Farkın Farkındalığı Yada Ümmetin İntiharı


Kemal SONGÜR, Farkın Farkındalığı Yada Ümmetin İntiharı

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Kur'an'ın belirlediği ve zorunlu kıldığı iman umdelerinin mü'mini olan (Bakara 2/177), helal ve haramların belirlenmesinde hükme dair referansı yaratıcıya tevdi eden (Yusuf 12/40), kulluğu/ibadeti şeriksiz olarak Allah'a has kılan (Nisa 4/36), vahyin bütün zamanlara müdahil ve hayat kurtaran mesaj olduğu ve de ondan/Kur'an'dan sorulacağımız hakikatine teslim olan (Zuhruf 43/44), Vahyin inşa ettiği (Şura42/52) ve vahye sadakatle elçiliğini icra eden(Maide 5/67) ve dahi usvetün hasenetün (Ahzab 33/21) olan rasul(lerin) a.s örnekliklerini rehber edinen, hısımlığı/kardeşliği Müslümanlara (Hucurat 49/10) ve hasımlığı zulmü meslek edinmiş kafirlere/zalimlere (Fetih 48/29) gösteren, kimlik tercihini/aidiyetini İslam/Müslüman olarak kabul eden ve Hududullah ile kendini/hayatını resmeden, ilahi öğretinin yeryüzü ölçeğinde yaşanılır olmasını ve adaletin kuşatıcılığını arzu eden/cehd eden her şahsiyet İslam ümmetinin müntesibidir/parçasıdır. Bu temelden hareket ederek kardeş olmaları/yardımlaşmaları ve İslam düşmanlarına karşı "ümmet cephesi" oluşturmaları ibadi bir sorumluluktur.

Müslüman’ca aklediş; son resul/nebi ve son kitab/vahiy hakikatine, nübüvvet sürecinin sonlandığı ve gönderilmiş tüm vahiylerin özünü/hakikatini içinde barındıran Kur’an mesajında toplandığı gerçeğine, insanlığın değişmez-değiştirilemez hak/gerçek değerlerini temsil eden, bilginin kaynağı olan, bireysel ve toplumsal olarak insanın nasıl inşa olunacağını vaaz eden, adaletin ve takvanın yegane adresi olan, Allah katında makbul olan dinin/yolun İslam olduğunu, bundan böyle değişmez-değiştirilemez ve değiştirilmeye güç yetirilemez ilahi mesajları ve hayat veren hükümleri bünyesinde barındıran tamamlanmış-korunmuş-çelişkisiz olan Kur’an'ın temsil ettiğine ve edinilmiş/aktarılmış/üretilmiş ne varsa vahye arz edilerek ve de onay alınarak hayatın okunmasına/inşasına dönük cehdlerin yapılması gerektiğine teslim olan duruşun adıdır.

Müslüman’ca aklediş; vahyin vaaz ettiği dinin emir ve nehiyleriyle yetinmeyip'dini enflasyona tabi tutan' ruhbanlar gibi (Hadid 57/27) olmaktan sakınan ve "Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek/sizi zora sokacak şeyleri sormayın" (Maide 5/101) ilahi uyarısını dikkate alarak dinin arı duruluğunu/yalınlığını detaylara indirgeyip boğmayan ve de "De ki: Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? (Hucurat 49/16) ilahi beyanıyla ürperen, din'de tenzilata girerek'adeta' amelle ispatı olmayan kuru/soyut bir inanca indirgemekten de şiddetle sakınan, gayba yönelik bütün konularda nasla bildirilen ile yetinen ve "racmen bilgayb/gayba taş atmayın" (Kehf 18/22) mesajıyla haddimizi bildiren Allah'a boyun eğen ve bu uyarılarla haddini bilen yaklaşımın adıdır.

Müslüman’ca aklediş; İslamın/Müslümanların bugününü/yarınını düşünen ve topyekün savaş halinde olan müstekbirlerin fitneye-fesada dair fasılasız tuzaklarını öngören, Müslümanlar arası yardımlaşmanın/dayanışmanın hayatiliğini fıkheden kişiliğin adıdır.

Müslümanca aklediş; karşılıklı kıskançlığın, hizipçiliğin, ben merkezciliğin, menfaatperestliğin, batıla-zulme göz yummanın ehl-i kitabın/yahudi-hıristiyanların felaketine neden olduğu gerçeğini bilen ve buradan dersler çıkarabilen kimliğin adıdır.

Müslümanca aklediş; haza insan teki olan ve İslam’ı seçen Müslüman’ın tarihsel serüvenini dikkate alan ve buradan hareketle; farklı idrak ve algı kapasitesi, aklın farklı düzeylerde işletilmesi ve bilgilenmeye yönelik gösterilen cehdlerin aynı düzeyde olamaması, temayüllerin çeşitliliği, etkileşimin çeşitli havzalardan oluşu, hayat serüvenindeki önceliklerin ve zor(unlu)lukların farklılığı, içine doğulan şartların çeşitliliği, doğru bilgiye ulaşımda ailevi/kültürel/sosyal şartların rolü ve bu rollerin çoğu kez dezavantaj oluşturabildiği gereçeği, parmak uçlarına kadar farklı yaratılan Müslüman tekinin ruhi/kalbi/bedeni farklılığı ve bunun hayata yansıması, kısaca, fotokopik zihinlerin ve davranışların olabileceği beklentisi içine girmenin eşyanın tabiatına aykırı olacağı gerçeğini bilen, farkın farkındalığında olan ümmetci yönelişin temsilcisidir.

Son vahyin inzali ve elçisi üzerinden on dört asır geçmiş, dinin asli kaynağı olan korunmuş vahiy dışında ve ona rağmen (Hz. Osman döneminin ikinci yarısında yaşanan yönetsel problemler/zafiyetler ve cemel-sıffin vakası gibi can yakıcı hadiseleri ayrı tutmak kaydıyla, Raşid halifeler dönemi büyük ölçüde bundan ayrı tutulmalı ve olumlanmalı ve de güzel örneklikleri buradaya taşınmalıdır) din tasavvuruna dair kah tenzilata kah enflasyona tabi tutularak algı ve olgular oluşmuş, tarihi süreçte siyasi ihtilaflar ve bunun derin kırılması/başlangıcı olan Emevi/Muaviye dönemiyle-eliyle kendini bariz hissettiren hegemonya ve asabiye kaynaklı siyasal çekişmeler/baskılar vuku bulmuş, bu asabiyeleri destekleyen mezhepci/meşrebci/rivayet sultacısı/gücün gölgesindeki yaklaşımlar ve dahası kavmi önceleyen savrulmalar yaşanmıştır. Tarihimizin bu gerçekliği üzerine daha da ayrıştırıcı modern/postmodern savrulmalar/ilaveler eklenerek günümüze kadar taşınan olumsuzluklar neticesinde ümmetin bu çağdaki halipürmelali bütün acı gerçekliğiyle resmedilmektedir. (tarihi süreç içinde izzeti kuşanan sahabeler başta olmak üzere güzide alimlerimizi/öncülerimizi rahmetle ve sevgi/saygı ile anıyoruz ve takipçileri olmayı Allah'tan diliyoruz..)

Bu gerçeklikten hareketle sahih dine müntesip olan salih müminlere çokça görevlerin düştüğü tartışmadan varestedir. Ümmetin bu tarihsel serüvenini dikkate alan ve Müslüman’ca aklediş sahibi olan tevhid erleri bu olumsuz gidişata yönelik çözümlemeler üretmek zorundadırlar.

"Farkın farkındalığı" olarak tanımlayabileceğimiz tarihi, insanı, olayları, yönelişleri, etkileşimleri, yanlış yönlendirmeleri, hatalı okuyuşları, kültürel/sosyal perdelemeleri, emperyalistlerin-müsteşriklerin ümmet coğrafyasına yönelik kurdukları tuzakları ve Müslüman zihinlere zerkettikleri fesada yönelik düşünceleri doğru okumak durumundayız.

İlk pragrafta özetlediğimiz Müslimlik kimliği ve ümmet aidiyeti üzerinde birleşilmesi, "onlar bir ümmetti gelip geçti ve siz onların yaptıklarından sorulmayacaksınız" ilahi uyarısını dikkate alarak tarihsel yaşanmışlıklar üzerinden asabiyelere/kamplaşmalara fırsat vermeyerek ve el’an yaşanan problemleri vahiy ve ondan neşet eden Resulün pratiğine-sünnetine arz ederek çözümleme iradesi gösterilebilmesi, farklılıkların tolere edilebilir en geniş boyutuyla değerlendirilerek yardımlaşma/dayanışma yollarının aranılması ve bunu ortak paydalarla icra edilecek düşünsel/eylemsel yaklaşımlarla teste tabi tutarak "zalimleri kızdıracak ve müslüman yüreklere su serpecek" elle tutulur/gözle görülür örnekliklerin oluşması gerektiğini her salih müslüman istemektedir.

Eski devirlerin faziletli/sorumlu alimleri'ictihada açık' tartışmalı konularla karşılaştıklarında, birliği muhafaza etmek için takvadan çok fetvayı (tercih edilen yerine kabul edilebilir olanı) seçerek, çatışmaya ve fitneye yer bırakmamıştır. Bu anlayış içinde kendi görüşlerine göre mendub (tavsiye edilen) olanı terk edip yalnızca caiz olanın da yapılabileceğini ifade etmişlerdir. Erken dönem Müslümanların birbirlerine gösterdikleri derin saygı ve itibar, birliğe ve kardeşliğe gösterdikleri önem her türlü takdirin üzerindedir.

Vahiyde belirtilen iman umdeleri ve bunun titizlikle korunması her Müslüman’ın ertelenemez önceliğidir, bundan sonra gelecek ikinci öncelik ise "farkın farkındalığında" olunması ve yine vahyin yönlendirmesiyle Müslümanların kardeşliğini tesis etmeleri, yardımlaşmaları ve zulme karşı ümmet cephesi oluşturmak için her şeylerini ortaya koyarak cehd etmeleri zorunluluğudur.

(Furkan 25/31) ilahi beyanı bize/Müslümanlara zalimlerin/kafirlerin fasılasız düşmanlık edeceklerini bildirmekte ve (Enfal 8/46, Ali İmran 3/103) ilahi uyarılarıyla da tolere edilebilir farklılıkların farkındalığında olan ümmetci bir bilinçle kardeşler olmamızı ve dayanışmamızı emretmektedir.

Her Müslüman nefsini muhasebeye çekmeli ve aynaya bakmalıdır, söylediklerim ve yaptıklarım Müslümanların kâr hanesine mi yazılmakta ya da kafirlerin/zalimlerin kâr hanesine mi yazılmakta!!..

Özetle; Vahyin belirlediği dinin, kırmızı çizgilerini/sabitelerini değişken hale getirmemiz ya da değişkenleri sabite haline dönüştürmemiz, "biz elçilerimizi şehirlerin ana merkezlerine göndeririz" ilahi yönlendirmesinden hareketle uzlete/kabuğumuza çekilerek kendimizi koruyacağımız zannına kapılmamız, Müslümanlar arası ilişkilerde "benim olsun az olsun" yaklaşımına düşmemiz, tolere edilebilir olan yönelişleri/yaklaşımları indi çıkarımlarla ve kardeşlik kriterlerini daraltarak zalimleri sevindirmemiz OLACAK ŞEY DEĞİLDİR.

Dünya küfrünün Müslümanlara topyekün savaş açması!!..

Ümmetin el’an geldiği ve görüldüğü nokta itibariyle!!...

Ya tolere edilebilir farkın farkındalığı ile, daha açık ifadeyle bariz/net/yalın/tevili mümkün olmayan bariz küfrü kuşananlar dışında kalan ve kendilerini aidiyet/teslimiyet olarak İslam gören ve de hayatıyla/hayat tarzıyla bunu yansıtan "yerel ve genel" bütün Müslümanlarla yardımlaşmanın/dayanışmanın yolları aranacak, iletişim köprüleri her daim açık tutulacak, ortak payda olan İslam üst kimliği öncelenecek, ümmet şuuruyla hareket edilecek..

YA DA Müslüman olma iddiasını taşıyanların eliyle "ümmetin intiharına" neden olunacaktır.

Seçim Müslümanlarındır ve bu seçimleriyle ahrette hesaba çekileceklerdir.


Yukarı Dön

Henüz yorum bulunmamaktadır!

Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat