‘’Kürtlere yönelik çözüm" “Sorun” ‘dan vazgeçmektir


Kemal SONGÜR, ‘’Kürtlere yönelik çözüm

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Sorun ilahi hitabı göz ardı etmektir ve ilahi hitaba/kitaba dönülünceye kadar sorunlar devam edecektir.

    Yaratılmış her şey O'nun ayetidir; varlık aleminin tümü Allah'ın sonsuz kudretini haykırmaktadır. Allah'ın hem kevni hem de hitabi/kitabi ayetleri hikmetlerle doludur, sorumluluk yüklediği ve hesaba çekeceğini bildirdiği ins/cin kullarına yönelik emirleri-nehiyleri imtihana mebnidir, bütün emir ve nehiyler bu dünyada izzetle/adaletle/huzurla yaşanılması ve akıbetimiz olan ahiretimizin de felahı içindir.

    TC'nin kuruluş felsefesinin seküler ve kavmiyetci oluşu bütün sorunların kalkış noktasıdır.  Sekülerite ilahi olanı bütünüyle yok saymaktır ve hayatın inşasında referans alınmasına set çekmektir. İlahi olanın bütünsel reddi hayatın bütün alanlarını sorunlu, adaletsiz, zulme ayarlı kılmaktadır. Biz burada bütünsel olandan ziyade sadece bir ayetin/uyarının/emrin göz ardı edilmesinin bile nelere mal olduğunu/olabileceğini ifade etmeye çalışacağız.

    Allah'ın bir tek ayetinin bile inkâr edilmesi insanlar arası ilişkilerde vahşete/katliama ve adaletsizliğe neden olmaktadır, mesela; (Rum 30/22, Hucurat 49/13) ayetini inkâr edenlerin ırki/kavmi üstünlük taslama sapkınlığına/saplantısına duçar olmasından dolayı milyonlarca insan tarih boyunca karşılıklı olarak katledilmişler, hem bu dünyalarını hem ahiretlerini mahvetmişlerdir. Kavmiyetçilik/ırkçılık hem Allah'ın ayetini inkâr etmek hem de insan aklına (nerede, nasıl, hangi kavme mensup olarak doğacağını bilmeyen ve buna asla dahli mümkün olamayacak insanın) hakarettir.

     Üstünlük ölçütü ne soyda ne kavimde ne cinsiyettedir, bu ölçütü insanı yaratan belirlemekte ve -O'na göre üstün-değerli olanın(Hucurat 49/13)- varlık aleminin tek sahibi-yöneticisi olana karşı sorumluluk bilincini/takvayı kuşanana ait olduğu hakikatini bildirmektedir. Bu bildirim karşısında söylenecek her şey bomboştur, haddi aşmaktır, mustağnileşmektir, küstahlıktır.

    Bu kısa özetten sonra Kürtler ve "çözüm" konusuna geçebiliriz:

    1908 İttihatçıların dümene geçmesi ve Türk ulusu/Milliyetçiliği doktrinini deklare etmesi ve sonrasında TC'nin ladini/seküler ve Türk milliyetçiliği paradigması üzerine inşa edilmesi ve de bunu acımasız bir jakobenizmle halklara dayatması yaşanıla gelen bütün sorunların/zulümlerin temelini oluşturduğu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortadadır.

     Kürtler bu coğrafyada yüzyıldır asimilasyona, ötekileştirmeye, dillerinin/kültürlerinin yok sayılmasına, kart-kurt istihzalarına, şeyh said ve dersim başta olmak üzere birçok katliamlara, mahpusluklara ve yakın tarihteki Diyarbakır cezaevi ile sembolleşen akla zarar/ziyan işkencelere, evlatlarının gözü önünde babalara-dedelere tezek yedirtilerek alçakça yapılan aşağılanmalara, faili meçhullere, köylerinin yakılmalarına ve yerlerinden edilmelere maruz kalmışlardır. ‘’Adama sormuşlar nerelisin diye!? Bingöl’lüyüm demiş, soran kişi vah vah etmiş, hem Müslüman hem de Kürt ha!’’ Yani, bu coğrafyada Kürtler hem etnik kimlikleri hem İslami kimlikleri ile şeddeli/iki kez zulme uğramışlardır.

    İşte bu yaşanılmış gerçekliklerden dolayı Kürt halkıyla hem dini hem örfi olarak'keskin' doku uyuşmazlığı olmasına rağmen marksist-ateist-faşist ve dahi taşaron/mafya (pkk’nın salt ideolojik bir örgütten ziyade rantı-çıkarı önceleyen ve hiçbir sınır tanımayan bir örgüt olduğuna inananlardanım) olan PKK salt zulmeden rejimle görece "mücadele" ettiği için bu coğrafyada yer edinmiştir. Tabi ki bu yer edinme salt gönülden kabul ile değil daha çok korku temellidir.

    PKK kuruluşundan beri gücü-hegemonyayı kendi tekeline almak için benzer ideolojiyi sahiplenmelerine rağmen irili ufaklı birçok Kürt yapılanmasını zora dayalı elimine ederek tekel oluşturmaya çalıştı ve bunu da büyük oranda başardı. Bölgede İslamcı cenaha da her türlü baskıyı kurarak ve TC'nin AK parti iktidarına kadar fasılasız sürdürdüğü bariz zulümlerini sollayacak şekilde davrana gelmiştir.

    Gelinen noktada "çözüm" süreci neye tekabül etmektedir:

     Klasik sağcı/miiliyetci-uluscu/kemalist iktidarlar ve devlet aklı Kürtlere yönelik bildik kahrolası yaklaşımları hiç değiştirmedi, üstenci tavırlarla Kürt halkını hep öteledi ve Türklük/Türk ulusu saplantısına kurban ettiler.

    Görece İslami tonları taşıyan ve buradan kaynaklı ümmetçi refleksleri içinde barındıran ve de hertürlü kavmiyetciliği ayaklarının altına aldığını dillendiren Tayyip Erdoğan'ın her yönüyle birçok riskleri (küresel ve yerel siyasi denklem boyutuyla) göze alarak kemikleşmiş/klasik türk milliyetciliği üzerine oturmuş devlet davranışlarının aksine bu meseleye yönelik eksiğiyle-gediğiyle/yanlışıyla-doğrusuyla iyi niyetleri önceleyen yaklaşımlar sergilediği görülmektedir.

    Öncelikle ve çok sinir/gıcık olduğum; "kürtlerin haklarını tanıyoruz/veriyoruz" şeklindeki söylemlerin küstahlığıdır. Yaratanın bahşettiği hakların kullar tarafından verildiği/verileceği söylemi hem Allah'a isyanı hem de insana hakareti içinde barındırmaktadır. Sen kimsin!?  ve kimin hakkını kime lutfediyorsun ve Rahman'ın bahşettiğini tekraren bahşetme iddiasında bulunuyorsun ey mahluk demek gerekir. Tayyip Erdoğan öncülüğünde yapılan ya da yapılmaya çalışılan Kürt halkına yönelik yüzyıllık gasptan vazgeçilmeye çalışmaktan ibarettir. Maalesef bu da çok anlamsız şartlar ileri sürülerek ve çok yavaş ilerleyerek sürdürülmektedir, hiçbir gasptan kimi şartlar ileri sürülerek vazgeçilmez ve bu yaklaşım gaspı meşrulaştırmak anlamına gelecektir. Yapılması gereken önce bu gasplardan dolayı özür dilemek ve hiçbir şart koşma yüzsüzlüğüne/pişkinliğine girilmeden gasplardan acilen vazgeçmektir.

    Bu coğrafyada yaşayan bir Müslüman olarak fıtrata aykırı yaklaşımların neden olduğu hiçbir ölümün yaşanmamasını, ne Rizeli Dursun amcanın ciğerparesi ne Şırnaklı Şehmuz dayının oğulcuğu ölmesin istiyoruz.

     Tayyip Erdoğan'a ve Hükümete çözüm sürecine dair şunları söyleyebiliriz:

    1- Öncelikle Kürt halkına yönelik "lütufkâr" söylemden vazgeçilmesi, yüzyıllık gasplardan dolayı özür dilenmesi, kaygıların/kayıpların giderilmesi, bütün gasplardan şartsız vazgeçileceğinin ilan edilmesi ve ana dilde eğitim dahil fıtrata aykırı tüm sınırlamaların kaldırılmasıdır.

    2- Çözüm sürecinin eli kanlı Marksist-faşist ve taşeron olan PKK ile değil, Kürt halkının tümünü temsil eden yerel kanaat önderleriyle ve alabildiğine şeffaf yürütüleceğinin ivedilikle ilan edilmesi ve de yeni bir sayfa açarak acilen başlanılması.

    3- Bölgede PKK'nın estirdiği şiddete, gaspa, baskıya, adam kaçırmalarına, haraç toplamalarına, yol kesmelerine, zorla dağa adam taşımalarına, yargılamalarda bulunmalarına "çözüm süreci" bahane edilerek göz yumulmasından -iddia edilen "nötr" devlet vasatı icra edilerek- vazgeçilmelidir. Bölge halkının can güvenliği her şeyin üstünde tutulmalıdır.

    4- Çözüm sürecinin muhatabı olarak ve hele PKK'nın kâr hanesine yazılabilecek her türlü intibadan şiddetle kaçınılması ve bu coğrafyanın bütün yaşayanlarına mal edilmesidir.

    5- Kürt halkının tamamına ait olan ve fakat PKK'nın tekeline aldığı, sömürdüğü ve bütünüyle örgütün finansal/aktüel/ideolojik çıkarlarına amade kılınan belediyelerin "devlet tarafından iddia edilen'nötr' konumuna ulaştırılması gerektiğidir.

     Son Suruç vahşetinden hareketle şu gerçeği hatırlatmaktayız; hiçbir ideoloji vahşetlerle hem bir yere varamaz hem de halkların nezdinde ikna edici olamaz, çünkü bu eşyanın tabiatına/insanın fıtratına aykırıdır. Buradan hareketle kim tarafından ve kime karşı yapılırsa yapılsın sınır/değer tanımayan kör şiddetleri/vahşetleri şiddetle lanetliyoruz.

    Bir yanda ırkçı-faşist-ateist pkk ve bir yanda harici/tekfirci-katliamcı ve ümmet coğrafyasındaki islami oluşumlara düşmanlık ederek arkadan vuran Işid ve de diğer yanda baş vampir ABD-AB ve onların güdümünde olan küresel/yerel zulüm çeteleri, sözün gücü yerine ve mücadele ahlakının yerle yeksan edildiği çok kaotik bir dönem yaşanmaktadır.

   Özetle: Kavmiyetçilik/ırkçılık Allah'a isyandır ve insan aklına hakarettir, lokal olarak bu sorunun genel olarak bütün sorunların çözümü ilahi öğretiye teslim olmak ve hayatın tümüne taşımaktır. Her zaman ve her daim yegâne çözümün/adaletin ve ebedi hayat olan ahiretteki felaha ulaşmanın Hududullah'a sadakat ile olacağı hakikatini hatırlatmaya devam edeceğiz.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Yakup Döğer
31.07.2015 19:27
Sahih çözüme yönelmeli
Kürt sorunu diye oluşturulan suni bir sorunun, uzun yıllar yaşadığımız ülkeyi meşgul etmesi, binlerce cana mal olması,çözüm önerilerinin tutarsız ve seküler olması, sorunu çözmekten öte daha da derinleştirmiştir ne yazık ki.

AKP Hükumetinin çözüme dair attığı adımlarda en büyük hatası da, mevcut coğrafyada İslami kesimi hiç bir şekilde muhatap almaması, sanki orada yaşayan Müslümanlar yokmuş gibi davranması olmuştur. Muhatap olarak Marksist-Leninist bir örgütü muhatap kabul etmesi, çözümsüzlüğün de işareti olarak görülmüştür.

Soruna hangi siyasi oluşum el atarsa atsın İslami olarak çözüm önerisi sunması, mevcut egemen yapının gereği olarak mümkün değildir. Mümkün değildir, çünkü seküler yapıya sahip cahili düzenlerin İslami olana yanaşamayacağı ve kabullenemeyeceği yapılarının gereğidir. Burada İslam Davetçilerine de çok önemli görevler düşmektedir. Yöre halkını İslami çözüm önerileri üzerinde aydınlatmalılar ve asıl olana yönlendirmelidirler.

Değerli Kemal abim, Sizin önerileriniz Kitabi bir bakış açısıyla, olması gerekene işaret etmekte, sahih ve daimi bir çözümden yana yol göstermektedir.

İnşaallah muhataplar ve özellikle bölge halkı, Allah'ın rızasına uygun olandan yana tavır alarak,çözüme dair tavırlarını değerlendirir ve doğru olanı idrak eder.

Önemli bir konuya Müslümanca bir bakış açısıyla değerlendirdiğiniz için Allah razı olsun. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat