''Gasb Terimi'' Allah’ın hakkı gasb edilir mi?


Kemal SONGÜR, ''Gasb Terimi'' Allah’ın hakkı gasb edilir mi?

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


  ALLAH'IN HAKİMİYETİNE ENGEL OLUNABİLİR Mİ? Gibi soruların cevabı, elbette olamaz-güç yetirilemez olacaktır, çünkü, mülk O'nundur ve O her şeye güç yetiren mutlak kâdir olandır.(67/1,2)

     GASB: Bir malı ya da hakkı sahibinin izni/haberi olmadan zorla/zora dayalı olarak almak ve el koymak, saldırarak sahip olmak, yağmalamak, güçlükle solumak, nefes nefese kalmak gibi anlamlara gelmektedir. Yani, gasb eden de gasb edilende acizdir, gasbı yapacak olanın güç biriktirmesi ve zulümle bunu icra etmesi gerekirken, gasba uğrayanında bunu savuşturmaya güç yetirememesi ve aciz kalması durumu olacaktır.

     Allah, her iki durumdan da münezzehtir.

      Allah'ı 'zımnende olsa' hâşâ aciz görme/bırakma anlamına gelebilecek ve buna mukabil inkârcı tağutlara/müstekbirlere "mutlak güç" vehmedecek bu tarz söylemlerden şiddetle uzak durulması imani bir zorunluluktur. Rabbimiz, imtihana mebni olarak kuluna "fücur ve takva"yı ilham ederek iki yönü benliğine yerleştiren(91/8) ve her iki yönden birini kuluna irade vererek kullanmaya mahkum eden, (kul iradesini kullanmaya mahkumdur, imtihan bunun içindir, yapıp-yapmadığı her ne varsa iradesinin sonucudur) hak ile batılı göstererek ve dileyen iman dileyen inkar etsin (18/29) diyerek ve de yapacakları tercihlerin akıbetlerini "ödül/cennet-ceza/cehennem" olarak belirleyeceklerini hatırlatan ALLAH'TIR.

     Kimi yazı ve söylemlerde tağutların/müstekbirlerin Allah'ın hakkını GASB ettikleri ve hakimiyetine el koydukları gibi çok yanlış cümleler kurulabilmekte ve bu yaklaşımlar güya! Allah'ı ve hakkını savunma refleksiyle yapılabilmektedir.

    Oysa İki büklüm tuvalette ihtiyaç gidermeye mahkum olan, bir nefeslik sermayesi bulunan, yaşayabilmesi için hem kendi bünyesinin hem dış faktörlerin işleyişine dahi dahli bile olamayan, bir saniye sonrasına garanti veremeyen aciz bir mahluktur insan. "Eğer Allah dileseydi, onların tümünü hidayet üzere toplardı" (6/35), ama böyle dilemedi, kullarını imtihana tabi tutmayı diledi, Rabbimizin; "onlara süre/mühlet veririz" uyarısı ve insanlara zulmeden zalimlerin yaptıklarından habersiz olduğunu sanmayın(14/42) hatırlatması, olan bitenin İMTİHAN/SINANMA olduğu hakikatini göstermektedir.

    Hülasa; varlık aleminde hiçbir mahluk Allah'ı aciz bırakamaz ve O'nun hakkını GASB edemez.

    Hani kısa bir film vardı, kamera önce dünyada küçük bir noktaya odaklanıyor ve sonra dünyayı da içine alan muhteşem uzay yolculuğu yapıyor ve varabildiği noktadan dünya bir küçücük zerre gibi bile zorlukla görünüyordu, işte ey insan! Varlık aleminde okyanusta bir damla misali olan bir dünyada yaşamaktasın ve bu dünyadaki kapladığın alan zerrenin zerresidir, haddini bil ve ona göre yaşa, yok eğer haddini bilmez ve acizliğini görmez isen mutlaka haddini bildireceğiz denmektedir.

    Allah'ın emir ve nehiylerini dikkate alarak yaşayan ve yaşanılması için mücadele edenler ile zulmü meslek edinmiş inkârcıların mücadelesi/savaşımı olarak bu dünya hayatını görmek durumundayız, şahsi, ailevi, ekonomik/sosyal/toplumsal/siyasal-yönetsel olarak İslami hükümlerin uygulandığını ya da uygulanmadığını dile getirmek ve hakkıyla bunun fotoğrafını çekmek başka bir şey, Allah'ın hakkı ve hakimiyeti gasb ediliyor cümlesini kurmak başka bir şeydir.

   Vahiy bir bütün olarak bizlerin ne olduğunu, nasıl inanıp ve nasıl yaşamamız gerektiğini, irademizle yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan ve yapmamamız gerekeni yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimizi bildirmektedir ve bunu da (43/44) ayetiyle uyararak son nokta konulmaktadır.

   Bu hayatta şirki yönelişleriyle zulüm üretenler ve buna karşı tevhidden neşet eden adaleti savunanlar ahirette hesabını verecekler, ödül ya da cezayı iliklerine kadar yaşayacaklardır.

   Hz Adem'den son Rasule (a.s) kadar bütün nebiler ve bizden önce onların yollarını izleyen tevhid erleri vefat etmiştir, buna mukabil firavunlar-nemrutlar, şaronlar da geberip gitmiştir. Tercihleri gösteren Allah'tır, seçim kullarındır ve kullar iradeleriyle tercihte bulunacaklardır, bu dünya hayatında sorumluluklarını yerine getirme cehdi içinde yaşayıp Müslümanca vefat etmek ya da inkârcı bir rics/pislik olarak geberip gitmektir.

   Kulların ellerinden gelen kendilerine -imtihana mebni- olarak bahşedilen iradeleriyle tercihte bulunmalarıdır, cürümleriyle ne Allah'ı aciz bırakacak ne Allah'ın hakimiyetini GASB edebilecek durumda zinhar değildirler.

   Allah'ın mutlak hakimiyeti ve HALLAG olarak yaratması ve her an her işe müdahil(55/29) oluşu zamanla-mekanla sınırlanmaksızın bütün ihtişamıyla devam etmektedir. Ta ki, aciz olan kulların inkârı kendi aleyhlerine, imanları ve salih amelleri de kendi lehlerine olduğu (30/44) gerçeği bilinsin. Kul ne yaparsa netice itibari ile kendine yapmaktadır.

    Rabbimiz, sıratımustagım üzre ayaklarımızı sabit kılsın ve canımızı müslüman olarak alsın dualarımızla.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Huseyin Şaşmaz
08.11.2016 23:59
BİR İNSANIN BU DÜNYAYA GELİŞ GAYESİ İÇİN TAKİP EDECEĞİ İSTİKAMET
Oysa İki büklüm tuvalette ihtiyaç gidermeye mahkum olan, bir nefeslik sermayesi bulunan, yaşayabilmesi için hem kendi bünyesinin hem dış faktörlerin işleyişine dahi dahli bile olamayan, bir saniye sonrasına garanti veremeyen aciz bir mahluktur insan.
*******
işte ey insan! Varlık aleminde okyanusta bir damla misali olan bir dünyada yaşamaktasın ve bu dünyadaki kapladığın alan zerrenin zerresidir, haddini bil ve ona göre yaşa, yok eğer haddini bilmez ve acizliğini görmez isen mutlaka haddini bildireceğiz denmektedir.
***************
BİR İNSANIN BU DÜNYAYA GELİŞ GAYESİ İÇİN TAKİP EDECEĞİ İSTİKAMET
Asıl olan. vakanın eşyadaki özellikleri ile olan ilişkileridir.
İNSANDAKİ HALLER..(EŞYADAKİ ÖZELLİKLER.) DEN BAZILARI.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat