Müslüman’ın Siyaset Tasavvuru


Kemal SONGÜR, Müslüman’ın Siyaset Tasavvuru

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


    Siyaset: İnsanı yönetme/yönlendirme 'sanatı'dır. İnsan sosyal bir varlıktır ve bu soyalitesini yaşayabilmesi için ihtiyaç duyacağı çeşitli organizasyonlara girmesi çok tabiidir. Tarihin her döneminde ve insanların bulunduğu her ortamda siyaset var olmuştur. Yönetici-lider-öncü seçimi/kabulü insanlık tarihi kadar eskidir, bu ister özgür ortam/ihtiyari seçim olsun, ister zora dayalı ya da şeklen/aldatıcı olsun.  İsteyerek/sevilerek veya korku temelli kabul edilsin ya da içine doğulan siyasal işleyişe boyun eğilsin, "siyasal yönetimin" oluş(turul)ması, belirlenmesi ve ona uyulmasının istenmesi 'genel olarak' yaşana gelinmiştir. Siyaset/insan yönetimi ilk çağlarda aşiret, klan ve kabile gibi aynı soydan gelenlerin oluşturmuş oldukları yapılarla dizayn edilmiş, zamanla kendisini şehir devletlerine, imparatorluklara ve modern devletlere dönüşmüştür. Hülasa, insanlığın tarih boyunca ve son saate kadar kendince neyi kabul ediyorsa yönetme/yönlendirme/sahiplenme gibi kaçınılamaz zarureti vardır ve bu gerçeklik eşyanın tabiatındandır.

    Gerçek olan şu ki; hayır ile şer, hak ile batıl, tevhid ile şirk ve bunların müntesiplerinin mücadelesi ve buradan hareketle siyaset etme konumu Sünnetullah’ın yansımasıdır. Dünya hayatının sistemi böyle kurulmuştur. "İşte böyle; biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter." (Furkan 25/31)

     İslam; kalkış ve varış noktası tevhiddir, güzel ahlaktır, ibadettir, infaktır, adalettir/itidaldir, hayatın bütün saha ve safhalarına müdahil olan bir din'dir/hayatı okuma-yaşama-yansıtma biçimidir, yani İslam SİYASETİN ta kendisidir.

     Siyaset etme biçimini/kabulünü "reel siyaset" "ideal siyaset/müslümanca siyaset" şeklinde ikiye ayırmak mümkündür:

     Reel siyaset: Yürürlükte olan ve onun belirlediğine sadakat göstererek siyaset etme biçimi olarak özetlenebilir. Hükümet/devlet politikalarını ahlaki kaygılardan arındırarak siyasal kararların gücün gereklerine göre ayarlanması gerektiğini ve yegane ölçünün başarı olduğunu ileri süren, gözetilen tek hedefin ulusal ya da sınıfsal/gurupsal çıkarların elde edilmesi ve yükseltilmesi olan, insanlık, idealler, din, yardım, paylaşım, adalet, eşitlik vb. kavramları göz ardı ya da tersyüz eden, reel politik' de zayıf olan harcanır ve güç/kazanç/başarı tek ölçüttür yaklaşımını benimsemenin adıdır.

Reel siyaset; makyavelist/başarı için her yol kullanılabilir ve her kılığa girilebilir yaklaşımını benimseyen, pragmatist/çıkarına hizmet eden herşey mübahtır ve tek ölçü dünyevi çıkarlardır anlayışını kabul eden, sınırsız/ölçüsüz/değersiz yaklaşımlarla ve hedeflere eldeki olanaklarla, kısa ve emin adımlarla ulaşmayı önceleyen, eldeki olanakların dışına çıkarak ve risk alarak hareket etmeyen, herhangi bir ideale veya kurama bağlanmaksızın mevcut realiteye uygun şekilde amaçlarını gerçekleştirmeye çalışan "siyaset etme" biçimidir.

Bu coğrafyadaki reel siyaseti/politikayı ve pratikteki görüntüsünü Kemal Sunal'ın başrolde oynadığı "zübük" filmi çok güzel resmetmektedir. Sağ-kavmiyetçi-sol-kemalist-liberal partilerin kahir ekseriyeti ideolojik fotoğraftan çok "zübük" tiplemesini resmetmektediler.

     Reel siyasetin içinde olmasına rağmen; islami aidiyet iddiasında bulunan ve yaşamlarıyla "namaz-oruc-hac-zekat-tesettür gibi bariz emirleri önemseyen/yerine getiren ve içki-kumar-zina gibi bariz nehiylerden uzak duran/sakınan" ve ahalinin destek verdiği siyasilerin kahir ekseriyetini ve öncü kadrolarını (mnp-msp-rp-fp-sp-akp) "zübük" tiplemesinde resmedilenden ayrı tutulacağı ve onlara yöneltilecek eleştirilerin ya da reddiyelerin konusunun farklı olduğu gerçeğini (haksızlık etmeme adına) ifade etmek zorundayız. Laik rejimi içeriden dönüştürme, değiştirme ve Müslümanlara yapılan baskıları azaltma, dindarlara alan açma gibi kasıtlarla kurulan ya da iddia edilen partilerin ve kurucularının nihayetinde sisteme eklendikleri gerçeği ortadadır. Halkın görece yararına olacak kimi pratiklere imza atmalarına karşın, İslam noktai nazarından bakıldığında gayri İslami rejim hayatiyetini kurum/kurallarıyla sürdürmektedir. Yöneticilerin alnı secdeye varanlardan olması ve "iyi niyetli olması" bu gerçeği değiştirmemektedir.

     Hayatı/insanı okuma biçimi, değer yüklemeleri, ideolojik kalkış noktası, aidiyet/teslimiyet olarak dayanılan ve refere edilen düşünsel doktrin baz alınarak siyaset etme biçimi olarak her ideolojik yaklaşımın kendince belirlediği "ideal siyaset" yüklemesi vardır ve bunu baz alan her yaklaşım kendi sınırlarını çizmekte ve bu sınırlara uyulmasını istemektedir.

    La'dini/seküler olan insan teki yanılmaya ve önceki tasavvurlarını yanlışlamaya, yanlı davranmaya ve her daim şirkten neşet eden zulmü işlemeye mahkumdur, çünkü şirkten adalet sadır olmayacak ve "ideal siyaset!" kabulü zamana/zemine göre değişecek ve bu değişimi de "ideal siyaset!" avunusuyla hayata taşıyacaklardır.

    Her düşüncenin adalet-meşruiyet-hukuk tanımı farklıdır ve pek tabi Müslümanın da bu kavramlara yüklediği değer farklı olacaktır.

     Müslümanın "ideal siyaset" tasavvuru: Sınırlanan/sınırları olan Müslüman’ın siyaset tasavvuru; ilahi değer yüklemesinden neşet ettiği için eskimez/eskitilemez/yanlışlanamaz ve değiştirilemez, (tarihsel şablonizmden uzak vefakat içeriğe/mesaja mutlak sadakat ile) zaman/zemin ve realite buna güç yetiremez, çünkü fıtratı-zamanı yaratan unutkan ve yanlışlanan değildir, insanın hayrına yönelik mutlak hakikate mebni kuralları koyan O'dur, yaratıcının bariz emir ve nehiyleri hem bu hayatın huzuru/adaleti için hem de ahiretin felahı için hayat bahşetmeye devam ettiğine teslim olmaktır şeklinde özetleyebiliriz.

   Toplumun İslami boya ile değişmesi ve sonrasında yönetimin İslamileşmesi gerçeği/mümkünatı zamanlar üstü hakikatin tecellisidir (13/11). İnsanlık tarihi kadar eski ve eskimeyen nebevi mücadele gerçekliği işte budur. Nebilerin varisleri olan Müslümanların bu gerçekliği göz ardı etmeleri düşünülemez. Mücadelenin Allah için olması gerektiği gibi, mücadele zemininin de Hududullah'a uygun olması gerekmektedir. Batıl olan sahiplenilerek ya da sahipleniliyor gözükerek hakikatin-adaletin inşası mümkün değildir. Sefer ile emrolunan zafer ile yükümlü değildir ve zafer sefere çıkanların payına düşmektedir.

   Hayata ve işleyişine dair özelden genele/bireyden topluma/en küçük oluşum olan aileden ve en büyük oluşum olan devlete kadar bütün ilişkilerimizi vahyi referans alarak çözümlemeye çalışmak "müslümanın ideal siyaset" tasavvuru olarak tanımlanır ve bunun zıddı vahyi göz ardı eden çözüm arayışlarını da "müfsid siyaset" olarak görüleceği tartışmadan varestedir.

    İslam; hayatın bütün sahalarını/safhalarını kuşatan ve müdahil olan bir Din' dir.  İnsana-hayata-topluma-yönetime ve bunların eşya ile ilişkisine müdahale eden, şahsiyetin, ailenin, sosyal/içtimai hayatın, ekonominin, paylaşımın, devlet yönetiminin, adaletin, özgürlük sınırının, cezai müeyyidelerin, yaratıcı ile yaratılanın ilişkisinin, dünya ve ahiretin nasıl okunacağına yönelik düşünsel/eylemsel yönelişlerin neliğine-nasıllığına dönük önermeleri ve emirleri/nehiyleri vaaz eden bir din'dir. Buradan hareketle siyaset bu dinin özüdür, hayata müdahil olan ve olunmasını mü'minlerine/müslimlerine emreden bu dini siyasetten ayrıştırmak ruh ile bedeni birbirinden koparmak demektir.

    Nefes alıp veren, hayatla/eşya ile bağ kurma iradesini yitirmemiş, onur/izzet/şeref ve değer kaygısı taşıyan ve bunu vahyin gölgesinde tanımlayan herkes yaşadığı ortamla ve de ortamın gündemiyle ilgilenecek, şahsının, ailesinin, kardeşlerinin, toplumun geleceğine dönük endişeler taşıyacak, dünya hayatında adaletin tesisi ve ahiretin felahı için mücadele edecek, kısaca insanı yönetme/yönlendirme olarak tanımlanan siyaseti ve bunu yapma nedeni olan kulluğu kuşanacaktır.

    Hayatın bütününü tanımlayan ve müdahil olduğunu beyan eden bu dinin mü'minleri/müslimleri dinlerini parçalamaktan Allah'a sığınanlardır ve hayatın tümüne müdahil olmayı ibadi sorumluluk olarak görenlerdir. Siyaseti her alana teşmil eden ve zirvesini de toplumun tümünü etkileyen devlet yönetimi olarak tanımlayanlardır. Emr-i bil'maruf ve nehy-i ani'l münker sorumluluğunun en geniş/kuşatıcı işlevselliğini siyaset etme yeri olarak yönetimde/yönetmede görenlerdir. Hayat bahşeden ilahi hükümlerin, adaleti inşa eden ilahi beyanların icra edileceği yerin İslami siyasal yönetimde olduğu gerçeğini bilenlerdir.

   Reel siyasetin verili realiteye mahkum olduğunu, makyavelist, pragmatist ve tek ölçütünün başarı/kazanç olduğu gerçeğini dile getirmiştik. Reel siyasetin meşruiyet ya da hukukilik tanımı kendinden menkul olacağı ve kendi elleri ürünü olan pozitif hukuktan neşet etmesi gereğidir ve bu gerekliliğe uymayan her ne varsa gayrimeşru olduğu kabulüdür.

    Oysa; Müslümanın düşünsel/eylemsel hayatı ise hududullah ile sınırlıdır ve hayatın özü olan siyaset etme biçimi de bu sınırlara tâbidir. Müslüman yalan söyleyemez, kandıramaz, zulmedemez, makyavelist olamaz, bilerek haksızlık yapamaz, münkeri araç olarak kullanamaz. Firavunun koltuğunda oturarak ve kurallarına sadakat göstererek siyaset yapamaz, hedefe ulaşmak için reddettiği batıl yaklaşımları görmezden gelerek ve dahası olumlayarak hakikati erteleyemez/gizleyemez/sündüremez, kimliğini gizleyerek kimlik inşasına giremez.

    Müslüman tasavvurundaki siyaset etme biçiminin sacayaklarını şöyle sıralayabiliriz:

    1- Hakikat-Tevhid. Vahyin tümü bu temele dayanır.

    2- Kitap/Vahiy ve ondan neşet eden Adalet/mizan ve de buna hizmet edecek olan Hadid/Güç (57/25)

    3- Merhamet, şefkat.

    4- Ehliyet, liyakat. (4/58)

    5- Meşveret/şura. (42/38 (3/159)

    6- Allah'a masiyette kula itaat yoktur ve kula itaatin kaydı/sınırı Allah'a ve Resulüne sadakat ile sınırlıdır, sadıklara/ululemre itaat. (4/59)

    7- Naslar sınırlıdır, olaylar/problemler sınırsızdır, 33/36 ilahi emri gereği hükmü belirlenmiş konularda kullara tercih hakkı bırakmazken, tercih hakkı bıraktığı konularda vahyin gölgesinde aklımızı kullanmamız (10/100) istenmektedir. Nasların metinsel sınırlılığı sınırsız olaylara yönelik hâşâ yetersizliği değil, bilakis nasların formülasyon ve kıstas mercii olarak tanımlanması ve de bir ayet olarak var kılınan aklın bu kıstasa göre işletilmesine duyulan güvenin göstergesidir.

    "Hüküm yalnız ALLAH'ındır" (12/40) demek insanların da belirli konularda kurallar koyamayacakları anlamına gelmez. Kur'an bu kaideyi hükmü belirlenmiş konulara/sınırlara yani hududullah'a hasrederken "insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin" 4/58 ilahi beyanıyla da hududullah'a muarız olmamak kaydıyla insanların kanun/yasa/yasak koyabileceğini anlamaktayız. İnsanın tekamülü ve hayatın gerçekliği bunu zaten doğrulamaktadır. Örneğin; kısa süreliğine trafik kurallarının yürürlükten kaldırıldığını düşünelim, ortaya çıkacak sadece kargaşa değil çokça can kaybının yaşanacağı gerçeğidir, trafik kurallarını takmayan ve memur tarafından durdurulan birinin cevabi olarak bu kurallar Kur'anda yoktur ve bu beni bağlamaz demesi/diyebilmesi artık dinin değil tımarhanenin konusu olacağı tartışmadan varestedir. Bu uç örneği düzenin gerekliliğine vurgu yapmak için verdik, daha somut olarak eğitimden sağlığa, güvenlikten sosyal hizmetlere, ekonomiden siyasal işleyişe kadar teşmil edilebilir. Müslüman toplum düzensizliği/anarşiyi değil, bilakis dertli toplu düzeni temsil eder, düzenin referans kaynağı vahiy/Kur'an olması kaydı ile.

    Yoksa vahiy, ne trafik kurallarına:):), ne şehir yapılanmasına, ne belediye hizmetlerine!, ne ticari üretim araçlarına, ne sosyal hayatın işleyişindeki detaylara, ne insanların nerede nasıl oturup-kalkacaklarına, neleri yiyip-içeceklerine (haram olmamak kaydıyla), nasıl seyahat edip nasıl dinleneceklerine, aslolan mübahlıktır kuralından yola çıkarak alabildiğine çok yoğun olarak bahşedilen helal olan dünya nimetlerinin kullanılmasına (israf olmamak kaydıyla), meşru olan her türlü sevgiye, muhabbete, helal olan cinsel hazza, her türlü insanın yararına olan eşyaya/metaya, kısaca toplumsal hayatın işleyişine dair üretilen meşru/maruf olan kurallara/yönelişlere müdahale etmemektedir.

     Siyasal işleyiş ve yönetimin seçimi de zamana-zemine-şartlara göre belirlenebilir, bu belirleme seleflerimizin (raşid halifeler dönemi gibi) tecrübelerinden yararlanarak ve yeniden üretip ekleyerek yapılabilir, ilahi olanın belirlemediği ve sınırlamadığı ne varsa değişkenlik arzeder ve bu da hayatın tekamülü ve de gerçekliğiyle doğru orantılıdır. Seleflerimizin yaptıklarına şabloncu/şekilci yaklaşarak ayniyle buradaya taşımak hem çok zor hem de gerekli şart değildir, gerekli ve ertelenemez olan usulde ve asılda referansın İslam olmasıdır. Yani, seçilenlerin vahye sadakat gösterenlerden olması ve seçenlerin de adalet zemininde ve de rızasıyla seçmesidir.

   Biz müslümanların var olan reel/verili siyasete karşı olmamızın nedeni seküler temelli oluşu, seçeneklerin batıllığı ve batıl olan seçeneklerin yüzdeler üzerinden iktidara ge(tiri)lişi, işleyişi, en önemlisi müslümanların hakikatten başka bir seçeneğe/seçime ya da alternatife geçici de olsa asla razı ol(a)mayacağıdır. Çünkü müslüman için (33/36) ilahi beyanı gereği hükmü belirlenmiş öğretiler dışında ve ona rağmen seçim/tercih hakkı yoktur.

     Özetle; Yukarıda sıralanan maddelere sadakat göstererek hayatı okuyan ve siyaset biçimini bu kayıtlarla sınırlayan Müslümanlar özgüven içinde üretim yapabilirler ve yapmalıdırlar.

    Sözün özü; Müslümanların seç(il)meye/siyaset etmeye yönelik yaklaşımı ve sınırları şudur; ilahi öğretinin vaaz ettiği toplumsal hayatın düzenlenmesindeki temel kurallara, emir ve yasaklara, adalet, ahlak, insan onuru vb. kıstaslara uyulması kaydıyla Müslümanların kendi aralarından şura ile seçecekleri (yani seçimlerle) bir yönetimle hayatı düzenlemelerini ve aralarında istişareyle hareket etmeleridir. Vahye göre Müslümanların kendi aralarında her türlü problemin hallinde ve yönetim mekanizmasının teşkilinde şura ile haraket etmeleri gerektiği ve bundaki kıstasın da vahyi dikkate alan ehil mü’minlerin seçilmesidir.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
04.11.2016 11:09
selam ile..
Eyvallah Yalçın ağabeyim, güzel duaların hepimizin üzerine olsun.
Yalcın İçyer
02.11.2016 16:26
Meselelere vahyin pencersinden bakma doğru olandır
Sevgili Kemal oldukça önemlibir noktaya deyinmişsiniz. Emin olun özellikle ve islam dünyasında günbe gün hak ve batıl karışıyor. Elhemdulillah ki elimizde 17/9 da tarif edilen vahyi kitabımız varda o bize sizin de ifade ettiğiniz gibi hayatın tümalanlarında ışık tutuyor. Elin ve kalemin mübarek olsun.
Kemal Songür
09.10.2016 12:07
selam ile..
İkiyüz yıldır din hayattan/siyasetten kovulmak istenmekte ve TC'nin eliyle de Laisizm silahıyla İslam'a karşı savaş vermektedir, laisizm son 5-6 yılda söylem bazında kısmen gerilere düşmüştü, lâkin din soslu (ABD'nin yönlendirdiği ve yerel sekülerlerlerin/kemalistlerin destek verdiği) fetö taşaronluğunda icra edilen darbe girişimi ve başarısızlığından sonra koparılan ''laiklik limanına sığınalım'' yaygaraları ve en acısı da kendilerini İslam'a nisbet ettiğini en azından dillendiren cenahların yandaş medyada suskun kalmaları ya da ılımlı laikliği savunmaları çok iğrenç bir durum arzetmektedir.
Din'i siyasete, ekonomiye, ceza hukukuna, sosyal hayata müdahale ettirmek istemeyen ve ritüeellere hapsetmenin mücadelesini veren, kısaca hayattan kovan kim olursa olsun lanetlidir.
Katkın için Allah razı olsun Yakub kardeşim, selam ve dua ile.
Yakup Döğer
09.10.2016 08:25
Siyasi şuur
Kemal abi önemli bir konuya değinmişsin. Allah razı olsun. Hele ki bugünlerde, din ile devleti, din ile siyaseti, din ile hayatın pratiğini birbirinden ayırma çabası içerisinde olanların arzı endam ettikleri yeryüzünde, dikkate alınması gereken siyaset kavramını gündeme taşıman çok isabetli ve yerinde bir çabadır.

Dini ve Kur'an'i kavramların siyasi bir karşılığı yoktur diyenlere karşı, Müslümanlar kavramlarının neye karşılık geldiğini gündem etmelidir.
Kalemine yüreğine sağlık abim.
Kemal Songür
07.10.2016 14:58
selam ile..
Katkın ve ilgin için teşekkür ediyorum değerli Levent kardeşim.
L.çavuş
07.10.2016 13:02
2
Bu gün bütün dinler, ideolojiler, eğitim-öğretim performansları, bilgi üretim, bilgiişlem ve iletişim mekanizmaları teknoloji-bilim ve medya bu işe koşulmuş durumda. Bloklar halinde Allah’ın kulları bu sahih olmayan siyasetle kurulu yönetim itaat ilişkileri içine gömülüyorlar. Tabi onlarla beraber değerleri, örnek önderleri, kitlelerin ömürleri de bu keşmekeş içinde dönüştürülüp tüketiliyor. Bu gidişe dur diyecek elbet Müslümanlardır ve öncelikle bir farkındalık oluşturma ve örneklik çabasında bulunmak gereklidir. Sahih olanla olmayanın karmaşıklaştırıldığı günümüzde Yazının bu manada uyarıcı, açıklayıcı işlevini önemsiyoruz. Eline sağlık Kemal abi.
L.çavuş
07.10.2016 12:59
Katkı Mahiyetinde
Selam ile; 1
Günümüzde yönetim itaat ilişkileri yani siyaset tarihte okuduğumuz, menkıbevi bir şekilde anlatılan, nefsi menfaatlere dayalı olsa da harbi, tabiri caizse delikanlıca yürütülmüyor. Belki de hiçbir zaman bu şekilde yürütülmedi ama biz yani toplumun olan biteni idrak ve kavrama fırsatı verilmeyen anlayışı bulandırılan sınıfları, oluşan yönetim itaat ilişkilerini nasıl gösterildiyse öyle anlamaya yatkın hale getirildiler-getiriliyorlar. Müslümanlığın maalesef bugün siyaset denince genel manada anladığı budur.
Günümüzdeki yönetim itaat ilişkisi ise fıtri olarak adaletten ve haktan yana olan insan topluluklarına adil ve haktan yana bir yönetim itaat ilişkisi kurulduğu ve veya işleyip durduğu ilanıyla kitleler Müslümanlık adına itaatten ayrılmamaya, bağlılığa çağırılmaktalar. Ülkemizde de dünyanın bugün diğer memleketlerinde de kurulup siyasetle işletilen yapılar kendilerini haktan yana, adaletten, eşitlikten, kardeşlikten yana toplum İslam’ı önemsiyorsa İslam’dan yana olmakla ilan ederek işleyen sisteme sorun çıkmamasını sağlamaya çalışmaktalar.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat