"Heyhat"


Kemal SONGÜR,

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Ramazan ayını solumaktayız, bu coğrafyada öteden beri topluma enjekte edilen ve ete süte dokunulmadan anlatılan-aktarılan bir din tasavvuru mevcuttur. Özellikle ramazan ayında televizyon ve radyo kanalları ve genelde bütün medya olanca çok yüzlülükleriyle vahyin anlatmadığı bir dini ve vahyin anlatmadığı bir peygamberi anlatmaktadırlar. 

Kitap yüklü merkepler de korkularından-korkutulduklarından ve menfaatlerinden dolayı folklorik ve adetlerle/örflerle bezenmiş, menkıbelerle ve mitolojilerle süslenmiş bir din anlatmaktadırlar. Çünkü böyle bir din anlatımı kitap yüklü merkeplerin hem ceplerini doldurmakta ve hem de tağutların/müstekbirlerin, zulmü meslek edinmiş zalimlerin hışımlarından ve tehditlerinden güvende olmalarını sağlamaktadır.
   
Dikkat ediniz, ‘la ilahe’ ye tekabül eden tağutlar, vahyi yok sayan küfrü yönelişler, hayata müdahale eden ilahi hükümleri yok sayan şirki tasavvurlara hiç değinilmeyen, sadece Allah’ın varlığına ve yaratıcılığına indirgenmiş, yaratıcı fakat müdahil olmayan ve yarattıklarını başıboş bıraktığı düşünülen-düşündürtülen bir ilah tasavvuru anlatılmaktadır.
   
Öyle bir resul/resuller anlayışı-algısı anlatılmaktadır ki, sanki resuller Firavunlarla, Nemrutlarla, Ebu Cehillerle ve sahip oldukları zihniyetleriyle/düzenleriyle mücadele etmemiş-edilmemiş, yaşadığımız çağa bu zihniyetler hiç taşınmamış, kimlikleriyle-kişilikleriyle-zihniyetleriyle tarihin sayfalarında kalan figürler olarak görülmüş(dondurulmuş), dolayısıyla putperest algı ve şerikleştirici yönelişler adeta tarihin konusu olarak görülerek ve de zamanın şerikleştiricileri-inkarcıları göz ardı edilerek reddiyesi olmayan bir din inşa edilmeye çalışılmıştır.
   
Peygamberlerin tevhidi mücadelesi gizlenerek/saklanarak ve tersyüz edilerek, peygamberlerin misyonları-fonksiyonları ete süte dokunmayan-karışmayan ‘’renksiz, tatsız, tuzsuz, kokusuz, her renk ve kokuyla uyuşabilen’’ bir ilahi davete! İndirgenmiş, her ne olursan ol bizdensin biz de sizdeniz anlayışıyla dinin hayata müdahale eden işlevi koparılarak ahiret sürgününe gönderilmiştir.
   
Ahiret sürgününe gönderilen dinin dünyada işi-işlevi yoktur artık, din ile dünya işleri bunun için birbirinden ayrıştırılmış ve hatta cami duvarlarına ‘’burada dünya kelamı ‘’işi’’ konuşulmaz’’ levhaları asılarak dini hayatın ve yaratılış gayesinin konusu olmaktan çıkarıp ritüellerin ve kuru-soyut"religion" inanç konusuna indirgemişlerdir. 
   
Alıcıların olmadığı bir yerde satıcıların iş yapamayacağı gerçeğinden yola çıkarak toplum da bundan gayet memnundur. Kulaklara ve gönüllere hoş gelen ve hiçbir bedel istemeyen, hayatlarının büyük bir kısmına da müdahil olmayan böyle bir dinden fevkalade hoşnutturlar. Tam da aradıkları ve arzuladıkları din böyle bir dindir.
   
Sadece kutsayarak ama hayatlarına müdahalesini göz ardı ederek yöneldikleri Kur’an, sulu gözlerle methiyeler sunulan, kutlu doğum haftalarıyla, mevlid ve kandillerle meded istenilen-beklenen, misyonuna hiç atıf yapılmayan bir peygamber, hayatlarını/keyiflerini bozmadıklarından dolayı baş tacıdır. Ticaretlerine, aile hayatlarına, sosyal hayatlarına ve yönetimlerine ses çıkartılmayan ve sürgündeki kutsiyetleriyle yetinilen, kolaylıkla cennet bahçeleri dağıtan ‘’algılarında-tasavvurlarında-zanlarında makes bulmuş’’ Kur’an ve peygamberin bu konumlarına asla toz kondurmazlar, büyülü ve tılsımlı böyle bir tasavvura kimsenin gölge düşürmesine rıza göstermezler ve buna yeltenenleri de sapıklıkla nitelendirirler.
   
İşte ramazan ayı ve oruç da bu minvalde toplum ve onlara önderlik edenler tarafından ihya!/icra! edilmektedir. Bir de kutsal! Gün ve gecelerde günahların kilometre göstergesi de sıfırlandıı mı  değme keyiflerine…
   
Hayatlarının her sahasına ve safhasına müdahale eden, heva ve heveslerini yaşamalarına engel olan, özgürlüklerini! ellerinden alan bir kitap ve bir din istememektedirler. Kadın erkek arasındaki ilişkilere karışan, ekonomilerine sınır getiren, sosyal hayatın belirlenmesinde, yönetimin-sistemin oluşumunda modernizmin yüce! üstün! özgürlükçü! değerlerinin kılavuz edinilmesine razı olmayan ve bu yönelişleri batıl sayan bir dinden/kitaptan asla razı olmazlar. Toplumun genelinin din tasavvuru böyledir.
   
Anlamadıkları, anlamak istemedikleri ve anlamak için de hiç çaba göstermeye niyetli olmadıkları Kur’an’ı, büyük bir tazimle ve huşuyla! Yüzünden ‘’yüzü suyu hürmetinden beklenti içine girerek’’ okurlar ve dinlerler. Kur’an’ı ve dini, hayatlarının küçücük bir kısmına ve ritüellerle sınırlandırılmış sahasına müdahale eden ve de içi boşaltılmış bir ubudiyete indirgeyerek tasavvur ederler.
   
Bir de Allah’ın vaaz ettiği dinle yetinmeyen dindarlar! vardır ki, Allah’ın ayetlerini ve peygamberin sahih örnekliğini yetersiz-eksik gören, dini sürekli enflasyona tabi tutarak bid’ad, hurafe, menkıbe ve mitoloji üreten bedbaht-zavallı, haddini bilmez hadsizlerin eliyle, tıpkı 57/27 ayetinde olduğu gibi türetilen/üretilen ruhbanlığı inşa ederek hem kendilerine hem de takipçilerine yazık edenler vardır.
   
Allah’ın Kur’an’da kul ve resul olarak tanımladığı güzide elçilerine, vahiyle sınırlı ve sorumlu tuttuğu resullerine, olmadık ve olamayacak sıfatlar yükleyerek resulü-resulleri hayatın ve örnekliğinin dışına çıkararak yücelttiğini zanneden beyinsizler cirit atmaktadır ve bu toplumda bu tür anlatım ve algılar neşvünema bulmaktadır.
   
Bir de vahyi ve inşa ettiği dini sürekli tenzilata uğratarak, pratiği olmayan ve önermeyen, trajikomik bir din algısı, temiz! Kalplerle yönelinen ve asla hayata müdahale etmemesi için temiz! Kalplere kilitlenen/hapsedilen bir ilah tasavvuru vardır ki, bu da genelde (post)modernist elitlerin ve onları takip-taklit eden, tek meziyetleri kuru bir taklitçilik olan ‘’sonradan görme’’ ve popüler figürleri ilahlaştıran, dinle ilgili konumu sorulduğu zaman atalarını göstererek dinsel aidiyetini ifadelendiren büyük çoğunluk söz konusudur. 
   
Bu coğrafyanın taşrasında, kasaba ve köylerinde hayatlarını sürdürenlerin din algısı da maalesef el yordamıyla atalarından aldıkları-edindikleri din algısını yine el yordamıyla birbirlerine aktaran, hurafelerle-hikâyelerle-masallarla-mitlerle bezenmiş bir din tasavvuru anlatılır ve yaşanılır. Adetler/örfler genelde insanların tasavvurlarını inşa etmiştir. Bunda sistemin rolü ve yönlendirmesi veya doğru din algısının ulaşmasına yönelik engellemesinin payı çok büyüktür. Tabi ki, sistem/rejim sadece taşrada değil ülkenin bütününde bunu başarıyla icra etmiştir. Sistemini/rejimini koruyabilme adına dini dindarların eline bırakmayacak kadar akıllı! Dinin doğru anlaşılmasına ve anlatılmasına müsaade etmeyecek kadar zeki! Ve dini doğru anlatanları-aktaranları da derdest edip zindanlara ve darağaçlarına gönderecek kadar çeviktir!..
   
Bu örnekler bu ülkenin yakın tarihinde sayılamayacak kadar çoktur.
   
Rahmetli babamın bizlere anlattığı ve benimde bazen anlattığım eskilerde köy ortamında yaşanılmış trajikomik bir din algısını örneklendirme adına sizlerle de paylaşayım.
   
‘’Anasıyla oğlu bir arada yaşar, aylardan ramazandır ve ana sahuru hazırlar sofraya oturur, oğlu da sahura kalkar ve sofraya oturmak ister, anası oğluna hitaben hay oğlum namaz kılmazsın oruç tutmazsın neyni sahura kalkarsın der, oğlu da anasına cevaben der ki, hay ana namaz kılmam oruç tutmam sahura da kalkmayayımda GAVUR mu olayım der’’
  
 Bu ve benzeri örnekleri, insanların dine dair tasavvurlarının toplumun değişik katmanlarında ve sınıflarında çokça görmek mümkündür.
   
Yukarıda kısaca özetlediğimiz gibi bu coğrafyada Allah’ın ismi anılarak Allah’ın kulları aldatılmakta, Allah’ın vaaz ettiği dini kendi ürettikleri din tasavvurlarıyla gizleyerek/örterek insanlar kandırılmakta, hegemonya sahiplerinin menfaatlerine ses seda çıkarmayacak bir toplum oluşturularak yığınlar yönlendirilmektedir. Tabi ki, aldatanlar kadar aldananlar da huzuru ilahide hesaplarını vereceklerdir.  
    
    Oysa.. Oysa.. 
   
Âlemleri yoktan var eden ve hikmetsiz, nedensiz, işlevsiz yaratmaktan münezzeh olan rabbimiz, ilahi öğretisi olan Kur’an’da ve onu hayatıyla örneklendirerek pratize eden Resulullah’ın (s.a.v) şahsında bambaşka bir din anlatmaktadır.
   
Hayata, yaratılış gerçeğine-gayesine anlam katan, hayır ve güzellik katan ve bunu da vahiyle bizlere bildiren rabbimizdir.
   
Ramazan ayını ve bunun içindeki kadir gecesini anlamlı/hayırlı kılan da vahyin ta kendisidir. Bu da vahyin bu ayda ve kadir gecesinde inzal olunmaya başladığı içindir. Yoksa gönderilen vahyin ve inşa ettiği dinin belirli gün ve gecelere indirgenmesi, bu ayın ve gecenin dışındaki zaman dilimlerinde vahyin ve dinin hayata müdahilliğini göz ardı eden anlayışı vahyin kendisi reddetmektedir.
   
‘’Ramazan ayı… İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an onda indirilmiştir.’’ 2/BAKARA/185
  
 ‘’Gerçek şu ki, Biz onu (Kur’an’ı) kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.’’ 97/KADİR/1-2-3
   
Rabbimiz varlık âlemini yaratmış ve bir düzen koymuştur, canlı-cansız yaratılanların tümü O’na ("tav'an ve kerhen" istese de istemese de) teslim olmuş  ve kendilerine yüklenenleri icra etmektedirler. Rabbimiz, yaratılanların içinde imtihana tabi tutmayı murad ettiğinden dolayı  insan ve cinlere irade vererek ve bu iradelerini de kullanmalarını isteyek diğer varlıklar gibi teslim olmalarını, itaat etmeleri istemiştir. 
   
İrade verdiği insanlara ve cinlere de bu iradelerini nasıl ve ne şekilde kullanacaklarını gönderdiği vahiylerle ve pratiğini görebilmeleri için de elçilerle destekleyerek yol göstermiştir.
   
İşte insanlığa son olarak gönderilen, kendisinde şüphe ve çelişki olmayan yegâne kılavuz, kıyamete kadar baki ve cari olan vahyi ilahi bu ayın kadir gecesinde son resul/nebi olarak seçilen Hz. Muhammed’e (s.a.v) vahyedilmeye başlanmıştır.
   
Zulmün ve koyu karanlığın hüküm sürdüğü, insani ve fıtri olan bütün değerlerin hiçe sayıldığı bir ortamda karanlığı parçalarcasına yeryüzünü aydınlatan, insanı ve hayatı tanımlayan, yaratılış gayesini-gerçeğini sinelere haykıran, hak ile batılı birbirinden ayrıştıran Furkan/Kur’an bu ayda Kadir gecesinde, misyonuyla, örnekliğiyle âlemlere rahmet olarak seçilen-gönderilen Resulullah’a inzal edilmeye başlanmıştır.
   
Fıtratı yaratan ve kılavuzunu vahiyle belirleyen Rabbimizdir.
  
 Vahiy: Kavramları inşa eder, belleklerde-zihinlerde oluşan ve olumsuzluklarla, batıl algılarla fıtrata aykırı olarak içi doldurulan kavramların içini boşaltır ve fıtrata uygun olanla doldurur, vahyin inşa ettiği kavramlarla inşa olunan kalp/akıl insanı, şahsiyeti, tasavvurları, bilinci, yönü/yolu, hayatı ve toplumu inşa eder.
   
Vahiy: Abdullah’ın oğlu Muhammed’i inşa ederek Allah’ın kulu ve resulü Muhammed (s.a.v) ve insanlığa son nebi olarak gönderilen bir rehber/önder/örnek kılmıştır. Vahiyle hayatı okuyarak şahsiyetini inşa etmeye çabalayan, ilahi hükümlere sadık kalmanın mücadelesini veren, vahyin tanımladığı kulluk bilincini kuşanmaya cehd eden ve nebinin takipçileri olmayı önceleyen mü’minler de insanlığa örnek olmalıdırlar ve olmak zorundadırlar.
   
Vahiy: Şahsiyetlerin ve oluşturdukları toplumların neyi nasıl ne şekilde tanımlamaları gerektiğini, hayatı nasıl okumaları ve nasıl yaşamaları gerektiğini, nelere yönelip nelerden sakınmaları gerektiğini, nelerin iyi-kötü, hak-batıl, kar-zarar, güzel-çirkin, adalet-zulüm, kalıcı-geçici, hayır-şer, takva-fücur, küfür-iman, sadakat-ihanet, vahdet-tefrika, isyan-teslimiyet, haram-helal, erdem-zillet, zafer-yenilgi, hüsran-felah, kısaca hayata dair insana dair eşyaya dair her ne varsa temel konularda ‘’yaş ve kuru’’ hiçbir şeyi eksik bırakmaksızın belirlediği hudutlarla (kırmızıçizgilerle) beyan etmiştir. Fıtratı yaratan ve kılavuzunu da belirleyen Rabbimiz hiç şüphe yoktur ki dünyada ve ahirette felahın-kurtuluşun yegâne adresini-yolunu-yöntemini belirleyendir, bilendir. 
  
Gerçek olan şudur ki, insanın-insanlığın yaşadığı zulüm, vahşet, katliam, sömürü, insani ve fıtri değerlerin altüst edildiği, ilahi öğretiyi yok sayan ve  değerler manzumesini kendi aciz beyinlerinden ürettikleriyle tanımlayan-tasarlayan, bunu da yaparken hevalarını ve tutkularını önceleyen, diğer insanları da öncelediklerine uydurmaya çalışanların ve zorlayanların yapıp ettikleridir insanlığı HÜSRANA/KARANLIĞA götüren.
   
Vahiy: Temel konularda belirlediği-tanımladığı-tasarladığı hükümlere ve hudutlara rağmen, inşa ettiği kavramlara rağmen, ilahi hükümler yok sayılarak üretilen bütün düşünceleri, doktrinleri, ideolojileri, izm’leri, yönelişleri, yol ve yöntemleri (bunlar ister geleneğin/kültürün ister modernizmin ürettikleri olsun) batıl saymaktadır ve hüsranın dünyada da ahirette de kaçınılmaz olduğunu beyan etmektedir. 103/1-2-3 de belirtildiği gibi.
   
Vahiy: Akleden bir kalp ve aktif olan bir akıl ister. Vahiy hem aklımıza hem de kalbimize hitap etmektedir. İman edenler hayatın hiçbir alanını Allah’ın müdahalesinden azade ve vahiysiz düşünemezler, düşünmemelidirler. Çünkü rabbimiz ‘’De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.’’ 6/162 buyurmaktadır.
   
Özetle, özelde Kadir gecesine ve ramazan ayına hayır ve anlam katan, genelde hayatı ve yaratılış gerçeğini-gayesini anlamlı kılan, rabbimizi bütün isimleriyle ve âlemleri yaratan-yöneten-yönlendiren tek/yegâne ve mutlak kadir olan ilah olduğunu bizlere tanıtan, âlemlere rahmet/örnek olsun için seçip gönderdiği elçisine inzal olunan, bu dünya hayatında yapıp ettiklerimizden sorguya çekileceğimiz, sorgulanacağımız ilahi vahiy/Kur’an Kadir gecesinde inzal edilmeye başlanmıştır.
   
Vahiy eksenli düşünen, vahyin tanımladığı mutlak kadir/müdahil olan Allah’a iman eden, vahyin tanımladığı-tanıttığı resülleri/resülü örnek alan ve hayatlarına taşımanın mücadelesini veren mü’minlere, hem kendilerini her türlü pislikten koruyabilmeleri ve böylelikle hakikate şahidlik edebilmeleri için, hem de Allah’ın vaaz ettiği pak dinle/ İslamla insanları buluşturabilmeleri için çok büyük sorumluluk ve görevler düşmektedir.
   
Hakikate ve çağa şahitlik eden mü’minlerin işi hiç kolay değildir, hem kendilerini ve nesillerini geleneğin ve modernizmin şerikleştirici olan rüzgarlarından-fırtınalarından koruyacaklar, hem de Allah’ın halis dinini insanlara-toplumlara anlatacaklar-taşıyacaklar. 
   
Bunu yapabilmelerinin-becerebilmelerinin koşulu düşünsel ve eylemsel yönelişlerinde vahyi önceleyen mü’minlerin kendi aralarında yardımlaşmaları, birlikte hareket etmeleri, birbirlerini veli/dost edinmeleri, hayata dair soru ve sorunları omuz omuza paylaşarak çözmeye çalışmaları, doğru bilgiye ulaşabilmek için sürekli paylaşım içinde olmaları, enaniyet mikrobunu öldürmeleri, rabbimizi razı edecek Salih amellerin neferlikte de vaziyet eden konumda da işlenebileceği göz ardı edilmeden yaklaşılması, havalarda uçuşan ve yere bir türlü inmeyen fikri tartışmaların bir ucundan tutularak yere indirilmesi, kendimizi ve durumumuzu küçültmeden ve büyütmeden ‘olduğu gibi’ doğru dürüst tanımlayıp şu an yapılabileceklerden başlanılarak yarınlara kapı aralanabilmesinin (Allah’ın yardımına layık olabilmenin koşulu budur zaten) daha gerçekçi olduğunu bilerek, hızla akıp giden ömrü güzel örnekliklerle-şahidliklerle doldurmanın gayreti içinde olmaları, ne kadar taraftar topladığımızla değil, ilahi ölçülere-hükümlere ne kadar sadık kaldığımızla hesaba çekileceğimizi unutmadan, üzerimize düşen ve gücümüz yetenleri samimiyetle yapabilmemizle mümkündür. 
   
İzzet ve şeref, felah/kurtuluş, mutmain bir nefisle Rabbimize dönüş, razı olan ve olunan bir kul olabilmek için, bu dünya hayatında vahyin olumsuzladıklarını olumsuzlamak, olumladıklarını olumlamakla ve hayatımıza yansıtmakla mümkündür. 
   
Rabbimize duamız-niyazımız Müslüman olarak hayatımıza son vermesidir ve Salih kullarından kılmasıdır.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

İbrahim Gülter
04.08.2013 21:32
Yüreğine sağlık kardeşim..
Yaşanan ve aslıyla uzaktan yakından alakası olmayan bir din algısı.. Bu algıya sahip yığınlar ve samimi bağlanışlar..

Öte tarafta küçük menfaatler, türlü çıkarlar uğruna gerçeği gizleyen, gerçeği ortaya çıkarmayı fitne sayan mürekkep yalamış hocalar güruhu...

Bir yanda gerçeği adeta tiksindirecek tarz ve mahiyette muhatabın gözüne gözüne sokmaya çalışan yol yordam yoksunu zevat...

Akademik çalışmalar içine boğulup, ayakları havada dolaşan ilim ehli(!) zevat..

Kafa yapısını hiç kaale almadan, şekle, pratiğe takılıp kalan, inançtan yoksun amel peşinde gezen fetva makamı fakihler..

Saymakla bitmez.. Bir dokun bin ah işit misali.. Müslümanlığı vahye iman ve teslimiyet olarak anlayıp, dosdoğru bir istikamet tutturanlardan olmak duasıyla..

Kalemine yüreğine sağlık Kemal kardeşim..
Musap
17.07.2013 23:56
Allah razı olsun Kemal kardeşim!
Vahiyle kurulması gereken zorunlu ilişkiyi, Rabbimizin aralarının kesilmemesini istediği iki şey olan fıtrat ve vahyin bütünleşmesi sonucunda İslami şahsiyetin, aklın, imanın ve hayatın vahiyle inşa edilerek hayatın nasıl ibadet kılınması gerektiğini ve sonuçta ahiretin nasıl kazanılabileceğini vukufiyetle izah etmişsiniz. Allah razı olsun, yüreğinize, kaleminize sağlık. Allah istikameti koruyarak vahyin arındırıp inşa edici ve kurtarıcı mesajını şahidliğini yaparak insanlara ulaştırmayı ve rızasını kazanmayı hepimize nasip etsin inşallah.

Buna rağmen Yakup kardeşimizin de dikkat çektiği üzere, sizin de yazınızda ifade ettiğiniz gibi, çevremizdeki büyük çoğunluk Kur'an'ı okumadan, vahiyle kurulması gereken bu zorunlu ilişkiyi hakkıyla kurmadan ve hayatı vahiyle dönüştürme ve inşa çabası göstermeden ve üstelik kendilerinin de Müslüman olduklarını zannedip iddia ederek dünya hayatlarını tamamlıyorlar.

Bize düşen üzerimize düşen hikmet ve güzel öğütle, hal ve Kâl ile davette ısrar etmek, hidayet, insanların istemeleri ve çaba göstermelerine bağlı olarak Allah'tandır. Bu imtihan dünyasıdır, herkes imtihan olmaktadır. biz bize düşen sorumlulukları yerine getirmeli, muhataplarımızın davete icabet etmemeleri bizden kaynaklanmıyorsa, yapacağımız bir şey yoktur. Hatırlayalım ki, Nuh (as) 950 yıl gece gündüz çabaladı, gizli açık anlattı ama onun güzel ve hikmetli davetine bir gemi dolduracak kadar insan bile icabet etmedi. Ye'se düşmeye gerek yok. Allah ayaklarımızı sabit kılsın.
Hilal Sertkaya
16.07.2013 12:57
TEŞEKKÜR
Allah razı olsun. Yazılarınızdan istifa ediyoruz. Hayırla devamını bekleriz. Rahman bizleri sözlerinin amili kılsın.
Yakup Döğer
16.07.2013 01:49

Selamün aleyküm Kemal abi.

Toplumu değiştirmek ve dönüştürmek böyle yapılıyor demek ki, böyle bir yol izliyorlar. Dinin aslına muhalif, indirilmiş ilahi olanı bertaraf edip, kendilerinden uydurdukları dinlerini halka tebliğ ediyor medyatik kapitalist hocalar(!). Bazen denk geliyor görüyoruz, beş dakika dinleyemiyor insan, neler saçmalıyorlar, dini paraya dünyaya satmak böyle oluyor demek ki. Nasılda itibar görüyorlar nasılda ilgiyle izleniyorlar, içimiz sızlıyor, kalbimiz ağrıyor ve biz bir şey yapamıyoruz. Adam kalkmış sahura özel, iftara özel dualar besteliyor. Hele ki İslam Aleminde olan bitenle hiç işleri yok. işleri güçleri reyting, hangimiz daha çok izleneceğiz...

Biz ne yapacağız bu durum karşısında, sözümüz itibar görmüyor, "sen falanca hocadan daha mı iyi biliyon?" Evet biliyorum, ama onlar bilmiyor daha iyi bildiğimizi. "Gerçek şu ki, sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir. (39/ 30) Evet, bu vebalin hesabını da yapıyorlar(mı)dır ?

Yüreğine sağlık abi, selamlar.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat