Gazze ve "Ümmet"


Kemal SONGÜR, Gazze ve

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Gazze; yeryüzünün kişi başına en az toprak parçasının düştüğü, sınırlarının "vahşi hayvanlara rahmet okutacak" vahşi mahlukların yaşadığı ve siyonist alçakların işgal ile hüküm sürdüğü bir coğrafyayla sınırlanan, adı "refah" olan fakat işlevi kankusturmak ve müslümanları aşağılamak için kullanılan göstermelik kapı ile çevrelenen, karadan, denizden ve havadan korkunç ambargoya/ablukaya tabi tutulan, tarihsel olarak nice peygamberlerin elçilik görevlerini icra ettiği, medeniyetin neşet ettiği, müslümanların ilk kıblesinin yer aldığı ve arzın sahibi tarafından etrafı bereketli/mübarek kılınan Mescid-i Aksa'nın yanıbaşında olan, yokluğa/yoksulluğa/mahpusluğa ve çevresel olarak her türlü ihanete uğramalarına rağmen onurlarıyla direnen yiğit müslümanların yaşadığı, nufusu iki milyon ve yüzölçümü 365 kilometrekare olan ve de toplumsal/yönetsel hayata büyük ölçüde İslamın boyasının vurulduğu bir toprak parçasıdır.
    Gazze;'kişi başına düşen' bütün bu sıkıntılarına ve yoksulluklarına rağmen ümmet coğrafyasında'kişi başına düşen' izzetli/onurlu duruşun ve müslümanca direncin en güçlü yaşandığı bir toprak parçasıdır. Yeryüzü coğrafyasında müslümanların yaşadığı hiçbir beldede nufusa oranla'kişi başına' izzet ve onuru/direnişi kuşanan böylesi bir yoğunluk/topluluk ve bir toprak parçası bulunmamaktadır.
    İşte bunun için; Gazze’nin girişinde Arapça bir tabelada “Hüna Gazze” yazıyor. “Burası Gazze”.. Ve bir alt satırda bir cümle daha var: Başını dik tut.. diye hatırlatılmaktadır.
   Hamas'ın öncü liderlerinden olan ve oğlunu, gelinini, torunlarını şehid veren Halit el Hayyan olanca soğukkanlılığıyla ve dik duruşuyla şehidlerine rahmet duasında bulunduktan sonra mücadelemiz Mescidi Aksa kurtuluncaya ve zalimleri bertaraf edinceye kadar sürecektir diyerek ümmete selam göndermektedir, tıpkı Hamas'ın ve bütün Gazzelilerin haykırdığı gibi.
    Ümmetin halipür melali ortadadır;
    İlahi öğreti olan Kur'an'ın mehcur bırakılmasının doğal sonucu olarak mezheplerin/meşreplerin din edinilmesi, mülüman isminin/duruşunun ideolojik ve üretilmiş teolojik eklentilerle birlikte tanımlanma zilletine düşürülmesi, aidiyetin ve önceliğin İslamın/müslümanın hizbi olunacağı yerde, coğrafi-kavmi ve mezhebi önceliklerin galebe çalması, dahası bu ayrışmaların fiilen hasımlığa dönüştürülerek "müslüman" kanının "müslüman" eliyle akıtıldığı bir zaman dilimi yaşanmaktadır.    
   Son istatistik verilere göre günde bin müslüman öldürülmekte, bunun yüzde 10'u bariz kafirler eliyle (budist/siyonist/çinli/amerikalı gibi) yüzde 90'ı da kendilerini İslama nisbet eden tarafların birbirlerini öldürmesi şeklinde gerçekleşmektedir.
    Gazze'ye dönecek olursak ve Hamas'a yönelik "müslüman" olarak anılan çevrelerden sadır olan can yakıcı söylemlere bakacak olursak; 
    Ben "müslümanım" diyenlerden Sisi yaltakçısı selefi nur partisi şeyhi Talat Zehran'ın Gazze'ye/Hamas'a yardım etmek caiz değildir diyerek safını lanetli zalimlerden yana koyabilmesine ne demeli acaba. Dünya hayatında kiminle omuz omuza hareket ediyorsanız mahşerde de onlarla birlikte haşrolursunuz. Fravun Sisi ile beraber olanlar ortak akıbeti paylaşacaklardır.
    Haricilerin/tekfircilerin günümüz versiyonu olan sınır/kural tanımaz  ve vahşetleriyle ellerini müslüman kanına bulaştıran Işid'in Filistinli müslümanları sapkınlıkla suçlaması ve de sıranın Hamas'a geleceğini höykürmesi gelinen durumun vehametini özetlemektedir.
    Bir de "radikal" olarak anılan çevrelerin bir kısmında; Hamas için "kronik uzlaşma hastalığına düçar olmuşlar" diyerek direnişi gözlerden/gönüllerden düşürerek güya! tevhidi/dini koruduğunu zannedenler bulunmakta ne yazık ki. Tıpkı zihinsel dedeleri olan harici/tekfircilerin "la hükme illa lillah" cümlesinin arkasına sığınarak Hz. Ali başta olmak üzere sahabeleri tekfir ederek gözden düşürme ve bu yaklaşımlarını da "tevhidi koruma" adına yaptıklarını zannetmeleri gibi. Heyhat! Fasılasız olarak üzerlerine (teslim olmadıkları için) bombalar yağan Gazzeliler ve onların öncüleri Hamas "uzlaşı zilletiyle/hastalığıyla" tanımlanacaksa eğer, yokluğun/yoksulluğun en koyusunu solumalarına rağmen onurlarıyla direnenlere bu tanımlama layık görülecekse eğer, "uzlaşı kavramını" tekrar  tanımlamak gerekir ve bu vicdansız bühtanı yapanların yaşadıkları "uzlaşısız hayat" nasıl olurmuş kendi hayatlarından örneklendirerek göstermeleri artık bir şeref borcudur.
   "21. yüzyıl hastalığı" istemezukçü/beğenmezükçü müslüman tipolojisi!!!
    Bu hastalığa yakalananlar kendi ben'lerini/kabullerini biricik merkez zannederler ve çizdikleri şablona uymayan her ne varsa istihza ile küçümserler ve müslümanlardan sadır olan hiçbir söylemi/eylemi beğenmezler. Örneğin; Gazze için iyi niyetlerle ve ümmetçi sorumluluklarıyla tepki vermek için sokağa inenleri (yakın geçmişte İhvan için destek mitingi yapanlara yönelik de aynı aşağılayıcı dili kullanmışlardı) istihza dili kullanarak "gaz çıkarıyorlar" "deşarz oluyorlar" "çekirdek çitliyorlar" gibi aşağılık tasvirlerle resmediyorlardı. Bir de bu yaptıklarına kılıf olarak "Kur'an'ın gündemi" olmadığı için konu Gazze de olsa sokağa inilmemeli gibi adeta'Kur'an'ı mızrağın ucuna takıyorlardı'. Oysa, zulme uğrayan ümmet coğrafyasında yaşayanlar için bu nevi etkinliklerin moral motivasyonu olduğu ve yanlız olmadıkları duygusunun yaygınlaştığı ve ümmet bilincine katkı sağladığı bilinmektedir. Dahası, bu hastalığa yakalananların "çok önemli! çok yoğun!" çalışmalarına Gazze için sokağa dökülenlerin ne gibi bir engel teşkil ettiğini çok merak edenlerdenim.
     Yine bu istemezukçüler İHH ve benzeri yardım kuruluşlarını hılful fudul indirgemesiyle istihzaya tabi tutmaları görülmektedir. Evet, ne sokağa inmek yeterince bir çözümdür ne de sadece yardım kuruluşlarıyla yetinmek çözümdür.  Aslolan, oluşturulması gereken İslami hareketin alt etkinlikleri olarak olması gereğidir. Fakat, seksen milyonluk bir ülkede yaşıyoruz, eksiğiyle gediğiyle yapılan bu nevi iyi niyetli çalışmaları istihza diliyle gözardı edileceğine daha iyisini yaparak örneklendirmek gerekmez mi? Tabi en kolayı istihza etmek ve en zoru da model ortaya koymak. Bunun için istemezukçüler en kolayını tercih ediyorlar ve ulaştırılan yardımların kaç can kurtardığı kaç kişinin karnı doyduğu kaç kişinin barınma imkanı bulduğu gibi hususlar "beğenmezukçülerin" ilgi alanı ol(a)mamaktadır.
   Şehid Ahmet Yasin'in ifadesiyle; "yardım etmiyorsunuz bari karşımızda olmayın" diye haykırması var olan durumu özetlemektedir. Gazze'ye ağlamayan bırakın müslüman olmayı insan bile değildir. Ancak, "kelenami belhüm edal"dir.
   Muvahhid Müslümanlara selam olsun; vahyin tanımladığı sahih din kabullerine ve ümmetci yaklaşımlarına, İslami yönetimin sevdalılarına, mezhepler/meşrepler üstü düşünen ve Allah'ın bahşettiği eklentisiz müslüman/müslim ismiyle yeterince şereflendiğine iman edenlere, ümmetin dört büyük belası olan tekfirci-omurgasız-kavmiyetçi-mezhepçi savrulmaları bertaraf etmek için cehd edenlere selam olsun.
    Şehid Benna'ın dediği gibi; ittifak ettikleri konularda yardımlaşan ve ihtilaf ettikleri konularda birbirlerini mazur gören ve bu sorumlu davranışlarıyla zalimleri sevindirmeyen müslüman yüreklere selam olsun, rahmet olsun.   
    Gazze şahid/şehid olmaya ve öğretmeye devam ediyor. Selam olsun Hamas'a ve Gazzenin yiğit evlatlarına, Rahman şehadetlerini kabul etsin dualarımızla.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
27.07.2014 01:09
tekraren hatırlatma...
Hüseyin abime ve Yakup kardeşime teşekkür ediyorum. Kassam'ın komutanı; özelde/öncelikle Türkiye'den ve genelde dünyanın değişik yerlerinden yükseltilen gazzeye/filistine destek ve siyonizme lanet mitingleri bizlere güç-moral vermekte ve bu verilen desteğin Gazzeliler için önemini hatırlatmaktadır. Ayrıca, zulme uğrayan ümmet coğrafyasında yaşayanlar için bu nevi etkinliklerin moral motivasyonu olduğu ve yanlız olmadıkları duygusunun yaygınlaştığı ve ümmet bilincinin artmasına katkı sağladığı bilinmektedir. Dahası "çok önemli! çok yoğun!" çalışmalar içinde olan meşgul kardeşlere şu soru sorulabilir, Gazze için sokağa dökülenlere yönelik, her defasında bu tür etkinliklere ''duygusal tepkimeler'' ''gaz çıkarıyorlar'' gibi yaftalarla yüksekten bakanların çalışmalarına ne gibi engel teşkil ettiğini çok merak edenlerdenim. Katılmıyorsanız bu sizin tercihiniz, bari istihza etmeyiniz diye tekrar hatırlatıyorum bu radikallerimize!! selamlar.
Hüseyin Alan
26.07.2014 15:47
-2-
Sokaklarda, meydanlar da yapılan gösterileri, mitingleri, dayanışma toplantılarını beğenmeyenleri insafa mı, akıllı olmaya mı çağırmalı, bilmiyorum.

Bu tarz gösteriler öncelikle katılanlarını bilinçlendirir, duyarlılığını artırır. Sonra da gösterilerin gerekçesi ülkedeki Müslümanlara moral ve güç kaynağı olur.

Devletler sokak gösterilerine bakarak politika belirlemezler. Hatta çoğu kere sokak hareketlerini geri planda devletler düzenler. Eyvallah...

Bir iki üç beş derken esaslı bir görüşe sahip olanlar, siyasi işlere hakim olanlar işe el atmasını da bilirler mi. Eveet. Kaldı ki hiç bir şey yapmamanın da bir devlet politikasına uygun olduğunu bilmeliyiz.

Modern devletler parlamento yoluyla değişmez diyenler, doğru söylüyorlar. Sistem içi miçi sloganlarla büyüyenler, devletin ve sistemin nasıl değişeceğine dair hiç laf da etmiyorlar ama! farkında mısınız? Sorun ne?

Ben söyleyeyim mi: devletler sokaktan değişir. Evet sokaktan. Şayet sokağa dair proğramın, stratejin varsa, ve bunu açıkça konuşabiliyorsan, sorunu çözersin...

Burada sadece iki örnekle yetinmek istiyorum: Hz. Peygamber, Kabe yürüyüşünü düzenlemesi ve Abdullah bin Mesud'un meydanda rahman süresini okurken yediği dayak olayı. Bunların arkasında stratejik bir akıl ve programı olan bir hareketten bahsedildiği anlaşılmalı.

Sokaklarda yapılan çeşitli gösterileri tahfif ederek "gaz boşalımı", "heyecan tahliyesi" olarak görenler, kendilerini bi daha gözden geçirsinler. Okudukları ayetleri bağlamında anlasınlar.
Hüseyin Alan
26.07.2014 15:11
SINAYICI OLAN ALLAHTIR -1-
Gazze konusu bir çok konuda ayıraç olacak sanki. İhvan da benzer ayıraçtan diğeridir.

Kuran okuyan bu nesil var ya, Emevi saraylarına, Abbasi saraylarına küfrederek yaşadı. Saray uleması diye alimleri redderek gelişti. Osmanlı devletini islam devleti hiç saymadı...

Bu neslin büyük lafları vardı. Büyük iddiaları da. Alimallah mangalda kül bırakmamacasına. Allah sınayıverdi bunları, söylediklerinden, iddialarından dolayı, gerek topluca, gerekse tek tek... Kaybediyorlar, yazık!

Cumhuriyetin sarayları saray sayılmadı. Cumhuriyet beslemesi aydınlar cumhuriyeti, laikliği, demokrasiyi savunur oldu. Kapitalist sömürüyü, liberal ahlaksızlığı, haramdan edinilmiş servet yığmayı, laik sahtekarlığı meşrulaştıracak kadar alıklaştılar.

Cumhuriyet devletinin saraylarında üretilmiş Suriye politikası peşine takılırken kendinden sandığı iktidarların kuyruğu olmayı ne kadar sevdiler: Uzun yıllar sürecek iç savaşın, yokluğun, sefaletin, candan ve namusdan dahi bizar oluşun sorumluluğunda pay sahibi olacak kadar.

Devletlerden ve iktidarlardan bağımsız olmanın asaletini ve izzetini tatmayan bu nesil, eleştirdikleri geçmişin alimlerinden çok daha beter, hatta kıyaslanmayacak kadar çamura çöktüler. Beter çünkü geçmişin cümlesi şeriat hükümlerinin cari olduğu devletlerde yaşadı.

Şeriat da neymiş dedirtecek kadar cumhuriyet saraylarının müdavimi ve destekçisi olanlar, kayıptalar. Gazze kazanıyor, kazanacak ama kaybedenler kaybetmeye devam edecekler.
Yakup Döğer
25.07.2014 00:59

Allah razı olsun Kemal abim.

"Burası Gazze,başını dik tut" ne güzel ifade.
Ümmetin adanmış kurbanları,Mü'mince bir hayatın nasıllığının en güzel öğretildiği yer Gazze.Onlar dirensin şehit olsunlar,öğretmek için en ağır bedeli ödesinler,bizim onmaz radikaller de fikirsin,izansız edebiyatlarına devam etsinler.

Bir zamanlar Afgan bir mücahit demişti, "Siz cihadın edebiyatını bile yapamıyorsunuz" diye.

Gazzenin edebiyatını bile yapamayanlar,ümmetin yaptığı yanlışlara(!) olur olmaz nefsine göre ayar verenler,gitsinler modernist düşünceleri ile Kuran okuyup tevillerde bulunsunlar.

Kalemine yüreğine sağlık abim.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat