İhvan'a yapılan darbe ne anlatıyor?


Kemal SONGÜR, İhvan'a yapılan darbe ne anlatıyor?

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Temmuz ayının başında Mısır'da gerçekleştirilen darbenin gerekçesinin/amacının özelde İhvan'a genelde bölgedeki islami gelişmelere yönelik olduğu gerçeğini aklı başında herkes kabul etmektedir. Aslında bu gerçeği darbeci general Abdulfettah Sisi Washington Post’un dört Ağustos sayısında yayınlanan mülâkatında dile getirmektedir;"darbe yapmaktan başka şansımız yoktu, müdahale etmeseydik iç savaş çıkabilirdi, Mursi Mısırlıların değil, destekçilerinin temsilcisi oldu" dedikten sonra asıl eleştirisini/garazını ifşa ediyor ve şunları söylüyor;"Müslüman Kardeşler’i bir araya getiren şey milliyetçilik, vatanseverlik veya bu ülkeye duyulan herhangi bir şey değil. Onlar kendilerini Mısır’a değil, İslâm’a adamışlar"


Darbenin arkasındaki apaçık gerçeklik yeryüzü ölçeğinde darbeyle ilgili sergilenen tepkilerden kolaylıkla anlaşılmaktadır. Darbenin resimde öne çıkarılan figürü olan Sisi'yi ilk alkışlayan ve kahraman ilan edenin İsrail oluşu, İhvan'a yapılan darbeyi"siyasal islamın çöküşü-yıkılışı" olarak görüp ve salyalarıyla uluyan katil/zelil Esed'in ilklerden oluşu, bu alçak darbenin arkasında doğusundan-batısından bir bütün olarak seküler dünya bütün zelilliğiyle/hışmıyla durması ve seküler dünyanın bölgesel işbirlikçileri darbenin başarıya ulaşması için keselerinin ağızlarını sonuna kadar açmasıdır.


Dünya müslümanları şu gerçeği çok açık görmelidirler; paradigmalarını ilahi olanı tümüyle yok sayma üzerine inşa eden zihinlerin ürettiği demokrasi ve diğer beşeri ideolojiler hiçbir şartta ve zeminde vahyin gölgesinde hayatı okuyan müslümanlardan razı olmayacaklar ve her şartta ve zeminde hasım olarak göreceklerdir. Demokrasinin üzerine inşa edildiği temel, seküler kalkış noktalıdır, din-mutlak-dogma-değiştirilemez ölçütler, seküler temelli demokrasiler tarafından reddedilmekte ve hatta insan aklını sınırladığı, özgürlükleri daralttığı, yaşam tarzına yönelik seçimlerini/ tercihlerini bitirdiği savıyla"din tasavvuru" marjinalliğe mahkum edilmesi gereken düşman ilan edilmektedir. 
    
Cezayir'de Fis'in başına ge(tiri)len, seçimler sonrası Hamas'ın terör listesine alınması, İhvan'ın karşılaştığı durum ümmete şunu haykırmaktadır; demokrasinin varoluşsal kalkış noktasının ilahi olanı tümüyle yok saydığını, hegemonik zihinlerin kullandıkları bir araç olduğunu, bu aracın gelinen noktada halkları en ikna edici bir yönem görülerek zulümlerine kılıf olarak kullanıldığını, insani değerlerin ve tercihlerin müstekbirler tarafından asla dikkate alınmayacağını, demokrasi/insan hakları gibi söylemlerin halkların önüne atılmış bir kemik mesabesinde olduğunu, müstekbir-tağut-zalim ve aşağılık mahluklar için yegane yüce değerin kendi hevaları, hazları, çıkarları, çarkları olduğu gerçeğini anlatmaktadır.
   
Sisi ve ağababalarının Mursi'ye/ihvan'a yönelttikleri suçlamaların tümü"suyun üst tarafında olmasına rağmen kafasına kuzuyu yemeyi koyan kurdun “sakın suyumu bulandırma” demesi" misali olmaktan öte birşey değildir. İhvan'ın her ne pahasına olursa olsun yenilmesi/bitirilmesi gerektiği, seküler/emperyal dünya açısından özelde İsrail'in korunması genelde bölgedeki çıkarların/çarkların korunması açısından hayat-memat meselesidir. Çünkü İhvan'ın hayatı okuması, İslami referansları ve kaygıları ön plana çıkaran bir okumadır ve bu okumanın güncellenmesini Mursi'nın halka yaptığı konuşmasında görebilmekteyiz. 
   
Mursi'nin büyük bir kitleye yaptığı konuşma İhvan'ın özlemlerini, ideallerini, arzularını, düşüncelerini yansıtmaktadır, konuşmanın özeti şöyledir:
   
"Mursi sözlerine hareketin kurucusu olan Hasan El Benna'ya atıf yaparak/başlayarak, Hayır! Kur'an anayasamızdır  ve öyle kalacaktır, Anayasamız Kur'an'dır, Hz. Muhammed önderimizdir, cihad yolumuzdur, Allah yolunda şehadet en büyük arzumuzdur, tümünün üstünde, Allah'ın rızası amacımızdır, şeriat, sonra şeriat, sonra yine şeriat, halkımız onunla rahmete ve tazeliğe kavuşacak, İslam şeriati olmadan bu ümmetin hayrı yoktur, önce Allah'ın huzurunda sonra da sizin önünüzde yemin ediyorum, Allah'ın izniyle anayasa metninde de dahil olmak üzere İslam şeriati kesinlikle, gerçekten uygulanacaktır, sevinin ve rahatlayın, bu halk İslam şeriatini tam anlamıyla yansıtmayan bir anayasa metnini asla kabul etmeycektir."
   
İşte bu sözler İhvan'ın hayatı okuma biçimini ve özlemlerini özetlemektedir, bu da seküler ve emperyal dünyayı çok kızdırmaktaydı, endişelendirmekteydi, bunun yanısıra İsrail'e hitaben; ey İsrail!!"Mısır eski Mısır değil, cumhurbaşkanı eski cumhurbaşkanı değildir" gibi yaklaşımlar, Gazze'ye yönelik olumlu pratikler, (Sisi'nin ilk yaptığı iş Refah sınır kapısını kapatmak ve tünelleri yıkmak olmuştur) Mısır'a yıllık 100 milyar dolar gelir getirecek Süveyş kanalı gibi projelerin üretilmesi, (darbeciler acilen! bu projeyi iptal etmişlerdir) tabi ki bu ve benzeri birçok yansımalar emperyal dünyayı ve bölgesel işbirlikçilerini çok rahatsız etti ve darbe düğmesine basıldı.
   
Seksenbeş yıllık bir hareket olan İhvan; içinden Benna'ları, Kutup'ları, Zeynep Gazali'leri çıkarmıştır, düşünsel aktivite ve birikim boyutuyla mümbittir, sonraki düşünsel bölünmeler (50-60-70'li yılları kapsayan) uzun tartışma konusudur.
    
Herkesin bildiği bu kısa özetten sonra, İhvan'ın durumunu ve İslami mücadeleye dönük yaklaşımlarını, yöntemlerini ve araçsal olarak demokrasiye yönelik yaklaşımlarına kısaca değinelim. 
  
(İslami yönetim özlemleri taşımalarına rağmen) Demokrasiyi iktidara ulaşma noktasında seçim tekniğine indirgeyenlerin ve kullanılmasında mahsur görmeyenlerin savlarını şöyle özetleyebiliriz; demokrasinın paradigması seküler temelle bütünlük kazandığı tartışmadan varestedir, bu temelden koparıldığı zaman demokrasi büyük ölçüde varoluşsal karşılığını kaybetmektedir, yani bir"ideoloji" hüviyetinden çok yönetime ulaşmada teknik bir araçsallığa dönüşmektedir, dolayısıyla demokrasiyi seküler dayatmalardan azade kılındığı takdirde araçsal olarak kullanılmasının mahsuru yoktur şeklinde yaklaşım sergilemektedirler. İhvan'ın, Hamas'ın, cemaati-İslaminin ve ümmet coğrafyasında daha birçok hareketin demokrasi"seçeneğine" kendilerince yükledikleri anlam (maalesef) budur.
    
Mısır örneğini baz alırsak görülen odur ki, demokrasi seküler dayatmadan azade kılınarak kullanılabilir bir araç olarak görülmektedir. Mısırda laiklik ve demokrasi bilinen ve de dikta edilen genel içeriğiyle kabul görmez, anayasaları da pratik hayatın yansımaları da bunun açık delilidir.
    
Bütün bunları ifade etmemizin nedeni bu yaklaşımları doğru buluyor ve makul karşılıyor oluşumuzdan değildir, söylemek istediğimiz ümmet coğrafyasında bunun maalesef bir vakıa oluşudur. 
    
Örneğin; Yusuf el Karadavi'nin; ne doğunun ne batının demokrasisini istiyoruz, biz İslam demokrasisini istiyoruz demesinin, Mevdudi'nin"teo demokrasi" terkibinin ve İran'lı cuma imamlarının bölgedeki gelişmelere yönelik"dini demokrasi" tavsiyelerinin arkaplanında hevayı ilahlaştıran ve dini sürgün eden yaklaşımlarının olmadığı ortadadır, buna rağmen böyle bir eklentiyi asla makul/mazur görmüyoruz ve böyle bir eklentiye müslümanların ihtiyaç duyabileceği düşüncesini de çok tehlikeli görmekteyiz, fakat her demokrasi sözcüğünü ağzına alanların kalkış noktalarını tefrik etmeden ve buna yükledikleri anlamların arkaplanını dikkate almadan bütününü aynı sepetin içine koyarak yapılan değerlendirmeleri de doğru bulmuyoruz. Yani, örneğin; Hamas'ın/İhvan'ın seçime yüklediği anlam ile, sekülerlerin seçime yüklediği anlam aynı olabilir mi? Dolayısıyla, hangi iz'an/vicdan/insaf salt demokrasi/seçim sözcüklerini kullanıyorlar ortak paydası ile bu kesimleri aynileştirebilir, biri seküler silme İslam düşmanı, diğeri yanılgılarıyla/hatalarıyla müslüman cenah/taraf. Son tahlilde, Adeviye ile Tahrir'i benzeştirmek/aynileştirmek kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. 
   
Demokrasiyi üretenlerin paradigması ilahi olanı tümüyle red ve aklı ilahlaştıran bir hayat felsefesi iken, İhvan'ın demokrasiye yüklediği anlam sekülerizmden azade ve seçime indirgenmiş daha çok iktidara ulaşma noktasında görülen ve kendilerince kullanılabilir bir araçtır. Bunu söylerken bu aracı asla olumlamak gibi bir kastımızın olamayacağı aşikârdır. Yani, İhvan'ın yaklaşımı dini sürgün eden bir demokrasi kabulü değil, yönetsel araca indirgenmiş bir seçim şeklidir.
   
İhvan'a yapılan darbenin kalkış noktasının bölgedeki islami gelişmelere yönelik olduğu tartışmadan varestedir. Buna rağmen maalesef kimi internet sitelerinde"Mursi'nin Kıpti kökenli danışmanı anlatıyor" başlıklı makalenin içeriğiyle alakası olmamasına rağmen, makalenin üst tarafına şöyle bir girizgâh yapılabilmekte;"Bir çok kişinin iddia ettiği gibi Mursi’li İhvan Mısır’da İslam’a olan yönelişinden dolayı darbe yapıldığı iddasının asılsız olduğuna örnek teşkil edecek bir yazı" ne demek! yani, Sisi'nin bölgesel/küresel yandaşlarıyla yardımlaşarak gerçekleştirdiği darbenin asıl gerekçesi İhvan'ın İslama yönelişi değil de başka nedir, Mursi'nin/ihvan'ın tiplerini beğenmedilerde onun için mi darbe yaptılar, bu nevi yaklaşımları anlamak mümkün değil.
   
Özetle; Mısır özelinde ve bütün ortadoğuda yaşananların değişimlere/dönüşümlere gebe olduğu ortadadır. Tabi bu dönüşümlerin vahye/öze dönüş olarak neticelenmesi Allah'tan en büyük dileğimizdir. Bölgede birikimiyle, çok çeşitli acı tecrübeleriyle, halk nezdindeki teveccühleriyle ve örgütlü yapısıyla İhvan'ın önemli ve öncü olabilecek bir aktör olduğu da ortadadır. İhvan bu saatten sonra sokaklardan ne pahasına olursa olsun netice alıncaya kadar geri dönmez ise, batılı üretimlerin bâtıllığını ve çok yüzlülüğünü idrak ile köklerine ve hatta daha da geriye nebevi mücadele ruhuna döner ise, işte o zaman ümmetin yüz akı ve tarihe düşebilecekleri kocaman bir not olabilir. Ancak, bu saatten sonra sokaklardan geri çekilirse, bölgesel/küresel dayatmalara karşı ve onların lehine uzlaşarak havlu atarlarsa onlarca yıl geriye gideceği de bir gerçekliktir. Buradan hareketle ihvan'ın yanlışlarını olumlamamakla (bunu dillendirerek) birlikte bölgesel/küresel alçaklıklar karşısında ihvanın yanında yer almak ümmetçi bir duyarlılığın gereğidir.
   
İsrail'in adeta bir yerlerine kına yaktığı, seküler dünyanın olanca alçaklıklarıyla arkasında durduğu ve onların bölgesel kemik yalayıcıları tarafından keseler sonuna kadar açılarak desteklendiği, gerekçesinin sadece bölgedeki islami gelişmelere yönelik olduğu apaçık olan bu"lanet/alçak" darbenin karşısında durmak ve Mısırlı kardeşlerimizin yanında olmak İslami bir zorunluluktur diye düşünmekteyim.
    
Demem o ki, fiil, seçenek, kulvar yanlışda olsa bu yanlışı (yanlış okuma kaynaklı) yapanlar  ve zulme uğrayanlar kardeşlerimizdir, bizlere düşen yanlışları gücümüz nisbetinde dillendirmek ama mutlaka küresel/alçak kuşatma altında olan kardeşlerimizin yanında yer almaktır.
    
Şu ana kadar beşyüzden fazla katledilen müslümanlara Allah'tan rahmet diliyoruz, onbine yakın yaralıya da şifalar dilemekteyiz.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Ramazan Sallabaş
04.09.2013 11:56

Kemal Abi öncelikle ayrıntılı bilgilerle ümmeti aydınlattığınız için teşekkür ederim ağzınıza yüreğinize ve de kaleminize sağlık konunun içinde bildirdiğniz gibi samimi müslümanlar Adeviyede aylardan beri her gün evlerinden dönmemek üzere meydanlarda zalimlerin ve kafirlerin kurşunlarına ALLAH ın verdiği canı bu uğurda şehadeti arzulayarak kendilerinden emin bir şekilde davaya inanmışl birer nefer olarak oradalar e peki bizler neredeyiz nerede bir zulüm varsa müslüman o zulmü bertaraf etmek için orayı kuşatır kuşatır kuşatır da eğer ki bizler tek bir yürek olarak kardeşlerimizin yanında olup kıyama kalkamıyorsak samimiyetimizi gözden geçirmeliyiz
Yakup Döğer
13.08.2013 21:26
Önemli tespitler
Allah razı olsun Kemal abim. Önemli tespitler ve değerlendirmelerde bulunmuşsunuz.

Küresel emperyalizmin bölgeye yönelik harekatlarının hız kesmeden devam ettiğini Mısır örneğinde çok açık olarak görüyoruz. Sizin de belirttiğiniz gibi, İhvan'ın şahsında İslam'a karşı olan darbe, bölgedeki İslam'i gelişmelerin önünü kesmek için yapılmıştır.

İlahı beşer olan dinlerin üst çatısı konumundaki demokrasi, seküler hayat tarzını arzu eden emperyalistlerin kendi çıkarlarını korumak için kullandıkları bir argümandan öte bir anlam ifade edemez olmuştur. Emperyalistler aslında farkında değiller, bu yaptıkları ile kendi ayaklarına hatta kafalarına kurşun sıkmışlardır. Yani vadeleri doluyor, buda Müslüman'ların elinden olacak inşallah.

Bizler Mısırlı kardeşlerimizin yanında küfre karşı tavır alarak safımızı belli edeceğiz.

Kalemine sağlık Kemal abim, Allah razı olsun selamlar.


Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat