''Hayatı mağaralarından okuyanlar ve değerlerini satıyorlar"üzerinden seçimler


Kemal SONGÜR, ''Hayatı mağaralarından okuyanlar ve değerlerini satıyorlar

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Bu coğrafyada tanzimat (1839) ile temelleri atılan batılılaşma, jöntürkler ile neşvünema bulan mankurtlaşma(1866), ittihat ve terakki (1889) gibi kurtuluşu batı zihninde görerek olumsuzlukların faturasını din'e kesip la dini söylemlerle ve dahi Türk Milliyetçiliği virüsünü zerkeden acımasız pratikleriyle kan kusturan batı öykünmecisi örgütler/partiler ve sonrasında da TC ile -şiddet/baskı/asimilasyon öncelenerek- devam eden la dini/sekülerite ve türkçü şovenizm dayatmasıyla "toplum mühendisliğine" soyunularak bu halk sömürülmüş ve zulme maruz bırakılmıştır.

    Sistemi üretenler, bütün kurum ve kurallarıyla içselleştirerek benimseyenler, laik rejimden bileisteye razı olanlar, İslami yönetime/hayat tarzına karşı tutum alan ve moderniteyi din edinenler, hayatı la dini/seküler okuyanlar ve kemalist, faşist-ırkçı, ulusalcı, sol-sosyalist bütün güruhlar ve bütünüyle mankurtlaşan öykünmeciler, stockholm sendromuna düçar olanlar, bütün bu kesimler bariz olarak İslama hasımlıklarını fasılasız devam ettirmektedirler.

    Din tasavvurunu salt kuru bir inanç ve amelsiz aidiyet formuna indirgeyenler, hayata müdahil olan din tasavvurunu zihinlerinden/hayatlarından sürgün etmelerine rağmen "atalar dini kabulünden" hareketle "Müslüman" etiketini aidiyetlerden bir aidiyet sadedinde görenlerin bukalemun/pragmatist bir hayatı sürdürmeleri sürgit devam etmektedir.

    Kimileri de kendilerini İslam’a nispet ederek namaz-oruç-tesettür gibi bariz emirleri, içki-kumar-zina gibi bariz nehiyleri dikkate alarak hayatına yansıtmasına rağmen; İslami yönetim/ümmet/din için mücadele gibi konu(m)lardan (kah bilgisizlikten kah vurdumduymazlıktan kah korkusundan kaynaklı) uzak duran ve adeta "TSE" standartlarına uygun "dindar" tipolojileri de varlığını sürdürmektedir.

     Yakın seleflerimiz olan Akif,  Afgani,  Abduh, Reşid Rıza, İkbal ve Babanzade'ler gibi hayırla yadettiğimiz öncülerin öze/vahye ve ümmetci şuura dönüşe yönelik canhıraş cehdleri arzulanan sonuçların doğmasına yetememiş ve nihayetinde yetmişlere kadar din tasavvuru (genel olarak) salt inanca ve ruhsuz ritüeliteye indirgenen/hapsedilen ve hatta görece görüntüsüne bile çoğu kez müdahale edilen konumda olmuştur. 20-30-40'lı yıllarda Müslümanlara yönelik şiddetli baskının ve dahi elde kalan sembollerden ezanın bile Türkçeleştirilmesi İslam’a yönelik düşmanlığın pervasızlığını/hoyratlığını resmetmekteydi. Din ile uzak yakın alakası olmayan Menderes eliyle ezanın tükçeden aslına rucu ettirilmesine yönelik demokrat partiye arka çıkılması gerçeği dahi bu halkın hem çok bunaldığını hem aldatıldığını hem de din'e dair aidiyetinin 'görece' silinemediğinin resmidir.

    Daha yakın seleflerimiz olan ve Türkiye'deki Müslümanlara yönelik de öze dönüş muştusunu tetikleyen Benna, Kutup, Udeh, Mevdudi, Aliya, Humeyni, Beheşti, Şeriati, Faddallah, Said Şaban ve benzeri ses getiren öncülerin dinin hayatın tümüne müdahil olması gerektiğine yönelik hakikate mebni söylem ve amelleri ümmet coğrafyasında yankı bulmuştur. (Rabbimiz merhameti ile muamele etsin dualarımızla)

    Yaşadığımız coğrafyada da Kur'an merkezli hayatın okunmasına/inşasına yönelik Rahmetli Sait Çekmegil'in, Ercüment Özkan'ın, Atasoy Müftüoğlu'nun, Mehmet Alagaş'ın, Hamza Türkmen'in, Beşir Eryarsoy'un, Mustafa İslamoğlu'nun ve daha nicelerinin cehdleri ile yegâne kurtuluşun vahyin gölgesinden hayatın okunması/inşa edilmesi gerçeği dillendirilmiştir.

    Konu başlığına dönecek olursak;

    Nebevi mücadele öğretisine aykırı olmasına rağmen; bu topraklarda MNP/ERBAKAN ile başlayan ve AKP/ERDOĞAN ile devam eden ve dahi kimliklerini Müslüman olarak önceleyip niteleyen, siyonist ve batı zihnini/sömürüsünü/hayat tarzını reddeden söylemleriyle klasik partilerden ayrıştığını deklare ederek halkın önüne çıkan, öncü kadrolar olarak kahir ekseriyetinin dine dair bariz emirleri namaz-oruç gibi yerine getiren ve yine dine dair bariz yasaklar olan içki-kumar-zina gibi nehiylerden sakınan, ümmet söylemleri ve 'görece' pratikleri ile diğer klasik partilerden ayrıştıklarını ve dahi ırkçı/kavmiyetçi olmadıklarını dillendiren, sistem içi verilecek mücadele ile Müslümanlara alan açılarak ve tedricen İslami boyanın/görüntünün yaygınlaşmasına matuf özlemlerle ya da kaygılarla cehd edileceği savıyla partileşmeler, kısaca demokratik mücadeleye soyunan ve bunu da "Yusuf kıssası-harp hud'a'dır/hiledir-eman müessesesi vb" argümanlarla aldıkları/ürettikleri fetvalarla! sistem içi mücadeleye girişilmiştir.

    Yıl 1980 ve ihtilale altı gün kala, aksa ve Kabe maketleri ve de "şeriat gelecek vahşet bitecek" sloganları altında Konya'da gerçekleştirilen görkemli olan mitinge katıldım, sonrasında 1986'da Mehmet Alagaş ve Mehmet Özdemir ağabeylerle tanıştıktan sonra tevhidi düşünce ve nebevi davet/mücadele kulvarına duhul ettim, o yıllarda refah partisinden birçok tanıdık ile ve hatta zaman zaman farklı şehirlerde düzenlenen ev toplantılarıyla bu konuları tartışır ve demokratik mücadele ile İslami yönetime ulaşılamayacağını her daim dile getirirdik. Bu kısa anekdotları dile getirmemin nedeni; o yıllarda muhataplarımıza yönelik tekfir cümlesi ya da iması yapmadan ve bütünüyle ötekileştirmeden İslami delillerimizi dile getirirdik, çünkü muhataplarımızın hayat tarzı, İslami niyetleri/özlemleri, ümmet söylemleri, kendilerince ürettikleri argümanları vardı ve bizler bu yüzden yürüdükleri kulvarları reddetmemize rağmen konuyu tekfire taşımıyorduk ve de iletişim köprülerini dinamitlemiyorduk. Örneğin çok sevdiğim rahmetli Bahattin Yıldız ve muadilleriyle dostluğumuzu sürdürüyorduk, şehid Metin Yüksel'e salt MSP'nin gençlik kolları olan akıncıların liderliğini yapması nedeniyle "acaba şehid sayılır mı/olur mu" şeklinde hiç şüpheye düşmüyorduk.

    Kısaca bu ülkenin tarihi serüvenini özetledikten sonra gelelim Tayyip Erdoğan/AKP rüzgarı karşısında farklı yaklaşımlardan kaynaklı eski dostların/kardeşlerin bırakın selamı sabahı kesmelerine 'adeta' birbirlerine düşman olmalarına ya da bütünüyle itici dil kullanarak geliştirdikleri söylemlere.

    Sevgi/saygı duyduğum ve yararlandığım, Kur'an, sünnet, siret/rasul tasavvuru, tarih, ümmetçi söylemleri ve benzeri birçok konudaki yaklaşımlarına/kabullerine katıldığım, lakin, AK parti rüzgarına karşı yaklaşımlarına ve yönlendirmelerine katılmadığım ve fakat bu nevi yönlendirmelerin ne çıkar ne rant ve ne de sistemi içselleştirme kaynaklı olmadığından hareketle ve dahi İslami yönetim arzusu-hedefi-özlemi-cehdi içinde olduklarından zerre kuşku duymadığım tanıdığım birçok Müslümanın ve dahi bu rüzgara kapılan ümmet coğrafyasındaki nice öncülerin kendilerince ürettikleri Müslüman/ümmet maslahatına yönelik argümanlarını yanlış-yanılgı-hata olarak görmekle beraber asla akidevi alana taşıyarak bırakın tekfiri, imasını bile dillendirmekten Allah'a sığınanlardanım.

    DESTEK/OY VERİLEBİLİR DİYENLERİN YA DA VERENLERİN YAZI VE SÖYLEMLERİ:

"Bıraktığımız yerde kalmışlar" "hayatın akışını çekildikleri mağaralarından okuyanlar/yani hayatın içinde olmayanlar zımnı ile" "oy verme koy ver mi diyelim/yani oy vermemek koy vermektir zımnı ile (en azından oy verilemez diyenlerin delillerinin hakkını teslim ederek tercih sizin diyebilen)" "ümmetin maslahatını düşünmeyenler" "oy vermemekle İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmek ve de yardımcı olmak/bu yaftaya söylenecek söz bulamadım, ama çok aşağılayıcı bir söz olduğunu söylemeliyim" ve birçok itham edici ve itici söylemde bulunmaktadırlar.

    Son olarak oy vermenin uygun olduğunu savunan bir kardeşimizin yazısından küçük alıntı: "Fakat üzülerek belirtmeliyim ki, 1 Kasım seçimlerinde -teşbih de hata olmasın- üçüncü parti olarak çıkan bu kesim içinden bazıları -ümmetin maslahatını düşünmelerinden- bu seçimde içtihat edip de oy kullananları, dillerine doladıkları demokrasi kavramı içinde değerlendirip kafir ilan etmenin derdinde. Böyle düşünenlerin hiçbiri merak etmesin. Bu seçimde içtihat edip de oy kullanan milyonlarca insan, demokrasiyi hep bir put olarak gördü. Put olarak da görmeye devam ediyor. Hem de küresel istikbar güçlerinin acıktıklarında yedikleri helvadan bir put olarak! Hak ve sabır tavsiyesine amenna. Fakat son süreçte yaşananları okuyamayıp; şoför Kenan ağabeyin, kuaför Perihan ablanın, fırıncı Nazmi dayının, bakkal Aydın amcanın, komşu Neriman teyzenin ferasetine dahi sahip olamayanlar kimseye iman dersi vermeye kalkmasın. Hatta Rum Suresinin ilk ayetini hiç okumasın! Dedim ki; Bilsinler ki, klavye mücahitliği/mücahideliği yaptıkları sosyal medyadaki o sayfalar da en az demokrasi kadar kirlidir. Necistir. Pisliktir. Akletmeyene… Kullanmasını bilmeyene!" demektedir.

    Yani, kardeşim! "oy vermeyen Müslüman ahaliyi bakkal Aydın amca, kuaför Perihan abla, şoför Kenan ağabey, fırıncı Nazmi dayı kadar ferasetli davranmadıkları ve onlar kadar ferasetli olamadıkları bühtanıyla suçlamakta ve kendince aşağılamaktadır. çok yazık..

    DESTEK/OY VERİLEMEZ DİYENLERİN YAZI VE SÖYLEMLERİ:

"Demokrasiye kulluk ve vatandaşlık ibadeti/ibadeti-kulluğu sandık odasını mescid bilip parti putuna secde etme zımni ile" "tağut severlik/sandık odasını bütünüyle Allah'ı inkar ve partiyi put edinerek secdeye kapanmak zımni ile" "Kur'an'ı red ve Resule düşmanlık/yeni vahyin parti tüzüğü olduğu ve parti liderini de yeni elçi görülmesi zımni ile" "oy veren halkın tümünü yumuşak tekfir ve verilebilir diyen hocaları şiddetli tekfir etmek/oy verilecek perdenin aralanması ve pusulaya mührün vurulması mutlak cehenneme geçiştir zımni ile" "halkın önüne konulan sandık aslında bir din seçimi oylamasıdır/oyu attığın an İslamı bütünüyle bırakıyor başka bir dine geçiyorsun zımni ile" "Hamas/İhvan salt seçime girdiği için UZLAŞMA ZİLLETİNE DÜÇAR OLMUŞLARDIR VE BAŞLARINA GELEN BÜTÜN ÖLÜMLER/SÜRGÜNLER/MAHPUSLUKLAR bundan dolayıdır ve dahası davaları meşru değil gayrimeşrudur" diyebilen ve daha bir çok apaçık tekfir cümleleri olan ve muhatabın hayatını, özlemini ve İslam’a dair cehdlerini ve hatta ümmet coğrafyasındaki kardeşlerine yardım götürürken şehid olmalarını "salt oy kullandığı" için bir kalemde kendi defterinden silebilen ve bununla da yetinmeyip hesap günündeki defterden de silmeye cüret eden kimi öncü "radikaller" bulunmaktadır.

    Böyle düşünen biir başka kardeşimiz ise: Eski muvahhidleri eleştireyim derken kantarın topuzunu kaçırıyor değil kafalarına vuruyor misali şunları ifade edebilmektedir "Son söz olarak sisteme eklemlenmiş olanlara yönelik bir inzarım olacak. İslam'ın sizin SİYASİ, İKTİSADİ ve İCTİMAİ hayatınıza müdahale etmesine izin vermiyor ve fakat sadece ve sadece cesetlerinizin İslam hukukuna göre def(n)edilmesine muvafakat gösteriyorsanız! Kusura bakmayınız o halde siz imanı ölüme tehir etmiş olanlardansınızdır ki bu iman; Allah'ın düşmanı olan firavunun kabul görmeyen imanından başka bir şey olmayacaktır." diyerek hem bühtan hem de kolaylıkla zulmedebilmektedir.

    İşte her iki yaklaşımın pervasızlığı, iticiliği, ötekileştiriciliği ortadadır ve bu yaklaşımlar hısımlarımızı değil hasımlarımızı sevindirecek ve bizden sonraki nesillerimize olumsuz ibretlikler oluşturacaktır.

    Özetle; Vahyin gölgesinden hayata bakan, tanzim etme derdinde olan ve İslami yönetimin/boyanın insanlık için tek kurtuluş olduğu gerçeğine iman eden ve bunun için mücadele eden bütün Müslümanlar kardeştir. Birbirlerini kardeş bilmelidirler. Sistemi bütünüyle reddettiği için vebale girmeme adına oy vermekten sakınanlar ve yine sistemin gayrı İslami olduğu kabulü olmasına rağmen ümmetin/Müslümanların maslahatı gerekçesiyle destek olan ya da olunabilir diyenleri de kardeş bilmekteyiz ve usulünce eleştirmeye devam edeceğiz. Bunu yaparken de adil şahidliğe sadakat göstererek yapacağız.

    Ayrıca, yüz de yüz katıksız küfrü, şirki ve Allah'a, Resule, Müslümanlara düşmanlığıyla Kur'an'da resmedilen güruhlara yönelik inzal edilen ayetleri, insafsızca/pervasızca/merhametsizce iman eden ve hayat tarzıyla bu imanını yansıtan ve fakat salt oy verme yanılgısına düşen Müslümanların üzerlerine boca edilmesinden vazgeçilsin. Allah'ın ayetlerini muhataplarını eleştirirken yersiz ve alakasız kullanmaktan hesap günü dikkate alınarak sakınılması gerektiğini hatırlatmaktayız.

    Müslüman kimliğini ve bunun mutlak testini oy verip vermemeye indirgemek, oy verenlerin gerekçelerini/kasıtlarını, kendince ürettikleri maslahatları, hayatlarını, özlemlerini, din'e dair cehdlerini, diğergamlıklarını, ümmetçi yaklaşımlarını ve dahi pratiklerini hiçe indirgeyerek "yumuşak ya da sert tekfir" etmek ya da tekfirci anılmamak için Firavun'a/papaz'a/haham'a ya da katıksız kafirlere yönelik inzal olunan ayetleri muhataplarına boca etmek kişiyi tekfirci olmaktan azade kılmaz. Bu ümmetin kendi aralarındaki şiddete yönelik en büyük belası TEKFİRCİLİKTİR.

    Siyere şabloncu yaklaşanların bu şablonculuklarını kendi üzerlerinde de uygulamalarını salık veririm, örneğin; Resulullah ya da sahabelerden örnekler verilirken ne hikmetse hep muhataplar göz önüne alınmaktadır, mesela; rasul ya da sahabeler darunnedve'den  öğretmen/memur/görevlilik karşılığında ya da emekli maaş alırlar mıydı? (şahsen buna karşı olduğum için bunu soruyor değilim ve kendim de bağkurdan emekliyim) Demem o ki, üfürmeden önce aynalardan yararlanmak lazımdır. Dahası memurluğu/öğretmenliği asla oy verme konusuyla eşitlememekteyim, oy vermenin yanlış olacağını ve hele sistemi kurum ve kurallarıyla içselleştirerek ve bile isteye sahiplenerek yapılmasının bariz şirk/küfür olacağı tartışmadan varestedir.

    1 Kasım seçimlerini şöyle okumaktayım: Bu ülkede/halk nezdinde Kemalist, ulusalcı, faşist/ırkçı, şiddet körü yaklaşımların ve böğüre böğüre bariz İslam düşmanlığı yapanların prim yapması asla söz konusu değildir. Hiçbir zaman da olmadı ve lakin korku/baskı temelli sindirildi.

    Bu halkın karşısına vahyin hayat kurtaran mesajları ile ve merhamet diliyle ve dahi hor görmeyen kuşatıcı söylemlerle/örnekliklerle çıkıldığı takdirde hayra yönelik sonuçların alınacağını ummaktayız.

    Bu halkın Gölcük depreminden Van depremine, Soma faciasından Suriye mültecilerine, Filistin/Gazze'den Somali'ye kadar gösteregeldikleri vicdani örnekliklerini müşahede edenlerdeniz.

    Bu halk başta din olmak üzere her şey istismar edilerek yanlış yönlendirilmiş ve sömürüye tabi tutulmuştur. İşte Muvahhidlere düşen sahih din tasavvurunu kendi pratiklerinde örnekliyerek halka yansıtmanın cehdi içinde olmalarıdır.

    Halkın değerleriyle savaşmayan ve prototipleriyle onlardan olduğu noktasında ikna ediciliği olan Tayyip Erdoğan/Ahmet Davutoğlu figürlerinin teveccühle karşılandığı vasatı kabulünden hareketle, sahih din'in müntesipleri olan muvahhidlerin öncülük ettiği örnekliklerin yaygınlaşmasını ve doğuracağı hayrı varın siz düşünün.

    Tabi bu muvahhidlerin hem tevhide sadakat göstermeleri hem de davet usulünü iyi bilmeleri hem de muhataplarımıza dünya ve ahiretlerini düşündüğümüzü (bir kişinin hidayetine vesile olmak üzerine güneş doğan her şeyden hayırlıdır) ve diğergamlığımızı merhametle göstererek düşünmelerini/görmelerini sağlamak, kısacası bunu içtenlikle hissetmelerine neden olacak yaklaşımların sergilenmesidir.

   Sistemin gayrı İslamiliğinden hareketle ve ahirete yönelik titizlenmemizden dolayı vebali dikkate alarak oy kullanmamaktayız. Lakin, Kemalist/faşist/ırkçı ve bariz İslam/ümmet düşmanı olan CHP-MHP-HDP ve benzerlerinin ve dahi küresel vampirlerin üzülmesi/kahrolması bizleri sevindirmektedir. Bu ortamda ortak paydaları İslam’a hasımlık olan güruhların kazanması yerine "aktif/fiili" destek vermemek/dayanak olmamak kaydıyla Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu ile resmedilen AK partinin kazanmasına halkın yarınlarına yönelik kazanımlarından dolayı tercih etmekteyiz. "Ha sisi ha Mursi" "ha Tayyib ha Kılıçdaroğlu" "ha Meşal/Haniye ha Abbas" diyebilen toptancılardan/şablonculardan değiliz, bu yaklaşımların hem adil hem de ikna edici olmadığını bilenlerdeniz.

    İslami yönetim arzusunu taşıyan ve bunun gerçekleşmesi için cehd eden bütün Müslümanlara selam olsun. 


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat