İtidal-Denge ve Adalet


Kemal SONGÜR, İtidal-Denge ve Adalet

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


 İtidal: “adl”  kökünden masdar olup klasik sözlüklerde “iki aşırı tutum ve davranış arasındaki orta hal” şeklinde tanımlanır. Ayrıca  “adalet”  kelimesinin bir anlamı da  “itidal ve istikamet”tir.
 
    İtidal: Ölçülü, tutarlı, dengeli, mecazi olarak da soğukkanlı olmak/durmak demektir. Istılahı kavram olarak; vahyin belirlediği/onayladığı hayrı, iyiyi, güzeli, erdemi, istikameti, adaleti, düşünce ve amelde aşırılıklardan uzak vasatı/dengeyi/ölçüyü inşa eden/hedefleyen duruş demektir. İtidal; akidede, amelde, insanlar arası ilişkide vasat-dengeli bir kimliği kuşanmaktır.
    Evreni yaratan da tanımlayan da ve ölçü/denge koyan da Allah'tır. "Mülk O'nun'dur ve ortağı yoktur, yaratmış ve belli bir düzen/ölçü/uyum/denge ile takdir etmiştir" (25/2) "O'nun katında herşey bir miktar (ölçü ve denge) iledir" (13/8). Bir ölçü/denge ile yaratılan ve buna uydurulan iradesiz varlıklara yönelik "Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir"(3/83) kurulan dengede insanın dahlinin olmadığı hatırlatılmakta ve imtihana mebni yaratılan insanın da itidale/dengeye davet edilmesinin kendi hayrına olacağı bildirilmektedir.
 
    İnsanı da "Ki O, seni yarattı,'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı" (82/7) ruhi/kalbi/bedeni olarak muhteşem bir denge ve ölçü ile var etti.
    İmtihana tâbi tutmayı murad ettiği insana fücur ve takvayı ilham ederek (91/7,8), sınanmaya mebni bahşettiği iradeyi kullanmaya mahkum kılarak (81/29) ve tercih hakkını (hakikat gösterilerek ve akıbet hatırlatılarak) insana bırakarak (18/29), "O (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikirdir, sizden dosdoğru bir yön/istikamet tutturmak dileyenler için" (81/27,28) ve bu zikirden/Kur'an'dan sorulacağı(43/44) gerçeğini beyan ederek uyaran Allah'tır.
 
    Bu kısa özetten hareket ile, nasıl/neden yaratıldığımızı, neyi/nasıl yapacağımızı, afaktaki ve enfüsteki gerçekliği nasıl okumamız gerektiğini, bahşedilen aklı nasıl işleteceğimizi (10/100), iyi-kötü, hak-batıl, adalet-zulüm, hayır-şer, helal-haram ve konumuz olan itidal/denge/adalet tanımımızı hangi ölçüye göre yapacağımızı da bilen/belirleyen Allah'tır.
 
    İtidal, denge, vasat, orta yol gibi kavramların karşılığını ve kime/neye tekabül ettiğini vahiy belirlemektedir, itidal; vahyin ve onu pratize eden rasulün durduğu yer/durmamızı istediği yerdir.
    İtidal; sayısal, fiziksel, sosyal, geometrik, yani insan eli ürünü olarak belirlenen ve başı-sonu olan bir çizginin ya da ölçütün tam ortası demek değildir, insan eli ürünü olan davranış ya da yaklaşımların da tam ortası demek hiç değildir, hülasa itidalin ne olduğu nasıl olacağı ölçütünü koyan insan olamaz, çünkü insan -kendi başına bırakıldığında- yanlıdır, subjektiftir, yanlışlanabilir, acelecidir, pragmatisttir, unutkandır, korku ve çıkarların yönlendirdiği bir varlıktır, dolayısıyla insanın tanımlayacağı itidal/denge/vasat indi çıkarımlara mahkumdur, yani her insanın ya da toplumun itidal anlayışı/yüklemesi farklılık arzedecektir. Dinulkayyım olan İslamdan bağımsız ve ona muarız itidalin/dengenin ve bundan neşet eden adaletin tanımlanması ve de inşa edilmesi sözkonusu değildir. Bu hususta gösterilecek çabalar beyhudedir ve aldatmaya/aldanmaya mahkumdur. Şirki zihinler/la'dini yaklaşımlar zulüm üretmeye ve adaleti/itidali katletmeye-ketmetmeye mahkumdur. (31/13)
 
    İtidal vahye dayanmaktır:
 
    İtidali tanımlayan/belirleyen ve emreden Kur'an'dır;
 
    İtidalin öncelikli ve mutlak şartı Kur'an'ı mihenk/kıstas/ölçü/hakem ve hidayet kaynağı olarak görmek ve de bütün bagajlardan arınarak ona sadakat göstererek hayatımıza taşımaktır.
    "Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (/Kur'an'dan) sorulacaksınız/sorgulanacaksız." (43/44)
    "Bu (Kur’an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür." (3/138)
 
    "Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve müminler için bir hidayet ve rahmet geldi." (10/57)
 
    "De ki: ‘İman edenleri sağlamlaştırmak, Müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kuran’ı) hak olarak Rabbinden Ruhu’l-Kudüs indirmiştir."(16/102)
 
    Kur'an; itidali/dengeyi/vasatı kimlik haline getirmemizi ve düşünsel/eylemsel hayatımıza yansıtmamızı emretmektedir;
 
    "Böylece biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta/vasat bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde şahid olsun." (2/143)
 
    "Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın." (17/29)
 
    "De ki: ‘Allah, diye çağırın, ‘Rahman’ diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O’nundur.’ Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse." (17/110)
 
    "Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında orta bir yoldur." (25/67)
 
    "Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir." (31/19)
    “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helal olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse o muhakkak helak olmuş demektir.” (20/81)
 
    “Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez” (7/31)
 
    “Onlar: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver. Ahirette de iyilik  ver. Bizi cehennem'in azabından koru, derler.” (2/201)
 
    “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (5/8)
 
    İtidal; sırat-ı müstakim'dir, vahyin vaaz ettiği dinin emir ve nehiyleriyle yetinmeyip'dini enflasyona tabi tutan' ruhbanlar gibi (57/27) olmaktan sakınan ve "Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek/sizi zora sokacak şeyleri sormayın" (5/101) ilahi uyarısını dikkate alarak dinin arı duruluğunu/yalınlığını detaylara indirgeyip boğmayan ve de "De ki: Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? (49/16) ilahi beyanıyla ürperen, din'de tenzilata girerek'adeta' amelle ispatı olmayan kuru/soyut bir inanca indirgemekten de şiddetle sakınan, gayba yönelik bütün konularda nasla bildirilen ile yetinen ve "racmen bilgayb/gayba taş atmayın" (18/22) mesajıyla haddimizi bildiren Allah'a boyun eğen ve bu uyarılarla haddini bilen yaklaşımın adıdır, hududullah'a (eklemeden-çıkarmadan) sadakattir.
 
    Rasulullah'ın (s.a.v) nasihatlerinde de itidal vurgusu ön plana çıkmaktadır:
 
    "Din kolaylıktır. Dini aşmak isteyen ona yenik düşer. O halde orta yolu tutunuz. En iyiyi yapmaya çalışınız. O zaman size müjdeler olsun, günün başlangıcından, sonundan ve bir miktarda geceden faydalanınız." ( Buhari- İman 2/29)
 
    "Söz ve davranışlarda ileri gidip haddi aşanlar helak olmuştur." (Müslim-İlim 47/4)
 
    "Dinde aşırı gitmekten sakının. Sizden öncekiler bu yüzden helak oldular." (Ahmed bin Hanbel 1/215)
 
    "Sizin hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk eden değildir. Bilakis, sizin en hayırlınız her ikisinden de  nasibini alandır"
 
    "Sevdiğin kimseyi ölçülü sev, belki bir gün ona buğz edersin; buğz ettiğine de ölçülü buğz et, olur ki onu bir gün seversin" (Tirmizî, Birr, 60)
 
    Peygamberimize (sav), ibadetini azımsayan sahabeden birinin, geceleri daima namaz kılacağı, diğerinin ömür boyu oruç tutacağı, üçüncüsünün de kendini ibadete verip hiç evlenmeyeceği söylenmişti. Bunun üzerine Resûlüllah (sav): “Dikkat edin! Allah’tan en çok korkanınız benim. Ona rağmen benim oruç tutuğum da olur, tutmadığım da; gecenin bir bölümünde namaz kılar, kalan kısmında yatıp uyurum ve hanımlarla evlenirim. Her kim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir.” (Buhârî, Nikah, I; Müslim, Nikah, 5; Nesâî, Nikah, 4)
 
    "İster fazlalık isterse eksiklik şeklinde olsun her aşırılık rezilettir."
 
    İtidalin/vasatın ve ondan neşet eden adaletin tanımlayıcısı/belirleyicisi Allah'tır:
 
    İnsanı yaratan ve canlı-cansız varlıkları hizmetine amade kılan, nasıl inanması/yaşaması gerektiğini bilen/belirleyen ve ancak dünyada adaletin ahirette de felahın vaaz ettiği emirlere-nehiylere sadakatle mümkün olacağını bildiren Rahman'dır.
 
    İnsanlığın varedilişinden bugüne kadar hayat serüveni dikkate alındığında görülmektedir ki; Allah'tan ve O'nun dininden/hayatı biçimlendirmesinden bağımsız ne üretildi ise adaletsiz/huzursuz ve zulüm ile inşa olmuş ve de yeryüzü insanlara dar/zor edilmiştir, insanların hem bu dünya hayatı hem de ahiret hayatı mahvedilmiş, kendi cürmünü görmeyen ve müstağnileşen insan sadece kendine zarar vermemiş ekini ve nesli tarumar etmiştir.
 
    İnsan eli ürünü olan her inanç/düşünce/ideoloji kendine göre itidal-adalet-eşitlik-özgürlük kavramlarını tanımlayarak hayata taşımış, dahası çoğukez bu kavramları bariz zulümlerini gizlemek için bir perdeleme olarak kullanmış ve buradan kaynaklı fesada/zulümata neden olmuştur, çünkü Allah'a ait olanı başka bir varlığa pay ettirmek olan şirkin ve ondan neşet eden "bir şeyi kendine mahsus yerinden başka bir yere koymak" zulmü üreteceği tartışmadan varestedir.
 
    Rahman'ın yarattığı kullarına yönelik emri ve nehyi insanın mutlak hayrına olduğu hakikati itidalin ta kendisidir, haram olan/kılınan her ne varsa ve emredilen/farz kılınan her ne varsa insan tekinin hayrına ve insanlardan oluşan ailenin-toplumun-devletin hayrınadır.
 
    İtidal; itikadi-ameli-ahlaki her türlü batıl/sapkın yönelimlerden arınmanın, gelenekçi ve (post)modern bidatlerden uzak durmanın, her türlü ilkel ya da modern cahiliye kalıntılarından beraatin adıdır, itidalin tanımlayıcısı olan vahyin ve onun yaşamsal örnekliğini sunan rasulün pratiğine muarız her ne varsa ifrat/tefrit-aşırılıktır, yani itidalden uzaklaşmaktır. Buradan hareketle; insan eli ürünü olan ve "ortalama" düşünsel/eylemsel yönelişler ile oluşan (geleneksel ya da modern farketmez) hayat tarzları -velev ki toplumun geneli tarafından kabul görsün- itidali değil aşırılığı temsil eder, yani vahyin ölçüleri dışına çıkan bütün ortalamalar itidal değil ifrat/tefrit/aşırılık'tır.
 
    Despotizm/diktatörlük ve hakikati/doğruyu oylamaya sunan demokrasi/sekülerizm ifrat/tefrit-aşırılık'tır:
 
    "Din'de zorlama yoktur/zorlama münafık üretir" hakikatinden hareketle her türlü despotizm aşırılıktır, bu ister gelenekçilerin büyük yanılgısı olan "mürtedin katli vaciptir" gibi kabuller olsun ister hakikati/doğruyu oylamaya sunan aldatıcı-ayartıcı modern yaklaşımlar olsun, her iki yaklaşım da vahyin itidal tanımına mutlak aykırıdır/aşırılıktır.
 
    İslami literatürde oylamanın karşılığı şura/istişaredir ve bunun sınırı (33/36) ilahi beyanına sadakat gösterenlerin arasında ve vahiy referans kılınarak yapılabilir, bu gerçeklik gözardı edilmeden en küçüğünden en büyüğü olan devlet yönetimine kadar her türlü seçim sözkonusu olabilir ve olmalıdır da. Çoğunluğun durduğu ve seçtiği değil, hakikatin onayladığıdır itidal olan. Özetle; Rabbimiz, benim hudutlarıma uymanız kaydıyla kendi aranızda istişare ederek sosyal/siyasal yönetiminizi size bahşettiğim ve vahyin inşa ettiği akıllarınızla oluşturun demektedir, bu seçimi-seçeneği müslümanca aklediş sahiplerine bırakmaktadır.
 
    Üstad/şehid Seyyid Kutub'un itidal/vasat yaklaşımına yönelik ifadeleri meseleyi çok güzel özetlemektedir: “Düşünce ve inanç alanlarında "vasat (orta yolu benimseyen)" bir ümmet. Yani ne maddeden soyutlanmış bir maneviyatçılık ne de maddeyi tek gerçek olarak gören materyalizm gibi dengesiz bir aşırılığa girmez. Bunun yerine "ruha sarılmış ceset" ya da "cesede yapışmış ruh" esprisinde sembolleşen fıtri dengeye bağlı kalır. Enerji odakları çift kutuplu yapıya her çeşitten gıdasını tam olarak verir.

Bir yandan hayatı koruyup devam ettirmeye çalışırken aynı zamanda ruhen geliştirip düzeyini yükseltmeye çabalar. Arzular ve eğilimler dünyasındaki her gelişmeyi ifrata ve tefrite (başıboşluğa ve aşırı baskıya) kaçmadan ölçülü, uyumlu ve dengeli bir biçimde serbest bırakır. Sosyal düzenleme ve koordinasyon alanında "vasat (orta yolu benimsemiş) bir ümmet. Yani, hayatı tümü ile ne duygulara ve içgüdülere ve ne de kanunlara ve cezalara bırakır. Bunun yerine bir yandan eğitim ve yönlendirme yolu ile insan duygularının düzeyini yükseltirken öte yandan da kanunlar ve cezalar aracılığı ile toplum düzenini güvenceye bağlar. İnsanlar arasında bir denge kurar. Bunun sonucu olarak insanları ne sultanın, diktatörün kamçısına ve ne de vicdanlarının başıboş sesine teslim eder, bunun yerine bu ikisi arasında uyumlu bir sentez kurar”
   
    Hayatın her sahasında/safhasında itidal:
 
    İnançta/düşüncede, söylemde, ibadetlerde, dünya ve ahirete yönelik sorumluluklarda, harcamalarda, dostluk ve düşmanlıkta, davranış ve konuşmada, yeme, içme, cinsel hayatta, giyim ve kuşamda, zamanı kullanmada vs. Kendimize ve ailemize imkanlar ölçüsünde vakit ayırmak, arzı hizmetimize amade kılan Rabbimizin bahşettiği nimetlerden yararlanmak (denizinden, ormanından, nebatatından, meşru olan hazlardan vs) ve bunu ehl-i beytimizle birlikte yapmaktır. 
 
   Kadınlarımızı, kızlarımızı eve hapsedip bencilce davranmak kadın-erkek tasavvurunu vahyin belirlediği aile reisi olan erkeğin yapacağı iş olmasa gerektir. Örneğin; müslüman ailenin meşru olan ortamlarda görünür olması hem örneklik/modellik açısından hem de ehl-i beytimizi memnun etme boyutundan önemlidir, bir çay bahçesinde birlikte oturmak ve çay içmek, müsait olan deniz kıyısı ya da piknik alanında yürüyüş yapmak, imkanlar ölçüsünde yemek yemek, gezintiye çıkmak, eşdost-akraba ziyaretinde bulunmak, kısaca biz erkekler neden yararlanıyorsak ehl-i beytimizi de benzer ölçülerde yararlandırmak en basit ifadesiyle "adam" olmanın gereğidir.

Gücümüz bir simit ve bir bardak çaya yetiyorsa bunu sevgiyle ikram etmek, arzın havasından suyundan ve görsel nimetlerinden yararlanmak/yararlandırmak gerekmektedir. Hayatı zindan eden "ruhbanlığı" bu din asla onaylamamaktadır ve bilakis reddetmektedir, rabbimiz, meşru sınırlar dahilinde bahşettiği nimetlerden kulunun yararlamasından hoşnut olacağı ve mübah/helal olandan (tıpkı rasulullah'ın ballı şerbeti kendi nefsine yasaklaması ve sonra uyarılması örneğinde olduğu gibi) sakınmanın doğru olmadığını bildirmesi gerçeği tartışmadan varestedir.
 
    İtidal; ebeveyn evlat ilişkisinden, kadın erkek ilişkisine, kadın-erkek tasavvurundan siyaset etme biçimine kadar bütün alanlarda ifrat ve tefritten arınarak, geleneğin ve modernitenin yanlışlarından uzaklaşarak vahyin tanımladığı ve rasulullah'ın örneklediği sahih yaklaşımın/vasatın/dengenin adıdır.
 
    Ümmet/kardeşlik bilincinde itidal:
 
    Kur'an'ın belirlediği ve zorunlu kıldığı iman umdelerinin mü'mini olan (Bakara 2/177), helal ve haramların belirlenmesinde hükme dair referansı yaratıcıya tevdi eden (Yusuf 12/40), kulluğu/ibadeti şeriksiz olarak Allah'a has kılan (Nisa 4/36), vahyin bütün zamanlara müdahil ve hayat kurtaran mesaj olduğu ve de ondan/Kur'an'dan sorulacağımız hakikatine teslim olan (Zuhruf 43/44), Vahyin inşa ettiği (Şura42/52) ve vahye sadakatle elçiliğini icra eden(Maide 5/67) ve dahi usvetün hasenetün (Ahzab 33/21) olan rasul(lerin) a.s örnekliklerini rehber edinen, hısımlığı/kardeşliği Müslümanlara (Hucurat 49/10) ve hasımlığı zulmü meslek edinmiş kafirlere/zalimlere (Fetih 48/29) gösteren, kimlik tercihini/aidiyetini İslam/Müslüman olarak kabul eden ve Hududullah ile kendini/hayatını resmeden, ilahi öğretinin yeryüzü ölçeğinde yaşanılır olmasını ve adaletin kuşatıcılığını arzu eden/cehd eden her şahsiyet İslam ümmetinin müntesibidir/parçasıdır. Bu temelden hareket ederek kardeş olmaları/yardımlaşmaları ve İslam düşmanlarına karşı "ümmet cephesi" oluşturmaları ibadi bir sorumluluktur.
 
    İtidal; İslamın/Müslümanların bugününü/yarınını düşünen ve topyekün savaş halinde olan müstekbirlerin fitneye-fesada dair fasılasız tuzaklarını öngören, Müslümanlar arası yardımlaşmanın/dayanışmanın hayatiliğini fıkhetmenin adıdır.
 
    İtidal; karşılıklı kıskançlığın, hizipçiliğin, ben merkezciliğin, menfaatperestliğin, batıla-zulme göz yummanın ehl-i kitabın/yahudi-hıristiyanların felaketine neden olduğu gerçeğini bilen ve buradan dersler çıkarabilen kimliğin adıdır.
 
    İtidal;haza insan teki olan ve İslam’ı seçen Müslüman’ın tarihsel serüvenini dikkate alan ve buradan hareketle; farklı idrak ve algı kapasitesi, aklın farklı düzeylerde işletilmesi ve bilgilenmeye yönelik gösterilen cehdlerin aynı düzeyde olamaması, temayüllerin çeşitliliği, etkileşimin çeşitli havzalardan oluşu, hayat serüvenindeki önceliklerin ve zor(unlu)lukların farklılığı, içine doğulan şartların çeşitliliği, doğru bilgiye ulaşımda ailevi/kültürel/sosyal şartların rolü ve bu rollerin çoğu kez dezavantaj oluşturabildiği gereçeği, parmak uçlarına kadar farklı yaratılan Müslüman tekinin ruhi/kalbi/bedeni farklılığı ve bunun hayata yansıması, kısaca, fotokopik zihinlerin ve davranışların olabileceği beklentisi içine girmenin eşyanın tabiatına aykırı olacağı gerçeğini bilen, farkın farkındalığında olan ümmetci yönelişin adıdır.
 
    İtidal; müslimlik kimliği ve ümmet aidiyeti üzerinde birleşilmesi, "onlar bir ümmetti gelip geçti ve siz onların yaptıklarından sorulmayacaksınız" ilahi uyarısını dikkate alarak tarihsel yaşanmışlıklar üzerinden asabiyelere/kamplaşmalara fırsat vermeyerek ve el’an yaşanan problemleri vahiy ve ondan neşet eden Resulün pratiğine-sünnetine arz ederek çözümleme iradesi gösterilebilmesi, farklılıkların tolere edilebilir en geniş boyutuyla değerlendirilerek yardımlaşma/dayanışma yollarının aranılması ve bunu ortak paydalarla icra edilecek düşünsel/eylemsel yaklaşımlarla teste tabi tutarak "zalimleri kızdıracak ve müslüman yüreklere su serpecek" elle tutulur/gözle görülür örnekliklerin oluşması gerektiğini bilmenin ve gereğini yapmanın adıdır itidal.
   Vahiyde belirtilen iman umdeleri ve bunun titizlikle korunması her Müslüman’ın ertelenemez önceliğidir, bundan sonra gelecek ikinci öncelik ise "farkın farkındalığında" olunması ve yine vahyin yönlendirmesiyle Müslümanların kardeşliğini tesis etmeleri, yardımlaşmaları ve zulme karşı ümmet cephesi oluşturmak için her şeylerini ortaya koyarak cehd etmeleri zorunluluğudur.
 
   (Furkan 25/31) ilahi beyanı bize/Müslümanlara zalimlerin/kafirlerin fasılasız düşmanlık edeceklerini bildirmekte ve (Enfal 8/46, Ali İmran 3/103) ilahi uyarılarıyla da tolere edilebilir farklılıkların farkındalığında olan ümmetci bir bilinçle kardeşler olmamızı ve dayanışmamızı emretmektedir.
 
    Her Müslüman nefsini muhasebeye çekmeli ve aynaya bakmalıdır, söylediklerim ve yaptıklarım Müslümanların kâr hanesine mi yazılmakta ya da kafirlerin/zalimlerin kâr hanesine mi yazılmakta!!..
    Vahyin belirlediği dinin, kırmızı çizgilerini/sabitelerini değişken hale getirmemiz ya da değişkenleri sabite haline dönüştürmemiz, "biz elçilerimizi şehirlerin ana merkezlerine göndeririz" ilahi yönlendirmesinden hareketle uzlete/kabuğumuza çekilerek kendimizi koruyacağımız zannına kapılmamız, Müslümanlar arası ilişkilerde "benim olsun az olsun" yaklaşımına düşmemiz, tolere edilebilir olan yönelişleri/yaklaşımları indi çıkarımlarla ve kardeşlik kriterlerini daraltarak zalimleri sevindirmemiz OLACAK ŞEY DEĞİLDİR.
 
    Özetle; bize düşen itidalin ne olduğu nasıl olacağı konusunun vahiy ve yaşamsal pratiğini bize örneklendiren rasulün bildirdiğini/belirlediğini bilmek ve sadakat ile hayatımıza taşımaktır. Muaz bin Cebel örneğinde olduğu gibi vahiyde ve rasulün sünnetinde bulamadığımız vefakat mutlaka formulasyonunun, özünün, mihenginin bulunduğundan hareketle karşılaştığımız yeni sorunlara yönelik itidalli duruşu vahye refere ederek üretmeliyiz/geliştirmeliyiz


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat