Lanetlenerek hatırlanan 28 Şubat 1997 süreci...


Kemal SONGÜR, Lanetlenerek hatırlanan 28 Şubat 1997 süreci...

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Öncelikle şunu belirtelim ki; gayrıislami bir rejimden-işleyişten İslami/insani adalet beklemek suyun + 10 derecede donmasını ya da kaynamasını beklemek gibi bir şeydir.

28 Şubat sürecinde bütün gazete ve tv'lerde arzı endam edenler K. Alemdaroğlu, N. Arat, V. Savaş, K. Gürüz, Y. Özden, E. Tezic, N. Serter, T. Ateş, Çevik Bir, S. Demirel, bu sürecin bin yıl süreceğini söyleyen Kıvrıkoğlu gibi iliklerine kadar İslam/müslüman düşmanı olan azılı kamalist jakoben zihnin temsilcileriydi, o dönemde İslama ait hiçbir görüntüye bırakın tahammül edilmeyi küstahca saldırılar zirvedeydi, yerlerde sürüklenen tesettürlü kızlarımız ve İslama dair her ne varsa tehdit unusuru olarak İRTİCA yüklemiyle düşman addedilen söylemlerin görüntü ve bombardımanı altındaydı.

Bu lanetli sürecin mahkemelerinde postmodern darbeci askerlerin emrinde olan hakim ve savcıların maharetiyle kalemleri kırılan 600 civarında müslümanın hala mahpus oldukları ve buna duyarsız kalındığı gerçeği ortadadır. Bile isteye duyarsız kalanlara ve birşeyler yapılma imkanı olmasına rağmen bundan sakınanlara yazıklar olsun-yuh olsun.

Müslümanın vasfı adil şahidlik yapmaktır ve olan bitenin fotoğrafını olduğu gibi çekmektir.

Girişte söylediğimiz gibi gayrıİslami bir rejimden-işleyişten İslami-insani adalet beklemek akla zarar-ziyan bir beklentidir, lâkin, ifrat ve tefrit çukuruna düşülen analiz ve yaklaşımlardan da sakınılması gerektiğini düşünenlerdenim.

28 şubat 1997 lanetli süreci ile bugünü kıyas ederek analizler yapan ve söylemler geliştiren müslümanların kahir ekseriyetinin kantarın topuzunu kaçırarak yorumlar yaptıklarını görmekteyiz. Bu konuya dair yaklaşımları üçe ayırmak mümkündür.

1- Keskinsirke ve tekfirciliği meslek edinmiş cenahın yaklaşımlarına yönelik şu örnekler verilebilir; "yüz yılda Tayyib Erdoğan gibi bir diktatör-zalim gelmemiştir" "bugün yaşananlar 28 şubat 1997 sürecinden binbeterdir" "Tayyib Erdoğan Kemal Kılıçdaroğlu'ndan ve 1923'den bu yana varolan azılı kamalistlerden daha kötüdür" "başta Suriye'de ve genelde ümmet coğrafyasında ve dahi bütün mazlumların yaşadıkları zulümlerde en büyük suçlu Tayyib Erdoğan'dır" "Tayyib Erdoğan olmasaydı/gelmeseydi İslam devrimini gerçekleştirebilirdik" gibi ve benzeri ipesapa gelmez veciz! analizler ve yorumlar ortaya koymaktadırlar.

2- R. Tayyib Erdoğan'ın İslami boyasının-kaygısının oluşu-görüntüsü, hayat serüveni ve özelde bu coğrafyada ve genelde ümmet coğrafyasında müslüman ahalinin yüreklerine su serpecek kimi söylem ve pratiklerinden dolayı ve dahi bu kabulden hareketle 'adeta' at gözlüğü takılarak gayriİslami olan rejimin ve işleyişinin cari olduğu gerçeğinin salt Tayyib Erdoğan'a duyulan teveccühden ötürü ıskalanması, yapılan ve ortaya konulan İslama muğayyir bütün çıkışların "bunda da bir hikmet vardır" ön kabulüyle pervasızca sahiplenilmesi, 'adeta' destekleyenlerin kahir ekseriyeti için sistemin-rejimin gayrıislami oluşunun görülmemesi, İslami yönetim arzusunun ve söylemlerinin çoook gerilere itilmesi, bu gerçekleri dile getirenleri de ajan-hain-preje olmakla suçlanabilecek kimi küstahlıkların yaşanması, lider-kişi kültünün yaygınlaşması, bu cenahta bulunanların bir kısmının yaklaşımlarına örnek verilebilir.

3- Vahyin gölgesinden hayatı okumaya çalışan ve İslama muğayyir ne varsa itiraz eden ve İslami adalet sisteminden başka hiçbir yönelişe rıza göstermeyen ve sahiplenmeyen, lâkin olan biteni de adil şahitlik üzerinden okumaya çalışan, birinci şıktakiler gibi paranoya derecesinde adil şahidlikten uzak ve tekfiri meslek edinmiş tekfircilerin söylemlerine de itibar etmeyen ve ikinci şıktakiler gibi de rejimin gayrıİslami oluşunu-işleyişini ıskalayan ya da bunu dillendirmekten ısrarla kaçınan veya üstünü örtmek denilebilecek tavırlar sergileyen yaklaşımlara da itibar etmeyen, bütün bunlara rağmen Müslümanca bir hayatı yaşamaya çalışan ve dahi İslami yönetim arzusunu yitirmeyen bütün Müslümanları kardeş bilenler, bu üçüncü şıkta şahsımı konumlandırmaktayım. Tabi ki, birinci ve ikinci şıkta kendilerini konumlandıranlar bu yaklaşımımıza itiraz edebilirler, lâkin bende düşüncelerimi kimseden çekinmeden ve kimseden bir beklenti içine girmeden dile getirmek zorundayım, zira, herkes hesabını Allah'a verecektir, önemli olan "mavi boncuk dağıtmadan ve bağcıyı dövmeyi değil bilakis üzüm yeme derdiyle-kaygısıyla hareket edilmesidir.

Hülasa; ümmet duyarlılığını ve İslami adalet sistemini önceleyen, bariz ve cepheden Müslümanlara saldırıların yapıldığı bu zamanda kardeşliği muştulamayı önemseyen, İslam’ı dert edinen ve İslam üst kimliği ile kendini tanımlayan herkesi kardeşler olarak bilmekteyiz-görmekteyiz.

Merhametle-adaletle ve ötekileştirmeden yapılan-yapılacak eleştiriler-uyarılar baş-göz üstünedir.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat