Medeni(!) Batı ve"Bedevi" IŞİD


Kemal SONGÜR, Medeni(!) Batı ve

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Sözcük bakımından "Medeni" kelimesi, "bedevi" kelimesinin zıddı olan bir sözcüktür. Bedevi, çölde veya kırda çadır hayatı yaşayan göçebe hayatı süren kimsedir. Medeni ise şehirde yerleşmiş, terbiyeli, görgülü, uyumlu, saygılı demektir, yani bedevi ve kaba-sert olmayan demektir. Medeniyet; barbarlıktan sonra gelen yaşam biçimi, şehirleşme ve iş bölümü artışı, kültürel geleneklerdeki çeşitlenme, okur-yazarlığın artması, birlikte sanatsal, dinsel ve törensel yaşamda çoğulculuğun görüldüğü yaşam merkezi olarak tanımlanmaktadır.
    Medenilik ve bedevilik yaşam alanlarıyla tanımlanılmasından ziyade hayatın nasıl okunduğuna, insan ilşkilerinin nasıl kurulduğuna karşılık gelir. İslama göre ise nerede yaşadığın değil, nasıl ve hangi ölçüleri dikkate alarak yaşadığının önemi vardır. 
    Batı, insan tanımında ve insan ilişkisinde hiçbir zaman medeni olmadı, dahası teoride ürettiği "görece insani olan" hiçbir üretimini genel pratiğe yansıtmadı. Batının "insan" tanımı genel değil özeldir, yani batı insan/insan hakları derken, özgürlükler ve paylaşım derken kendini kastetmektedir, sorumsuz/sınırsız bir hayatı sürebilmek için kendi cinsinden olan insan tekini hiçbir sınır/ölçü tanımadan kâh hile ile kâh zor kullanarak sömürmekte ve öldürmektedir.
    Batı; merhum Akif'in deyimiyle'medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar'dır.
    Batı; hazcıdır, egoistir, çıkarcıdır, makyevalisttir, pragmatisttir, çok yüzlüdür ve bunun için özgürlük-demokrasi-insan hakları gibi maskelerle kıyımlarını sürdürmektedir.
    Batı; vahşidir, korkaktır, kalleştir ve bunun için ürettiği silahlar'uzak cephe'lidir, nükleeriyle, kimyasalıyla toplu kıyıma ayarlıdır.
   Batı; insani değildir, insana ve insani değerlere saygısızdır, geçmişi soygun, talan, yağma, kıyım, barbarlık olan hayvani sabıkalarını ayniyle ve çok yüzlü maskeleriyle devam ettiren alçalmışlar güruhudur.
   Batı; şeytanidir, fitneye/fesada ayarlıdır, düşmanlarını birbirlerine düşürerek zayıflatır ve sömürü çarkını ustalıkla işletir.
   Batı; Pavlus'un ürettiği hıristiyanlık din'ini kilise aracılığıyla baskı ve sömürü için kullanmış, engizisyon mahkemeleriyle ve akla ziyan işkenceci vahşetleriyle asırlarca kan kusturmuş, sonra da uydurduğu din'i kiliseye hapsederek kullanmaya devam etmiştir. Batı, hangi alana el atmışsa buradan zulüm ve vahşet üretmiş ve de sabıkalalarla dolu kapkara tarihi günümüze kadar gelmiştir. İnsan fıtratını, onurunu, ahlakını zelil hale getiren ne kadar (siyasal, ideolojik, ekonomik, teknolojik üretim zulme endekslidir ve pragmatist, egoist, hedonist, materyalist, çok yüzlülük, sömürü, vahşi kapitalizm, ateizm, sosyalizm, kominizm, modernizm ve en aldatıcı/yıkıcı olan postmodernizm, ölü sevicilik, kadını kişilikten dişiliğe indirgeme ve sayısızca sapkınlık) düşünsel ve eylemsel üretim varsa batı zihninden neşet etmiştir.  
    Batı; kendi hegemonyasına hizmet etmesi için kavramlar üretir ve albenili paketler halinde satışa sunar, tanımaz tanımlar, iletişimi ve propagandayı şeytanice kullanır, algıları yönetir, hem katildir hem de maktülün yanında poz verir, köleleştirdiği yığınlara özgürlük! şarkısı bestelettirir, bazen havuç ile bazen sopa ile sömürgeciliğini sürdürür. Dillerine pelesenk ettikleri demokrasinin sınırı çıkarlarıyla/çarklarıyla doğru orantılıdır, onlar için seçimle gelen Mursi hasımdır, darbe ile ge(tiri)len Sisi hısımdır. Onların gözünde ikibin ikiyüz Gazze'linin vahşice katledilmesi, yüzbinlerce Suriye'linin öldürülmesi, Arakanlı müslümanların soykırıma tâbi tutulmasının karşılığı ya da değeri Işid'in öldürdüğü iki batılı insan etmemektedir.
    Batı; gelinen noktada coğrafi sınırlarla sınırlandırılamaz, yani batı zihni yeryüzünün tümünü kuşatmıştır, buradan hareketle Çin de, Rusya da, Japonya da, Hindistan da dahil bütün bir yeryüzü "batı" olmuştur, artık düşünsel üretimler, ekonomik yönelişler, siyasal vurgular, hayat tarzları "batı"lılaşmış ve paradigmalar değişmiş ve "batı"ya evrilmiştir.
    Kızılderili atasözü der ki; çağdaş medeniyetler seviyesine yükselmek için, ‘diğer medeniyetlerin’ üstüne basacak kadar alçak olmak lazım!...
    GÜNCELİN KONUSU ABD VE IŞİD:
    Son yetmiş yıldır'Batı' gemisinin kaptan köşkünde oturan ABD beyaz saraydan ibaret değildir, çok uluslu silah üreticisi şirketlerden, devasa tröstlerden, yeryüzü ölçeğinde yaverlik yapan sivil toplum hareketi görünümlü oluşumlardan, algıları yöneten devasa iletişim araçlarından, hizmetine amade kılınan "diktatöryal ve demokrat" yönetimlerden oluşan imparatorluk mantığıyla işleyen bir yapıdır. Bu öyle bir yapıdır ki, yeryüzü ölçeğinde çarklarının devamı için tek ölçüleri ölçüsüzlük olan ve güç tapıcılığından hareketle akıllarını sınır tanımaz hayvani güdülerine amade kılan, yapılarının devamını şansa! bırakmayan, ince eleyip sık dokuyan öngörülerle yarınları da "kendilerince" kuşatmanın mücadelesini veren bir yapıdır. Öyle ki; sömürdükleri ve sömürmeye devam edebilmeleri için halkların rüya haritasını bile çıkararak öngörülerde bulunan bir yapı ile insanlık karşı karşıyadır. Örneğin; bir halkın şimdisini ve beklentilerini tespit için'farklı araştırma adlarıyla' değişik bölgelerde ve insanlara yüzyüze sorularak rüyalarında neler gördüklerini ve görülen rüyalar üzerinden beklenti ve özlemlerin tespit edildiğini ve de o halkın ne ile ve nasıl yönlendirileceğini belirlemek için istatistik bilgilerin her ülke için oluşturulan departmanlarda arşivlendiğini bilmekteyiz.
     Neo-selefiliğin ve "şiddet körü" anlayışların sembolü olan Işid:
     İslam coğrafyasında görünen "şiddet körü" yaklaşımları kritik etmeden önce büyük harflerle ve altı kalın olarak çizilen cümlerlerle ABD başta olmak üzere küresel aktörlerin ve yerli işbirlikçisi olan diktatörlerin vahşetlerini, katliamlarını, sınır tanımaz zulüm ve baskılarını en başa, her türlü lanet olası zulümlerin en başına oturtmak zorundayız. Kaosun ve zulmün en koyusunun baş sorumlusu büyük şeytan ABD ve onun gölgesinde hareket eden bölge rejimleridir. Bu aşağılık mahluklar güruhu kendi çıkarları/çarkları için milyonlarca mazlumu katletmiş ve bütün bölgeyi iliklerine kadar sömürmüştür. Silah güçlerinin yanısıra kullandıkları medya gücü aracılığıylada demokrasi/insan hakları gibi maskelerle insanların zihinlerini iğfal etmişler ve bunca vampirliklerine rağmen medeni! dünyanın kendileri olduğu yalanını/küstahlığını olanca yüzsüzlükleriyle sunmaya devam etmektedirler. "Terörist" tanımını kendileri yapmakta ve muhataplarını diledikleri gibi tanımlamaktadırlar. Binlerce kilometreden gelerek bölgeyi işgal ve zenginliklerini talan ederler, işgale ve talana itiraz edenleri de "terörist" olarak niteleyip katlederler. Batının bu iğrenç yüzü gözardı edilerek bölgeyle ilgili söylenecek her söz ve analiz batıyla aynı havayı solumak demek olacaktır. Değerlerini ve yurtlarını korumak için eline silah alan herkesi terörist ilan etmek ancak batının ve beyinlerini onlara kiraya verenlerin işi olsa gerektir.
    Zulme uğrayan, sevdiklerini kaybeden, onurları incinen, değerlerine sövülen, topraklarının vahşice işgal edildiğini "hakkal yakin" yaşayanların kızgınlığı çok tabiidir ve yer yer işgalcilere karşı gösterdikleri şiddeti anlamaya çalışmak ve de belli sınırlar içinde tolere etmek durumundayız. Hatta misliyle karşılık vermeyi de islami ve insani görmekteyiz. 
    Işid ile ilgili ortalarda gezinen tanımlamalar şöyledir; ABD projesi ya da göz yumması, el kaide'den kopan bir grup olduğu, mezhep tapıcısı ve ultra zalim olan Maliki'nin meshepci zulümlerinin doğurduğu sonuç, Suriye'de yaşanan kaosun devamı için kullanılan ve belirsizliğin devamı için fonksiyon yüklenen bir araç olduğu, özelde batının genelde bütün yeryüzü sakinlerinin nezdinde İslamafobi/islam korkusu algısını tetiklemeye yarayan bulunmaz aktörler olduğu v.s şeklinde uzayıp gitmektedir. Batının tanımlaması her daim aldatıcıdır ve göstermek istedikleri gibi sunarlar, akı kara karayı ak gösterme noktasında çok mahirdirler, batının gölgesinde hayatı okuyan kapıkulu alim!ciklerde ve kanaat önderleri de bu koraya dahil edilmelidir, bunların da söyledikleri "cihadı nefisle mücadeleye" indirgemekten ve batıya şirin gözükmekten başka dertleri yoktur, korku ve menfaat güdüleri bunu gerektirir.
     Işid'i nasıl görüyoruz;
     Işid ve benzeri zihinlerin tahkiki yaklaşımları olmadığı gibi, dini salt şekilsel kaygılara ve cezai müeyyidelere indirgeyen ve bunu yaparkende "şiddet körü" reflekslerle hareket eden, dinde zorlama yoktur ve "zorlama münafık üretir" gerçeğini asla kabul etmeyen, harici-tekfirci ve de acımasız yaklaşımlarıyla islamın kardeş/ümmet tasavvurunu baltalayan icraatlarla kendilerini gösterdiği ortadadır. Çizdikleri prototip genelde insanları ve özelde müslümanları ürkütmektedir, oysa müslümanlardan sadece zulmü meslek edinmiş zalimler çekinmelidir, elinden sürekli kan damlayan firavunlar ürkmelidir. Vahyin gölgesinde inşa olan müslümanların korkutacakları mahluklar zulmeden kafirlerden başkası değildir ve onunda nedeni zulüm çarklarına çomak sokulmasıdır. Vicdanını yitirmemiş ya da bütünüyle örtmemiş insan tekinin müslümandan/islamdan korkması ve bir müslümanın buna neden olması olacak şey değildir.
     Işid ve benzeri yapıların neo-selefi anlayışlarının hem ümmete yönelik hem de yeryüzü sakinlerine yönelik kurtuluş reçetesi sunmaktan çok uzak oldukları, kendilerini hem ümmetten hem de yeryüzü sakinlerinden dışladıkları, dillendirdikleri çağrıyı/mesajı kendi elleriyle hoyratça harcadıkları, din anlayışlarını mutlaklaştırıcı, ümmetin tarihi geleneğini, birikimini sıfırlayan derinliksiz ve şabloncu yaklaşımlarla yok sayıp silip süpüren icraatlarıyla, tekfirci yönelişlerle islam kardeşliğini baltaladığı görülmektedir. Bu yaklaşım vahyin ifadesiyle vasat/dengeli ümmet tasavvurunu baltalamakla kalmıyor, İslamı tanımayan seküler dünyaya/zihinlere de bolca ve kullanışlı malzeme veriyor, zaten İslama yönelik var olan ya da var kılınan önyargının neo-oryantalistler eliyle yeniden (görüntü ve fotoğraflar eşliğinde) üretilip etkileyici paketler ile insanlığa sunulmasına zemin oluşturmaktadır, adeta İslamın hayat bahşeden ve kurtuluş reçetesi sunan vaadlerinin rehin alınmasına olanak sağlayan manipulasyon malzemeleri verilmektedir. İslami mücadelenin/direnişin siyasi, ekonomik, sosyal, psikolojik, taktiksel birçok gerekçeleri, aşamaları vardır, fakat hiçbir neden/gerekçe İslamın değerlerini ve hayat bahşeden tekliflerini sabote eden, karikatürleştiren, ister "şiddet körü" ister "eklektik/omurgasız" yönelişleri meşrulaştıran derinliksiz bir yaklaşıma onay vermez.
    Işid; kendi din tasavvurlarına uymayan müslümanları (4/93 ayetini yok sayarcasına)öldürebilmekte, içinden çıktığı el-kaidenin şimdiki yöneticisi olan zevahiri'yi dahi tekfir edebilmekte, ihvan'a "müslüman kardeşler tağutu" diyebilmekte, kendilerine tâbi olmayanları uşaklıkla suçlayabilmekte, Suriye'de nusra'sından ahraruşamına ve birçok islami direniş gösteren yapılara yönelik cepheler açarak alçak Esed'in elini kolaylaştırmakta,  İsrail'den daha fazla ve şedid bir şekilde bütün şia dünyasını düşman bellemekte, girdiği/kuşattığı her yerde halkların olağanüstü korkularına ve kaçışlarına neden olmaktadır, kısaca İslamın savaş hukukunu tarumar eden icraatlara imza atan bir örgüttür.
     Işid; "Fırka-i naciye" hadisi diye nam salan "içeriği ve önermesi ile" uydurma olduğu belli olan rivayetler başta olmak üzere vahyin gölgesinde kendine yer bulamayan şekilciliği, şablonculuğu ve sığlığı üreten rivayetleri vahye arz etme tenezzülünde bulunmadan süpürüp alan ve alimleri vasıtasıyla daha da daraltılan yaklaşımları önceleyen, hikmetli okumalardan bihaber olan zihin kodlarına sahip bir yapılanmadır. Kendilerini fırka-i naciye görerek geriye kalan herkesi cehennemlik görürler. Vahye arz edilmeyen ve vahye rağmen rivayetleri esas alan, tarih ve toplum analizini gözardı eden, lugatlerinde merhale ve tedricilik gibi kavramlar bulunmayan acilci/tepkisel güdülerle hareket eden, vahyi ölçüleri "nesh teorisiyle" rivayet sultacılığına kurban edebilen, hikmeti/feraseti dikkate almayan fetvacı! alimlerin yönlendirmesini vahiyden neşet eden'mütevatir' Muhammedi sünnete ve sirete tercih eden sığlığa sahip bir yapıdır.
     Dini tasavvurunu vahyin gölgesinden değil de rivayet sultacılarının gölgesinde kalarak inşa edenlerin her daim yamuk yaklaşımlarını (tarihimizde uydurulan din adına) teyid edecek yeterince delil!! bulunmaktadır, şiddet körü ya da omurgasız/eklektik yönelişleri meşru gösteren ya da payanda yapılabilecek rivayetler maalesef bol miktarda üretilerek günümüze taşınmıştır, dahası bu üretim "şerhlerle" hiç durmamaktadır. 
     Işid'in dar/neo-harici/bedevi yaklaşımlarından neşet eden tekfirci söylemleri ve şiddeti yol edinen pratikleri nedeniyle müslümanların genelinin tepkisine neden olmakla kalmadığını, dahası kendiyle sınırlı tutulmayan (haklı direniş cephelerini de kapsayacak şekilde) bölgesel ve küresel vampirlerin/zalimlerin kendi aralarında birleşerek topyekün saldırılara geçmelerine de neden olmaktadır. Tabi bu neden verilmese de bu zalimler güruhu bu saldırıları hep yapmaktadır, lâkin ışid bunu hızlandırmakta ve bolca ve de gereksiz malzeme vermektedir.
    Işid ve benzeri yapıların doğuş nedeni emperyalistlerin ve bölgdeki işbirlikçi diktatörlerin fasılasız ve şiddetli zulmüdür. İkyüz yıldır ümmet coğrafyasına çöreklenen batının öncelikli amacı var olan zenginlikleri sömürmek ve salt pazar haline getirmektir, ayrıca özelde ümmet coğrafyası için genelde bütün yeryüzü için kurtuluş reçetesini inançlarında ve yüreklerinde taşıyan ve bundan dolayı da çıkarlarına yönelik tehdit ve bariz hasım olarak gördükleri muvahhid müslümanların önünü kesmek ve çarklarına çomak sokma iradesi taşıyan müslümanları büyümeden budamaktır. Emperyal ve yerel güçlerin bu tutumlarına karşı verilecek mücadele asla değerlerimizi sabote etmeden olmak zorundadır ve buradan hareketle Işid ve benzeri yapıların usulsüz, hikmetsiz, vicdana hitap etmeyen, şiddet körü yaklaşımlarını meşru görmemek durumundayız.
    Son Gazze savaşında Kassam'ın savaşçıları bir eve sığınır, aç oldukları için evde olan yiyecekleri alırlar ve şöyle bir not yazıp bırakırlar "hakkınızı helal ediniz ve en kısa zamanda aldıklarımızın karşılığını inşaallah ödeyeceğiz" derler. İşte müslüman savaşçının ahlakı budur, bir de ışid'in girdiği yerlere ve bıraktığı imaja bakın. Fark ortadadır.
    Şiddet körü yaklaşım sergilyenler farklı mezhep müntesiplerinin camilerini acımasızca bombalarlar, Pakistan'da bir kiliseye girip üzerindeki bombayı patlatıp seksen hıristiyanın ölmesine neden olan zihin mi İslamı temsil edecek, yazık çok yazık.
    Okuduğum bir makalede aktarılan yaşanılmış güzel bir örnek vereyim; "Fransa'da yaşayan bir grup Müslüman genç, Fransa'da yayın yapan radyo kanallarından birinde program sunuculuğu yapan ateist bir kadını ziyaret ederler ve hazırladıkları İslam'ı tanıtıcı metni programında okuması ricasında bulunurlar. Fakat program sunucusu, bir ateist olarak bu ricayı reddeder. Gençler kolay pes etmez. Bir kez daha ziyarete gidip aynı ricayı tekrarlarlar, ancak sonuç değişmez. Üçüncü kez radyo kanalına aynı amaçla gittiklerinde program sunucusunun hasta olduğunu ve hastanede tedavi gördüğünü öğrenirler. Gençler hemen bir çiçekçiye gidip çiçek alırlar ve sunucuyu tedavi gördüğü hastanede ziyaret ederler. Gençleri ellerinde çiçekle karşısında gören sunucu gençlere hitaben "Kızım bile gelip beni ziyaret etmezken siz niçin ziyaretime gelme gereği duydunuz" diye sorar. Müslüman gençler ziyaretlerinin insani ve İslami gerekçesini anlatır. Sunucu kadın bunun üzerine duygulanır, gözlerinden yaşlar akar. Bir süre sonra da Müslüman olur ve örtülü şekilde Müslüman gençleri ziyaret eder."
     Özetle; Vahyin onaylamayacağı düşünsel ve eylemsel yönelişlerin hem tarihi arkaplanı bulunmakta hem de (arzulayan yüreklere inzal olmaya devam eden) vahyin gözardı edilmesinin doğal sonucu olduğunu düşünmekteyiz.
     Rivayete ya da hadis külliyatına yaklaşımımız ne süpürüp alan ne de süpürüp atan şeklinde olmamalıdır, bilakis yapılması gereken korunmayanı korunana arz etmektir. Rasulü inşa eden vahiydir ve vahye muarız söylemin ya da pratiğin rasulullahtan sadır olamayacağı anlayışı hakim kılınmalıdır. Ümmetin vahdeti de kurtuluşu da buna bağlıdır. Çünkü, her kesim, mezhep, meşrep ellerinde tuttuklarıyla ya da aidiyetleriyle hayatı okumakta ve bunun üzerinden kamplaşmalar sürüp gitmektedir. Hele bunlar hasımlığa dönüştürülerek şiddete evrildiğinde ortaya çıkan manzaraları hem tarihsel olarak okumaktayız hem de günümüzde olanlara şahid olmaktayız. Kur'an, her isteyenin indi yaklaşımlarına çeşni yapacağı ve sündürebileceği kapalı bir hitap değildir, bilakis muradı ilahinin maksadını beyan eden apaçık bir kitaptır. Yeterki vahye "festaiz billah" diyerek müslümanca bir akledişle yaklaşılsın. 
     Sözün özü, (post)modernizmin ayatıcılığına düçar olmuş bir akledişe de, gelenekçiliğin girdabında debelenen ve tahkike prim vermeyen bir akledişe de karşı olduğumuzu belirtmeliyiz.
     Mekke'nin, Kudüs'ün fethiyle karşılaşan insanlarda korku/endişe bulunmamakta, İslamın hayat bahşeden emniyet, adalet ve huzur iklimi yüreklere nakşedilmektedir. Kadınların cariye yapıldığı, erkeklerin boğazlandığı, farklı inançlara hayat hakkının tanınmadığı bir atmosfer görülmemektedir. Müslümanlar baş kesmek için değil, başların secdeye varmasına vesile olmak için vardırlar ve var olmalıdırlar.
    "Mü'minler ancak kardeştir" ilahi uyarısını umursamayan, ben gibi/benim meşrebim ve mezhebim gibi düşünmeyenlere nefes aldırmam ve yaşatmam mantığı ile yaklaşanların, kendi çıkarımlarını adeta muhkem ayetlet gibi mutlaklaştıranların ne bu ümmete ne davete muhtaç olan yeryüzü sakinlerine asla faydası olmayacak ve bilakis zarar üreteceklerdir.
     Vahyin gölgesinde tasavvurlarını inşa eden ve hayatlarını bu gölgede okuyan/yaşayan, usvetun hasenetün olan Rasulullah'ın sünnetini yol edinen müslümanların zulmü meslek edinmiş zalimlere karşı onurlu/izzetli duruşları sürecek ve mazlumların/mağdurların güvenli limanı olacaklardır.
    Büyük şeytan ABD ve dümen suyuna giren bütün emperyal ve bölgedeki işbirlikçi rejimlerin ne dün ne de bugün tek amaçları hegemonyalarını sürdürebilir kaos üretmekten başka birşey değildir, Işid'i bahane ederek Suriye'ye ve Irak'a alçakça saldırmalarının tek nedeni  dönen sömürü çarklarının devamına yöneliktir. Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Hilmi
02.01.2015 13:52

Her sahtecilik gerceğe benzeme halini gercekten alır. Akarsuyun üzerindeki posanın oluşması için posanın suya ihtiyacı olduğu gibi. Varlıklarda görünen şey şu olsa gerek. Bir gerçek ve O'nun sahtesi. İnsanlık tarihinde de bu durum aynı gibi gözüküyor. Allah ve sahte tanrılar, peygamber ve sahte peygamberler, insan ve (fıratı bozulmuş) sahte insanlar. Yani yöresel dille "sapla saman karıştırılmış" ya da " "şap ile şeker karıştırılmış/yer değişmiş" vs. Burdan hareketle Allah'ın yolundan gidenlerle şeytanın yolundan gidenler algı bozukluğundan dolayı gerçek ile sahte olan birbiriyle karıştırılmıştır. Özetle bu algı bozukluğunun/farasetin düzelmesi için Gerçek olan Kuran'a ihtiyaç vardır. Kuranla bakan ancak gerçeği görebilir. Görebilen için, sahte yok olup gitmiştir yerini gerçek almıştır. Bu minval üzere Işid gerçekten faydalanan akarsuyun üzerindeki bir köpük misalidir. Yok olup gitmeye mahkumdur. Müslümanların gerçeği bırakıp sahtenin peşinden gitmemeleri bilincine ulaşması dileği ile.. Selamlar.
Kemal Bey, Akıl ve beden emeğinize sağlık..
Müslüman
23.10.2014 21:55

kemal abi özgün der de vereceğin konferansın başlığını gördüm de eğer okumadıysan mahya yayınlarından çıkan prof.dr.taha cabir alvani nin ihtilaf kitabını okumanı tavsiye ederim sunumuna katkı sağlayacağını düşünüyorum selam ile
Kemal Songür
09.10.2014 19:55
lanet ve azap zalimler içindir..
Allah razı olsun Meryem kızım, vahyin diliyle yöneltilen lanet zalimlere elbet ulaşacaktır, onları çok acıklı bir azap beklemektedir.
Selam ve dua değerli kızım.
Meryem Songür
07.10.2014 22:03
Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!
Selamun Aleykum Amcacığım. Her makalenden olduğu gibi bu makalenden de fazlasıyla yararlandım Allah razı olsun kalemine sağlık.. Batı ve batılılaşmayı oldukça güzel anlatmışsın. Batı, yeryüzünü kuşattığı gibi zihinlerimizi, düşüncelerimizi, ruhumuzu, yaşam tarzımızı v.s kuşatmaya başlamış durumda. En büyük etkisini de yine Müslümanlar üzerinde göstermekte maalesef.. Bugün IŞİD hiçbir şekilde İslam'a mal edilecek bir grup değildir. Yazında da sıkça bahsettiğin gibi büyük şeytan ABD’ nin dümen suyunda yüzen bir gemidir. Sınır tanımayan, Cihad ahlakına uymayan her türlü söylem ve eylemde bulunan bir yapılanmadır. Ne yazık ki eline silahını alan ve IŞİD'e katılan her Müslüman(!) fazlasıyla yanılmakta ve Allah'ın Kur'an da belirttiği Mü'minler kardeştir uyarısını ezip geçmektedir. Bugün Ümmetin kurtuluşunu IŞİD sağlamayacak! Farklı mezheplerden olan ve kendi düşünce tarzını benimsemeyen insanları kolayca tekfir edip kafir diyen bununla da yetinmeyip katleden bir yapılanma İslam’ı temsil etmez. Bugün İslam'a ve Müslümanlara en büyük zararı veren zalimlerden daha beter duruma gelmiş durumda. Suriye'de ve Kobani'de kadın, çocuk, yaşlı demeden mazlum insanları katletmeye devam ediyor. Peygamberimiz bir hadisinde:’’Mü’minler birbirlerini sevmekte, acımakta ve korumakta bir vücuda benzer’’ buyuruyor. IŞİD hiçbir mümine acımıyor ve korumuyor. Peygamberin buyruğunun tam tersini yapıyor. Dualarımız muvahhid mücahid ve müslümanlar ile, Suriye ile, Filistin ile, Mısır ile...
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat