Laiklik Tartışmalarına Dair


Kemal SONGÜR, Laiklik Tartışmalarına Dair

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


 Laikliğin tarihsel, felsefi, kavramsal ve de -jakoben ya da ılımlı- güncel tanımları üzerine çok şeyler söylenmiştir/söylenmektedir. Lakin, avamından havasına her kesin anlayabileceği ve sadece "kıvırtmadan" kabul ya da red ile karar verilmesine dönük sınırlandırılan net/yalın tanımını rahmetli Ercüment abi yapmıştı.
 
    Yaşadığı zamana şahidlik eden ve tevhidi duruşunu hakkıyla koruyan merhum Ercüment Özkan (rahmet ve cennet duasıyla) ağabeyin; "Laikliği kısaca tanımlarsak; bir insanın gerek ferden, gerek toplum olarak Allah'a beni yaratmış olsanda emir ve nehiylerinle, kitabınla hayatımdan çık ve uzaklaş demenin GAVURCASIDIR" şeklindeydi.  İşte bu tanımın sündürülecek hiçbir tarafı yoktur, teorisi ile pratiği bunun apaçık delilidir. İster zorla ister ayartarak olsun, esasta işlevselliğinde fark yoktur, yani bütünüyle la dini'dir. Hiçbir şekilde yanyana getirilemiyecek ve birbirinin hasmı olan "müslimlik ve laiklik" kavramı ancak birbirinin reddi ile açıklanacak vedahi tevil edilemeyecek bir hayatı okuma biçimidir.
 
     Müslimlik: Yaratan ve emreden bir Allah tasavvuruna, gökte de yerde de hükmeden el hakim olana teslimiyetin adıdır. Halıgın Hallag olarak yaratmaya devam ettiğine, hayatın her sahasında-safhasında emir ve nehiyleriyle kişiyi/toplumu dizayn eden hududlar/sınırlar vaaz ettiğini kabul etmenin adıdır. Yaratılanların yaratanın koyduğu ölçülere göre hayatı tanzim etme yükümlülüğünün ve bunun üzerinden hesaba çekileceği gerçekliğine iman etmenin adıdır.
 
    Laiklik: Kiliseli toplumlara mahsus olan bir kavramdır, kilise ile devletin birbirlerinin işlerine  müdahale etmemesi zımnında aralarında uzlaşıya vardıkları'adeta' bir centilmenlik anlaşmasının adıdır, daha önceleri iki otoritenin birbirlerinin işlerine karışması ve buradan doğan kaotik durumun izalesine yönelik kendilerince ürettikleri bir çözümlemedir. Pavlus eliyle tersyüz edilmiş ve kilise eliylede zulüm mekanizmasına dönüştürülmüş, sonraları da dünyevi olana neredeyse bütünüyle kapılarını kapatmış ruhbanlık dini olan hırıstiyanlığın toplumsal hayata yönelik zaten söyleyecek pek bir şeyi kalmadığından dolayı laisizm gömleği onlara cup oturduğu gerçeği ortadadır. Kiliseli bir toplumun laiklik kavramını kullanması bu nedenle mümkündür, çünkü, kavram kilise’ye nispetle bir anlam taşımakta ve işlevsel olabilmektedir. 
 
     Sekülerizmin bütünüyle dine ait olanı dışlamasına nisbetle laisizmin dünyevi alana ait olana dini karıştırmamak kaydı ile dindarları kendi alanlarında özerk bırakan bir yönünün olduğunu ve bunun da ancak hayata ve hayatın işleyişine çözüm önermekten/emretmekten uzak hıristiyanlık gibi din tasavvurlarına sahip inanç gruplarına dönük uzlaşıldığı gerçeğidir.
 
     Laiklik; Aristo'nun dediği gibi, yaratan ve köşesine çekilen bir ilah tasavvuru, hayata müdahilliği reddedilen bir din kabulü, dinin bireysel bir inanç olduğu ve religion/ritüel/folklorik/kültürel konuma-forma hapsedilmesinin gerektiği, din ve siyasal/yönetsel/devlet işlerinin birbirine zinhar karıştırılmaması anlamına gelmektedir.
 
    Laikliğin Türkiye'deki ders kitaplarında belletilen "din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" şeklindeki tanımının pratik karşılığı hiç de öyle değildir, bu kavramın doğduğu kiliseli toplumlarda kiliseler'özerkliğini' korurken, Türkiye ve benzeri halkı müslüman ülkelerde  devletin dine müdahil/yönlendirici/baskılayıcı vedahi din'i istismar ederek statükolarını korumaya matuf kullanıldığını söyleyebiliriz. Dahası İkinci meclis ile başlayan İslama yönelik hasımlık ve dine dair hiçbir görsele bile tahammül edilemeyen mankurtlaşma hali sonrasında Laiklik'adeta' bir din haline getirilerek muarızlarına yönelik akla ziyan zulümler/katliamlar ve sürgünlerin icra edildiği bir yakın tarihe sahibiz. İşte bu lanetli kavram/madde nice müslümanları kıyıma uğratmış, nice ocakları söndürmüştür.
 
    Bu coğrafyanın kemalistleri, ulusalcıları, sol-sosyalistleri, kapitalistleri, liboşları, kürt ve türk faşistleri, hdppkk ve marjinal bileşenleri, gölgelerinden korkan muhafazakarları, etesüte dokunmayan dindarları bu lanetli kavramı farklı nedenlerden de olsa  her daim sahiplenmişler, kimileri korku kaynaklı kimileri de İslama olan apaçık düşmanlığını bu kavram üzerinden sahiplenerek dayatmışlardır.
 
     Şunu da belirtmeliyiz ki, mesele laiklik kavramının Anayasada olup olmamasından çok öte mantığının cari olmasıdır, örneğin; Mısır anayasası şeriatın refarans alınmasını kayda geçirmesine rağmen pratikteki icrası Din'i hayata taşımak değil, bilakis istismar ederek kullanmaktır, yani la dini'liğin başka bir versiyonudur, tıpkı suudiamerika'da olduğu gibi.
 
     Güncele dönersek:
 
     Meclis başkanı Ak parti milletvekili İsmail Kahraman “Yeni anayasada laiklik maddesi olmamalı.” cümlesini kurduktan sonra fırtınalar koptu ve bu kavram üzerinden her kesim aslında rengini bir kez daha açıkça göstererek yinelemiş oldu. Sosyal medyada ve kemalist dinazorların  yazılarında Kahraman'a edilen küfürlerin/hakaretlerin/tehditlerin haddi hesabı yoktur, "ya sev ya terket/koltuğu bırak" çıkışları, yüce divan çağrıları, CHP milletvekili Müslim Sarı'nın "Laikliği kaldırmak isteyen kelleyi koltuğa alsın" gibi aba altından darağacı tehditleri, Türkiye laiktir laik kalacak ve karanlığa karşı aydınlık böğürtüleri vesaire bir yığın höykürmeler havada uçuşmaktadır.
     Tartışılarak yinelenen Laiklik kavramına yönelik yaklaşım sahiplerini şöyle özetleyebiliriz:
 
    1- Paranoyak kemalistler-ulusalcılar-sol/sosyalistler: Laikliği jakobenizm üzerinden icra eden ve toplum mühendisliği ile topluma yön vermek isteyen batıdan daha batıcı reflekslerle İslama olan hasımlığını laiklik kalkanı ile çok küstahca dayatan iflah olmaz güruhlar. Bu sefillerin bir dönem okullarda dini çağrıştırdığı için "hoca(m)" tabirini yasaklaması ve yerine öğretmen hitabının kullanılması gerektiğini genelgelerle deklare etmeleri unutulur mu hiç!? 
 
     La dini olan güruhun kalemlerinden; (Murat Belge şu başlıkla konuya dahil olmaktadır, "dinin bu kadar çok konuşulduğu başka bir ülke-toplum yoktur"
     Dünyada Türkiye gibi her dakika ve münasebette din konuşan bir toplum sanırım kalmadı. Bir tarafta dini bence de olması gereken yere koyan ve habire onu çekiştirmeyen, laikliği özümlemiş toplumlar var. Bir yanda belki bunun karşısı, gene dinle yatıp dinle kalkmayı sürdüren, ama alışık oldukları için bunu sorun yapmayan toplumlar. Biz, temel sorunu din olan bir toplumuz. İşte gene son tartışma: “Dindar anayasa!”
 
     Tayyip Erdoğan yıllar önce (iktidar olmadan önce diye kalmış aklımda) bunu özetlemişti: Mealen, “Müslüman adam, ‘laik’ olmaz; ya laik olursun, ya Müslüman” gibi bir şey söylemişti.
 
     Tayyip Erdoğan şimdi bunun karşısı bir programla “dindar toplum” yetiştirme girişimine hazırlanıyor. Şu aşamada Meclis Başkanı’nın çıkışını sahiplenmedi-gibi görünüyor. Ama Meclis Başkanı o sözleri onu mutlu etmek için söyledi. Bunlar hazırlık aşamaları.)
 
    Yani, Murat Belge'ye göre Tayyip Erdoğan destekli İsmail Kahraman'ın çıkışı yeni Türkiye'nin hazırlık aşamalarına yönelik nabız yoklamaları olarak resmedilmekte. 
   2- Sol'a meyleden'müslümanlar'ın trajik öykünmeciliği ve bir prototip olarak Hayri Kırbaşoğlu'nun üzerinden düşülen çukurun halipürmelali.
 
     Hayri Kırbaşoğlu'nun facebook'unda paylaştıklarına bakalım;
 
     Dilipak'ın "Laiklik uygulamasına Türk'ün dini kemalizm'i devletten arındırarak başlayalım" şeklindeki twitine karşılık Hayri Kırbaşoğlu'nun "Sonra yerine İslam diye BASKICI ve patalojik bir dindarlığı din diye dayatın, böylece İSLAMOFAŞİZM iddialarının ekmeğine yağ sürün" diye cevap vermesi, bunun üzerine başka bir yorumcunun Hayri beye hitaben "Hey gidi Hayri hocam, bu günleri görmek de varmış meğer, kim derdi ki, birgün gelecek de'islamofaşizm' denizinde boğulma korkusundan kemalizme sarılacaksınız, hayat işte, neler söyletiyor insana" diyerek acınası duruma parmak basmıştır.
 
    Hayri beyin facebook'ndan alıntılara devam edelim, ONURLU SANATÇILAR'ın gönderisi olarak şunu paylaşmış; "Laiklik ne mi? Ben trafikte biriyle kavga etsem, sadece o beş vakit namaz kılıyor diye hakimin onu haklı bulmamasının garantisidir" GÜLSE BİRSEN..
 
    Bu paylaşıma Hayri beyin facebook arkadaşı şu yorumu düşmüş "helal be Hayri hoca aslına rücu etmişsiniz, birazdan YAŞASIN LAİKLİK diye tekbirde getirirsin"
    Hayri beyin gönderi paylaşımına son örnekler olsun; kemal kocabaş'ın fotoğrafını paylaştı.. "LAİKLİK ÖZGÜRLÜKTÜR" ve "Anayasadan laikliği çıkarmayı düşünebilen TBMM başkanı İSTEMİYORUZ kampanyasına imza ver" 
 
     İşte sol'a meyledenlerin hazin sonunu Hayri Kırbaşoğlu üzerinden görebilmeliyiz.
 
    3- Ak Parti'nin söylem ve pratiklerini'adeta' la yüsel konumuna çıkaran teslimiyetçiler. Bu cenah da söylenen her sözde ve yapılan her icraatta hikmet arayan, jakoben laiklikten özgürlükçü laikliğe dönük yönelişe fit olan, her türlü düşünsel ve pratik yozlaşmayı/erozyonu görmek istemeyen ve "kimi kazanımları" kaybetmemek için ilahi olanı eğip büken ve bunu da'maslahata' fatura eden teslimiyetçiler.
 
     4- Muvahhidler: İlahi olana dair seçimlerini/tercihlerini yapan ve başkaca tercih hakları (33/36) olmadığı hakikatine iman eden ve toprağa düşünceye kadar bu sadakat ile hayatı okuyan, ılımlısı ya da jakobeni batıl olan ne varsa reddeden, değişmez-değiştirilemez ölçüler kabulünü sadece vahye tevdi eden, adaletten asla ödün vermeyerek muhatapları ve olayları okuyan, tevhidi ve ondan neşet eden vahdeti ve bununla oluşacak izzetli ümmetin bir neferi olmaktan başkaca ehemi olmayan, batıl olan hiçbir merciye/ideolojiye sığınmayan ve korkmayan, müslüman kalmayı-olmayı-ölmeyi hayatının biricik amacı olarak addeden, la dini olan sekülerizmi-laisizmi ve buradan neşet eden bütün ideolojileri elinin tersiyle iten MUVAHHİDLER.
 
    Ecel/ölüm kapıda, her nefis inandığıyla, teslimiyetiyle, amelleriyle hesaba çekilecektir, hesap görücü ve yegâne mâlik olan Allah'tır.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat