Evlilik/Sevgi ve Merhamet"ayeti"


Kemal SONGÜR, Evlilik/Sevgi ve Merhamet

Kemal SONGÜR


A+ |Normal |A-


Mü'min ve mü'mine'nin gerçekleştireceği evlilik ve ondan neşet eden aile İslam toplumunun nüvesidir, islamın hakim olduğu bir mekandır, yani "darul islam" modelenin makarrıdır. İslam ile tanış olmayanların gözünde "İslami hayatın/toplumun/yönetimin" neliğine-nasıllığına yönelik soruların cevap bulabileceği ya da ipucu verebileceği modelliklerdir, yani müslümanca inşa edilmiş evlilikler/aileler hayatı kuşanma biçimleriyle ve görünürlükleriyle doğal davetçilerdir, kadın-erkek, ebeveyn-evlat ilişkisinin islama göre oluşması ve bunun görünürde yansıtılarak örnekliklerin sunulması mü'min ve mü'mine'nin üzerine ertelenemez yükümlülüktür.  Dolayısıyla, güzel örnekliklerin salih amelerimiz, kötü örnekliklerin de seyyielerimiz olarak indallahda karşılık bulacağı tartışmadan varestedir.


     Yaratılmış herşey O'nun ayetidir; varlık aleminin tümü Allah'ın sonsuz kudretini haykırmaktadır. Allah'ın hem kevni hem de hitabi/kitabi ayetleri hikmetlerle doludur, sorumluluk yüklediği ve hesaba çekeceğini bildirdiği ins/cin kullarına yönelik emirleri-nehiyleri imtihana mebnidir, bütün emir ve nehiyler bu dünyada izzetle/adaletle/huzurla yaşanılması ve akıbetimiz olan ahiretimizin de felahı içindir.


    Allah'ın birtek ayetinin bile inkârı/gözardı edilmesi insanlar arası ilişkilerde vahşete/katliama ve adaletsizliğe neden olmaktadır, mesela; (30/22) ayetini inkâr edenlerin ırki/kavmi üstünlük sapkınlığına/saplantısına düçar olmasından dolayı milyonlarca insan tarih boyunca karşılıklı olarak katledilmişler, hem bu dünyalarını hem ahiretlerini mahvetmişlerdir. Kavmiyetçilik/ırkçılık hem Allah'ın ayetini inkâr etmek hem de insan aklına hakarettir.


    İnsana verilen akıl da Allah'ın ayetlerindendir ve verilen bu akıl gereğince kullanılmaz ise pisliğe/zillete (10/100) mahkum olur, bu gerçeği aklı veren Allah bildirmektedir. İnsanlığın yaşadığı zulüm, sömürü, vahşet ve bütün olumsuzlukların nedeni, verilen aklın vahyin gölgesinde kullanılmamasından kaynaklanmaktadır. Allah'a ait olanı insana pay etmek olan şirk bütün zulümlerin kalkış noktasıdır. (31/13)


    SEVGİ VE MERHAMET AYETİ:


    Yoktan varedilmiş herşey Allah'ın ayetidir ve O'nun sonsuz kudretinin işaretleridir/delilleridir, tıpkı bunlar gibi sevgi ve merhamet de Allah'ın ayetlerindendir. "Kendileriyle'sükun bulup-huzurla durulmanız' için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da O'nun ayetlerindendir. Bunda elbetteki düşünen bir kavim için ayetler vardır. (30-Rûm 21)
   "İçinizden bekar olanları evlendirin/nikahlayın" (24/32) ayeti ile kadın-erkek halvetine/birlikteliğine nikah ile meşruiyet kazandıran ve "eşlerimizden ve soyumuzdan göz aydınlığı olacak çocuklar armağan et ve bizi takva sahiplerine imam/önder kıl" (25/74) diye dua edilmesi gerektiğini bildiren de Allah'ın ayetleridir. Hz Nebi de; "Ey gençler topluluğu! sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü harama daha çok kapattırıcı, namusu daha çok koruyucudur." buyurmaktadır.


    Birbirleriyle sonradan tanışan ve adeta elmanın iki yarısından oluşan bir bütün elma gibi evlilikle bütünleşmeyi sağlayan nikah da Allah'ın ayetlerindendir. Artık iki yabancı tanış olmuş ve hayatı bir bütün olarak kuşanmaya başlamıştır. Hayatın sevincini, kederini/hüznünü, çilesini, huzurunu, özlemini, sevgi ve merhametini birlikte bir bütün olarak kuşanırlar.


    Hz. Nebi "Vefa imandandır" buyurmaktadır, vefa imandan sadır olmaktadır ve Allah'a vefası olmayanın kullara vefası beklenemez, eşler arası vefanın olabilmesi için kişilerin önce Allah'a vefası olması gerekir ki, buradan hareketle Allah'ı dikkate alan eşler kendi aralarında vefayı gösterebilsinler.


    Evlilik; sevgi/saygı, emek, sadakat, anlayış ve fedakarlık ister ve bütünlüğün devamı buna bağlıdır. Evli çiftler sırdaştır, dosttur, sevincini de hüznünü de varlığı da yokluğu da beraberce paylaşandır.


    Biz müslümanların hayata bakışı vahiy merkezlidir, vahyin pratize edilmiş örnekliğini sunan Rasul merkezlidir, hayatımızı da evliliğimizi de buna göre inşa etmek zorundayız. 
    Eşlerimiz, sırdaşlarımız ve dostlarımızdır olmalıdır demiştik; Hz. Nebi'nin hayatının dönüm noktası, miladı ve muhteşem dönüşümü Hira'da ilk vahyi aldığı andır ve yer/gök kadar ağır olan, hem düşünsel hem eylemsel dönüşümü/değişimi sağlayan bu ağır ve çok zor olan anını ilk paylaştığı kişi sırdaşı/dostu olan hanımı Hz. Hatice'dir. Neden!? Çünkü eşini sevmekte, güvenmekte, değer vermekte ve yaşadığı o muhteşem/zor anı ilk onunla paylaşmak ve dertleşmek istemekte, başını ve gönlünü Hatice'sinin omuzuna/kalbine koymaktadır. Onun ümmeti olduğunu iddia edenler eşlerine karşı bu güveni bu dostluğu bu sırdaşlığı yaşayabilmekte midirler?


    Yoksa!!; erkekler hanımlarını yemek yapan, yatağını paylaşan, çocuklarını doyuran, evin hizmetini gören adeta ruhsuz bir robot gibi mi görmekte ya da evin hanımının gözüyle erkek de dışarıda çalışıp çabalayan, evin ihtiyacını gideren ve yatağını paylaştığı adeta ruhsuz bir partner gibi mi görmektedir. Böylesi bir evlilik kuru-kupkuru ve ruhsuz bir evliliktir. Birbirlerini sırdaş/dost görmeyen, hüzünlerin ve sevinçlerin paylaşılmadığı, konuşmaktan, nasihatleşmekten ve dertleşmekten hoşnut olunmayan evlilikler sadece ortak olarak hayatın idamesine yarayan ruhsuz evliliklerdir.
    Hayatımızın bir yanı olan evliliği ve hayatımızın tümünü insanlığın güzidesi/kılavuzu ve usvetun hasenetun olan Rasulün örnekliğini yol/sünnet edinir isek hem evliliğimizi hem hayatımızın tümünü anlamlı kılabiliriz.


    Kendisinden sorulacağımız/sorgulanacağımız Kur'an'dır (43/44), erkeğe/kadına ve evlilik kurumuna nasıl bakmalıyızı yine Kur'an'a sormak zorundayız. Allah'ın indinde üstünlük ne sınıfsaldır/kavimseldir ve ne erkeğin ne de kadınındır, üstünlük sadece takva iledir (49/13).


    Allah'ın indinde "kulluk bazında" herkes eşittir (33/35,36) ve kim takvayı kuşanırsa (erkek kadın farketmez) üstün olan odur. Fakat, kimini kimine göre farklı meziyetlerle donattığı için erkek ve kadının birbirlerine üstün olabilecek farklı meziyetleri söz konusudur ve dolayısıyla erkeğin de kadının da farklı meziyetler ile donatan Rabbimiz, her iki cinse de konumlarından ve meziyetlerinden dolayı ve de birbirlerinden faydalanarak hayatı inşa edebilmeleri için farklılıklarıyla uyumlu vazifeler vaaz etmiştir.


    "Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde sorumlu gözeticidirler." (4/34)


     Her iki cinsin faklı meziyetleri ve birbirlerine üstünlükleri vardır, burada fıtrat temel gerekçedir. Erkek fiziksel olarak güçlüdür, dış hayatın sorumluluklarına karşı mukavemeti vardır, ay hali, doğum ve kadınsı engelleri yoktur, dışarıda saldırıya ve engellenmeye yönelik mahzurlar taşımamaktadır, evin geçimini temin için ve hanenin gözeticiliği için elverişli yaratılmıştır. Kadın ise naifdir, ev işlerine yatkındır, çocukları doğuran ve merhametle/sabırla/şefkatle doyuran ve büyütendir, kadın eşdir, anadır ve çocukların mürebbiyesidir, bütün bunları rahatlıkla yapabilmesi için dışarıdaki "rızkın teminine yönelik" zorlukları kocasına havale etmelidir. Zorunlu ihtiyaca mebni olan durumlarda kadının iffetini koruyabileceği ortamlarda çalışmasının yasaklılığını söylüyor değiliz, çok zor olan hanenin işleri ve çocuk eğitimi/bakımı vs işleri üzerine bir de rızık temininin/sorumluluğunun yüklenilmesinin kadına haksızlık olacağı gerçeğinden bahsediyoruz. Rızık temini-sorumluluğu erkeğe aittir, bu hem fıtrat hem vazifelerin adaletle paylaşımı hem de huzurlu evlilik açısından önemlidir.


     Erkek kadının yaptığını yapamaz ve yapamadığı her ne varsa bu boyutuyla kadın erkekten üstündür, kadın da erkeğin yaptığını yapamaz ve yapamadığı her ne varsa bu boyutuyla erkek kadından üstündür, bu farklılıklar fıtratın temel gerçeğidir, her farklı meziyet ve güç, üstünlük taslanılması için değil yerli yerinde kullanılması içindir.


     Hz Nebi (s.a.v) buyurur ki; "iki kişi yola çıktığınızda aranızdan bir imam/öncü seçin" bu hadis ve fıtrat gerçekliğinden hareketle istişari temelde olan her karar aşamasının bağlayıcısı imam'dır, buradan hareketle ve (4/34) ilahi uyarısı gereği evin imamı erkektir, küçük oluşum olan aile için de büyük oluşum olan devlet için de kargaşanın çıkmaması için imamın/öncünün gerekliliği eşyanın tabiatındandır.


     Evin sorumlu gözeticiliğini ve imamlığını erkeğe veren İslam, aynı zamanda Rasulün dilinden erkeğe şunu hatırlatır; "sizin en hayırlınız ehlinize (hanımlarınıza-çocuklarınıza) en iyi davrananızdır"
     Aile içinde de toplum içinde de olumsuzluğun kaynağı cinsiyete yani ne kadına ne erkeğe indirgenemez, tıpkı üstünlüğün cinsiyette olmayıp takva da olduğu gibi.
     Tahrif olmuş kitapların ve modernist zihinlerin ürettiği gibi "kadın" olumsuzluğun-ahlaksızlığın sembolü ve üreticisi asla değildir.


     Kadın maalesef insanlık tarihi kadar eski olan ve yanlış/batıl yüklemenin ve tanımlamanın mağduru olmuştur. "Kadın" ikincil-üçüncül mahluklar olarak görülmüş ve kişiliği gözardı edilip dişiliği ön plana çıkarılarak ezilmiştir-sömürülmüştür.'Kadın" bir şahsiyet olarak sadece Allah'ın dini olan İslam'da onurunu/izzetini kuşanabilmiş ve rolünü hakkıyla icra edebilmiştir. 
   Ahlaksızlığın da erdemin de cinsiyeti yoktur. Rivayet sultacılarının, geleneği bütün tortularıyla süpürüp alanların, hadisleri vahye arz etmeye tenezzül etmeyenlerin ve erkek egemen zihinlerin ürettiği ve de Rasul'e iftira sadedinde "cehennemin çoğunluğu kadınlardan oluşmaktadır" şeklindeki ve benzeri kadını baştan olumsuzlayan (adeta imtihan maçına bir sıfır yenik başlatılan kadın cinsine yönelik) rivayetlerin tümü hem rasulullah'a, hem Allah'ın kulluk bazında eşit yarattığı kadın kuluna iftira ve ihanettir, Kur'an ile taban tabana zıddır.


   Rivayet sultacılarının/hadisleri vahye arz etmeye tenezzül etmeyenlerin zihin dünyasını yansıtan (çok şey anlatan) bir karikatür paylaşayım; Suriye'de sırtına bomba şarapneli saplanan bir kadıncağız feryat ile "ey ümmet neredesiniz" diye haykırır, bu feryadı duyan suudlu kapı kulu ulemasından olan bir alim müsveddesi "sus ey kadın, kadın sesi haramdır" diye höykürmektedir, tabi aynı alimcik!! suudi hanedanına ve destek verdiği büyük şeytan ABD'nin ümmet coğrafyasında alçakça işlediği tecavüzlere yönelik lanet olası dilini yutmaktadır.


   Erkek egemen zihinlerin ürettiği ve vahiyle taban tabana zıt düşen uydurma hadis/fıkıh ile inşa edilen kadın/erkek tasavvurundan ne adaletle kuşatılmış bir evlilik ne de huzurla/sevgiyle/saygıyla/paylaşımla/gönülle donatılmış bir izdivac inşa edilemez.


   Modernist zihinlerin kadın tasavvuru ifrat ise, "erkek egemen" gelenekçiliğin kadın tasavvuru da tefrittir, biri koru(n)mayı rafa kaldırır, diğeri koru(n)ma içgüdüsüyle kadını hapseder. Oysa; vahiy kadından korunarak ve iffetini koruyarak hayata müdahil olmasını ister, her zaman olduğu gibi vasat/denge/ölçü vahyin gölgesindedir.


   Özetle; Toplumun yarısını kadınlar oluşturmaktadır, buradan hareketle mü'mine kadınların hayatın içinde kimliğini/kişiliğini/iffetini kuşanarak var olmaları gerekmektedir. Onurun, izzetin, şerefin, ahlakın nasıl olduğuna/olması gerektiğine yönelik elle tutulur/gözle görülür örnekliklerini yansıtmaları gerekmektedir, bunu komşuluk ilişkileriyle, akraba duyarlılıklarıyla, sosyal hayata katılarak (meşru ortamlarda) özgüven ile göstermelidirler. İslami mücadelenin omurgasını oluşturan davet çalışmaları içinde yer almalıdırlar. Eşleriyle yardımlaşarak cehd etmelidirler. Hayata, insana, topluma dokunan ne varsa ilgi alanları olmalı ve hanenin işlerini gözardı etmeden ve de güçleri nisbetinde mücadeleye omuz vermelidirler. Kimlikleriyle mütenasip ve şartlar elverdiğince okumalı, imkan dahilinde üniversite ve ötesine gidebilmelidirler. Mesela; tıbbiye, edebiyat, sosyoloji, eğitim, tarih, ilahiyat v.s ilim alanlarına dahil olabilmeyi düşünebilmelidirler.


    Vahiy, evliliğin neliğine/nasıllığına yönelik hudutlarını bildirmiştir, erkek ve kadını tanımlamıştır, nerde/nasıl durması gerektiğini vaaz etmiştir, müslüman erkek ve kadınların birbirlerine güvenilir dostlar/yardımcılar olduklarını ve hatta 24/61 ayetinin gölgesinde aynı sofrayı ister birlikte ister ayrı ayrı paylaşabileceklerini beyan etmiştir.


    Müslümanların yaşadıkları olumsuzlukların "bu ister'özelde' evlilik/aile hayatlarında olsun ister'genelde' hayatın tümüne yönelik olsun" başat nedeni; Allah'ın vahyiyle vaaz ettiği dini (57/27 ayeti çerçevesinde olduğu gibi ruhbanlığa kapı aralayarak) enflasyona tabi tutmaları ya da hudutları sündürerek tenzilata tabi tutmalarıdır.


     "Doğrusu Biz size, içinde size şeref ve itibar kazandıran bir mesaj indirmiş bulunuyoruz; şu halde, hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?" (21/10) Her iki hayatın hayrı Kur'an'dadır. Hududullaha karşı haddini/hududunu bilen sadık kullardan olabilmemiz duasıyla.


Yukarı Dön

Yorum yapyorum

Yorumlar

Kemal Songür
02.01.2015 19:41
selam ve dua ile..
Ayşegül kardeşime ve Hilmi ağabeye ilgilerinden dolayı teşekkür ediyorum.
Hilmi
02.01.2015 11:46

Toplumu meydana getiren temel taş mesafesindeki Aile önemlidir. Onun içindir ki kitleyi bozabilmek için hedef her zaman aile olmuştur.Toplumun bu önemli nüvesinin nasıl teşekkül edileceğini ve nasıl korunacağı hakkında Allah kitabında ayetleriyle ortaya koymuştur. Bu ayetleri pratize eden ve bize örnek olan Elçinin yaşamında da açıkca görmek mümkün. Bu düşüncelerle Aklınıza ve ellerinize sağlık diliyorum. Selamlar..
Ayşegül Taşçılar
14.12.2014 13:21

Ne yazık ki, Allah kadını özgür kılmasına rağmen, rivayetlerle kadınlar köle konumuna getirilmiş. Bu sebeple islam da kadın pasif,dört duvar arasında yaşayan,özneden çok nesne konumunda , akletmesine gerek olmayan,adlandıramayacağım bir konuma getirilmiş.Bu yanlı,yanlış bakış açısının yerle bir olmasını umut eder,bu tür yazıların bilhassa erkekler tarafından daha çok yazılmasını isterim.Allah razı olsun Kemal bey,kadına vahiy merkezli bir bakış açısı olmuş.Rabbimiz ömrünüzü hayır eylesin.
Yorum yapyorum

 

Yazarın Diğer Yazıları



Ana Sayfa | Yazarlar | Güncel | Haberler | Dünya | Yorum Analiz | Röportaj | Medya | Etkinlikler | Kültür Sanat