Mavi Marmara Seferi ve İsrail Katliamı


Kemal SONGÜR, Mavi Marmara Seferi ve İsrail Katliamı

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Müslüman zihninde Filistin neyi ifade ediyor:


    Filistin: Nice Rasullere ev sahipliği yapmış ve Kabe'den önce ilk kıblemiz olan, etrafının bereketli kılındığı Mescid-i Aksa'yı içinde barındıran bir İslam beldesidir. Hz. Ömer'in fethiyle başlayan Osmanlı ile devam eden ondört asra yakın bir zaman dilimini kapsayan ve İslam toprağı olarak tarihe kazınan bir gerçekliktir. Müslümanlar için hem Kur'an'i hem de tarihsel boyutuyla bir sorumluluk taşıdığı gerçeği tartışmadan varestedir. Yani Filistin meselesi orada ikamet eden müslüman ahaliyle sınırlı olmayıp ümmetin meselesi olduğu/olması gerektiği hakikatidir. Bu meseleye duyarsız kalmak İslama duyarsız kalmaktır.
  
    Siyonist terör çetesinin tarihçesi:

    1918 birinci dünya savaşının neticesinde Filistin topraklarını İngilizlere bırakmak zorunda kalan Osmanlı'nın ardından sömürgeciliğin duayeni olan İngilizlerin himayesinde farklı coğrafyalardan göç ettirilen Yahudilerin Filistin'e çöreklenmesi ve sonrasında da ikinci dünya savaşının galiplerinden olan ABD ve onun dümen suyunda olan batının desteğiyle 1948 yılında Siyonist İsrail devleti! kur(dur)ulmuştur. Bu çete/terör organizasyonun vahşetlerle, katliamlarla doksan yıldır nufusunu/yayılımını artırdığını izlemekteyiz. Bu çete, ümmet coğrafyasının tam ortasında bir çıban başı olarak her türlü olumsuzluğun tetikleyicisi olarak arzı endam etmeye devam etmektedir. BM tarafından bir devlet olarak kabul görmesi ve bütün yakıcı/yıkıcı faaliyetlerine göz yumulması, bu çetenin hem uluslar arası nufuzunu hem de BM'nin müzmin İslam/müslüman düşmanlığında bu çeteyle aynı kulvarda yürüdüğünü göstermektedir. Yani küfür her zaman ve her yerde tek millettir.
   Ayrıca, bölge arap rejimlerinin korku ve çıkar kaynaklı bu çeteyle birlikte hareket etmeleri işin başka bir gerçekliğidir. Dolayısıyla bu çeteye meydan okumak dünyaya meydan okumak ile eş değer gözükmektedir. Müslümanların gözünde İsrail bir devlet değil, işgalci ve eli kanlı bir çetedir. Buradan hareketle müslümanların hedefi ambargonun/ablukanın kalkmasıyla sınırlanamaz, işgal edilen Filistinin bütünüyle işgalcilerden azade kılınması hedefi olması gerekmekte ve nevzuhur bu çetenin Filistin topraklarının tümünden defedilmesi iradesi korunmak zorundadır. İsmail Haniye'nin dediği gibi:  "siyonistlerin bu topraklarda geleceği yoktur"

    Mavi Marmara seferi ve İsrail katliamı:

    Türkiye’de İHH öncülüğünde hazırlanan ve dünyanın birçok yerinden katılımcıların olduğu, filo önderliğini de yolcuların bulunduğu Mavi Marmara gemisinin yaptığı ve hedefi-amacı, mazlumlara yardım götürmek olan bir sefere çıkılmıştı. Yolculuk açık bir hapishane olan ve zulmün en koyusuna maruz kalan Gazze idi.
    Yolcuların çoğunluğu Müslümanlardan oluşmakla beraber, dünyanın birçok yerinden farklı dinlere, düşüncelere mensup vicdanlı, yürekli, duyarlı insanlardan oluşuyordu. Dinleri ve düşünceleri farklı da olsa (hidayete ulaşabilmeleri duasıyla) vicdani duyarlılığı olan ve ortak paydaları zulme uğramışlara yardım götürmek niyetiyle yola çıkan cesur yürekli insanların oluşturduğu bir seferdi. 
    Yolcular yanlarında silah taşımıyorlardı, yanlarında yiyecek, giyecek, ilaç, hayatın idamesi için gereken eşyalar, masum çocukların sevinmeleri ve biraz olsun çocukluklarını yaşayabilmeleri için oyuncak götürüyorlardı, diğer gemilerde de inşaat malzemesi, hastane ekipmanı v.b. taşınıyordu.

    Müminlerin arzusu ve sefere katılma nedenleri şuydu, Müslüman duyarlılığıyla ve ümmet bilinciyle Gazze’deki yetimlere, öksüzlere, mağdurlara, zulme uğramış kardeşlerine yardım götürmek, kahrolası ambargonun kalkmasına vesile olmak ve İsrail’in zulmünü dünyaya haykırmaktı.

    Mü’minlerin amacı, kardeşliğin kan bağıyla, ırk-kavmiyet bağıyla, coğrafi ve ulus bağıyla tanımlanmadığını, iman/akide bağının her şeyin üzerinde olduğunu, ümmet bilinci erozyona uğramış-uğratılmış tüm dünya Müslümanlarına hatırlatmaktı.

    Mavi Marmara gemisi Antalya Kepez’den demir alarak Akdeniz’e açıldı ve rotasını Gazze’ye çevirdi. Gemide yürekleriyle taşıdıkları oyuncak, şeker, gıda, giyecek, ilaç v.s. malzemelerini Gazze’ye ulaştıramadan saldırıya uğradı. 31 Mayıs 2010 tarihinde sabah 4’10 sularında İsrail askerleri hayvani bütün içgüdüleriyle vahşice saldırdılar. Karanlığa ateş açan korkaklar güruhu dokuz yiğit müslümanı şehid ettiler, elliden fazla kişiyi de yaraladılar.

    Bu katliamı Gazze’ye 72 mil uzaklıkta uluslar arası sularda yaparak dünyaya meydan okudular. Tabi dünya derken İsrail’in ebeveyni olan büyük şeytan A.B.D. ve takipçisi çok yüzlü A.B.’den ve onların sadık köleleri olan satılmış Arap ülkeleri rejimlerinden, kendi çıkarları dışında hareket etmeyen diğer ülkelerden ve bu ülkeleri yöneten zalimlerden oluşan bir dünyanın var olduğunu bilmekteyiz.

    İsrail askerleri saldırı sonrası yolcuları ve hatta içindeki yaralıları dahi kelepçeleyerek gerçekte ne kadar  korkak olduklarını bütün dünya insanlığına gösterdiler. Günlerce süren sorgulamadan sonra, özelde Türkiye’den genelde de dünyadan gelen tepkiler sonucunda yolcuları serbest bırakmak zorunda kaldılar.

    Bu saldırıda can dostum amcaoğlum Cengiz Songür ve yakından tanımadığımız fakat Rabbimizin şehadet ikramından-lutfundan yola çıkarak çok çok iyi bildiğimiz güzel mü’minler olan Fahri Yıldız, İbrahim Bilgen, Necdet Yıldırım, Ali Haydar Bengi, Cengiz Akyüz, Cevdet Kılıçlar, Çetin Topçuoğlu, Furkan Doğan, dünya hayatından ayrılışların en güzeliyle ayrılarak şehadete yürüdüler. Uğur Süleyman Söylemez kardeşimiz de ağır yaralanmıştı ve dört yıl süren bitkisel hayatın sonunda 23/5/2014 tarihinde şehidler kervanına o da katıldı.

    Şehid olan bu on güzel Müslüman, alınları öpülesi yiğit kardeşler, öncelikle ümmete ve genelde bütün insanlığa muhteşem bir ders ve çok anlamlı bir mesaj vermişlerdir.
    Onlar, kulluk bilinciyle hayatı kuşandılar, Rahman’a cennet karşılığı canlarını satarak güzel bir alışveriş yaptılar, erdemli, onurlu ve müslümanca bir kimliği sergilediler-yaşadılar, hakka şahidlik ederek şehid oldular.

    Merhamet gemisine binerek sefere çıkanlar için cesur yürekliler, yiğitler diyoruz, çünkü yardım götürdükleri yer Gazze idi, Gazze İsrail işgali/ablukası altındaydı ve İsrail şu demekti:
    Sapkın din algılarından ve siyonizm saplantılarından dolayı, kendileri dışındakileri ikinci sınıf insan yerine koyan ve kendilerini üstün-seçilmiş ırk/kavim olarak gören robotlaşmış ruh halini taşıyan canilerdi. Hayvani içgüdüleriyle ve korkularıyla, katliamlarıyla, vahşetleriyle tarihe kanla not düşen zalimlerdi.

    Vicdanıyla iş makinelerinin önüne dikilip işgale tepki gösteren Raccel adındaki bir kızcağızı bile acımasızca iş makineleriyle ezip geçen makineleşmiş ruhsuzlardı.
    Mazlumların üzerine bomba yağdıran, fasılasız ablukasıyla, saldırılarıyla Gazze’lileri evsiz-barksız, ilaçsız, gıdasız bırakan zalimler güruhu.

    Annesinin kucağındaki bebeğin kafasına nişan alıp vuran, kendisine toprak atan on dört yaşındaki bir çocuğa 39 tane mermi sıkabilen, mermilerden kaçmak için babasının kolunun altına sığınan 10 yaşındaki Muhammed’e nişan alarak vuran, hastaneleri, okulları, sahilde oynayan çocukları, çilek bahçelerinde rızkını toplayan köylüleri bombalayan, (bunlar basına yansıyabilen binlerce örneklerden sadece birkaçı) aşağılık terör çetesiydi.

    Yaşlı ve sadece başını oynatabilen felçli Ahmet Yasin’i tekerlekli sandalyesiyle sabah namazına giderken füze kullanarak katleden psikopatlardı. Bir tarafta felçli yaşlı bir yiğit adam, diğer tarafta ona füzeyle saldıran pisikopatlar.

    Hayvan yeminin Gazze’ye girişine göz yumarken, mazlumları aşağılamak için hayvan girişini yasaklayan, mazlumlarla ve dünya insanlığıyla dalga geçen zelillerdi. 
    İsrail vahşetini, katliamını, zulmünü insanlığa duyurmak adına, Gazze’deki mazlumlara yardım götürmek niyetiyle yola çıkan korunaksız sivil bir gemiye saldırarak, içindeki Müslümanlara ve vicdan sahibi yardım gönüllülerine kurşun yağdıran ve bunu da yaparken altlarını pisleten korkaklar güruhuydu.

    İşte İsrail budur, buna rağmen kim-kimler ve hangi kuruluş, dernek, yapı veya devlet olursa olsun bu çetenin yanında yer alarak amalarla/fakatlarla, şu veya bu nedenlerle ses çıkarmayanlar ve onlara destek verenler, işbirlikçilik yapanlar, sözcülük yapanlar, zulümlerine en az kalbi olarak bile itiraz etmeyenler ve dahası dinlerini, namuslarını, şereflerini, işgal edilmiş topraklarını, çocuklarının geleceklerini korumak adına bu çeteyle mücadele eden Filistinli müslümanlara terörist diyenler bu kahrolası, yok olası zulüm çetesiyle aynı konumdadırlar.

    Başta ABD olmak üzere  bütün emperyalistler/müstekbirler, hem işgal ederler hem de işgale direnenlere terörist sıfatını yüklerler, bu caniler güruhunun dünyanın her tarafında bulunan satılmış kalemleri, kemik yalayıcıları bulunmakta ve onların sözcülüğünü büyük bir sadakatle sürdürmektedirler.

   Kendilerini medeni! addeden, insan haklarına saygı duyduklarını ifade eden ve bunu da insan hakları evrensel beyannamesi şeklinde deklare eden, özgürlük, demokrasi, hukuk, adalet gibi söylemlerle insanlığın gözünün içine bakarak fütursuzca yalan söyleyen batı ve onların gölgesinde kalan çok yüzlü bir dünyayla karşı karşıyayız.
   Çünkü kan emici bu emperyalistler kendi menfaatleri için fiziksel ya da ekonomik/siyasal olarak işgal ettikleri ülkelerin yer altı/üstü zenginliklerine sahip olabilme adına insanları gözlerini kırpmadan vahşice katlederler.

    Yani bir Amerikalı, Fransız, İngiliz, Alman, İsrail’li bir çocuğun rahat-refah içinde yaşayabilmesi için, üçüncü dünya ülkelerinde binlerce çocuğun ölmesinde, binlerce ananın yüreğinin parçalanmasında, binlerce babanın gözlerinden kan akmasında, binlerce kadının dul kalmasında, binlerce çocuğun öksüz-yetim kalmasında bir beis yoktur.

    Düşünün; özelde müslümanların yaşadığı topraklarda genelde dünyanın birçok yerinde kendi çıkarları için sürekli ülkeleri talan eden, sömüren, işgal eden, çoluk-çocuk demeden halkların üzerine bomba yağdırarak katledenlerin, kendi evlerine döndüklerinde hiçbir şey olmamış gibi eşiyle-çocuklarıyla, anne-babalarıyla sofraya oturup hayatlarına kaldıkları yerden devam edenlerin, çocukları acımasızca katlettikten sonra dönüp kendi çocuklarının gözlerine bakabilenlerin, kendi çocuklarıyla koşup-oynayabilenlerin ve kâbuslar görmeden uyuyabilenlerin normal insan olmaları veya onları normal insan olarak kabul edebilmek mümkün müdür? Asla değildir!...

    Amerikan pilotlarının Irak halkını bombalarken kendi aralarında şakalaşarak lanet ağızlarıyla çığlık atarak sevindiklerini, sanki bir bilgisayarda oyun oynar gibi eğlendiklerini insanlık unutabilir mi? Bu nasıl bir ruh halidir ki, insanların, çocukların üzerlerine bomba yağdırırken sevinç çığlıkları atabilmektedir. Bu ruh halini vahşi hayvanlara benzetmek bile hayvanlara hakaret etmek demektir. 
    Kuralsızlık, acımasızlık, vahşet, katliam, zulüm, müstekbirlerin/tağutların insanlık tarihi boyunca tekrarlaya geldikleri vasıflarıdır. Çünkü ilahi öğretiyi inkâr etmek, insanın yaptığı başlı başına bir zulümüdür ve bu kaçınılmaz olarak zalimliği, vahşeti üretecektir.

    Müslüman gözüyle savaş/kıtal:

    İlahi öğretiye teslim olan müslümanın gözünde savaşın-savaşmanın, kavga etmenin bile haklı bir nedeni, haysiyeti ve bir kuralı vardır. Savaş; inancın, onurun, izzetin, neslin, malın, yaşanılan toprağın korunmasına yönelik olmalıdır. Fitneyi, zulümü, insanların hakikate ulaşmasına engel olan müstekbirlerin baskısını, kısaca zulüm çarklarını kaldırmak için savaş verilmelidir.
   Müslüman, zulmetmeyen ve zulme rıza göstermeyen, bir yanağına vurduklarında diğer yanağını gösterme zilletinden beri olan olan bir kimliğin adıdır.
   Müslüman, Allah için seven, buğzeden, savaşan, öldüren/ölen bir inancın, kimliğin-kişiliğin sahibidir.

   Müslümanın her ne yaparsa yapsın uymak zorunda olduğu kuralları ve hassasiyetleri vardır. Mesela, can dostum amcaoğlum Cengiz’i ve onunla birlikte on yiğit müslümanı şehid eden pisikopatlardan dolayı, onların çocuklarını değil düşman edinmek, bir tokat dahi vurmaya hakkımız yoktur. Çünkü Rahman’ın sorumlu tutmadığını bizler sorumlu tutamayız. Bu örneği vermemizin sebebi, Müslümanların sevgisinin de düşmanlığının da sınırlarını ilahi öğretiye göre belirlemesi gerektiği ve dinin çizdiği sınırlara uymak zorunda oldukları gerçeğidir.
    Hz. Peygamber’in (s.a.v.); savaşmak zorunda kalındığında yaşlılara, kadınlara, çocuklara, savaşa katılmayan bugünün değimiyle sivillere, mabetlere, doğaya, hayvanlara dokunulmaması gerektiği ile ilgili nasihatleri, Müslümanların savaşa-savaşmaya dair ölçülerini belirlemektedir. Müslüman her ne yaparsa yapsın yaptıklarından sorguya çekileceğini bilen sorumluluk sahibidir. Her şartta ve zeminde mü’minlik kimliğine gölge düşürmeyen tavır ve tutumları sergileyendir. 
 
    Mavi Marmara seferinin ne anlama geldiğini, yankılarını, yansımalarını, katkılarını ve nasıl okunduğunu şöyle özetleyebiliriz:

     1- Mavi Marmara seferi, Türkiye'de yaşayan müslümanların kalemleriyle, söylemleriyle, yardım faaliyetleriyle, etkinlikleriyle gündemde tutmaya çalıştıkları ve ümmetin kanayan yarası olarak sahiplendikleri Filistin/Gazze meselesine yönelik duyarlılığın etekemiğe bürünen ve örneklik açısından dünyada da ses getiren bir ispatı olmuştur. Cehdleriyle bunu ispatlayan ve bu coğrafyada yaşayan müslümanların haklı takdirini kazanan ve İHH öncülüğünde bu sefere katılan müslümanlara gıbta ile bakıldığını ve bu uğurda can kuşunu Allah'a takdim eden şehidlerimizin de rahmetle anıldığını ve anılmaya devam edileceğini görmekteyiz.

     2- İsrail başta olmak üzere bütün emperyalistler ve onların dümen suyunda olan bölgedeki arap rejimleri bu seferden korktular ve her türlü kara propaganda ile yeryüzü sakinleri nezdinde algı operasyonuna giriştiler. Çünkü bu sefer/girişim, hem ümmetçiliği hem de vicdani duyarlılığı temsil etmesi gerçeğinden hareketle bölgesel ve küresel zalimlerin korkulu rüyalar görmesi için yeterli mesajlar taşımaktaydı. Nitekim bölgedeki kimi değişimlerin, dönüşümlerin, hareketlenmelerin ya da en azından müslüman ahali tarafından zalim yönetimlere yönelik sorgulamaların gerçekleşiyor oluşunda Mavi Marmara seferinin bir"kelebek etkisi" işlevi gördüğünü söyleyebiliriz.

     3- Mavi Marmara'nın ümmet coğrafyasının doğusundan batısına kuzeyinden güneyine, farklı kavim ve coğrafyalarda yaşayan müslüman ahalinin"ümmet aidiyeti" düşüncesinin tetiklenmesine katkı sağladığını, tarihin sefiller/zeliller olarak kaydettiği İngiliz ajanı Şerif Hüseyin gibi isimler üzerinden ve"türk milliyetçiliğinin babası" ünvanıyla Ziya Gökalp gibi ırkçılar vasıtasıyla karşılıklı arap-türk düşmanlığının halklardaki kemikleşmiş algısının kısmen de olsa çözülmesine neden olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye'den giden bir geminin"arapların" yaşadığı Filistin/Gazze topraklarına büyük riskler alarak yardım götürmesi, milliyetçi arapların daha bir dini duygularla olayı değerlendirmelerine ve müslüman zihinlerin de daha bir ümmetçi reflekslerle hayatı okumalarına katkı sağlamıştır."Mavi Marmara seferi" Türkiye'de yaşayan vicdanını kaybetmemiş genel halk kitlesi tarafından ve kendini daha çok müslüman olarak tasvir eden dindar kesim tarafından da takdir görmüş ve İsrail'in sınırsız bir terörist çete olduğu ve Gazze'ye yönelik işgalin-ablukanın acilen kalkması gerektiğine dönük bir vasatın/sesin yükselmesine de katkı sunmuştur.

    4- Mavi Marmara seferi, yeryüzü sakinleri nezdinde müslümanların"farklı din/yol mensuplarına karşı"şiddet körü" kalkış noktalı bir kimliğin değil, bilakis şiddet körü olan yaklaşımlara karşı onurlu/izzetli duruşun müslümanca gösterilmesinin apaçık olarak yansıtılmasıydı. Yani müslümanın zulmetmeyeceği ve zulme rıza göstermeyeceğinin ve de zalimlere geçit verilmeyeceği iradesinin dünya kamu oyuna deklare edilmesiydi. Dahası ümmet aidiyetinin coğrafi sınıra-dile-kavime-kültüre hapsedilemeyeceğinin, bilakis iman/akide bağının yeryüzü ölçeğinde cari olduğunun ve müslümanlar nerede yaşıyor olursa olsun 49/10 ilahi emirle bağlı, sorumlu, yükümlü olduğunun hem dünyaya hem de dünyanın her yerinde yaşayan müslüman yüreklere hatırlatılmasıydı.
    Yeri gelmişken şunu söylemek zorundayım; Mavi Marmara seferini komplo(culuk)lara kurban etmek, kimilerinin ekmeğine yağ sürdü ya da kimileri tarafından kullanıldı gibi iz'andan, vicdandan yoksun sözüm ona"analizlerle/yorumlarla gözden düşürmek asla kabul edilebilir ve mazur görülebilir değildir. Bu seferin onlarca hayrından sadece bir teki bile yani Refah sınır kapısının açılması ya da gevşetilmesine neden olması boyutuyla bile takdire şayandır. Çünkü açılan/gevşetilen bu kapıdan hastalara ilaç, yoksulların sofrasına gıda, evsizler için inşaat malzemesi ve hayatın idamesine dönük daha bir çok şey girmektedir.

    Mavi Marmara'yı Nuh'un gemisine benzeten ve adeta kutsayan yaklaşımlar da, adeta gezi teknesine benzeten ve hiçe indirgeyen yaklaşımlarda müslümanca bir okuma değildir. 
    Özetle; Mavi Marmara seferine tanık olan Müslüman halkların yaşadığı ruh halini düşünebilmekteyiz. Düşünün, evini-barkını, sevdiklerini geride bırakan ve her türlü zorluğu göze alan ve dahası şehadeti umarak yola çıkan cesur yürekli yiğitlerin sadece Müslüman duyarlılığıyla ve ümmet bilinciyle kardeşlerine ve mazlumlara yardım götürdüklerini bilmek, Müslüman halkların gönüllerinde, ruhlarında nasıl bir etki, nasıl bir devinim, nasıl bir diriliş, nasıl bir vefa, nasıl bir kardeşlik ruhu, nasıl bir ümmet bilincini tetiklediğini tahmin etmek hiçte zor değildir.

    Bu yiğitlerin kendileri Gazze'ye ulaşamadı ama kanları, yürekleri ve iftiharla, gıpda ile sevinçle ağlanılası amelleri ulaştı. Mavi Marmara'nın saldırıyla karşılaştığı anlarda sadece 72 mil uzaklıktaki Gazze'li müslümanlar sahile koşarak (Gazze'de bizlere anlatılan) ellerinde Kur'an ve gözlerindeki yaşlarla sokaklarda Rablerinden yardım istiyorlardı, çünkü kendi yetimlerine yardım getiren bu yiğitler kendi çocuklarını yetim bırakmayı göze alarak böylesi bir salih niyetle yola koyulmuşlardı. Bunun için Mavi Marmara seferi ve bu seferde şehid düşenler Gazzeliler için çok değerliydi, çok anlamlıydı ve çok vefa duyulası bir güzel seferdi bu...

    Ümmetin bütün şehidlerine selam olsun.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat