

Tabi bu durum emperyalistleri kıs kıs güldürmekte ve sevindirmektedir.

Acı gerçeğimiz odur ki, emek vererek tevhidi bilince ulaşan güzide zihinler aynı ölçüde davet usulü/uslubu bilincine yeterince önem vermedikleri gerçeğidir, bundan dolayı çoğalınamamakta ve yeterince ikna edici olunulamamakta. Hele yapılagelen genellemeci/indirgemeci ve empatiyi sürgün eden söylemlerin ve analizlerin, sahip olunan doğruların önüne duvarlar ördüğü gerçeği apaçık ortadadır.

İşin trajik tarafı da, içe dönük sorgulamalar yapılması gerekirken ve zaafiyetlerden ya da davet usulü gözardı edilerek yapılan hatalardan kaynaklı durum tesbitleri masaya yatırılacağına, ekserunnas/insanların çoğu iman etmezler-akıllarını kullanmazlar gibi ayetlerin adeta bir kılıf gibi bir siper gibi kullanılması ve ben'lerin/biz'lerin temize çıkarılmak istenmesidir.

Yine işin trajik başka bir tarafı da, bu uyarıları yapanların duygusallıkla ve reaksiyonerlikle suçlanmasıdır. Oysa, ne davetçi ne de davete muhatap olan birer robot/makine değildir. Hem akıl hem kalp/duygu taşımaktadırlar. Bu dinin hem akla hem de kalbe hitap ettiği unutulmaktadır. Bu gerçeği idrak edemeyen zihinlerin bırakın çoğalmayı, bırakın birlikte hareket etmeyi ve yardımlaşmayı, kendileriyle barışık olmayı başarması bile söz konusu değildir.

Sözün sonu; müslümanların daveti götürürken kullandıkları"genelde" üslup/dil problematiği yüzünden, empatiden yoksun yaklaşımlarından kaynaklı yanlışlardan, iletişim zaafiyetinden, ben merkezciliğinden, içe dönük özeleştiri yapılamadığından, müslüman tasavvurunu indi çıkarımlarla daraltmalarından, elle tutulur/gözle görülür birliktelik görüntüsü veremediğinden dolayı muhataplar nezdinde.ikna edici olunamamaktadır.

Duruşumuzla, örnekliğimizle, merhametimizle, duyarlılığımızla, hasımlığımızı zalimlere, hısımlığımızı da müslümanlara gösterebilen yaklaşımlarımızla yaşayacağımız/yaşatacağımız elle tutulur modelliklerle geliştirilen tevhidi davetlerin muhataplar nezdinde makes bulabileceği gerçeği ortadadır. Bunu başarabildiğimiz oranda zalimlerin korkulu rüyası olmaya adayız demektir.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
30.04.2014 17:50
selam ile..
Evet Yakup kardeşim!
Eleştirilere tahammülsüzlük ve ben merkezcilik, doğru çıkarımların kelek keseni benim/biziz havaları, ümmet coğrafyasında yapılan hayırlı amelleri komploculuğa kurban ederek küçümseyen ve yok sayan yaklaşımlar, her meseleyi ''elfaz-ı küfür'' şablonculuğuyla değerlendirmeler, bedel ödemeden bedel ödeyenleri insafsızca/pervasızca tasvir etmeler, ''dik duruş/ilkelilik'' gibi görüntüye yansımayan, hayata dokunmayan, müdahil olmayan ve çözüm önermeyen söylemlerle önüne geleni ötekileştiren yaklaşımlar, beğenmezük/istemezük'çü tavırlarla hep eleştiren ama eleştirildiğinde de selamı sabahı kesen ve dışlayan haller sergilenmektedir.
Müslümanlara ''merhametli ve adaletli yaklaşın'' ve ''bardağın dolu tarafını görerek eksik olanı usulünce eleştirin'' şeklinde uyarılarda bulunanları da duygusallıkla suçlayan duygu fakiri olan yaklaşımlardan çok rahatsızız.
Selam ve dua ile Yakup kardeşim.
Yakup Döğer
30.04.2014 01:05

Selam ile

Maalesef manzara bahsettiğin gibi Kemal abi.
Müslümanlar artık,kendilerine ilim geldikten sonra,ilimde kendilerince derinleştiklerini anladıktan sonra, bütün stratejilerini eleştiri ve yargılama üzerine kurdular.

İşin kötü yanı ise,eleştiriye tahammül edemez, eleştirilemez oldukları kanısına varmalarıdır.Kardeşçe bir Müslümanı uyarsanızı, yanlışını dile getirseniz,müstağnice tavır alıyor,söylenen söze itibar etmediği gibi,söyleyenide tabir yerineyse yerin dibine sokuyor.

Yapacağımız okadar önemli işler varken,herbiride üzerimize vazife iken,Müslümanlar alabildiğine kendileri ile çatışma halindeler.
Tabiki buda zalimlerin cesaretini artırıyor ve ellerini güçlendiriyor.

İslam coğrafyasının neresine bakarsak bakalım,zulüm,kan,gözyaşı.
İslam coğrafyasının neresine bakarsak bakalım,Müslümanlar arası ihtilaf,çatışma,tekfir.

Ne zaman vahdetten birlikte bahsetsek,büyük büyük cümleler,"Birlikteliğin ilkeleri ne olacak,kim belirleyecek?"Vahdet,nostalji ve ütopya olmuş...yada vahdet bu türlerin işine gelmiyor...çünkü herkesten farklı düşünüyorlar.

Allah sonumuzu hayreylesin ne diyelim.
Kalemine yüreğine sağlık abi.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat